Ads Top

Suhuf-u Subhan 5.Bölüm



BRAHİM HALİL MUHAMMED EL EMİN


Bismillahürrahmanurrahim

Rabbimin ilahi hikmetine aklımız ermiyordu iblis ile savaşımızda evvelki yazılarımızda

belirtiğim gibi aklımın ermediği bazı meselelerde mevcuttu. Bizim altmış dört yaşında onlarla

yapacağımız bu çetin mücadelenin istihbaratını nasıl öğrendiklerinin hikmetini, Kudret’ il

Alim olan Allah’ u Kerim henüz bize bildirmedi. Fakat onların bize kastı o kadar acımasızdı

ki ellerinden gelse hemen öldürürlerdi. Eğer Rabbimin yardımı ve cesareti olmazsa, sadece bir

şerleri bile insanı çatlatıp yok eder. Şerlerinden bir kaçını belirtelim.


Sekiz yaşında komşudan gelirken gece saat on birde bir sokak arasın da horoza benzer fakat

horozdan büyük bir mahlûk cismin de önümü kesti ve bize birkaç gaga vurdu. Bizi oradan

geçirtmedi. Gagasını vurduğu uzuvlarım uzun süre ağrıdı. Biz gece dağlarda hayvan otlatır ve

dağlarda yatardık. Onlar bize önce bir ışık görünür sonrada canavar sesinde seslenip bizi

rahatsız ederlerdi. Bu gecelerden bir gece yitirdiğim koyunu bulup sırtımda getirirken bir

dağın burcundan inip bir sır üzerinde geçecektim. Sırt üzerinde bir masada dört şeytanın

karşılıklı satranç oynadığını gördüm. Yönü bizden yana olan iblis diğerlerine de bizi haber

verdi. Onlarda başlarını bizden yana çevirip bir süre seyrettikten sonra oyunlarına devam

ettiler. Aradan iki sene geçmişti bu dağın arkasında davar sürüsü ile yatıyordum. Gece sürü

bizi uyutup gitmiş. Çok sevdiğim arkadaşlarımdan biri ayaklarımı teperek bizi uyandırdı.

Sürünün gittiğini söyledi. Bizde ona nereden gelip nereye gittiğini sorduk. Başka bir

mıntıkadan tarım harmanından gelip, Kayın pederinin harmanına gittiğini söyledi. Benimle

birlikte yüz adım yakın yürüyüp yanımdan kayboldu. Biz yola devam ettik. Dağın bir uçurum

yerine gelince dört beyaz atlı süvari bizi çevirdi ve uçurumun kenarında bizi kıstırıp ellerinde

ki uzun mızrakları bize uzatıp saldırdılar. Elim de ki sopayı öylesine savurmama rağmen bir

türlü gücüm yetmiyordu. Yaylaya bağırıp babamın gelmesini söyledim. On beş Yirmi dakika

daha mücadele ettim. Babamın atının nal sesleri yaklaşınca onlarda saldırıyı bırakıp atlarının

başını doğuya çevirip geldikleri istikamete doğru kaştılar.


Şeytanların atları beyaz, bacakları ince ve uzun, elbiseleri griydi, başların da ki külahının ucu

yukarıya doğru sivri idi. Babam gelip bana ne olduğunu neler gördüğümü sordu. Ve Korktun

mu dedi. Korkmadım yalnız düştüm kol ve bacaklarımda yara var dedim. Korkma oğul ayet el

Kürsüyü, Fatiha’dan sonra Felek ve Nas surelerini oku deyip gitti.

Bizi sevdiğim arkadaşım kılığında uyandıran iblis şeytan NIRRA cindi. Atlarla saldıranlar

onun işbirlikçisi Sara ve Kemler den şeytanlardı. O sene miladi bin dokuz yüz elli dörttü on

sekiz yaşındaydım. Kendimi hakkıyla tanıyıp, Allah’tan başka hiçbir varlıktan çekinmezdim.

Bizim bu cesaretimizi babam bilir ve bize güvenirdi. Orijinal yazılarımızda ve daha evvel ki

sayfalarımız da yazdığımız gibi yaşadığımız hadiseler gerçek ve çetin idi. İblisin şerlerini

mümkünsüz kılan ve onu bize mağlup ettiren âlemlerin Rabbi ve bizim Mabudumuz, Subhan

el Aziz olan Allah’ u Aziz’dir.


Ey kitabımızı okuyan Müslüman ve Müslüman olmayan İnsan, İnsanların cinlerin hayat

nizamına akılları ermesi mümkün değildir. Varlıkları gerçektir. Bazı mahlûkatının şekline

büründükleri gibi insanın şekline de girerler ve o şekilde görünürler. Onlarda edep ve terbiye,

terbiyesiz insanlıktan yetmiş kat daha iyidir. Onlar Allah’ u Kudretinin bütün mahlûklarına

inanırlar. Babaları İblis şeytan nırra’nın teşvikiyle, peygamberleri ve Müslümanları

sevmezler. İşte onların günahının önde gelenleri budur. Müslüman cinler, onlar ciddi ve

kararlıdırlar asla verdikleri sözden caymazlar. İslam olmalarından dolayı babaları nırraya pek

taviz vermezler. İnsanlığın çektiği cehaletin ve zulmü % 1 çekmemişlerdir. Yaratan Halik

öyle irade buyurmuştur. Cin ve İnsan mahlûku melek ve hayvan mahlûkunun çok

ilerisindedir. İnsan da cin’ in yetmiş derece ilerisindedir. Bu durumu kitabımızın başından

buraya kadar durmadan vurgulayarak anlattık.

Amacımız tabidir ki insanlığın bir nebzede olsa kendisini tanıması içindir. Biz bunun işaretini

cehennemin keşfi sırasında görmüş idik cehennem kapısına kadar dolmuş ve bizi insanlık

adına derinden sarsan bir üzüntü sarmalamıştır. Rabbim İzzet cehennemin komutasını bize

vermiştir.(Bu Allah’ u ta alanın iradesi, muradı ve dilemesi ile olacaktır. Allah dilemedikçe

kimse bir nasip yoktur.)


İlahi kudreti ile zatı Nur’unu, zatı Kor’ unu, bu insanlık adına var eden sonsuz kudret sahibi,

İlminin kudretinin sonu olmayan Hayat Rabbimiz O Nuru O Koru selamlayıp bir zaman

onlara nazar edip, sonra feza boşluğunu kâinat zırhı ile tuttu, üzerine âlemleri var etti. Bu

Âlemlerin hepsi âdemin hürmetine var oluyordu. Yalnız üç âlem âdemin zatına yaratılıyor, bir

âlem de, ortak yaratılıyor. Diğer âlemlerin mahlûkatları ile olan o âlemde levhi mahfuz. Diğer

âlemlere bedenen değil ruhen âdemoğluna seyahat hakkı vardır. İnşa Allah bu seyahatleri

yapabilecek insanlar önümüzde ki az zamanda bu mübarek arzı alaya çokça geleceklerdir. İşte

onlar Allah’ u âlemi, madde ile değil Ruh ile arayıp Allah’ u Rahmanın tevhit nuruna ulaşıp,

Âdem babadan bu güne kadar cennete giden insan kadar insan cennete gidecek ve vaat edilen

saat gelip kıyamet kopacaktır.


