Ads Top

Suhuf-u Subhan 1.Bölüm




ÖN SÖZ


Bismillahirrahmanirrahim.

İza cae nasrullahi velfeth. Veraeytennase yedhulune fiy diynillahi efvace. Fesebbıh bihamdi rabbike vestağfirh* innehu kane tevvaba.(sure 110/1.2.3)


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini

gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O

tövbeleri çok kabul edendir.


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

………………

Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için dîn

olarak İslâm’ı seçtim ve bundan razı oldum. ………………..(Maide 3 )


Bismillahirrahmanirrahim.

Ben İnsanın sırrıyım. İnsan benim sırrım’’ (kutsi hadis)


Rahmeti hudutsuz olan Rahman ve Hudutsuz merhameti olan Rahim. Allah’ın adıyla.

Başlarız


Âlemlerin Rabbi olan Allah’ a hamt olsun. Bize kullarına hamt-i öğretmek için

peygamberlerini gönderen ve hamt ile cehennem azabından kurtarıp şükür ile cennet

nimetlerine kavuşturan Allah’ımıza sonsuz hamt ve şükür olsun.


Bizleri İslam, Kur’an ve İman nimetiyle nurlandıran ve bizleri dostu İbrahim(as) milleti ve

habibi Muhammed (sav) ümmeti kılan Rabbimize sonsuz hamt ve şükürler olsun.


Peygamberlerinin dualarıyla bu mübarek arz ı alayı durduran ve nimetlerini üzerimizden eksik

etmeyen Rabbimize ardı arkası kesilmeyen sonsuz hamt ve şükürler olsun.


Sonsuz salavat incilerinin dizileriyle nihayetsiz selam cevherleri, kulu ve hak peygamberi

Muhammed Mustafa‘nın hikmetlere açık göğsüne, feyizlere açık ruhuna saçılsın, Güneş

Âlemi aydınlattıkça Ruhu Âlemlere gark olsun. Kıyamete kadar gelecek tertemiz ehlibeyte,

Muhammed ümmetinin Salih ve Saliha kullarına selam ve selamet olsun.


Ey zatında ve esmalarında teki olmayan tek, nurun ala nur olan Allah’ım senin kulların

üzerinde ki nimetlerin sayılamayacak kadar çoktur ve hesaplanamayacak kadar sonsuzdur. Ey

Celal ve İkram sahibi Allah’ım senin hazinelerin ve hikmetlerin de akılların ve gönüllerin

kavramasının ötesinin ötesindedir.


Ey Rabbimiz kıyamete kadar yeryüzünde ilim verdiklerinin sayısını çokça artır. Bizleri

bağışla. Bizleri Salih ve Saliha kullarından eyle ve nice kullarından razı olduğun gibi

bizlerden de razı ol ve bizi sevdiğin kullar katına ulaştır. Senin her şeye gücün yeter. Âmin.


Ey İnsan ne kadar yaşarsan yaşa bir gün mutlaka öleceksin. Ne kadar seversen sev bir gün

mutlaka sevdiğin her şeyden ayrılacaksın. Ne iş yaparsan yap bir gün yaptıklarının veya

yapmadıklarının hesabını mutlaka vereceksin. O çetin gün gelip çatmadan kendine gel ve

senin için her şeyi yaratan Rabbine hakiki kul ol.


Kitabımız gönlünü ve ömrünü her nefes insanlığın affedilmesi ve hakiki kul olması, Allah’ın

nurunun tüm insanlığı kapsaması adına adamış ve kendisine dost olarak, Allah’ u ta alayı

seçmiş bir kulun, gerçek yaşantısından süzülmüş hikmetleri anlatmaktadır. Dostunun duasını

kabul eden Rabbin insanlık adına verdiği şükrü mümkünsüz nimetlerin izahını dile

getirmektedir. Ayrıca, Allah yokmuş gibi yaşamanın insanı felakete götüreceğinin ilahi

izlerini taşımaktadır.


Bunun yanında kitabımız, yaklaşık yetmiş altı yıllık ömrün de hiç bir zümreye tabi olmadan

ve bir yerden okuyup yazmadan yaşamış olan. Sekiz yaş civarında Kur’an öğrenimi yapmak

üzere iken o dönemin güvenlik güçleri tarafından falaka ya yatırılıp ayaklarının derisi

kalmayacak şekilde dövülen. Kur’an öğreniminden mahrum kalmanın acısı ile ne kadar ısrar

edildi ve zor koşuldu ise, yeni alfabe öğrenimi için okula gitmeyi kabul etmeyen, fakat

hakikat ilmine kavuşmuş bir ümmi Allah dostunun, emri ilahi gereği sonradan yazıyı

öğrenerek kendi el yazısı ile yazmış olduğu hikmetli kelimelerin beyanını da kapsamaktadır.


Bu beyanın gerçek anlamda aktarılmasında bir hata işlemiş isek Rabbimizden bağışlanmamızı

dileriz. Aklını gönlüne teslim ederek okuyanlara selam olsun. Ayrıca her satırını ibretlik

olarak niteleyeceğimiz bu sayfalar beşeriyetin bugünkü halini gelecek nesillere

bildirmektedir.


Hakikat ehli bildirmiştir ki;

Dinin muallimlerine ENBİYA derler. Bunlar Allah’ı ispata değil İlahi kelimeleri ilana ve

izaha gelmişlerdir.


İnsan Allah’a varlığı hakkında ki delil ve ispatların sayısını artırmak değil, ruhunda ki

ihtirasların sayısını azaltmakla, bir iman ve itikat sahibi olmaya çalışmakla yaklaşır. Allah’ı

hisseden akıl değil kalptir. İşte İmanın insana öğrettiği şeyde budur. Şefkat ve merhamet

sahibi insanlar Allah’ın sevgili kullarıdır. İman sahibine eziyet etmek Kâbe-i on beş defa

yıkmaktan daha günahtır.


