SÂLAT 2
SALAT 2
Birinci bölümde akıl ruhumuzu kılavuz kılarak bugünkü idrakimiz ölçüsünde
SALAT kavramı hakikatine yaklaşma çaba ve gayreti içerisinde olduk.
Rabbimizin ilahi kelamı ile arınmaya arlanmaya çalıştık.
Yolumuza hakkıyla devam edelim inşallah.
Ve Şimdi de şükrü mümkünsüz ilahi hikmetler için Rabbimize bir niyaz kılalım.
Ey Rabbimiz bize katından ilim ver. İlmimizi ve ilim verdiklerinin sayısını da
her zamanda her mekenda her işleyişte çokça artır.
Ey Rabbimiz Rahmet hazinelerinden bilinçlerimizi nurunla hakikat aydınlığına
kılavuzla.
Ey Rabbimiz sana yönelen bütün yakınlıklarımızı kolaylaştır hakkı ile hakikat
nimetlerini üzerimize yağdır ve bizlerde tamam eyle.
Ey Rabbimiz sevgini hakkı ile yaşamayı yüceliğini anlamayı ilahi muradına hak
üzere tabi olmayı rızanı kazanarak zatında fani olmayı bizlere nasip eyle.
Ey Rabbimiz bilerek veya bilmeyerek yaptığımız tüm kusurlarımızı hatalarımızı
gafletimizi af eyle, bizi halim esman ile sar ve sarmala ki yanlışa düşmeyelim.
Ey Rabbimiz lütfu kereminle lütufta bulun bize. Bereketini ve afiyetini ve
selametini üzerimize yağdır. Hidayet kapılarını bizlere ve insan ile cin
mahlûkunun yavrularına aç. Hepimizi atalarımızın günahlarından ayır ve onların
bilmeyerek yaptıkları tüm günahlarını bağışla. Bizleri hakikat yolunun hak
yolcusu olarak daim yaşat ve böyle yaşayanların sayısını da çokça artır.
Ey Rabbimiz her nerede ve ne şekilde ve dahi kimin eli üzere olur ise olsun
zalimin zulmüne dönük tüm imkân kudret ve güçlerini ellerinde al ve onların bu
tür maddi ve manevi tüm düzenlerini gelecek iman akıl ve ilim nuru ile
aydınlanmış nesillerin menfaatine olacak şekilde yık ve akıbetlerini dünya işleyişinde sonlandır.
Ey Rabbimiz her daim bizlere sevgin ve merhametinle muamele et bize katından
ilmini rahmetini lütfunu her türlü sebepten hesapsızca hibe üzere ikram ve ihsan
et ve bizlere hayır kapılarını aç doğrusu bizler bize indireceğin her hayrın fakiri
olduk.
Ey Rabbimiz bizden razı ol ve rızanı kazanmış olarak bizi katına yükselt.
Sensin Subhan. Sensin Rahman. Sensin Kudret. Sensin Kadir. Sensin
Fettah Sensin Gani.
Evet,
Dikkat edilir ise bugünkü araştırmaların ve idrakimizin ışığı altında ulaşabildiğimiz ölçüde ilahi
kelam ile aydınlanmaya çalışıyoruz dedik. Yani bu bizim çalışmamız kesin kez
böyledir bundan başka gerçek yoktur demedik.
Hz Kur’an önümüzdedir. Kur’an a hakiki anlamda hakiki murada uygun
bağlanıp bağ kurup gerçek ortaya çıktıkça bizimde gönül kabımız ve
idrakimizde o derece genişleyecektir.
Selam olsun kulluk görev ve sorumluluk bilincinde olup ilim ışığında Kur’an a sallat olanlara
yani salla eylemi yapıp musalli olanlara
Salat kavramının geniş anlamını bugünkü idrakimiz doğrultusunda
ulaşabildiğimiz mana açıklamasını bir kez daha hatırlayalım.
Salât kavramının üst/çatı anlamı her daim
‘’görev/sorumluluk’’ tur.
Salat kavramının bütün alt anlamlarını görev/sorumluluk şeklindeki çatı
anlamın altında toplamak mümkündür.
