Ads Top

Hakikat Rüyalarım 2.Bölüm


HAKİKAT RÜYALARIM VE HİKMETLİ SEZGİLERİM 2

FİHİ BİSMİLLAH

Rüyam 2: Bir kez daha hatırlayalım;


Gündüz manevi çalışmadan sonra uyumuştum. Bir rüya görmeye başladım rüyamda

tanımadığım bom boş ve düz bir arazide toprak duvar üstünde oturuyordum. Sabaha karşı idi

üzerimde siyah bir giyecek vardı. Omuzuma bir el değdi ve güzel bir ses ile bak burası

kırkların yeridir dedi. Dönüp arkama baktım üç adet Kâbe gibi kerpiçten yapılmış fakat üstleri

uçmuş yani harap vaziyette yer gördüm bende gelen sese cevap verdim mübarekler terk

etmişler harap olmuş buralar dedim. Ve geri kendi istikametime döndüm. Aynı ses bak

geldiler dedi. Döndüm baktım sanki yeniden imar olmuştu simsiyah fakat üstlerinde hiç yazı

yok idi. Hemen yerimden kalktım o tarafa doğru yürümeye başladım. O arada hep birlikte çok

güzel bir sesle salavat getiriyorlardı. Salavatı bende onlar ile birlikte yapıyordum.

Görünmüyorlar fakat içeriden sesleri geliyordu ilk kez duyduğum ve hiçbir yerde görmediğim

bir usul ile ilahi gibi hem söylüyorlar hem de bana öğretmiş oluyorlardı. Salavat şöyle idi;


Allahümme sali ala seyidina Muhammedin (ADLU ) inne biyü ümmi yuva ala alihi ve

sahbihi ve sellim.


O kadar güzel söylüyorlar ki ses adeta bizi içine çekiyordu. Salavatın arasına bir büyük esma

ekleyerek okuyorlardı ve bende hem söylüyor hem de onlara doğru yürüyordum. O arada

semadan sabah ezanı okunmaya başladı ezan saba makamında çok güzel bir sesle

okunuyordu. Bu ezan semadan aşağı doğru insanı adeta sarıyordu o kadar güzeldi ki anlatmak

mümkün değil. Ezan okunmaya başlayınca kırklar meclisi sustular ve bende olduğum yerde

donup kalmış ezanı diliyordum. Ezan bitmeye yakın içimden bir ses namaza mı gitsem yoksa

kırkların yanına mı derken ezan bitti ve içimdeki ses sen namaza git bunları rüyada görüyor

isen zaten namaz hürmetine görüyorsundur dedi ve bende geri dönüp gideceğim vakit bana

göre sağ tarafta olan birinci kırklar meclisi açıldı. Siyah gür kısa sakallı genç biri çıkarak bana

seslendi, nereye gidiyorsun abdest mi alacaksın gel burada su var burada alırsın dedi ve beni

yanına çağırdı. Bende yanına varınca gördüm ki orada bir çeşme var maşallah çok gür ve

berrak akıyordu ve onun bulunduğu alanda birçok dolu ibrikler vardı. Aramızda sadece

dizlerimin hizasında bir duvar var birbirimize dokunacak kadar yakındık. Ben oradan abdest

almak niyeti ile uzanıp bir ibrik aldım. Onu bana ver diyerek elimden ibrik i aldı suyunu

boşalttı ve deryadan akan taze sudan doldurdu al bunu bununla abdest alır sonrada suyundan

içersin dedi. Ben abdest vazifesi ile meşgul iken semadan uçarak piri fani olmuş ihtiyarlar

geliyor ve o gencin kulağına bir şeyler söylüyorlar ve karşısında sıra oluyorlardı sanki rapor

veriyorlardı. Bir iki üç derken çok celallendi ve onlara yüksek bir ses ile halinizden şikâyet

etmeyin diyerek işaret parmağı ile beni gösterdi şunu görüyor musunuz işte biz onu

yetiştiriyoruz dedi. O an dizlerim titredi bir an nutkum tutuldu ve içimden fırtına çıkmış gibi

öyle bir Allah diye haykırışım vardı ki hem de bir değil üç kez içim dışıma dışım âleme çıktı

san ki üçüncü nida da uyandım.