Zahit, dünya ile ahiret. Korku sahibi, cennet ile cehennem. İrfan Sahibi, yaratılanla yaratıcı

arasındadır. Bu halde bulunan insanın haline ne insan ne cin ne de cümle mahlûkat içinde bir

tanesi bile akıl erdiremez. Hakkın yanında kendi kıymet ve makamınızı aramayın. Hakkın

sizin yanınızda ki kıymetini arayın o zaman kendinizin ne olduğunu anlarsınız. Hakka yakın

olanlara hak kul farkına varmadan onun matlubu içinde tecelli eder.


Mümin insan şekli ile Allah’ın esma tecellilerinin göründüğü bir aynadır. İnsanda Hak güçleri

ile gizlenmiştir. Sen onunla kendi aranda perde yaptıklarını kaldır. Allah’ın hoşnudiyetini celp

edecek sevgi, amel ve harekette bulunmak kâinat ahengine uymaktır ki bu da Allah’ u ta alayı

zikirdir. Mansur a sormuşlar ben hakkım diyorsun hem de tüm gecede namaz kılıyorsun. Bu

nasıl iştir. Mansur cevaben, birbirimizin kadrini yine biz biliriz demiştir. Vesselam.


Ehli kutup hakkında;

Allah’ın dostu, İbrahim (as) torunu, Muhammed (sav) ümmeti, zamanın kutbu, babadan ismi

Ahmet oğlu Hamza, haktan ismi İbrahim Halil Muhammed el Emin olan hakikat ehlinden,

soy ağacı hakkında bilgi istediğimizde, büyük bir tevazu ile bize şöyle hitap etti. Oğlum,

bizim tanınmaya şan ve şöhrete ihtiyacım yoktur. Rabbimin emri olmasa idi bizim bu

yaşadıklarımızı kaleme alacağımızın da mümkünü yoktu. Çünkü yazı yazma derecemin ne

halde olduğunu en iyi sen bilirsin. Bizim için Rabbimizin rızası ve insanlığın gafletten

kurtularak hakka hakiki kul olmaları en önde gelmektedir. Diğer âlemler de yaşayan

Müslüman kardeşlerimizin kurtulduğu gibi, neslim insanlık da İnşa Allah kurtulmuştur.

Oğlum bütün bu yaşadıklarımızdaki hikmetleri bugünkü beşeriyetin anlamasını beklemiyoruz.

Unutma ki Allah (cc) dostların yalnız bırakmaz ve Allah(cc) bildirmese insanların onları

bilmesi asla mümkün olmaz.


Hitabı ile birlikte bir kaç sayfa da olsa kendi el yazısı ile bizlere nesli hakkında hatıra

bırakmıştır. Biz burada kısada olsa yazmış olduğu bu hatıra satırları aktarmaya çalışacağız.


Bismillahürrahmanurrahim

Ey inananlara Rahman Rahim olan, Rauf Allah’ım. İnanmayanlar için Gafur Kahhar olan

Celal Gaffar Allah’ım. Biz bir sorunun cevabını verirken ve yazarken, ilahi tecelli yatın da

olan kaleme güvenirken acaba yanlış olur mu? Ve ya noksan kalır mı? Derken Rabbim sizden

hem utanır hem korkarım. Rabbim cüz’i bir ilimle yine küllü ilmin huzurundayız. Rabbim

bize hakkı ve doğruyu yazmayı nasip ve müyesser eyle. Âmin. İlim deryası Kudreti Subhan

Allah’ım.


Rabbim ilahi emrinle yazmış olduğumuz kitabı subhan’iyen için bizden Soy ağacımız hakkın

da bilgi isteniyor. Rabbim önce sizin bize verdiklerinizi bildirmeden bizim dünyevi

yaşantımızı bildirmemizin bizim için ne kadar zor olduğunu ancak siz bilirsiniz. Burada

vermek istediğimiz ilahi haberler ise kaleme aldığımız yazılarımızda birçok defa belirtilmiştir.


Fakat yine de söylüyorum ki bu asrın beşeriyetinin bizim bu hallerimizi anlaması hikmetli

müjdeleri idrak etmesi pek mümkün olmaz. Çünkü âdem babamızdan bu güne insanlık ne hal

üzere yaratıldığını bilememiştir. Evet, Allah’ u Halik âdemin bedenini topraktan yaratmıştır.

Suyu yaratmış ve sudanda her şeyi halk ettiğini beyan buyurmuş amenna, fakat suyun

toprağın ve de en önemlisi âdem in ruhunun yaradılış sırrını hiç kimse bilememiştir. Neden

Allah’ u Âlim onu hiçbir halifesine bildirmemiştir? Hikmeti ilahi, Allah’ u Âlim in Ruhlar ile

vazifelendirdiği kulu ve halifesi dünyaya getirilmemişti de ondan.


İnsanlar nuru da peygamberlere ihdas edip kendileri için ortada bir kurtuluş yolu koymadılar.

Dediler ki Allah’ u Âlim âdemi yaratınca ona ruh üfledi. Bunların dediği haşa Allah’ u

kudretin aczi demektir. Allah’ u Kudret üflemedi ruhları yarattı ve ruhları yaratmadan

binlerce yıl evvel Rahim’inden bir Nur Gafur’undan bir Kor ayırıp onları nice uzun

süre seyri sefadan sonra, onlara biz kimiz kelamıyla hitap etti ve onları selamladı. İşte

âlemlerin ve mahlûkatın ruhu bu Nur ve Kor un karışımıdır.


Bu Nur ve Kor da insanlığın adına yaratılmıştır. İnsanlar içinde de insanlığın haber alması için

iki insan vazifelendirmiştir. Rabbim bize bu Nur ve Kor hakkında çok uzun nice hikmetli

bilgiler verdi. Bizde Rahman Rabbimin yardımı ile bir kısmını iş bu kitapta belirttik.


Bize ilmi ile ilham yollarını açan İzzet Rabbimize sonsuz hamt ve şükür olsun. Bundan

kıyamete kadar gelecek olan Salih ve Saliha milletimin hamt şükrü de Rahman Rabbimin

üzerine olsun. Âmin Nur umun Kor umun Halik ı Âlim Rahman’ım.