Bu arada, çatı anlamın alt anlamlarla çelişik olmaması gerektiğini de göz ardı
etmemek önem arz etmektedir.
Buna göre, bir cümleden alt anlamı çıkarıp yerine çatı anlamı koyduğumuzda
manada değişme olmuyorsa üst anlam alt anlamı karşılıyor demektir.
Salât kavramı Allah’a, meleklere, cinlere, insanlara ve hayvanlara nispet
edildiğinde üst anlamı takdir etmemiz ne lügati ne de şeri anlama ters düşer.
Allah’ın rahmeti, mağfireti, yardımı vs. yaratılmışlar için yaratanın
kendine yüklediği görev ve sorumluluktur diyebiliriz.
Resullerin gönderilişi ve kitapların verilişi, ilahi hak yolculukları semalarda ve
arz da ilahi vahye muhatap olanlara hak yolunu gösterme çabaları acaba bizlere
neyi hatırlatıyor.
Her bir resulün ilahi yardım ve hak kelamı ile bildirdikleri saymakla bitmeyecek
hak katından ulaşan hayatımızı maddi manevi hak üzere devam ettirmemizi
sağlayan her şey acaba bizlere neyi hatırlatıyor.
Yağmurun tüm mahlûkata şamil olarak inmesi bedavadan tükettiğimiz kıymetini
bilmediğimiz türlü nimetler, tertemiz hava, su acaba bizlere neyi hatırlatıyor.
Fizik ve metafizik ilahi yasaları, Kimya, Simya ve tüm ilim ve bilimlerin
yaratılması, kâinatın bir ahenk içerisinde bir nevi tespihi, secdesi acaba bizlere
neyi hatırlatıyor.
Bütün bunların yanında akıl başta olmak üzere duygu diye tarif edilen sevgi,
haya, merhamet, gönül, korku,...( 24 adet sayılabilir ) ruhu acaba bizlere neyi
hatırlatıyor.
Nefis yani maddi manevi olsun vücut bulmuş hiçbir can veya eşya yoktur ki ona
sorumluluk yüklensin her mahlûkatın muradını bilmesi ve o yaratılış genetiğine
uygun davranması acaba bizleri neyi hatırlatıyor.
Sözün özü bize her şey onu hatırlatıyor değil mi? Her şey bizim için sanki bizim
hakikatimize ulaşmamız için bıkmadan usanmadan yine bize amade vaziyette
bizi bekliyor. Üstelik zerreden küreye her şey. Bu ilahi yardım olmaz ise ne
olurdu halimiz. Yaratan ve yaşatan Rabbimiz bizi bizden iyi bilir.
Dua edin kabul edeyim ilahi hitabı ile bizi başıboş bırakmadığını da bize hakkı
ile bildirir.
Şimdi dua vakti geldi sardı beni bir celal…..
Bismillahirrahmanirrahim Men kâne yercû likâallâhi fe inne
ecelallâhi le âtin, ve huves semîul alîm(alîmu). (Kim Allah’a mülâki
olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o takdirde muhakkak ki
Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken
Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.)
Allah’ım bütün niyetim ve maksadım Sensin. Bütün istediğim Senin
Hoşnutluğundur.
Bana Sevgini ve Senin Yüceliğini bilip anlamayı ve hakkı ile sevgini
yaşamayı, katından vereceğin hakikatini ilmini iman ve irfan bilinci içinde
hikmetli yaşamayı ve örnek olarak yaşatmayı lütfu kereminle bana tüm
hayır kapılarını açarak lütufta bulun ikram ve ihsan et.
Şimdi öylede oldu. Zaten öyledir.
Ey Rabbimiz İlahi sevdiğin ve seni seven kullarının sayılarını da semalarda ve arzda ikisi
arasında her nerede olur ise olsun çokça artır.
Hepimizi artık birbirimizle ile tanış ve hak üzere daim birlik kıl senin yüceliğinin sevginin
tecellilerini seyrederek sana olan şükrümüzü kadim kıl çokça artır senin
her şeye gücün yeter.