Eğer o insanlar bu gün olsalar bize deli dedikleri gibi, bizlerde onlara deli derdik. Allah’ u ta

alanın ilim ve kudretini bilmeyen ve benliğinde hissetmeyen insan elbette maddeye tapacaktır.

Maddeye tapan ise Allah’ a inanmaz biz bunu inananlar için söylüyoruz.


Ey Müslümanlar sizin kendinizden haberiniz yok gidin kendinizi melek el ikram a ve

Müslüman cinlere sorun çünkü dünyada sizin günahınızı görecek insanlar belki parmakla

gösterilir. Bizim ise yedi doktordan alınmış deli raporumuz var. İnsanların yarısı Allah’ u

Halik’ın varlığına inanmıyor. Yüzde kırkı şüpheyle yaklaşıyor. Yüzde onun duası kabul

olmuyor. Böylece bunlarda Allah’ u Âlim’ in katında heykelleşmiş ADDABLAR olarak

haber veriliyor. Yani maddeyi ilahlaştırmışlar.


Biz bu insanlığın acı hüsranını on dört yaşın da görüp, Allah’ u Azime yönelip bir daha

Rabbim izzetin kapısından bir nefes ayrılmadan, Allah’ u aladan insanlık adına özür dileyip,

dua eyledim. On sekiz yaşında Allah’ u hikmet öyle bir tecelli veriyor ki yatsı namazının

farzının son rekâtının kıyam tekbirini alamıyordum. Dilim dudaklarım tutuldu. Bir süre sonra

kalpten münevver üç tekbir sesi geldi. Vücudum titreyerek düşüp bayıldım. Bizi yatağa

almışlar, ayıldığımda ikinci tecelli gözlerime idi. Evin içinde yorganın altında, gecenin zifiri

karanlığında, bize bir bölge gösteriliyordu. Biz bu bölgeyi sabah kuşluk vakti gibi

seyrediyorduk.


Üçüncü tecelli kulağımıza idi, seyrini yaptığımız yerin neresi olduğu soruluyordu. Dördüncü

tecelli buruna idi. Hiç koklamadığım güzel bir koku insana fecrin uykusunu yüklüyordu. Biz

bu bölgenin neresi olduğunu bilemeyiz dedik. Melek söyledi;


Bismillahürrahmanurrahim.’’Seyrini yaptığın bölge senin pirin Veysel Kararın’ın

yaşadığı bölge’’ dendi ve ses kesildi.


Bu geceyi takip eden on beş gün ve gece hasta yatıp sıhhatim üçte bire düşüyor. Bu duruma

aldırmadan ya Rab Evvel Ahir sizindir. Bize düşen Rabbim Rızanızdır. Deyip o aman

bilmeyen kıl keçi ve koyun sürülerinin ardında dolanırken. Durmadan nefes nefese, gösterilen

insanlığın affı mümkünsüz günahları için Allah ‘u Azim den insanlık adına özür dileyip

insanlığın kurtulması için dua ediyordum. Yalnız kısmen yukarıda anlatılan ilahi hikmeti

anlamamıştım, Veysel kararı hakkında az bir düşündüm.


Birinci kararı Allah a, Kitabına, Resulüne, imandı. İkinci kararı ümmeti Muhammed’e dua

etmekti. Biz bu ikinci kararı üzerinde çok düşündük. Acaba benim pirim Veysel kararı (ra)

neden insanlık demedi.(Belki de ilahi nurun Muhammet ümmeti üzere tamamlanmasını

dilemiştir. Allah ü Âlem ) Kim bilir Rabbim böyle irade buyurmuştur. Çünkü bizim niyetimiz

ve kararımız çocukluktan itibaren insanlıktı ve Rahmanın yardımı olmadan da insanlığın

kurtulacağına inanmıyordum. Beşeriyetin inanılmaz şerri ortada iken, Rabbimin kapısından

bir nebze bile ayrılmadan bağlanıp bir nefes salmamaya karar vermeli idi bizde öyle yaptık.


Halik’ u Rahmanın kapısı namazdır. Allah’ın bu garip kulu ömrünün son nefesine kadar söz

verip karar kılmıştır. O zaman ki tarih bin dokuz yüz elli dört yaşım on sekizin ortası, okuyup

yazmam yok hayvan sürülerini otlatmanın zorluğunu anlatmaya gerek bile yok.


Böylelikle Rabbimin ilahi hikmetleri kalbimde kor gibi yanıyor. Kim bilir Rabbimin elli sene

sonra seni Kor’dan yarattık. Deyip Nefsimin Kudretin Gafurunun Kor u olduğunu bilmek

değil, Âdem den bu zamana insanlığın bu kordan haberi olsun hikmeti gereğidir.


İnsan vücut denen uzvunu santim, santim inceleyip her eklemini ve organlarını

isimlendirmiştir. İnsan kendisinde var olan birçok Ruh hakkında bir malumat verebilmiş

midir? Rabbim bize salavat ile ilgili müjdesini haber verince bu KOR ve o NUR üzerinde

Allah’ u Âlim den yardım isteyerek çok düşündüm oysa ilahi haber çok açık ve netti bir daha

hatırlayalım.


Bismillahürrahmanurrahim’’ Allahümme Salli ala Muhammed onun için yaratılmıştır

cennet. Onu nurdan seni kordan yarattık ikisini birbirine kattık. Onun için onu

cennetime sultan eyledim. Seni cehenneme komutan ettim. ‘’


Biz Rabbimizi ancak kelam, kelam anlıyoruz. Bu NUR ve KOR un haber verilmesinde

insanlığın hayrına sayılamayacak kadar Rahmet ve lütuf vardır. Allah’ u âleminin bu lütfunu

yaşayanlar göreceklerdir, İnşa Allah. Ya gidenler onlar için burada bir şey söylemiyorum.

Çok yakın onlara Rabbim Gafur nur Rahim onlar için bize bildirdikleri emirleri onlara hem

bildirip hem yardım edeceğiz. İnşa Allah Hür Rahman.


Allah’ u Azim’ in Hikmetli Rahmetleri Nur u ve Kor u üzerinde bitmez ve tükenmez rahmeti

ve azabı olacaktır. İşte Allah’ u Azim’ in Cehenneminin komutanı, Allah’ u Âlim e

beşeriyetin inanılmaz halleri için münacat edip, Rabbimizin âdemin adına Gafurundan

ayırdığı o kor gibi yanıp tutuşmuştur.