Nur un imanımdır korunsa nefsim

İman edip nura olmuşum teslim

Onun için Rabbim sizedir aşkım

Nur umun Kor umun Halik ı Rahman


Nur undan Kor undan Ruhlar var oldu

Kâinat üstüne âlemler kondu

Bütün yaratılmış ondan ruh buldu

Âdemi mükerrer eyleyen Subhan


Bismillahürrahmanurrahim

Şimdi gelelim baba ve anadan olan bahsimize. Soy ve milletim baba tarafı İran Azeri oğuz

boyundandır. Göç ederek, Çorum Alaca Hüyük köyünde bir mühlet kaldıktan sonra oradan da

göç edip zeytin deresinin Kızılırmak yakınında bulunan bugünkü ismi kâmil olan köye

yerleşmişlerdir. İş bu köyün kurucularından olan Zeybek Mehmet ağadan sonra, Mehmet oğlu

Ahmet, Ahmet oğlu Hamza, Hamza oğlu Ahmet benim babamdır.


Ana tarafım ker bela mağdurlarından olup göç ederek gelen, çıplak oğlu olarak anılan Ahmet

efendiden gelen Ali efendinin oğlu ve anne babam Mithat (milat) efendinin kızı olan Asiye

den olma Gül Endamdır. Anam Gül Endam ve babam yetim olarak büyümüşler, babaları Rus

Osmanlı savaşında şehit olmuşlardır. Bu iki mütevazı insan evlenip Allah’ u Halik’ın iradesi

ile bizim 1936 yılının on birinci ayının sonlarına doğru dünyaya gelmemize sebep

olmuşlardır. Allah’ u Halik onlardan razıdır. Baba Annem Halise hatun ve Annem Gül Endam

hanımdır. Soyu Ali hazretlerine ve cenabı peygamberimize den Hz İbrahim (as) kadar

dayanmaktadır. Hakları asla zayi etmeyen Rabbim bu durumu en güzel şekilde ilahi

müjdesinde bize bildirmiştir.


Bismillahürrahmanurrahim ‘’ Ya İbrahim Halil Muhammed el Emin biz seni iki

mübarek anadan dünyaya getirdik. Sen İbrahim Halil’in torunu ehli kutup’ umsun

sakın kimseyi incitme’’


Allah’ u Halik’ıma sonsuz hamt ve şükür olsun ki bütün dualarımın kabul olduğunu ve

olacağını da bildirmiştir. Biz bütün insanlığa dua ederiz hatta küfür erbabını bile dualarımızda

bırakmayız çünkü yaratılış sırrı gereği bizim dualarımız hak duadır. Rabbim de hak duaları

asla geri çevirmez. Bize nice vazifeler verip akıl almaz hikmetleri ile yaşatan Kudret’i sonsuz

merhameti daim Allah’ u Halik a sonsuz hamt ve şükürler olsun. Allah’ın selamı ve rahmeti

üzerinize olsun. Âmin


SUHUF-U SUBHAN


BİRİNCİ KİTAP

BİRİNCİ BÖLÜM

EHLİ KUTUP

İBRAHİM HALİL MUHAMMED EL EMİN


BismillahHürRahmanNurRahim

Hikmetli Müjdeler

İbrahim Halil Muhammed Emin Allah’ın Gafur’undan, Kudret’inin koru cehennemin

komutanı ehli kutup. (Devrin hakikat ilminin mührünü elinde bulunduran kendi yaşam

devrinden bir sonra kinin zuhuru belirinceye kadar veliyullah makamının sahibi, hak

peygamberinin varisi, Hz. Muhammed (s. a. v) in bildirdiği beni İsrail peygamberlerinin nebi

si gibi Allah en doğrusunu bilir.)


Bismillahürrahmanurrahim ‘’ Ya İbrahim Halil Muhammed el Emin biz seni iki

mübarek anadan dünyaya getirdik. Sen İbrahim Halil’in torunu ehli Kutup’ umsun

sakın kimseyi incitme’’


Euzubillahimineşşeydanirracin BismillahHürRahmanNurRahim.

Allah’ım senin ilim ve kudretin sonsuzdur. Sen Küllü Şey’ in Kadirsin. Yaratırken yok

olmayan, yaratınca da hep var olan hiçbir mahlûkat yoktur. Bu cennet kadar güzel arz-ı

mübarek de yaşayan mahlûkatın en hayırlısı âdemoğlu olan bizleriz.


Ne yazık ki cennetin üniversitesi olan bu arzı ala ya yalan dedirtmişlerdir. Dünya ya yalan

diyerek kendini inkâr eden insanlık maalesef bu hale gelmiştir.


Babam âdem aleyhi selamdan bu yana hep böyle gelmiş. Ceddim Muhammet Mustafa (sav) e

gelinceye kadar insanlık, adına yakışmayacak şekilde yolunu kaybetmiş ve Allah’ u ta alanın

takdiri ile Kur’an el azim vahiy olmuştur.


Hak kitabımız Kur’an ı Kerim’in dört ismi ve özelliği hakkında; Kur’an il Azim. Azim’ ül

leh, Bütün insanlığa tebliğ olmuştur. Allah’ u Aziz’ ül Kerim onlardan razıdır. (vahiy

başlangıcı ile birlikte) otuz yıl sonra Kur’an il Kerim asrı başlamış ve bin dört yüz yıldır

Allah’ u ta alayı hakkıyla razı eden ve Müslümanları sevindiren, murat edilen yönde bir

gelişme olmamıştır.


Allah Kerim diye beklenmiş, hal ile yaşamak yerine dil ile söylemler tercih edilmiştir. Azim

ve kerim olan Allah’ u ta ala kulunun ne yaptığını bilir.


İnsanlık nefsani arzulara tabi olunca şeytanlaşır ve şeytanı yedi ile yetmiş dereceye kadar

geçer. Ve Azim olan Allah’ u ta alanın bu mübarek arzı alasını cehenneme çevirir. Ondan

sonra da yalan dünya der ve kendini de bu mübarek Ravza-ı da inkâr eder.


Ondan sonra sıra kadere gelir ve ne yapayım kaderim der ve güya sorumluluğu kendince

Allah’ u ta alaya atar.