Sensin Subhan. Sensin Rahman. Sensin Kudret. Sensin Kadir. Sensin
Gani. Sensin Celal. Sensin Cemal.
İlahi Ya Rahman Allah’ım Dünya ve ahiret hayatımda senin rızana
kavuşmayı, tüm hayatlarımı katından lütfu kereminden ihsan ve ikram edip
üzerimde tamam edeceğin ilahi sevgin ile vücut bulmayı ve sevdiğin her şey
ile birlikte olarak her türlü pislikten uzak durarak yaşamayı seçtim.
Ya İlahi senin ihsanına ikramına muhtacım duamı hemen ve her daim
geçerli olacak şekilde hemen kabul et.
Ya İlahi hakiki muradına dönük idrak ve bilince sahip kulun olmayı ve hak
kemale ermeyi ve hak üzere hakikati daim yaşamayı ve her daim tüm
hallerimde hakikatinin tecellisini görmeyi duymayı hissetmeyi ve bunları
apaçık beyan etmeyi katından hesapsızca ve karşılıksız olarak hemen ihsan
ve ikram eyle.
Ya İlahi beni ilahi Esmaların ile donat ve Halim esman ile sar. Sevdiklerimizi
ve sevenlerimizde ve neslimi ve senden isteyeni de hak güzelliklerine
kavuşturarak duamızın kapsama alanına dâhil eyle.
Ya İlahi beni Salih, Sadık, Sıddık, Adil, Âlim, Arif ve ilahi akıl nimetine ve
kâmil imana ve katında ki ilmine kavuşmuş ve rızanı kazanmış hak kulun olarak her daim
afiyetinle bereketinle selametinle sıhhatinle ve her türlü güzel imkânınla
donatarak ilmi ledün ile yaşat hak üzere hakkıyla rızanı ve sevgini kazanarak sana kavuşmayı ikram ve ihsan eyle.
Ya İlahi beni sevdiklerini ve sevenlerini daim olarak buna ve daha nice
hayırlarına ve ihsanlarına ve ikramlarına ve bereketlerine nail eyle ve
bizlere katından rahmet hazinelerini hibe ederek ihsanını ve ikramını
üzerimizde tamamla.
Ya İlahi bizleri ilahi vahiyle ruhen ve bedenen nurunla aydınlat hikmetinle
ledün ilmin ile konuştur, kudretinle her türlü pisliklerden kurtar koru ve kolla ve bizleri
önder ve hak kulun olarak örnek kıl ve sayılarımızı da başta neslimizden
olmak üzere çokça artır.
Bismillahirrahmanirrahim Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû
rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
(Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki
olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde
inanırlar.)
Ya ilahi katından bin bir esmanın tüm hakikat sırlarını ve hikmetlerini ihsan
ederek lütfunla bana aç afiyet ve katından vereceğin ilminle birlikte cem
olmuş halimde ve ruhlarım da bunları tecelli ettir ve üzerimde tecellilerini
tamamla ve hak olan İmanımı daim artırıp ona mahlûk seviyesini ihsan
ederek lütfet.
Ya İlahi tüm ruhlarımda da İman nurunu daim artırarak hâkim kıl. Akıl ve
hafıza ruhumu hak üzere artırarak ebede kadar koru ve kolla. Yarattığın
tüm ruhların hakikat sırlarına da beni eriştir. Ebede kadar bu halimi benden
alma ve tüm tecellilerini üzerimde artırarak bende daim eyle.
Ya Rabbi; her daim yaratıp yaşatmakta olan yarattıklarını hakkı ile bilip
işiten ve görüp gözeten ancak sensin. Güzel niyeti ile isteyene veren yegâne
cömert sensin. Senin hazinelerinin tükenmesi mümkün değildir. Bizim
dualarımızı da katından duasını hemen kabul ettiklerin katına dâhil edip
dualarımızı hemen ve hakkı ile kabul eyle. Ve bunların vücut bulmuş
halimde ki tecellilerini kaldırmak için bana katından güç ve kuvvet ihsan ve
ikram eyle. Ya Subhan Allah. Ya Allah u Rahman. Ya Mübinu. Ya Kerimu.