Bu hal üzere devam ederken birçok hakikatlerin kendimle ilgili olduğunu sanıyor İnsanlık

üzerinde vazifeli olduğumu bilmiyordum. O günlerde bir duha namazının edasından sonra

vazifeli melek Elhamürikram gelerek çok çocuklu ve uzun ömürlü bir baba olacağımı

bildiriyordu. Bu durum beni derinden sarstı ve korkuttu ve bu meşakkat içerisinde Rabbimin

rızasını kazanmada kusurlar işleyebileceğimi düşünüyordum. Bize yaşatılan hallerden dolayı

vazifelerimi yerine getirememe korkusu sarmıştı.


Çünkü Allah’ u ta alaya münacat sadece ruh ile oluyor insan ne kadar dirense vücudun da bir

yarı güç kalıyor. Biz bu hal üzerinde derin düşündük ve bir duha namazı sonrasın da ya Rabbi

belki ikisini bir götüremem sana karşı hata yapabilirim. Ya Rab bu hallerimi ihtiyarlıkta geri

almak üzere, bu hali bizden kaldır. Diye dua edip yaptığımız duanın üzerinden yıllar geçip

altmış dört yaşına gelince elli yıllık dualarımı düşünüp İnsanlığın daha da

Hüsran içinde olduğunu görüp ağlayarak bir defa tekbir alarak duaya geçtim. Sonra toparlanıp

duamın üzüntüsü içinde dışarıya kendimi temiz havaya zor attım. Burası yayla evi idi ve hicri

1421 gece saat iki üç arasıydı. Müjde haberlerinden yedincisi


Bismillahhurrahmanurrahim ’’Ey Hamimim. Bütün dualarını kabul ettik. Beşeriyetin

üstündeki nurumuzu, bir damla kan akmadan tamamlayacağız.-‘’


Allah’ u ta alaya yakarış süresiz, vakit, zaman demeden bir ömür. Bu yakarışın sebebi

insanlığın Allah’ a asi olmasıydı. Milyonlarca insandan az bir insan inanmış onunda ancak

dört e biri Allah’ u alanın emirlerini yapabiliyordu. İnsanlığın bu halini bize genç yaşta

sezdiren Allah’ u İzzet garip kulunu kapısına bir daha ayrılmamak üzere ebet bağladı. İnsanlık

adına şükür âlemlerin Rabbi olan Allah’ u Halik’ımıza.


Rabbime nasıl yalvardınız diye soracak olursanız, Allah’ u Rahman insanlıktan ne istediyse

İnsanlığın onu Rabbim Rahmana hakkıyla vermesi için dua ettim. İnsanlık ne kadar hür irade

sahibi olsa da, onun kurtuluşunun ancak külli irade sahibi hür Rahmandandır. Rabbimizin

Rahmeti, Merhameti, Hidayeti, lütuf u, şefkati, İnsanlığın aklının binlerce derece ilerisindedir.

(Hatta tarif edilemez )


İşte Allah’ u latifin bu vasıflarını bilen garibi duaya başlamadan önce, o inkârcı nankörler

adına Allah’ u Azimden özür dileyip sonra insanlık adına gözyaşları içinde tövbe ve istiğfar

edip, insanlığın aklının alamayacağı duaları insanlık adına Rabbimden istiyorum.


Ya Rab senden başka kurtarıcı hiçbir güç tanımam. Ya Rahman kurtarılmamışlar

kurtulamamışlardır. Ya Rab siz küllü Hâkim, Küllü Âlim siniz. Ya Rabbi Eğer bu beşeriyet

binlerce yıldır kendini kurtarabilseydi, belki de kurtulurdu. Ya Rabbi bu insanlığın bu haliyle

kendini kurtarması mümkün olmaz. Ya Rahman Rabbim önce sizden korkuyor ve

utanıyorum, sonra da Melek el ikram dan ve cinlerden utanıyorum. Rabbim bu nankör hale

gelmiş insanın günahlarını dilerse meleklere ve ruhlara göstermez.


Yalnız cinler ise bu insanın, pervasızların, hayâsız çılgınların, seyrini alenen yapıyorlar. O

cin’ i mahlûkat iblis şeytan nırra’nın evladı olduğu halde, o hayâsız, nankör sözde insanlara

lanet okuyorlar. Bu anlattığımız hal bizim gençlik zamanımızda idi. Bu gün insanlık daha da

azarak Allah’ u Gafur’un şiddetle men ettiği günahları açıktan işlemeye başladı.


Allah’ u Rahman bu beşeriyetin üzerinde ki nurunu tamamlar inşa Allah hür Rahman. Bizim

müjde haberleri Rabbimizde alalı yedi sene olmuştu. Bizde şiddetli bir korku belirdi ve Allah’

u Gafura gece gündüz dua edip Ya Rab zamanı uzat beşeriyeti ıslah et, Müslümanları sabileri,

Hayvanatı koru ya Rabbi diyordum. Allah’ u Azim en iyi bilendir. Kararmış kalp Allah’ u

Azim in nuru alamaz. Diyordum ki Ya külli irade sahibi Halik’ u Rahman gelen nesli Nur’una

yönlendirir. Allah’ım onların kararmamış nazik Ruhlarına hidayet buyur. Vadettiğin tevhit

nuru ile onların kalplerini doldur. Allah’ım diyorum.


Günahkârların kabahatini günahkârlar bilemez, günah yükümlülerinin Allah’ u Kahhardan

gelecek afatı derh iye ve afatı kerim i ye hem akılları ermez hem inanmaz. Böylesine şaşırmış

bir beşeriyetin için de Allah garibi Rabbine şöyle dua eder. Ya Rab siz küllü şey in Kadir

siniz. Bu gözü dönmüş, Kalbi kararmış insanlık düşmanı, şeref hasiyet canilerine fırsat

vermeyin, bunları belirli bir zaman içinde Müslümanların içinden alıp götürün. Ya Kudret el

Âlemin. Aziz Rahmanımın.


Elbette o belirli zamanı bu garip çok iyi bilir ona göre duasını Aziz Rabbine yöneltir ve

yakarır. İnşa Allah’ u Rahman Rabbimiz de inanların korktuğu Kahhar Rabbimin azabından

korur. Yoksa bu beşeriyetin günahı affedilecek günah türünden günah değildir. Elbette ki

Allah’ u ta alanın vadi zuhur edecektir. Rabim bu zulüm kar insanı ıslah edecektir. Öyle ise şu

milyarlar içerisinde Allah Kitabına Peygamberine iman eden gerçek iman sahibi kaç

Müslüman var, ey insanlık.