Hikmetleri;


1)- Münir derman hocam kutbu şöyle tarif eder;

Kutbun lügat manası değirmenin alt sabit taşında bulunan uzun mihver demiri demektir. Üst

taşın deliği ona geçerek taş devir yapar. Resul-ü Ekrem (sav) ‘in yeryüzünde halifesi olan zat-

ı ali, kavmin ulusu, Kutup daima cesede n mevcuttur yani sağdır dünya yüzünde, yerini ancak

yediler bilir. Kutup eşyada mutasarrıftır. Hadimleri kırklardır. Bütün ruhani emirler Kutup

makamından çıkar. Kudbiyet hakk tarafından verilir. Gavs ise nöbet bekleyen vekil

manasınadır. Kutup makamına bağlıdır. Gavsiyet Resul-ü Ekrem (sav) tarafından izinle

verilir. Bazen gavsiyet makamı boş olabilir. O zaman kutup tarafından idare edilir. Gavslar

yedilerden seçilir. Gavstan Kutup olmaz. Her büyük veli gavsın kim olduğunu ve yerini bilir.

Görüldüğü gibi hocama göre Kutup ve gavs farklı makamlardır. Kutup Hak tarafından verilir,

gavs ise Peygamber (sav) efendimizin izni ile, kutbun hadimleri kırklar iken gavsın hadimler

yedilerdir. Kutup eşyaya mutasarrıf iken gavs kalplerde mutasarrıftır.


Bu konu hakkında bu işin içinde olmayanlar insanlığa birçok beyanlar iletmiştir. Fakat

hocam bunu bizzat kendisi beyan etmiş idi o yüzden sözleri benim için önemlidir ve senettir.

Açıklanmamış sırları da kabiliyetin ve güzel niyetin ölçüsünde Rabbinin izni ile sen

anlayacaksın.


Kesin olarak belirtiriz ki kırklar gayb erenleri her daim vardır ve bir kişide olsa yine

olacaktır. Unutmayalım ki onlarda bir kuldur hem de yükleri çok ağır kul sen onların halini

görsen belki bir daha görmeyim diye Rabbine sığınırsın boşuna mı dedik ‘’ Oldu sabır azığım

geçti hayli zaman’’ diye onların azığı sabır onların zevki sefası Rabbin razı lığıdır. Onların

kokusunun güzelliğinden bir kez alsan kaç gün sarhoş gezersin ancak bunları gönül kabı geniş

olanlar hazmeder. Unutma kimse kimseyi seçmez ehli Kutup unu Rabbi seçer onu öyle bir

hikmetle yaşatır ki o da yaşadıklarındaki hikmetlere ağlar sonrada duasını eder. Rabbi de

onun duası içinde tecelli eder. Derman Hocam 1989 da mevta oldu sekiz yabancı dil bilir her

gelenle kendi dili ile konuşur. Doktor olmasına rağmen hiçbir malı yoktur bir otel odasında

son zamanlarını geçirmiştir. Beni köy kabristanına gömünüz fazla kişiye de söylemeyin gerek

yok demiştir. Gasletmeyin telkin vermeyin demiştir. O dönemde yedi kişi kaldı iki kişide

yedilerden kaldı. Zaten biri gavs öbürü de vekilidir.


Yedi kişinin ikisi yedilerden ise üçü üçlerdendir Birisi kutuptur diğeri de vekilidir.

Tabi ki Allah en doğrusunu bilir. Ne yaparlar ilahi emir gereği Hızır (as.) gibi çalışırlar.