Ya Daimu. Ya Ganiyyu
Evet,
İnsan ve diğer akıllı varlıkların salâtı olan Dua, Tazim, İbadet, Sena, Tabi
olma, Tebrik, Tezkiye, İstiğfar, Namaz, Ulvi münasebet, Ulvi bağlılık, Ulvi
irtibat, Hareket, Tahrik, Bağlılık, Yöneliş, Hakkı tefekkür etmek, Okumak,
Öğrenmek, Buluşmak, Ulaşmak, Vasıl olmak, Birleşmek vb.
Gibi anlamlar maddi manevi kulluğun gereği olan sevgi ve saygı esaslı
insani ahlaki görev ve sorumluluklardır.
İnsan hakiki anlamda ister maddi ister manevi olsun vazife bilinci doğrultusunda
her ne için salla olur ise akıl kılavuzluğunda o işin hakiki muradını ortaya
çıkartır iman ruhunu harekete geçirerek onu da hakkı ile yaşar ve yaşanması için
gerekli olan çaba ve gayreti ortaya koyar. Doğrusu ilahi akıl insan için hakiki bir
kılavuzdur.
Hakiki anlamsa ilim, hak, sır üzere Allah’a yaklaşma edebi içinde olan kulu ve
hallerini anlatsak kelime ve kavramlar hakkı ile anlatamaz diye edep ederiz.
Gel de âşık Yunusu hakkı ile anla yaşa ve anlat. İlahi aşk ile haldaş olmadan onu
anlamak ve anlatmak deryada damlayı anlatmaya benzer değil mi? Buda bir
hikmeti ilahi ki kul hakiki anlamda yaratanına salla olur ise herkes ona baktıkça
nasibi ölçüsünde onda hakkı görür ve kendisinde ilahi hasletler oluşmaya başlar
hem hakkı yaşar hem de hakkı tüm toplumda kurum ve kuruluşlarda yaşatmak
için can havliyle çalışır neye gücü yetip imkanı neye elveriyor ise o onu en güzel
şekilde başarmış demektir.
Peki, hakiki kul olarak baktığımızda Allah’ ın örnek kulları bizleri neyi
hatırlatmaktadır.
Ömer dersek neyi derdiniz.
Ali dersek ne derisini
Gerisini sen ilave et saymakla bitmez değil mi?
Bugünün insanı bir kabir arayıp zor bulurken veya satın alırken yüz yıllardır
ayakta kalan binlerce insan cevheri yetiştiren hakiki veli kulların türbeleri ve
onların eşsiz hayat nizamları acaba bizlere neyi hatırlatıyor.
Ya bilim için merak ruhları ile sürekli hakikat arayışları içinde olan hak
yoldaşları acaba bize neyi hatırlatıyor.
Düşün bir kez balığın karnı da mahzun bir şekilde hatasını bilip dua eden Hz
Yunus un hak kıssası acaba bizlere neyi hatırlatıyor.
Hz. Fatıma Hz. Rabia daha nice mübarek analar acaba bizlere neyi hatırlatıyor.
Hz Veysel ve Anadolu Erenleri, Bektaş-ı Veli, Bayramı Veli, Somuncu Baba,
Pir Sultan, Mevlana, Şaban-ı veli……………………
Ne kadar sayarsan say her yerde ve zamanda birini mutlak bulursun işte bunların
her türlü nefsani dünya arzu ve zevklerinden uzak hak yaşantıları acaba bize
neyi hatırlatıyor.
Katından ilim verilmiş olan kul diye bildiğimiz Hz. Hızır’ın dilden dile anlatılan
yaşanmış gerçekler acaba bize neyi hatırlatıyor.
Yazdıkça yazasımız geliyor fakat bunlar üzerinde tefekkürü birazda sizlere
bırakarak burada kifayet edeceğim.