Evvel ki dualarımızı kabul eden lütuf sahibi Rahmanımız nur unun ve kor unun ilahi

hürmetine beşeriyetin üstünde ki nurunu kolay tamamlar Rabbimiz den inşa Allah duamız

böyledir. Allah’ u Alemin ilahi iradesi o nuru o kor u ademin adına yaratıp bütün alemleri ve

mahlukatı o Nurdan ve Kor’dan Ruhlandırdı .


Öyle insanların bildiği gibi o nur yalnız peygamberlerin adına yaratılmış değildir. Bunda

âlemlerin ve mahlûkatın hakkı yok demek insanlığın âdemden bu güne bir noksanıdır. Allah’

u Kudret o Nur u o Kor u zatı kudretiyle mevcudatın tamamının Ruhlanması için âdemin

adına en evvel yarattığı, Rahmeti sonsuz olan Rabbimiz Rahman nur Rahim in NUR u.

Kudret el Gafur un KOR u. Bu iki varı Allah’ u kudret yaratınca onları selamladı. Es selam ü

aleyküm ve Rahmetullah, işte Müslümanları namaz da verdikleri selam sağda o nur, solda o

koradır. Allah’ u Âlim’ in ademin adına yaratılan o mübarek Nur ve o mübarek Kor. Mübarek

Nur rahmetin, hidayetin, mağfiretin kaynağı, o Mübarek kor mevcudatın, hayat nizamının,

varlığın rızık ve yaşam kaynağı, Allah’ u Âlim’ in Nur u gibi sonsuz bitmez tükenmez

Rahmet kaynağıdır.


Bismillahhurrahmanurrahim


Gece yarı oldu ya ismi kerim

Uyur uyanırım Halik’ım derim

Her nefeste ben rızanı dilerim

Uyur uyanırım mabudum derim.


Geceler uzundur uyku tutmuyor

Rabbim hikmetine aklım yetmiyor

Kudretin koru yanar tütmüyor

Uyur uyanırım Halik’ım derim


Gece yarı oldu hikmetin bitmez

İzzet ikramına şükrümde yetmez

Kudretin korudur yanar da bitmez

Küllü şeyin kadir Allah’ım derim.


Geceler gariptir bir hüzün çöker

Kudretin koru canımı düşer

İnsanlık nur’ unun hasretin çeker

Hidayet hür rahman nur Rahim derim


Gece gündüz huzurunda kalırım

İnsanlık için nice müjdeler alırım

Nefsim kordur hikmetini bilirim

Hidayet insana hür Rahman derim


Okumaz kitabın çaresiz kaldı

Şöhretin servetin zevkine daldı

Rabbim bunun işi kahhara kaldı

Seyreden zül celal hür Gafur derim


Yukarı da salavat müjdesini yazmıştık. Allah’ u Âlim Nur unu Kor unu yaratınca onları

selamladı ve bir soru nur a dört soru kor a sordu. Bu soruların açıklamasını Kur’an el Kerim

Âlimlerine bırakıyorum. Eğer Rabbim izin verir se o soruların cevabını biz veririz.


Nur u nu Kor unu bir süre nazar edip Nur a yönelip, Nur undan cennetini cennette vazife

yapacak mahlûkatını, Müslümanların Allah’ u Rahmana bağışlayacakları İman Ruhunu

yaratıp, Sonra Âlim olan Halikımız Kor a yönelip cehennemi, cehennemde vazife yapacak

mahlûkatı, var edip, insanı insan yapıp yaşatıp, imtihan verip kazanmasına ya da

kaybetmesine sebep olacak olan o nefis ruhu, o mübarek Kor’dan yaratıldı. Sonra Kor u, Nur

a karıştırılıp yaratılmış kâinat üstü bütün âlemlerin ve cümle mahlûkatın Ruhu, o Nur un ve o

Kor un karışımından Ruhlandırılmıştır.


Cennette vazifeli mahlukat Nur dan , cehennemde vazife yapacak mahlukat Kor dan

Ruhlandırılmıştır. Bir gurup mahlukatta Nur ve Kor un karışımından Ruhlandırılmıştır.

Bunlar dünya da, cennette, cehennemde ve dahi Rabbimizin müsaade ettiği başka âlemleri de

gezerler. HEM RUH HEM CİSİMDİRLER. Rabbimizin müsaade ettiği kadar değişik renk ve

simada görünürler. Bunların tamamı MELEK EL İKRAMDIR Allah’ u Âlim’in razı olmadığı

insanlardan binlerce derece makbuldürler.


Allah (cc) kendini zikreden mahlûkunu, görür, duyar, bilir, sever ebedi âlemde nur ve koruyla

Rahmet edip cennet mülkünde onu ebedi yaşatır, bitmez tükenmez rahmet ve nimetine

ulaştırır. Rabbimiz o Salih kulları için rahmandır rahimdir. Kerim Mevla’mız Şükür

Halik’ıma.


Allah’ u Âlim kâinatı ve bütün âlemleri var edince bu hesabı bilinmeyen âlemlerini, dünyada

dahi bizim bilmediğimiz çok çeşit mahlûkatla hem dünyayı hem diğer âlemlerini

doldurmuştur. Bu yaşadığımız arz ı âlem, âdemin yaratılmasından milyarlarca evvel bu

âlemde akıl almaz mahlûkatlar yaşamıştır. En son Âdem aleyhi selamın bedeni yaratılmıştır.

O zaman cümle mahlûkat demiştir âdem yaratıldı kıyamet yaklaştı artık arzı alaya gelecek

başka mahlûkat kalmadı dediler. Allah’ u Âlimin o kadar çok âlemleri vardır ki Aziz olan

Rahman Rabbimizden biz bu âlemler hakkında sual belirttik. Bu konuda gelen müjde haber;

Bİsmillahurrahmanurrahim ‘’ Kâinat camdan bir döşektir. Âlemleri üzerinde

dolandırırız. Kâinat sonsuzdur. Âlemlerin hesabına aklın yetmez. Size lazım olan

âlemlerin seyrini yapar o âlemlere aklınız yeter. Allah sizi yalnız koymaz. ‘’


Allah’ım kıyamete kadar Salih, Sadık, Seyit, Saliha, Sıddık a, Seyide, bu mübarek kullarını,

O mübarek Nur un ve Kor un ve o mübarek Nur u, Koru adına ayırdığın Mürsel, Nebi, Resul

peygamberlerinin hürmetine ümmeti Muhammedi bütün Müslümanları Yalnız Koyma. Aziz

Rahmanım Ya Kerim Allah’ım. Bütün insanlığı dinin İslam, Kitabın Kur’an, Peygamberin

Muhammet Mustafa (sav) üzere İslam a delalet buyurup, İman nurunu hidayet buyurun. Adil

Rahmanım, Ya Rabbi kurtuluş sizin küllü İradenizdedir. İnsanların zayıf akılların da değil ya

Kadir Rahmanım. Âmin. Ya Kerim Ya Rahim zamanla sebep buyurun Ya kudret el Kadir

Mevla’mız. Elbette ilahi vadiniz zuhur edecektir. Azim Allah’ım.