Biliniz ki, Rabbimin izni ilahisi ile biz sizi elli beş yıldır gözlüyoruz. Şahidim Allah’ u Gafur’

ur Rahim’dir.


Bütün bu köhneleşmiş neticenin oluşumun da elbette ki Müslümanların da çok önemli hataları

bulunmaktadır. Şöyle ki Âlemlere Rahmet olarak gönderilen, cenabı peygamberimiz Hz.

Muhammed (sav.) (Hakkı ile anlamamışlar birçok iftiraları gerçeklerle karıştırmışlardır.

Kimisi resul adına hareket ettiğini sanmış kimisi o olmadan da her şey anlaşılır iddiası

peşinde koşmuşlar hak peygamberini üzerek kendilerine yazık etmişlerdir.) Altı bin altı yüz

altmışaltı ayeti, Hak Kitabımız Kur’an-ı (anlamayı ve anlatmayı hep başkalarına bırakmışlar)

ve veda hutbesini hiçe saymışlardır.


Hak ve son olan peygamberini hakkıyla anlamayarak, Allah’ın kitabını insanların

anlamasından uzak hale getirmişlerdi. Ne yazıktır ki kimi devlet sevdasıyla, kimi ilim sevdası

ile bu duruma öncülük etmişler ve daha da ileri gidilerek zaman la asıl ve özden

uzaklaşmışlardır.


Mezhepçilik, tarikatçılık ve cemaatçilik oluşumuna bilerek veya bilmeyerek ön ayak olmuşlar

ve bu cehaletlerini gerçeğin ta kendisi sayarak neler kaybettiklerinin farkına bile

varamamışlardır.


Bunda yani cahilliklerinde ısrar edenlere söylüyorum ki, Allah’ın izni ile ve Allah’ın ebedi

koruması altında olan Kur-an elinizdedir. Yaptığınız bu işlerin eğer sualini verebilirseniz

Allah’ u ta alanın rahmeti sonsuzdur.


Eğer veremezseniz Allah’ u ta alanın vadettiği ceza yakında mutlaka sizi bulacaktır. Bunların

mezhepçilik anlayışları Allah’ u ta alanın insan neslini günahtan muhafaza edememiştir.

Gerisi ise nefsin arzularının ve şeytan amellerinin en büyük oyunudur. Haramdır ve dahi

günahtır. Süregelen bu kutuplaşma Müslümanın vahdaniyetini de yıkmış ve parçalamıştır.


Birçoğu gibi ‘’Şia günü ‘’der Allah’ u ( cc) gücendirir. Ali hazretlerini ve bizi de ağlatırlar.

Mezhep Âlimleri insanlara ‘’Bizim üzerimize bir mezhep kurun onda da sonsuza kadar ısrar

edin ‘’ demişlerse Allah (cc) onlardan bunun hesabını mutlaka soracaktır. Eğer bu hal üzere

iseler onlardan cenabı peygamberde razı değildir. Müçtehit âlimlerinin kalemi vardır ve

ilimlerini yazarak insanlığın hizmetine sunarlar. Allah’ u ta ala da onlardan razı olur. ( Hiçbir

mezhebin veya kimselerin itiraz edemeyeceği Salih amel işlemek ve halde yaşayan nesli her

türlü sapık inanç tehlikelerinden kurtaracak anlayışı oluşturmak esastır ve büyük bir

görevdir.) Tarikatlar ise, maalesef ilimden uzaklaşmış bugünkü yapısı ile çok daha tehlikeli

hale gelmiş. Ve insanlığa mekândan ve zamandan münezzeh olan Allah’ u ta alayı kul

kapısında arattırmıştır. İnsanlar arasından veli kullar kendilerini gizledikçe örnek alınabilecek

yaşantılarda ortadan kalkmış, kişilik kayıpları yaşanmış ve insanlık kendini din tacirlerinin ve

dinsizlerin eline bırakmıştır.


Taklit etmekten bir türlü kurtulamayan insanlık, sorgusuz ve sualsiz dünyanın maddi işleyişin

de ekonomik, siyasi ve kendi egolarını tatmin edecek yaşam tarzına hemen koşmuş kendini

tehlikeye attığı gibi neslini de kaybetmiştir.


Oysa Hakk’ın yolu namaz olup sıdk ve sadakat ile dua edilir ve Allah’ u ta ala çokça anılır.

Örnek alınabilecek Hak dostlarının olmadığı bir ortamda yapılacak en doğru yol budur.


Bu devam eden yaşam yıllarım da yeri gelmişken bir gerçeği açıklayalım. Biz Rabbimin izni

üzere şeytan ve şeytanın avenesi ile savaşırken, gaipten mektuplar alıyorduk. Bu mektuplar

sayı olarak çok olup içerik olarak ta çeşitliydi. Kimisi de tenkit edip bu dünyanı hesabını

senden soracağız diyordu.


Bu doğrultuda maddeten ve gaibi hakikat olarak bize ulaştırılan mektuplara Rabbimin yardımı

ile cevaplar veriyorduk. Yukarıda ki suale şu cevabı verdik. Bu dünyanın günahını kim

yaparsa benim Rabbim hesabını ondan soracaktır. Mektuplara cevaplar yazdıkça bir daha

gelmiyorlardı. Bu mektuplar içerisinde bizi selamlayıp tebrik edenlerde olduğu gibi, cinler ile

işbirliği yapanlardan bile vardı.


Bir tanesi Lübnan’ın calgadır dağı yüdü köyü diye adres vermiş. İsmi Molla Hüseyin Efendi

idi, bize hitaben şöyle yazmıştır.’’ Yedi yüzyıldır dışlandık bizim için sendemi dua

etmiyorsun. Eğer vaat edilen yenidünya düzeninde bize yer yoksa yevmi kıyamette on iki

imamın aşkına yakandan yapışırım.’’ Diyordu. Cevaben şöyle dedim. ‘’Biz duayı insanlık

adına yaparız sen ve ben şeklinde yapmayız. Yalnız akan kan Müslüman kanıdır.