Bunlar keramet sandıklarınızı hedefe ulaşmak için araç olarak kullanırlar. Zaman da mekânda

işler görürler bütün bunları vazifesi gereği yaparlar. Gideyim bir tavaf edip geleyim demezler

ellerinde imkân olduğu halde birçok meşakkat ile yolculuk yaparak gider gelirler. Daha bunlar

haricinde Rabbin nice kulları vardır ki akıl sır ermez.


2)- Rüyada bulunduğum mekân öyle izahatı mümkün olan bir yer değil ve benden başka ne

bir insan izi ne bir hayvan izi ne de bir bitki izi ayrıca sema var fakat sabah olmaya sakın idi

burası neresi bilemedim. Mekâna ben mi gittim mekân bana mı geldi onu da bilemedim. Ben

sema damıyım yerde miyim bilemedim. Fakat bulunduğum mekâna göre uçarak gelenler ve

işittiğim ezan tabi ki semadan oluyor. İster ayda ol ister bir yıldız da ol nerede olursan ol

mekân dışı gelenler ve duyulanlar elbette semadan oluyor. Üzerimde siyah bir giysi vardı.

Bulunduğum mekânda sadece o üç adet Kâbe gibi yapı vardı başkada hiçbir yapı da

göremedim. Bütün dikkatim bu süreçte olduğu için mi yoksa yapı olmadığı için mi

göremedim bilmiyorum. Bütün bunların idrakini daha önce üzerinde düşünüp yapmış

değildim, sadece orada öğretilen ile amel ediyor ve kendimi de kontrol ediyordum haktan

uzaklaşmayım diye. Gördüğüm yapılar imar edilmeden önce üçünün üzerleri de yıkılmış

temel ve yan duvarlarının bir bölümü sağlam fakat harap vaziyetteydi. Ben terk etmişler

mübarekler dedim hitap eden ses bak geldiler dedi yani bak imar oldu demedi yeniden imar

olmuş Kâbe gibi sanki simsiyah örtülü fakat hiçbir yazısı yok idi. Ya hakikatten terk

etmişlerdi ya da gerçek mekânları orası idi ve ilk gördüğümde aslında neyi görmem isteniyor

ise onu görmüştüm. Belki de ortada imar olan aslında yoktu hakikat göz önünde fakat ben

göremiyordum. Bak geldiler deyince benden perdeler kaldırılmış oldu yani gönül gözümüzü

de açmış oldular hem de mana âleminde tasarruf ederek bize virane gibi görünen çok yerlerde

hakikat kendini bu beşerden gizlemiş. Birde şunu demek istiyorlar sakın ha ibadetine

güveneyim deme sen o amelini bin kez de yapsan o buluşma görüşme halleşme makamını hak

ediyorsun demektir. Fakat o makamın sana verilmesi demek değildir. Birinci dönüşün sınav

idi ikinci döndürülüş ihsan idi. Bütün bunları sakın ha kendinden bilme. Evet, bizimde öyle

bir niyetimiz hiç olmadı çok şükür Rahman Rabbime dolup taştığımız günlerde yazmış

olduklarımda da bizim bir tasarrufumuz yoktur. Onlar nerden gelir gönlümüze onu da

bilemeyiz. Bize ne nasip ise Rabbime olan sadakatimden dönmeyerek o verilenler ile de Salih

ameller yapmaya gayret ederiz.


3)- Bize kılavuz olan ses kulak perdelerimizi de açmış oluyordu aynı zamanda dokunarak ta

hissiyat perdelerini açıyordu. Bu ses onların mekânlarını bilen bir sesti ve burası bize ait

demedi veya ben kırklardanım da demedi, bak burası kırkların yeri dedi. Sonra ise geldiler

bak dedi. Ve dokunduğu içinde rabbimin bir kulu olduğu aşikârdı kim bilir ne zaman o sesin

sahibi ile buluşacağız hem de ete kemiğe bürünmüş olarak sakın yanlış anlamayın burada

verilen hakikat mesajı o değil fakat bizimkisi ahde vefa bilelim farkında olalım ona da dua

edelim. Ayrıca ey kulum bak kullarımızdan öte kullarımız vardır sakın ola ki hakkın sana

verdiği şeylerden dolayı kendini bir şey sanma. Rabbinin hazineleri tükenmez katından ilim

verdiklerinin sayısını da kimse bilmez. Hikmet bilgisini de taşıyordu. Sordular bir gün bu