Mevcudatın tamamı Ademin adına yaratılan Nur ve Kor’un karışımından Ruhlandırılmıştır.

Allah’ u Âlimin bu Nur ve Kor haricinde hiçbir varlıktan Ruh yaratmamıştır. Bütün ruhların

kaynağı bu Nur ve Kor dur. Eğer âlemlerden ve mahlûkattan bu Nur ve Kor çekilirse o nizam

durur. Eğer o Ruh taştan çekilirse taş kül olur savrulur feza boşluğunda kaybolur. Eğer o Ruh

topraktan çekilse toprakta hiçbir nebat bitmez. Eğer o Ruh güneşten çekilse güneş yok olur.

Eğer o Ruh suda olmazsa denizler kurur ve kendini üretmez. Eğer o Ruh âlemlerde olmazsa

cümle nizam sarsılır ve yok olur.


Ve dahi cümle varlık âdemin nur u ve koru hürmetine var olup âdemin bedeni cümle

mahlûkattan sonra yaratıldı. Bütün mahlûkatın yaratılmasına sebep olan insanın bedeninin en

sonra yaratılmasının hikmeti şudur, Ey İnsan senin hürmetine gör biz neler yarattık diyen

Küllü İrade, sonsuz Kudret olan Allah’ u Halik’ıma sonsuz hamt ve şükür. Acaba bu kadar

mübarek ve mükemmel yaratılan insan yaratanına ne derece itaat ve kulluk ediyor? Yetmiş

yıldır yaptığımız manevi gözlemler bizim gözümüzün yaşını kurutmadı. Yine de şöyle

avunuyorum. Yaratmadan evvel yaratacağını bilen, yaşatmadan evvel yaşatacağını bilen,

Yaşattıktan sonra ne yapacağını bilen Allah’ u Azim Rabbimiz sizin İlahi hükmünüze

karışmayız. Ya Rahman Allah’ım bize düşen Azim Rabbime Yakarmak.


Allah’ u Halik insanları her ne kadar beden üzere yaşatsa da Aklı kâmil bir insan için, vücut

hareketlerinde yine insana Ruhun hâkim olduğu apaçık meydandadır. Vücut Ruhun emri ile

ya Allah’ın emirlerini tutar kendini kurtarır, ya da küfre saplanıp ebedi âlemini ve Allah’ın

Rızasını kaybeder. Bu küfrün sebep olduğu günahlar dünyada geçici olsa da ahrette bakidir.

Bu sevimsiz günahları yapanlara ne kadar insan dense de bunları yaptıran Kor’dan yaratılan

nefis ruhudur.


İnsanlar bu Ruhu tam olarak bilemez bilse bile tahribatına inanmaz. Bu Ruhu tanıtan ikinci

Ruh Nur’dan yaratılmıştır. Bu Nur’dan yaratılan Ruhu en önce o zamanın peygamberi

tarafından, Allah’ u âlemin in emri üzere insanlara anlatılır. O insan Allah’ u alanın selamını

naklen alınca kendine döner. Ve Aklına başvurarak Allah’ u Azim’ in İnsanın İnsan gibi

yaşaması nizamını öğrenir. Allah’ u Âlim’ in İlim ve kudretini düşünerek İslam’ı yaşamaya

başlar tam bir iman beraberinde on Ruh daha getirir. O insanların bilemediği nefis ruhunu

teslim alır. Bir yandan Allah’ u Azim’in emirlerini tutarken, diğer yandan Kor’dan yaratılmış

nefis Ruhunu imtihan eder. Bu nefis Ruhu yaratılışı gereği imtihan ve baskıyı hiç sevmez.

Onun için insanlar Gerçek hakkı aramakta zorluk çekerler yahut hiç aramazlar. Ve sonunda

insanlığı tarifi mümkünsüz kötü bir hale getirirler. Eğer Allah’ın Kitap ve peygamberlerine

inansalar, Allah’ın kitaplarını okusalardı bugünkü düştükleri kötü hale gelmezlerdi.


İMAN NEDİR

Allah’ u Âlim’ in Kâinat ve Âlemler den ve cümle mahlûkattan evvel yarattığı Nur’undan

ayırdığı bir Nur’dan RUH tur. İman bu Ruh Allah’ u Âlim’ in insanlık adına yarattığı otuza

yakın diğer Ruhlarla birlikte, Allah’ u Âlimin kendileri adına yaratmış olduğu bir âlemde

alıkonur. İnsanın yaratılış anında ana rahminde bir bölümü insana verilir, bir bölümü iman

Ruhuyla imanı irade eden insanlara Allah’ın yardımıyla hidayet olunur.


Bazı İnsan toplulukları cehaletleri dolayısıyla, bazı topluluklar sapıtmayla, bazıları tamamen

inkar la, bu Allah’ u Alim’in Nur dan yaratılmış İman Ruhunun da, diğer birçok Ruhunda

sahibi olamazlar. Böylece insanlık vasıflarını yitirirler. Lakin onlar kendilerini insanız

zannederler. Allah’ u ta alayı, Kitabını, peygamberini düşünüp, düşündükten sonra arayıp

bulmak Allah’ u Azim’in her insana ilahi emridir.


Yalnız insanlık bu hak nizamı, insanlık hayat nizamının başlaması ile bitirdi ve kıyamet

yaklaştı. İnsanlığın insanlık ömrü de bitmek üzere, hala insanlık Allah’ u Azim’in

kendisinden ne istediğini anlamış değil. Ve Sapıttıkça sapıtmakta, ey insan sen kime ne

yaptığını sandın var şu insanlığın geçmişini gör ve çok yakında göreceksin de, sor da

söyleyeyim.

İnsanlık başlangıçtan bugüne Allah’ u Âlim’ in peygamberlerine inanmadılar. Allah’ u ta

alanın kitabına, peygamberlerine inanalar, hakkı ile kitap ve peygamberlerini anlayamadılar.

Anlayamayıp evvel gelen kitap üstünde ısrar edip sapıttılar. Eğer evvel ki kitabı iyi

okuyabilselerdi. Sonra ki gelecek kitabı ve peygamberi onda bulurlardı ve sapıtmazlardı.


Hakkın nizamında iki kitap iki peygambere İman asla mümkün değildir. Sonraki kitap evvel

kinin hükmünü kaldırır. Sonrakin de Rabbimiz ne emrederse o emir üzere itikat olunur. İki

tane olsa ne olur denirse eğer, bugün olduğu gibi olur deriz. Bugünde ne var ki derseniz. Bu

sorunuzun cevabını çok korktuğum Allah’ u Kahhar’ a bırakıyorum.