Rabbime münacatımı yaptım ve müjdesini de aldık. Halik’ım Mabuduma sonsuz Hamt ve

Şükür olsun. Âmin.


Bu molla Hüseyin efendinin mektubunda bize göre üzücü üç yanlış vardı. On iki imam değil

Allah aşkına hitabı kullanılmalı ve geçmiş mazi karıştırılmamalıydı. Çünkü on iki imam

ehlibeyttir ve hesabını da Rabbim bilir, yeryüzünde hiçbir Müslüman yoktur ki ehlibeyti

sevmesin. Müslümanlar günde yüzlerce getirdiği salavat ı şerifeler ile ehli beyte dua eder. Bu

salavatlar bir nevi ’’Allah’ım Muhammed Salli Aleyhin Seyidesin den ve hazreti Ali’den

devam eden Seyide ve Seyitleri Müslümanların içinden eksik etme’’ demektir. Bunları

düşünmeden mezhep kurarak mezhepçilik yapanlar, Müslümanların vahdaniyetini bozarak bu

konuda ısrarla devam edenler, elbette ki Allah’ u ta alanın çok ağır cezalarına da razı

olacaklardır.


Yeri gelmişken bir hadisemi daha sizlerle paylaşmak istiyorum. O zaman kutup ve görevli

olduğumu bilmiyordum. Yalnız evliya halleri üzere olduğumu ilham ilmi ile sezinliyordum.

İsrail Filistin-i işgal edince yaptığı mezalimi görmeyen insan kalmadı. Biz de bu durumu

yakinen izliyorduk. Sürgün yapılan insanların içine giren bir muhabir bir hanım bacımıza

mikrofonumuza ne söylersin dedi.


O hanım cevaben benim bir oğlumu şehit ettiler, bir oğlumu da sakatladılar dedi ve ekledi.

Müslüman davasına sahip çıkan bir askerin ayakkabılarının kaybolmasına, Müslüman

davasına sahip çıkmayan bir ülkenin batmasından çok acırım cevabını verdi.


O anda bir dağın zirvesindeydim ve hayvan otlatıyordum. Olayı da radyodan dinliyordum. Yıl

1960 yanımda mataramda su vardı hemen abdest alıp Allah’ u ta alaya münacatımı yaparken

bayılmıştım. Çünkü düşünüyor ve çok üzülüyordum savaş katliamdır, zulümdür, gözyaşıdır.

Fakat imansızlar savaş başlatınca Müslümana savaşmak da artık farz olmaktadır. Hz Âdem

aleyhi selamdan bu yana Müslümanlar savunma savaşı yapmıştır ve de yapmaktadır.


Allah (cc) indinde birçok din yoktur. Allah katında din yalnız İslam’dır. Bundan gayrısı yalan

ve sahte karlıktır. Eğer öyle olmasaydı Yahudiler Hıristiyanlarla, Müslümanlar birbirleri ile

savaşmazdılar. Allah (cc). Müslümana Müslüman kanını haram kılmıştır. Asrımızda

kullanılan gayrı Müslüm tabiri doğru değildir. Müslümanın gayrısı olmaz. Son peygamber ve

son kitap öncekini kaldırır. Ayrıca semavi din ve semavi kitap kavramlarının kullanılması da

çok yanlıştır. Allah (cc) göklerde değil her yerdedir. Her şey Allah (cc) ta hazır ve nazırdır.

Allah (cc) zamandan ve mekândan münezzehtir. Bunun yanında dinler arası diyalog

çağrışımları ne yazıktır ki Müslümanın aczinin ifadesini göstermektedir. Yalancı nankörlerin

Diyalog anlayışları, kendi öğretilerini hâkim kılmak ve Müslümanı her alanda teslim almak

içindir. Gerisi beyhude çabadır. Her kim ki bu durumun öncülüğünü yapmıştır. Yazık etmiştir.


On iki yaşından altmış dört yaşına kadar İnsanlığın bu vahim tehlikeden kurtulması için gece

gündüz nefes nefese ‘’ Ettehiyatü lillahi vesselavatü vettehibatü’ deyip tüm insanlığın

kurtuluşu için Allah (cc) dua ediyorum. Aziz ve Kerim olan Allah’ u ta ala altmış dört yaşında

miladi İki bin yılının sonunda ilahi bir emirle dualarımın kabul olduğunu bildiriyordu. Aynen

veriyoruz.


Bismillahirrahmanirrahim ‘’ Ey Hamimim, bütün dualarını kabul ettik. Beşeriyetin

üstünde ki nurumuzu bir damla kan akmadan, tamamlayacağız.’


İşte bu ilahi müjdeden sonra hemen toparlanıp, Allah’ım sana muhtacım Hamt ve Şükür

sanadır. Artık görevim tamam mı? Artık sana döne bilir miyim? İfadesi ile yakarışta

bulundum. Bundan önce de şöyle ilahi bir mesaj almıştım.


Bismillahirrahmanirrahim ‘’ Ya İbrahim Halil, Muhammed ül Emin. Biz seni iki

mübarek anadan dünyaya getirdik. Sen İbrahim Halil’in torunu Ehli Kutup’ umsun

sakın kimseyi incitme.’’


İnsanlık adına gece gündüz dualarımız devam ederken bu ilahi kelam üzerinde altı ay

düşündükten sonra Rabbimin yardımı ile şu yargıya vardım.

İbrahim aleyhi selamın milletiyim. Muhammed (sav.) el Eminin de ümmetiyim. Ehli kutup

tabiri ise tüm insanlığa dua eden insan dedim. İki mübarek ana ise babaannem ve kendi

annem, bu iki annenin Allah’ u ta ala yanındaki değerini katımda gizli tutuyorum.