âlemde en âlim kişi kimdir diye o da benim dedi değil mi? Aslında kendi bilgi ve görüşüne

göre öyleydi fakat Rabbim bilir demediği için Rabbim ona o kulu vesile kıldı. ‘’ Ya Musa

senden daha âlim katımızdan ilim verdiğimiz bir kulumuz vardır.’’ Şimdi Musa (as.) böyle

demesi ancak Rabbimizin muradı ilahisindendir ki bize nice hikmetlerini göstersin. İşte ilmi

birisi esmasından aldıysa diğeri katından aldı. Birisi âlim olarak onu bildiyse birisi arif olarak

onu bildi. Önceden belirtmiştik Rabbimizin buyruğunu; ‘’Kur’ an okumakta acele etme

Rabbim ilmimi çokça artır de’’ Bizde bu ayeti kendimize vacip kıldık hem namazımızda hem

de duamızda ve ilham ilmi ile ilaveler yaptık sonra dedik ki Ya Rabbi yerler de göklerde ikisi

arasında ilim verdiklerinin sayısını çokça artır.


4)- Semadan gelen ezan sesi ve bu sese kulak vermemizin hikmeti ilahisi nedir acaba dersek

belki de şöyle de olabilir deriz; Ezan İslam işidir tıpkı abdest gibi bizden başka kimsede

yoktur. Dedik ya biz Arapça bilmeyiz Kuran ilmimizde yok ki bir meal verelim fakülte

bitirdik ama bu pencereden bakınca hakkın ümmisi olarak bitirdik. Biz sadece gönül

penceremizden yansıyan ışıklardan okunanları yazmaya çalışalım. Buna göre ilk açılışımızı

yapalım Ez-an önce ez neyi ve kimi ez ve sonra an neyi an kimi an. Ne kadar zulüm, sapıklık,

canilik, kin, nefret, riya, yalan, iftira, zina, fuhuş, savaş, cinayet, aldatma, kalleşlik, kargaşa,

vb. pislik düşünce, fikir, his, eylem var ise önce içinden ve toplumdan ve insanlıktan ez ve

çıkar at yani bunlar ancak ilahi vahiy hakikati ile bilinir onunla önce arın aydınlan. Yani

bunlar hangi insan şeytanlarında ise bu amellerinin imkânlarını öyle bir ez ki bunların ne

kadar cani ve zalim ve sapık oldukları ortaya saçılsın. İç yüzlerinin iç yüzü de görünsün ve

kendi kurdukları düzen kendilerini yok etsin. Sonra an neyi an hakkı ve hakikati an önce

insanlık bu yüklerinden kurtulmadan sen bunlara hakkı öğretemezsin sende önce ezilme

sürecini dualarınla tamamla aynı zamanla dualarınla boş kalan yerleri hakikatle doldur. Çünkü

kâinat boşluk kabul etmez. Diğer bir açılımda evet ezan bir yönü ile de çağrıdır ve

hatırlatmadır. Ondan geldiniz ona döneceksiniz hatırlatmasıdır. Boşa büyük aramayın ancak

Ekber olan büyüktür hatırlatmasıdır. Siz söz vermiştiniz, şahadet etmiştiniz nerede sizin

ahdiniz ve vefanız hatırlatmasıdır. Tevhide ve vahdaniyete çağrıdır. Bir kişiye değil

birlikteliğe çağrıdır. Birliğe tek vücut olmaya çağrıdır. Hem dünyada hem de ahrette huzura

çağrıdır. Her türlü maddi manevi necasetten kurtuluşa çağrıdır. Birbirinizi sevin ve sayın, her

iyilikte öncü olun, hak ve hakikati aranızda yayın, gerçeği gönüllere ve zihinlere nakış gibi

işleyin, adil olun ve her daim böyle olun, böyle yaşayın ve yaşatın, bu uğurda göğsünüzü siper

edin ve bundan asla vazgeçmeyin çağrısıdır. Biliniz ki böyle yapmanız sizin gaflet içinde

dünyalık ile nefsinizin arzu ve isteklerini tabi olup büyüklük taslamanızdan hayırlıdır

çağrısıdır. Unutmayın Ekber olan Allah’tır ve ondan başkada hiçbir ilah yoktur.