Dünya asrımızda en çok nüfus sayısını yaşıyor okuyup yazması da yüksek düzeyde basın

yayın ve haberleşme en yüksek düzeyde, ekonomi, sanayi, sınırlarını aşmış, sanki hiçbir şey

kazanılmamış gibi, insanlık kazanım ve

Buluş arayışı içinde yarışmakta. İnsanlığın ne aradığını kendisi de bilemiyor çünkü insanlık

haktan gafil ve cahildir. İnandıkları madde ve servet onlara hiçbir şey veremiyor. Bunlarda ne

yaptıklarını bilemeyip, dünyayı ele geçirmek için İman ettikleri maddeyi kullanarak

birbirlerini yakıyorlar. Sanki bu mülkün ve bu insanlığın sahibi kendileriymiş gibi. İşte

çağımızın milyonlarca insanın hali kısaca bu telafisi mümkünsüz bir cehalet, eğer insanlara

ülke-ülke sorsak ve bu cehalet ne desek az bir insanın haricinde bütün insanlık bu cehaleti

kabul etmez. Neden Allah’ u Halik’ın kitabını ve insanın insan gibi yaşama nizamını

bilmedikleri için bu cehaleti kabul etmezler. Cehaletini insanlığa haber veren insanların

olmayışı Allah muhafaza insanlığın haberi olmadan ya kendi elleri ile ya da Kahhar olan

Allah’ u Gafur tarafından helak olup gideceklerdir.


İnsanlık, insanlık vasfını yitireli hayli zaman olmuştur. Günahını bilemeyen insan kendini de

bilemez. Kendini bilemeyen insanı yola getirmek İnsanlar tarafından nerde ise imkânsız bir

iştir. Bu durum da bize düşen ömür boyu Azim ve Rahman Halik’ıma yakarmak Ey kudreti

Subhan Rahmeti sonsuz Azim Allah’ım zamanı uzat bize merhamet buyur. Zaman içinde

sebepler yarat bu gözü dönmüş nankörleri kendi günahları ile Müslümanların içinden çek ve

ayır. Ya Rahman Rabbim Âmin.


Dedik ki gözü dönmüş nankörler bunlara biz böyle deyince, hakkımı görecekler biz bunları

satırlarımıza yazarak ya Rab bizim bunlardan haberimiz var. Bunların şerrinden bütün

Müslümanları koru diye Rabbimize dua ediyoruz. Şimdi Aklen bir soru daha geldi. Bu soruyu

bize ya hiç inanmayan sorar ya da az inanan sorar der ki sizin duanız geçer mi?

Şimdi dikkat et kitabımızın başından buraya kadar, Allah’ u Alim kainat üstü alemleri, cümle

mahlukatı ademin hürmetine yaratıp gene ademin adına ayırdığı nurundan korundan

mevcudatı yaratan ve Ruh veren, sonsuz kudret sahibi, Halik’ u Rahman olan Allah’ u Aziz

dostlarının duasını kabul etmez mi?


İnşa Allah’ u Rahim hem de yetmiş iki senelik dua ve tam dört bin üç yüz sene geçerlidir.

Yaşayan insanlığa mübarek olsun, âmin. Âlemlerin Rabbi Allah’ım, Hamt size, Şükür size,

Rızanı kazanmak ise bize.


Bir dua edelim. Ya Rab Müslümanı ver bize, kitabımızın hemen her sayfasında

peygamberlerinden anlattık. Bu insanlık en çok peygamberlere inanmayıp, ne yapacağını

bilemeyip şaşırıp ebediyetini kayıp ediyor. Hal bu ki İnsanlığın en büyük meselesi burada,

bedenleri doğanın icabı ana ve baba tan meydana gelmiş, Ruhları da esen rüzgârdan

canlanmış yaşamlarını da kendileri belirler ve ölür toprak olurlar. Onlar için mesele burada

biter. İşte senin acınacak cehaletin budur. Çünkü böylesine cahil insan felaket ister. İster

Allah’ u ta aladan ister insandan gelsin ikisine de inanmaz, o insan için ortada günah diye bir

kabahat yoktur. Öyle bir günahı da cahil ve kendini tanımadığı için bilemez. Kendini

tanımayan insan geçmişini, geleceğini tanımıyor böylesine cahil bir beşeriyet elbette helak

olacağını da düşünmez.


İşte biz Rahman Rahim olan Allah’ u Halik’ a bunların bu cehaletleri üzerinden dua edip

Allah’ u Azime yakarıyoruz. Yoksa bunların günahları af olacak günah türünden günah

değildir. Bu nedenle Allah’ u Kahhardan çok korkuyorum. Ve diyorum ki Ya Rab eğer varsa

Razı olduğun Salih ve Saliha kulların hürmetine, ve dahi diyorum ki Ya Rab bu mübarek arzı

alan da yaşayan hayvanatın hürmetine, …….. yoksa bu insanlığın dua edecek hiçbir tarafı

yoktur. Biz bunlara altmış dört sene gece gündüz bir nefes boş harcamadan dua ede ede

ihtiyar olduk. Ey insan sen bizi bilemezsin o kadar cahilsin ki kendini bile kayıp etmişsin.

Şurada birkaç günlük ömrün var ondan sonra tamamen kayıp olacaksın. Yalnız dünya da

kayıpta olsan cehennemde hemen bulunursun ve burada, sana yetmiş yıldır dua eden dünyada

ondan habersiz yaşadığın Allah’ın vazifeli komutanını orada hemen haber alır ve çabucak

bulursun, Yalnız o size sizin dünyada yaptığınız gibi yapmaz. Zulmün analarını siyah bir

cehennem libası ile giydirir. Allah’ın adaleti beşerinkine benzemez, Hesap günü devam eder

ve siz ne görebilir ne de duyabilirsiniz.


Biz bu insanlığın içine düştüğü amansız cehaletinden dolayı bir ömür Allah’ u ta alaya

yakarırken bir yandan da gelecek neslin Ruhları üzerinde Aziz olan hür Rahman Rabbimize

nasıl dua ettiğimizi, Halik Nur Rahim olan Mevla’mız hakkıyla bilir ve vazife üzerine

getirdiği garibini elbette eli boş çevirmez. Sonsuz rahmet ve merhamet sahibi Aziz Subhan

ım.


Bismillahhürrahmannurrahim ‘’Ey Hamimim. Bütün dualarını kabul ettik. Beşeriyetin

üstünde ki nurumuzu bir damla kan akmadan tamamlayacağız.