İş bu münhal üzere tam beş yılı dolduruyorduk ki, Azim ve Kerim olan Allah’ u ta ala bizi hiç

hayal etmediğimiz bir görevle görevlendirip muazzam bir sınavdan geçirmiş ve sınavı izni

ilahi ile kazandığımızı ve aynı zaman da görevimizle birlikte Rahman Rabbim bize

bildirmiştir. İlahi takdir onundur. Görev üzerinde çaba ise bizimdir. İnşa Allah’ u Rahman

Allah’ u ta aladan tarafımıza yeni müjdeler ulaştıkça görev üzere olan çabamızı ona göre

belirleyeceğiz. Allah’ u ta alanın beşeriyetin üstünde tamamlayacağını belirttiği nur ise elbette

ki KUR’AN-I KERİMDİR.


On dört yaşına geldiğimde çok daha iyi anlamaya başlamıştım. İnsanlığın hali hiç hoşuma

gitmiyordu ve bu konuda ki hüznüm de tükenmiyordu, yeryüzün de ne kadar insan yaşadığını

araştırdım. Altı milyar yedi yüz milyon dediler ve Müslümanların sayısını yaklaşık olarak altı

yüz milyonun üzerinde olduğunu söylediler. Bunun üzerine hüznüm giderek arttı ve beni

üzüntü ile karışık şiddetli bir düşünce sardı.


Kıbleye yönelerek, Ya Rabbi sen bilirsin Altmış insan da bir insan bu beşer kimin kavmidir?

Ve hangi yolun yolcusudur? Bunlar kime tapıyorlar? Nidaları ile birlikte kalben zihnime

gelen bilgileri de düşünmeye çalışıyordum. İnsanlığı büsbütün cehalet sarmış, birinci cihan

harbi bitmiş ikincisi başlamış, acı, yokluk, korku ve hepsinden daha kötüsü ise Allah (cc)

inancı ile Kitap, peygamber ve Müslüman düşmanlığı hat safhaya ulaşmıştı.


İşte böyle bir zaman sürecinde kitabım Kur’an-ı Kerim üzerinde düşündüm. Bin üç yüz elli

yıldır insanlık bu ilahi kelamı kendi üzerine hâkim kılmış mıdır? Cevap tabi ki çok vahim

olarak karşıma çıkmıştı. İşte o andan itibaren hem insanlığa, hem kitabımız Kur’an-ı Kerim’in

hâkimiyetine, hem savaşız bir dünyaya, hem akılların ve hayallerin kavrayamayacağı gelecek

bir Müslüman dünyasına umudumu kaybetmeden Allah’ u ta alaya gece gündüz dua

ediyorum. Dua ederken İnsanlığın hata ve akla sığmayan tövbesi mümkün olmayan

günahlarından dolayı Allah’ u ta aladan hayâ ediyorum ve gece gündüz insanlığın bu haline

ağlıyorum.


Hayatım bu hal üzere geçerken on dokuz yaşın da bir gece yatsı namazının farzının üçüncü

kıyamın da rükû tekbirini alamıyordum. Dilim ve dudaklarım tutulmuştu bir mühlet sonra

kalbimin derinliklerinden muazzam bir tekbir geldi ve düşüp bayıldım. Bulunduğum yer bir

yayla kümbeti idi beni yatağıma yatırıp yanımdan gittiler. Bir zaman sonra dünyanın bazı

bölgelerini iradem dışında seyretmeye başladım. Bu bölgelerin neresi olduğunu çok güzel bir

ses tonu ile sordular. Ses kesilince kümbetin içi hiç koklamadığım ve tarif dahi edemediğim

çok güzel bir koku ile doldu. Aziz ve Kerim olan Allah’ın Kudreti, Azameti ve Rahmeti

önünde on beş gün hasta yattım.


Bu zaman içinde güzel sesle hitap eden meleğim gelerek ’’ Çok çocuklu ve uzun ömürlü

bir baba olacağımı’’ haber verdi. Bu ilahi haber le birlikte bizi korku ve etkileyici bir

düşünce sardı. Bu hal üzere Allah’ u te ala ya tam kulluk yapamam diye çok korkuyordum.

Hem de geçimini çiftçilik ve hayvancılıkla sağlayan bir insan bu durum karşısın da kulluk

görevini ve verilecek ilahi vazifeleri aksatabilir endişesini taşıyordum.


Bu günler içinde bir gün bulunduğum bölgede çalışan tarım işçilerinin yanına gittim.

İşçilerden bir emmi bana dere yatağından su getirmemi rica etti, su kabını yarı doldurduğum

halde taşımaya gücüm yetmedi. İşte o zaman bir dua vakti olduğunu anladım ve hemen namaz

kılıp duaya başladım. Bu hali benden al ömrümün son günlerinde vermek üzere ya Rabbim

diyerek yakarışta bulundum. Çünkü hadiselerin, çeşitli hallerin hastalanmaların hep kendimle

ilgili olduğunu sanıyordum.


Allah’ u Kerim duamızı kabul edip önce sıhhatimi verdi ve sonra o halleri bizden kaldırdı.

Hayatımızın her anını hüzünle yaşadığım işte o zamandan altmış dört yaşına gelinceye kadar

kırk beş yıl geçmiş ve bize bu zaman içerisinde Allah’ u ta aladan istediğimiz mühlet

unutturulmuştu. Bununla birlikte altmış dört yaşında Halik’ım Rahman’ın müjdeleri tekrar

tecelli edince tam dört yıl toparlanamadım.


Ben kimdim? Bu hallerim ne idi? Görevim ne diyerek sürekli düşünüyordum. Çünkü verilen

müjdeler bildirilen hadiseler, Evliya üstü haller üzere idi. Bir yandan kudreti ilahi ye aklım

yetmiyor, diğer yandan vücudum tahammül edemiyor hastalanıyordum. Eğer Allah’ u ta

alanın yardımı olmasa insan bünyesinin bu hali bir saat götürmesi bile mümkün değildir. İnşa

Allah burada yeri gelmişken tarafımıza dünyanın hayat takviminin çizdirilmesi meselesini bir

daha hatırlatayım.


İlahi müjdeler iki binin sonunda bin dört yüz yirmi bir hicri bir ve on zilhicce arası her gece

saat ikiden sabah namazına kadar ara ara tecelli ediyordu. Bu geceler dışında uzun aralıklarla

beş senedir de bazıları kendimle ilgili olmak üzere devam ediyordu umarım ki Allah’ u

âlemin bu görevinde bir sonu olacaktı.