Yine sardı beni bir celal
Halim
Eriyip akıtsam halim
Simsiyah bir güle benzer
Derindedir yaram benim
Ateş değmez köze benzer
Hiçlik içinde bir hiçim
Teke doğru gider göçüm
Zaman perdelerini açın
Gelen ehli naza benzer
Aşkın ile yanan gönül
Bin cefaya dalan gönül
Daim hakla olan gönül
Göz değmemiş yüze benzer
Nuru ile dolup taşmak
Sırrı ile hikmet saçmak
Hakikatle vardan geçmek
Hazdan öte haza benzer
Levh-i mahfuzuna ağan
Kudret kalemini gören
Hikmetinden sual eden
Dil değmemiş söze benzer
Hür kulum aşk ile dolan
Hak şarabın daim kanan
Sevdiğiyle her an olan
Candan öte cana benzer.
HÜRKUL
Hayvanların ve tüm canlıların Nur suresi 41. ayetinde bahsedilen salâtı ise
Allah’ın her mahlûka yüklediği görev ve sorumluluktur.
Kısaca ‘’sünnetullah, "Allah'ın varlıklarla ilgili olarak öteden beri var olan
ve var olmaya devam edecek değişmeyen davranış biçimidir.’’ Diyebiliriz.
‘’
Salât kelimesinin sırt, kuyruk sokumu, uyluk kemikleri vb. anlamlardan gelmiş
olması vücudun ana yapısını oluşturmaları, onu taşımaları, bedenin merkezi
taşıyıcıları olmaları nedeniyledir. Yani vücudun tüm ağırlığı bu ana omurganın
üzerindedir. Bu nedenle, kelimenin üst/çatı anlamı görev ve sorumluluk
olmaktadır.
Hadislerde geçen, namazın dinin direği olduğu bildirimi de kul için üst anlamı
görev ve sorumluluğu anlatmaktadır.
Kulluk görevi ve sorumluluğun zirvesi ise namazdır. Namazda dua, ta’zim,
övme, ibadet, tabi olma, kıraat, istiğfar ve bağlanma vb. bütün anlamlar yerini
bulmaktadır.
Bu nedenle, salâtın sözlük anlamını esas alarak onu namaz anlamından
koparmak; namaz anlamını esas alarak sözlük anlamlarından koparmak kadar
yanlıştır. Bu konuda yanlışa düşmemek için yapılması gereken şey, salât
kavramının anlam takdirini bağlama göre yapmaktır.
Birçok müfessirin, salât kavramına namaz üst anlamını verdikleri
görülmektedir. Şeri mana olan namaz, ayetlerin birçoğunda öncelikli olarak
takdir edilerek anlam sorunları giderilmek istenmiştir.
Ancak bize göre şeri anlamın öncelemesi ve üst anlam olarak takdir
edilmesi doğru değildir. Zira namaz vakitli bir ibadettir, salât ise namazı
da içine alan geniş bir anlam ağına sahiptir ve genel olarak varlığa
yüklenen görevi ve sorumluluğu/ifade/etmektedir. ‘’
Özet ile birinci bölümü bu şekil de idrak ederek bağlamıştık. Bu bağlam bizim
bugün için idrak bağlamımızdır ki bu konu hakkında hakiki görüş ve düşünceler
Kur’an ışığı ile vücut bulur ise o düşünce ve fikirleri de onları da içine alacak bir
bağlamdır.
Çok şükür ki günümüzde hakiki anlamda hem şahsi hem ruhi anlamda geçeği
arama çalışmaları mevcuttur. Hiçbir insan ilahi vahinin hak olan gerçeğine
sırtını dönemez dikkat et Müslüman demedik insan dedik.
İlla ki dönen olur ise o da bilerek gerçeğe göz yummuş olur ki ancak gölgesinin
peşinden gitmiş olur.
O yüzden aslında hak kulun görevi ve sorumluluk bilinci gerçeği sonuna kadar
aramak olmalıdır.
Biz hakikat ile Kur’an yolcularının Kur’an ayetleri üzerinden çıkarmış oldukları
ve Kur’an kavramlarını Kur’an ile açıklama gayretlerini asla yabana atmıyoruz
ne haddimize ki zaten iman etmişiz ki
Kur’an Kerim devri tamama erdi. Hakim devri başladı diye….