Hatırlatmasıdır. İşte Muhammedi ezan semadan o kadar güzel geliyordu ki benimle birlikte

sanki her şey donmuştu bir sessizlik ve huzuru ilahi ortalığı kaplamıştı sınav içinde sınav

oluyorduk bizde onun için huzura gitmeye karar vermiştik ki perdelerden sonra kapıları da

açtılar. Bu mübarek ezan semadan yerleri kaplamıştı ve bu rüyayı 1994 veya 95 yılında

görmüştüm yani ya semada bir şeyler olacak ya da semadan yerlere bir müjde olacak buda

İslam ile ilgili olmalıydı çünkü ezanı Muhammedi gökleri çınlatarak yerlere huzur veriyordu.

Her zaman ki merakım orada da beni bırakmadı olacaktı olmaya da ne olacaktı bilmiyordum

nerden ve ne için olacağını tahmin ediyordum ayrıca sabah ezanı olduğu için bu sürecin sanki

başladığını anlıyordum.


5)- Kırkların birincisi ile mülakat için ne diyebilirim üç yer vardı birisi açılınca anladım ki her

birinde sadece bir kişi olabilir. Veya her bölüğün bir lideri olabilir. Şimdi birlikte biraz

tefekkür edelim. Üç yapıdan birinci yapı açılmıştı ve siyah giyimli, siyah saçlı ve sakallı

benim gibi genç oradan bana güçlü ve yumuşak bir şekilde seslendi nereye gidiyorsun, abdest

mi alacaksın, burada su var gel burada abdest alırsın. Bende yanına gittim fakat sanki tek

kişilik bir mekân gibiydi başka kimseyi görmemiştim. Kâbe gibi olan yapının bana doğru olan

ön duvarı tamamen açılmış durumdaydı. Aramızda mesafe kalmamıştı galiba deryadan su

aktığı için dışarı gitmesin diye diz kapağıma kadar küçük bir duvar vardı. Fakat benim

hedefim yine onun şahsı değildi amacım abdest almaktı fakat zaten namazdan sonra uyuya

kalmıştım yani abdestli uyumuştum demek ki abdest farklı bir abdestti evet bunu da

öğretmişlerdi ve o günden sonra sadece namaz niyeti ile abdest almadım belki bir sohbette bu

konuyu birlikte tefekkür ederiz. Konumuza dönersek kendisi yapının bana göre solunda

kendisine göre tam sağ ucunda duruyordu. Ben içeri baktım ibrikler vardı fakat fazla değildi

saymadım dokuz on adet belki vardı. Bana gel buraya burada abdest alırsın dediği için bende

izin kabul edip elimi içeriye uzattım bir tane ibrik aldım. Onu bana ver dedi ve içinde ki suyu

bulunduğu yere boşaltı sonra deryadan gür akan berrak sudan doldurdu ve bana geri verdi.