Kamer i takvime göre 1421 Zilhicce gecesi başlayan Allah u ta alanın tecelli yatı sekiz

zilhicce gecesi saat üçte emri ilahi, namaz arası dua anında bildiriliyordu.


Bismillahürrahmanurrahim ’’Ey Ha mimim kalk duasını yaptığın beşeriyetin hayat

takvimini çiz.’’ İlahi emri veriliyordu.


Hemen seccademin üzerinden fırlayıp masanın kuzeyine geçip yönümü kıbleye getirdim. E

uzu besmele den sonra üç tekbir aldım. Önce insanlığın Allah’ u ta alaya nasıl isyan içinde

olduklarını düşündüm. Sonra Âdem aleyhi selamdan bugüne kadar toprak altında yatanları

düşündüm. Ve bu hayatın fazla olamayacağı kanaatiyle kalem ile bin beş yüz yıl yazdım

kalemi sayfanın üzerinden kaldırdım. Fakat kalemin dört bin üç yüz yıl yazdığını gördüm.


Kalemimin Allah’ u ta alanın emrinde olduğunu biliyordum. Fakat yine de bu süre konusunda

hayret içerisindeydim. Zayıf olan aklıma hemen şu soru geldi. Arada ki iki bin sekiz yüz yıl

yaşayıp ta günah işleyenlerin günahını Rabbim benden sorar korku ve düşüncesi ile tekrar iki

tekbir alıp yine bin beş yüz yıl yazmak istedim ve yazdım. Kalemi defter üzerinden

kaldırdığımda tekrar dört bin üç yüz yıl yazdığını görünce defteri hemen kapatıp kalemi

üzerine koydum. Seccademin üstüne geçip kıyam edip namaz kıldım ve dua ettim.


Allah’ım sen bütün kalplerden geçenleri bilirsin senin koyduğunu kulun kaldıramaz.

Kaldırdığını da hiç bir kimse koyamaz. Sen küllü şeyin kadirsin beni bağışla dedim. Ve beni o

an şiddetli bir düşünce ve müthiş bir korku sardı. Çünkü daha evvel aziz ve kerim olan Allah’

u ta ala ‘’insanlığın üzerinde ki nurumuzu bir damla kan akmadan tamamlayacağız.’’

Buyurmuştu bu ilahi bilgiye rağmen, dünyanın hayat takvimini çizerken ikinci defa kalemi

zorlamam beni derinden üzmüş ve ağlatmıştı. Hem ağlıyor hem dua ediyordum. Dua bitmek

üzere idi aradan da yarım saat kadar geçmişti ki ikinci emir veriliyordu.


Bismillahürrrahmanurrahim ‘’Ha mimim. O takvimden istediğin kadarını

Müslümanlar için ayır.’’


Hemen seccademin üzerinden kalkıp E uzu Besmeleyi çekip dört bin yılını ayırdım ve hemen

dört rekât namaz kılmaya kıyam ettim. Bu namazı eda edemeden düşüp bayıldım. Rahmet ve

hikmetin karşısında dayanamamıştım. Çünkü Aziz ve Kerim olan Hikmet’ il Kudret dünyanın

tapusunu, getireceği tertemiz bir millete nasip ve müyesser ediyordu. Çünkü azim ve Kerim

olan Allah’ u ta alaya dualarım da hep sormuştum.


Bismillahürrrahmanurrahim’’ Lailahe illallahü vahdehü la şerikeleh lehül mülkü velehül

hamdü ve hüve ala küllü şeyin kadirsin. Ya Rab mülk senindir.

Hamd ve Şükredenler biz Müslümanlarız, fakat bu hayâsız zalimler beni altmış yıldır ağlatıp

ilahi huzuruna korku ve utanarak çıkardılar işte bu mülkte bu mülkün nimeti de böyle

zalimlere haram olsun demiştim.’’


Bu mülkün tapusu yazdırılırken hiç şaşırmadım. Ağlayıp ve sevinerek bayıldım. Ve tam üç yıl

sonra kitap yaz emri verilince, bu kılmak isteyip de kılamadığım namazımı kılmış kabul edip.

Kitabıma dört rekât namaz kıldım diye yazarken kalem parmaklarımdan normal bir kayma

yaparak ERHAMÜRMAZ yazdı. Bu kelimeyi düşündüm bir anlam veremedim.


Dördüncü yılın başlarında cehennem keşfettiriliyor ve üç yıldır bana eşlik eden meleğime

ismini sormadığım gibi, cehennemin neden keşif yaptırıldığını da sormaktan hayâ ediyordum.

Bu keşifler ara ara altı ay kadar devam etti. Son keşfin geri dönüşünde cehennemin çıkış

kapısının sağında ak deniz büyüklüğünde bir hafıza gördüm sayılamayacak kadar iniş ve çıkış

merdiveni bulunuyordu. Beyaz köpüklü ve muazzam bir görünüşü vardı.


Meleğime sordum bu hafızayı evvelki keşiflerde görmemiştim şimdi görmemde ki hikmet

nedir. Bu hafızanın adı nedir. Üç yıldır adını sormaktan hayâ ettiğim meleğim cevaben şöyle

dedi. Allah’ u ta ala size izzetinden üç ikram etti. Biri biz ERHAMUR İKRAM. İki

yanında ki evlat İlham i İkram. Üç bu hafıza ERHAMURMAZ.


Allah’ u ta alanın dünyanın hayat takvimini çizdirip bu takvimden Müslümanlar için istediğin

kadarını ayır emri ilahisi ile biz dört bin yılını ayırınca. Kılmak isteyip kıyam edip tekbirle

beraber bayılıp, Aziz Rahmana teslim olduğumuzdaki teslimiyetin hikmeti ilahisi hürmetine,

bu hafızanın halk olduğunu ve cehennemden alıp çıkaracağımız insanların bu hafıza denizinde

temizleneceklerini bildirdi. Böylelikle önceki sayfalarda kalemin kayarak ERHAMÜRMAZ

yazmasında ki hikmetle birlikte meleğimin ismi de açıklanmış oldu. Bize düşen Allah’ u

Âlim, Kudret’e Hamt ve Şükürdür. Kıymetli okuyucu yavrularım cehennemle ilgili açık

beyanım Allah’ u Rahman izin verirse kitabımızın ileri sayfalarında izah edeceğiz.