Kerim olan Allah’ u Âlimin müjdesini ilahi kelamından aldık. Hicri 1421 üç zilhicce gecesi

saat biri on beş geçe. Bu ilahi haberden önce üç haber almış ve üç de büyük hikmet

yaşamıştım. İkinci haber de Allah’ u Âlim,


Bismillahürrahmannurrahim’’ Yanına bir defter kalem al. Kalemle öğreten Allah’ u

Alim sonsuz Subhan dır. ‘’


Rabbimin bize kalemi işaret ettiği günün gecesi kendi köyümden gelir iken yanıma defter

kalem almıştım. O gün ilkindi vaktinde yayla evine çıkınca daha evvelki yazılarımızda

bildirdiğim iki komşu köyü kalemle amel ve itikat noktasında araştırmak istedim. Gece

ürerime düşen ibadetlerimi tamamlayınca kalemi alıp defterimi açtım. Cahil olup bize karşı

mütevazı olan köy hakkında bin dedim kalem yazmadı, yüz dedim kalem yazmadı, on dedim

kalem yazdı. Buna göre cahil köy on derecelik bir hayır almış oluyordu. O gece araştırmayı

bırakıp ibadetle meşgul oldum ve kendi köyümü ertesi güne bıraktım. Gece namazına kıyam

ettim. İlmi sonsuz hikmeti bilinmez Rabbim, namazda tahiyyat dan sonra Salavat dualarına

geçemiyordum. Kema salleyte ala İbrahim diyemiyordum. Bu hal üzere kırk rekât namaz kılıp

yirmi selam verdim yine de salavat dualarına geçmem mümkün olmadı. Yirminci selamın

sonunda bütün âlemlerden öyle bir güzel nida geldi ve hep birlikte salavatı şerife şöyle

okunuyordu.

Bismillahürrahmanurrahim ‘’ Allahümme salli ala seyyidana Muhammed ün ve ala ali

seyidina Muhammed ün ümmeti Muhammed ün selamet. ‘’

Biz bütün âlemlerden gelen bu salavatı şerife’ i dinlerken fecri sadık ağarıyordu. İş bu salavatı

şerife bizce Allah’ u Rahmanın Müslümanın aklının ermeyeceği sonsuz bir rahmet ve selamet

müjdesi idi bu hal ve hakikat karşısında duam, Hamt’ im, şükrüm bizce yetmiyordu işte o

zamanlar düşüp-düşüp bayılıyordum. Uyanınca diyordum ki,


Gece yarı oldu hikmetin bitmez

İzzet ikramına rabbim şükrümde yetmez

Kudretin koru yanarda tütmez

Uyur uyanırım Halik’ım derim. .


Geceler uzundur uyku tutmuyor

Rabbim hikmetine aklım yetmiyor

Kudretin koru yanar bitmiyor

Sen sonsuz Âlimsin Halik’ım derim


İşte böyle yazdığım binlerce tevhit ilahileri. Allah’ u ta alanın bize insanlık adına verdiği

müjde haberleri, Allah’ u Âlim bu zamana kadar hiçbir kuluna vermemiştir. Onun için

insanların inanması biraz zor olur. Yalnız bu inanıp inanmamak meselesi hiç kimseye bir

zarar vermez. Neden? Biz Müslümanlar Elhamdülillah eğer başarabilirsek, inned dine

innallahül İslam. Aziz Rahman Rabbimin bize bildirdiği müjdeler İslam’ın nurunun

tamamlanmasıyla ilgilidir. İnsanlık İslam ile müjdeleniyor. Şükür Rahman Rabbimize

İnanmayanlara gelince siz tarih tutun en geç bu asrın sonu Rabbim sizin de geleceğinizi

kurtaracak. Ebedi Şükür olsun hür Rahman nur Rahim olan Allah’ u Azim Halik’ıma Âmin.


Kor’umun Gafur’u Celal Allah’ım sizden hem utanıyorum hem korkuyorum. Ya Rab

günahların vebalini günahsızlara çektirme Allah’ım onların günahı cehenneme kalsın. Ya Rab

eğer burada onlara ceza verirsen günahsız garipler de ceza gelir. Ya Rabbim gariplerin

mümkün olan günahlarını bağışla Rahman Rabbimiz.


Gelelim salavatı şerife’ in mana ve hikmetine, Allah’ u Azim Âdem den bu güne insanlığı bir

saat boş bırakmamıştır. Rahman Rabbimiz mübarek bir Salih kulunu kendine halife seçer.

Onu Rahmet nazarına alır. Bütün insanlığın dünyevi ve uhrevi ihtiyaçlarını Rabbimizden o

diler o’nun duası Allah’ u Âlim tarafından asla boş çevrilmez. Eğer insanlara Allah adına

hatalarından dolayı gücenirse Rabbimiz o insanları cezasız koymaz. Eğer bu Allah dostları

kitap verilen peygamberlerden değilse onları insanlar hiç anlayamazlar onlar ise insanları

gayet iyi bilir. Bu insanlar peygamberlerin varisleridir. Ve kıyamete bir asır kalana kadar her

asırda vazifeli olarak devam edeceklerdir. İnşa Allah’ u Rahman.


Allah’ım anam Fatma tül seyit e den, Atam Hz. Ali kerem Allah’ u veçheden gelen seyide ve

seyitleri Müslümanların içinden kıyamete kadar eksik etme. Âmin Âlemlerin Rabbi Allah’ u

Subhanel Azim. Diyelim ki Allah’ u ta ala onları Müslümanların içinden çekti. Halik u Azim

Rabbimizin bu beşeriyeti nasıl ve nice yaşatıp haşır edeceğini insanların bilmesi mümkün

olmaz. Zaten insanlarda Allah’ u ta alanın vazifeli kullarına inanmazlar.


İşte böyle insanlığında dünyanın da sonunu yaklaştırıp Cehennemi kapıya yakın doldurdular.

Dünyanın da ömrü yetmişte dört kaldı. Cennetin de altısı boş. İşte nefsani insanın hali bu,

öyle ise ne olacak? Bu soruyu insanlar kendilerini yöneten din adamlarına sorsunlar, onlar

bilemezse biz onları Cehennemde okuturuz. Allah’ın dostları bir kelime yalan söylemez ve

yazmazlar Allah bildirmezse de yazdıklarından hiç birini bilemez. O Allah dostları olmazsa

insanlığa rahmet inmez insanlık zayi olur. İşte o kara güne dört bin iki yüz yıl var.