Bununla alırsın abdesti kalanı da içersin dedi. Ben elinden aldım abdest ile meşgul olurken

ortalık biraz daha aydınlanmıştı ve semadan uçarak gelen nerede ise hocalarım gibi giyimli

pirler gencin yanına geliyorlar, onun sağ kulağına bir şeyler söylüyorlar sanki rapor

veriyorlardı. Bende vazifeyi bitirmiş sudan içmiştim gelenlerden dolayı gencin yüzünü

gördüğüm için ifadesinden kızgın olduğunu anlıyordum uçarak gelenlerden sanki hiç iyi

haberler almıyordu, haberi kulağına fısıldayanlar benim sol yanıma geçip karşısına durup

bekler iken son haberciden sonra birden celallendi. Halinizden şikâyet etmeyin şunu görüyor

musunuz diye beni parmağı ile gösterip işte biz bunu yetiştiriyoruz dedi. Evet, burada kesin

olarak belli idi ki biz gayb erenlerinin talebesi olmuşuz eğitim işlemi çok önceden başlamış,

bize bunu bildirme zamanı gelmiş, süreçte nerede ise tamam olmuş, tanışmışlar ve hem içini

hem dışını kudret suyu ile yıkamışlar, abdest aldırmışlar birlikte namaz kılma zamanı yani

bizzat faaliyetlerin zamanı gelmiş. Aynı zamanda bizi bu âlemde tanıtmış oldular. Semadan

uçarak inenlerin kıyafetleri bulut renginde idi uzun pardösülü ve başları sarıklı beyaz ve uzun

sakallı idiler anlaşıldı ki yine semalarda bir işler var bunlar ise çok zahmet içindeler ve

vazifeleri çok ağır.


Onların yaptığı şeyi Allah’ u Kudret imkân vermez ise bizim yapmamız mümkün

değildir. Hiç zorlanmadan semadan uçarak yani bir buluta binmişler kıpırdamadan direk

konuyorlar. Ben rüyamda bir kez uçarken kendimi gördüm onu da vefatın sonra konup uçup

konup uçup üstadımı ziyarete gitmiştim. Çok mutlu olmuştu güzel güneşli bir günde yine bir

köy evinde tebessüm ederek beni karşılamıştı. Evet, bu gelen gönül sultanları kırklardan ise

bu yapıda bulunanlar kimdi çünkü herkes bu gence rapor veriyordu bir nevi makamda

üstünlüğü vardı. Allah’ u âlem bunlar üçlerdi. Her birinin mekânı da ayrı idi. Fakat anladık ki

her an Rabbimin askerleri faaliyet içinde yükleri inanı çok ağır neden dersin Müslüman

Mümin olamadı da onda deriz.


6)- Deryadan akan su kaynağı nereden geliyor nereye gidiyor belli değil bir gözeden gür bir

şekilde akıyordu ibrikler de dolu idi yani manevi hazırlık tamamdı. Bütün bunlara şahit

olduğum halde sakinliğime hayret içindeyim sanki bu süreci hep yaşamışım gibi o kadar

sakindim ve sessizdim sadece cevapları başımı sallayarak veriyordum. Fakat beni işaret edip

bunu görüyor musunuz yani iyi bakın buna bu sizin gibi olmayacak işte biz bunu

yetiştiriyoruz der demez, o sessiz halimden öyle bir ALLAH kelamı çıktı ki sanki gökler

dinledi. Bir değil tam üç kez aynı şekilde ve rüyadan uyanmıştım. Buna mana vermek benim

dışımda olan bir iş sadece gerçek manaların gölgelerinden belki biraz olsun tarifi izah

yapabiliriz. Suyun neden yaratıldığı rabbimiz bildirmemişti Allah iman ı nurdan yaratıldığına

göre suyu da nurdan yarattı ve yegâne cennet tamıdır. Su olmaz ise hayat olmaz suyun

kıymetini kadrini iyi bilmek gerektir. Allah (cc) nurdan ala nurdur. Bu rüyada benim ismimi

hiç söylemediler aslında bir nevi bunun ne şana ne şöhrete meyli yoktur bilesiniz sadece bakıp

tanıyasınız demek istiyorlardı. Daha sonra gördüğüm bir rüyada da ismimizi kendileri

koydular hem de ruhuma işleyen mükemmel bir ses ile ‘’Gerçek Cengiz ‘’ diye

sesleniyorlardı.


Burada üç kez Allah diye seslenmemizin hikmetini ise Allah (cc) en güzelini bilir.