Dinimiz İslam kitabım Kur’an ve Peygamberim Muhammed Mustafa (sav) yolunda emin

adımlarla yürürken hayatımın her gün ve yılında akıl almaz hikmetlerle karşılaştım ve bu ilahi

hikmet sonucunda ki hallerin kendimle ilgili olduğunu sanarak ne halimden ne de gözümün

yaşından bir damla bile hatunuma ve evlatlarıma göstermedim. On dokuz yaşında geri iade

ettiğim Allah’ u ta alanın hakikat ilmi diye isimlendirdiği ilahi tecellisi, Altmış dört yaşında

geri dönünce Aklım, Nefsim ve İradem bizden alınıp ara arada hafızamı yitirir oldum. Bir

gece namazında ağlayıp, Ey küllü şeyin kadir hafızam nerede, bize deli diyorlar diye nida da

bulundum ve şu cevabı aldım.


Bismillahürrahmanurrahim ’’ Siz onlara aldırmayın Allah sizinle beraberdir. Hafızanız

levhi mahfuzda ki hafızanıza boşaltılıyor. ‘’


İşte Latif’ il lütuf olan Allah’ u Âleminin yardımı ile bir görev üzere gittiğimi anlıyordum.

Yolumuz ümmeti Müslüman’a ve bütün insanlığa dua edip, insanlığı Allah’ın yolu İslam’a

çekmek yoluydu ve bunu da gönülden istiyordum. Zaman ilerledikçe Allah’ u ta alanın

hikmetli müjdeleri karşısında büyük bir görev üzere olduğumu marifet ilmim, his ve

duygularımla sezinleyip, Allah’ u Azim’den gelecek yeni müjdeleri ve haberleri bekliyordum.

Üst üste gelen mübarek haberlerde ebedi âlemde ki görevimizi de, Allah’ u Azim, Kerim

Rahman bildirdi ki görevimiz çok daha büyüktü ve bir ilahi kudret ile devam edecekti. Gafur

ve Rahim olan Allah’ u âlemin İnşa Allah hayırlı ve mübarek olur.


Miladi iki bin yılının sonundan başlayarak önümüzde ki dört bin yılının sonuna kadar,

kitabımız KUR’AN-I KERİM’İN hâkim devri tüm gönüllerde başlamıştır.


Cenabı peygamber aleyhi selam hikmeti ilahi gereği Kur’an-ı kerimin dörtte

Birini açıklamıştır. Dörtte üçü ise on üçer asır arayla dört bin yılda tamamlanacaktır. Allah

küllü şeyin kadirdir. Hem de her milletin evladı Kur’an-ı Kur’an dilinden öğrenerek ve kendi

diline tercüme ederek bu manayı anlamanın hakkını vereceklerdir. Bekleyin zaman yakındır

Allah (cc) Kerimdir.


Kur’an-ı Kerim’in, Kur’an-il baki oluşunun hikmetine gelince, Âdem aleyhi selamdan

Muhammed (sav) kadar vahiy olunan yüz üç kitap, kitabımız bu Kur’an-ı Kerim de

toplanmıştır. Bundan dört bin yıl sonra Allah’ u ta alanın emri ile vahiy olduğu gibi kaldırılıp

Allah’ın Kalemi levhi mahfuz a konacaktır. İşte Kur’an’ı baki denmesinde ki hikmet budur.

Yevmil mahşer günü mahkemeyi Kübra’da, suç yükümlülerine siz bu kitabı görmediniz mi?

diye sorulacak ve görmedim diyen çok az olacaktır. Hâkim ve Adil olan Allah’ u Rab’ il

âlemin görmeyenlerle görenleri en iyi bilendir. Ve cezasını da ona göre verir. Rabbim küllü

şeyin kadirdir.


Dünyanın hayat takvimi çizdirildikten ve muradı ilahi gereği istediğimiz kadarı Müslümanlar

için ayırttırıldıktan sonra, geriye üç asır kalmıştı ve bu üç asır için üç sapma din üzere kalemle

araştırma yaptım. Kalem yazmadı.


Sonra üç günahkâr insan üzerine araştırdım ve kalem yazdı. Kalan üç yüz asrın birincisini

Fitne, ikincisini Fasık, üçüncüsünü Münafık olarak kalem yazdı. O dönem ki fitne asrında yarı

Müslüman bulunur. Fasık asrında dörtte bir Müslüman bulunur. Ve son dönem asrı münafık

ta ise Müslüman bulunmaz. İnsan sayısı da evvel yaşanan dört bin yılın beşte biri

kadardır. Bu münafık asrı yüz yılı doldurmaz ki Halik’ il Kudret olan Allah’ u Âleminin vadi

zuhur eder. Tekrar yaratılmak üzere kıyamet bu münafık asrı üzerine kopar. Bu mübarek

dünyamızın bir adı da yer küredir. Başka bir manada içi ateş dolu ocak demektir. Bu ateş hala

yüksek derece de yanmaktadır. Son vakitte o gün Kudret’ il Kadir den alacağı bir emirle

şiddetini artıran ateş le dünya infilak eder ve göm gök bir toz bulutu olur. Ve ikinci emri

bekler. Halik’ il Kudret’in var ol demesi ile hemen var olur ve cennet sağında, cehennem

solunda, Arasat meydanı isimli güzel bir cennet bahçesi olarak var olur. İşte bu mübarek

dünyamız bu hal üzere orada da insanlığın hayrına çok büyük hizmet verecektir. Allah’ın

izniyle, Müslüman ve Mümin kardeşlerin mahkemeyi Kübra dedikleri ulu divan burada

kurulacaktır. Allah’ u Hür Rahman’ın hâkimiyetinde hesaplar burada görülecektir.

Blogger tarafından desteklenmektedir.