Bismillahürrahmanurrahim

Gafurun koru giymiş karayı

Bu beşer aşmıştır bize yarayı

Gelem huzuruna ağlaya, ağlaya

Cehennem kapıya dolmuş Allah’ım


Giymesem karayı zamanı geçmiş

Zalimlerin ruhu tamuya uçmuş

Günahkâr caniler kor una düşmüş

Cehennemde feryat eder Allah’ım


Zalim okumadı Nurun Kur’an-ı

Bulamadı azim olan Subhanı

Havasına düştü nefsi şeytanı

Cehennem kapıya dolmuş Allah’ım


Göremedi kâinatta âlemi

Okumadı kitabından kelamı

Zulmü yazmış bu cahilin kalemi

Cehennemi mekân etmiş Allah’ım


Göremedi yaratanı bu hali

Onun için oldu ya Rabbi zelil

Yaratanım der Ya komutan Halil

Cehennem kapıya dolmuş Allah’ım


Madde sana Hâkim oldu ya gafil

Olunur mu Rabbim bu kadar cahil

Bunlar düşünmez ya gözü de alil

Madde perdesini yırtmaz Allah’ım


İnsan varlığın sırrını bilemedi

Âdem den bu güne zulüm dinmedi

Beşer son buluyor felah bulmadı

Gelip cehennemi görsün Allah’ım


Bismillahürrahmanurrahim

Bizim dersimiz müjde haberlerin aralarında geçen anlaşılması zor olan Alim Rahmanımızın

hikmetleriydi. Kalemle iki köyü kıyas yapıyorduk. İkinci gece yarıyı geçerek Rahmanın

huzuruna, defterin başına emri kudret kalemi ile vardım. Kendi köyüm için bin dedim. Kalem

Hafız NUH yazdı. Semi sin, Basir sin Aziz Rahmanım deyip, yüz dedim kalem, Hafız Ali

yazdı. On dedim kalem molla Mehmet dedi. Bu adam birinci kıyasta on olan cahil köye

yazılan hayrın adamıydı.


Kalemde ve dilimde yaratan kudretinin, ilahi hikmeti ve Azameti karşısında az bir düşündüm.

Eğer ömrün olsa bin yıl düşünsen Rabbim ilahi hikmetinden bildirmez ise biz bir hiçiz.

Kalemde görülen bu üç adam bütün Müslümanların amel ve itikat’ ını ölçüyor.


Namazda salavat dualarına geçemeyişimin ilahi hikmeti ise mutlak Kudreti Kadir Allah’ u

Rahman, yaratılış iradeyi küllü rahmet ve hidayeti ile İnsanlık üzerindeki nurumuzu

tamamlayıp, istediğin insanlığı, İzzetim üzerine size lütfederiz. Buyuran Allah’ u Azim’ i şan,

İnsanların arayıp bulamadığı Rahmet ve Merhamet sahibi Subhan hür Rahman Allah’ım.


Kelimemizde ki Hikmet, Dilimizde ki tecelli, İman Ruhunda ki depreyiş, hakikat yolunun

yükseliş kapısı gece namazı, Altıncı rekâtının üçüncü selamı sağa selam verdim. Sema’ vatın

kapıları açılıp az bir süre çok âlemler seyredip düşüp bayıldım. Buradan öncesini kitabımızın

ön sayfalarında açıklamıştım. Salavat dualarına geçemeyişimizin sebebini üç sene sonra

Allah’ u ta ala kitabı yaz emri verince akşam defterleri alıp gece yarısını bekledim. Gecenin

on iki sularında meleğim gelerek dedi,


Bismillahürrahmanurrahim’’Siz kitabı yazacaksınız. Salavat dualarına geçemeyişinizin

sırrını bilir misin?’’


Biz üç yıldır düşünürüz anlamamız mümkün olmadı. Doğrusunu Rabbim bilir dedim.

Cevaben meleğim buyurdu.


Bismillahürrahmanurrahim ‘’Allah u ta ala öyle bir emri ferman buyurdular ki, ceddin

İbrahim aleyhi selamın üzerinde ki Müslüman milleti unvanını Âlim olan Rabbimiz

sizin üzerinize devir olundu. Manen siz de orada idiniz. Orası levhi mahfuzdu.


MELEKİL İKRAM, ENBİYA VE EVLİYA hazırdı. Levhin önünde insanlık adına

resuller hürmetine yeşil atlastan yaratılmış tevhit nuruyla aydınlatılmış cemali hamt

isimli bir sancağı şerif vardı. Mahşer günü bu sancak bütün enbiyanın beraberinde,

Âlim olan Allah’ u Kudretin emri ile mahkeme-i Kübra ya getirilip dikilir. Bu sancak

mahşer günü bütün âlemlerden görünür. Hesap tamam olunca sancak Allah’ u ta alanın

emri ile tarafınızdan getirilip enbiyanın cennetinin kapısına dikilir. Allah ümmi kulunu

samimi dostunu böyle mükâfatlandırır. Allah’ın selamı Rahmeti üzerinize olsun.’’ Âmin.

Rahmeti sonsuz Hamid Allah’ım sonsuz hamt ve şükür size olsun. Halim Allah’ u selam.


Bu müjde haberin açıklamasını da kitabımızın ön sayfalarında yapmıştım. Yalnız ne kadar

açıklansa hikmeti Rahman tam olmuyor. Neden? On iki müjde haberler tamam olduktan

sonra, cinlerin babası iblis şeytan ve bütün onun cin’ i taraftarlarıyla savaşmak zorunda kalıp

zor günler geçirdim böylece Rabbimin hikmetlerini tam yazamıyordum. Üç senede Rabbim

yaz emri vermedi. Üç sene sonra yaz emri gelince altı defter yazdım onlar da yakınım

tarafından çalındı. Bu kere yazmam daha da zorlaştı neyi yazdım neyi yazmadım birçok eza

çektim. Şükür Rahmana.


Kalemde görülen üç insan biz, iblis şeytan nırra ve bütün cin’ i şeytanlarla mücadele

savaşırken kimseye halimden haber vermedim. Ne insanlık adına Allah’ u İzzetten Aldığım

müjdelerden ne de şeytanlarla yaptığım savaş hakkında, Yalnız biz iblis nırra ile evde

konuşurken ailem bizim şeytanlarla şiddetli bir mücadele içinde olduğumuzu anlayınca bize

köyden sana iki hafız yanına getireceğiz ve hangi hafızları getirelim dediler bizde o zaman

kalemimizin yazdığı hafızları istedik. Bu iki hafız bizim yanımızda gece yarısından sonra

sabaha kadar kalmak istediler. Fakat bu kardeşlere en fazla bir buçuk saat izin verdik.

Şeytanlardan da fazla malumat vermedik.


Çünkü Rabbimden yaz ve konuş emri almamıştım. Bu kalemimizin yazdığı iki hafız ve bir

molla dinimiz İslam’ın mensuplarına işaret etmektedir. Ondan yüze kadar Müslümanlar,

Yüzden bine kadar Müminler, Binden yukarısı mübmineyin ifade etmektedir. Müslümanlar

her an günah işleyebilirler, Müminler az günah işlerler ve yükselirler evliya, veli evliya

makamına ulaşırlar. Asrımızda bunların sayıları çok azdır. Fakat her geçen gün artarak devam

edecek İnşa Allah’ u Rahman. Üçüncüsü mübmineyin Allah’ u ta alanın seçtiği kulları, bunlar

günah işlemezler. Allah’ım vadettiğin Nurunu insanlık üstünde tamamla, Aziz Rahmanım

Âmin. Sonsuz Rahmet sahibi Allah’ım.

Blogger tarafından desteklenmektedir.