Belki birinci olarak nefis için bir nida, ikincisi İman için bir nida, üçüncüsü, vücut bulmuş can

ile cem olmuş halimiz bir nida İdi.

Veya birincisi melek âlemi ikincisi cinler âlemi üçüncüsü İnsanlık âlemi için bir nida idi.

Veya İslam için kitap ehli için kim olur ise olsun Allah’ u ta alaya savaş açan imansız zalimler

yok olması için bir nida idi.

Veya Dünya için Cennet için Cehennem için bir nida idi.

Veya sana üç şey verilecek Marifet, Hikmet, Hakikat.

Veya zahiri ve bâtıni  üç acaiplik işleyişi 

Veya sana tüm âlemlere şamil üç hikmet nasip olacak Kelime-i şahadet, Salavat ve Adalet

Veya bilemiyorum çünkü ben bunları ancak yaşadıktan sonra ilham ile yazıyorum. Belki

bunların hepsidir belki de bambaşka şeylerdir. Baştan dedik ya ancak belki gölgelerinden

bahis edebilir diye. Bir hatamız olur ise Rabbimiz bizi bağışlasın.


7)- Bakara105 ‘’………. Vallahu yahtassu bi rahmetihi men yaşau, vallahu zul fadlil

azim.’’……. Allah rahmetini dilediğine verir. Çünkü o büyük bir lütuf sahibidir. ‘’


Şimdi geldik esas ve büyük hikmete bir salavat okuyorlardı çok güzel bir makamda hem de

bana öğretmiş oluyorlardı.


Allahümme salli ala seyidina Muhammedin (ADLU ) inne biyü ümmi yuva ala alihi ve

sahbihi ve sellim.


ADL: Mutlak adalet sahibi. Çok adaletli. Adaletiyle zalimlerden mazlumun hakkını alan.

Olarak tanımlanmıştır. Evet, her ne kadar buraya tarif yazsak ta anlamı nasıl vereceğiz

bilemedim. Bir nevi;

‘’ Ey Allah’ım ümmi yani senin yetiştirip eğittiğin kulun ve hak resulün bizim

büyüğümüz olan adaletini hâkim kılacak hakkı hakkına teslim edecek Muhammed e ve

aline onu her daim hak resul bilen tüm sevenlerine selam olsun ‘’ demektir.


Bu salavatı ben onlara doğru giderken birlikte söylüyorduk burada gönlümüze doğan çok

büyük hikmet var fakat hata yapmaktan çekiniriz yazamayız. Biz yine bizim anlayacağımız

şekilde bir şeyler yazmaya çalışalım. Ey Allah’ım cin ve insan şeytanlarının yapmış oldukları

bu oyunu ümmi yani yine onun hâkimiyetinde senin kudretinden gelecek yardım ile

destekleyerek Adl. Esma tecellini bu zalimlerin üzerinde göster. Ümmi hocası Allah olan

demektir. Allah’ u âlem; Ya Rabbi onun eli üzere getirdiğin İslam ı, İmanı, Kur’ anı mahzun

bırakma bize katından yardım et demektir. Mazlumun hakkı yerlerde kaldı zalim baş oldu

İslam garip kaldı. İman ateş oldu sahipleri onun hâkimiyeti için yandıkça yandı gözyaşı bile

kan oldu.


Ya Rabbi tüm insanlık ve cin âlemi düzelmez ise zulüm sona ermez zalimle iflah olmaz imdat

yardım ya Rabbi demektir. Evet dikkat edilirse bu salavatta nebi ve resul kavramları yoktur.

Nedeni bir kısım canlıya hitap değildir tüm mahlûkuna hitaptır. Bu tecelli haktan gelecek

adalet tüm mahlûkuna şamil olacak. İşte bu salavat bunun müjdesiydi. Ve o gün bugündür bu

salavata devam ederim. Unutma ki bu aynı zaman da insanın kendine yaptığı bir duadır.

Bunu da biraz sen düşün ne anlama gelebilir diye.

Blogger tarafından desteklenmektedir.