Bunun bir nevi anlamı ise üstü örtülen gerçeklerin ortaya çıkması demektir..
Güya sözde âlim olan insan şeytanlarının, heykelleşmiş abdapların, münafık
sapkınların zihinlerinin kara örtüsünün bizim bilinçlerimiz üzerinden kalkması
vahi ile hür kulların buluşarak hakikat aydınlığının özgürce yaşanmasıdır.
Yukarıda belirtiğim gibi SALAT ile ilgili diğer görüşler zaten birinci bölümde
izah ettiğimiz kavramın kökünü dikkate alarak yapılan açıklamalardır. Aşağıda
birinci bölümde izah edilen madde yazılmıştır.
‘’
6. 14. Lüzum/ Yönelmek
Ezherî (ö. 370/980) Zeccac’tan naklettiği salâtın lüzum, gereklilik anlamında
olduğu görüşüne katıldığını ifade ederek namazın en büyük farz olduğunu,
lüzumundan, gerekliliğinden dolayı bu adı aldığını belirtir.
Ezheri’ye göre bir şey gereklilik arz ettiği zaman “ ”صلي kelimesi kullanılır.
Ateşe atılan bir şey ateşe ihtiyaç duyduğundan dolayı ateşe atılmaktadır.
Ezheri’nin salât kelimesini “ ”صلي maddesinde zikretmesi ile başlayan yanlış bu
anlamı temel almasını sağlamıştır. Zeccac da bu anlama “ ”صلي kökünden
ulaşmaktadır.
Zeccac ve Ezheri’nin namazın farziyeti olgusu üzerinden böyle bir yoruma
gittikleri görülmektedir. Çağdaş araştırmacı Ûde Halîl salât kelimesinin cahiliye
dönemindeki yaygın anlamının istek ve dua olduğunu ileri sürer.
Ûde Halîl, salât kelimesini, namaz ibadeti olarak değerlendirenlerin kavramın
şeri anlamından yola çıkarak böyle bir anlama ulaştıklarını; ancak doğru olanın
cahiliye dönemindeki kullanımın esas alınması olduğunu ifade eder.
Nevevî (ö. 676/1277), âlimlerin salâtın kökeni ve anlamı konusunda ihtilaf
ettiklerini, kavramın nereden geldiği konusunda ileri sürülen görüşlerden birinin
de bir şeye yönelmek olduğunu söyler.
Nevevî’nin bu açıklamasını onun vefatından önce kaleme alınmış ilk dönem
sözlüklerinin hiçbirinde bulamadık. Ferâhî de salât kelimesinin bir şeye
yönelmek anlamına geldiğini, zira صلي النار denildiğinde ateşe yöneldi, ateşle
karşılaştı, ateşe girdi şeklindeki anlamların oluştuğunu ifade ederek salât
kelimesini slv kökünden değil sly kökünden türediğini ileri sürer.
‘’
Aslında bu konu üzerinde çok daha izah yapabiliriz fakat birçoğunu sizlerin
araştırmasına bırakarak farklı anlayışları burada bu kadar izah ile yetineceğiz.
Sadece Salat kavramının geldiği ‘’sly’’ kökü alınarak yapılan izahlar ve
araştırmalar elbette ki bizi yine hakikate götürür. Fakat diğer ‘’slv’’ kökü ihmal
edilmesi de bizi mutlak hakikatten uzaklaştıracaktır. Tıpkı mezhepler gibi hepsi
de hak olarak iyi niyetle ortaya atılsa bile bölünmeden başka bir şey getirmez
hakikati göz ardı etmeden her iki kök kalıbını da cem ederek hakikate
yaklaşmak ilahi murada daha uygun olsa gerektir.
Dedik ya efendim dünya / ahret, iyi / kötü, güzel / çirkin, nur / kor, cennet/
cehennem yani bunlar her ne kadar ayrı ise RUH ve BEDEN vücut bulmuş bir
hal olarak birdir ve yaratılmışların sultanıdır.
Ruhun salatı vardır. Vücut bulmuş bu halimizin de salatı vardır…
Ete kemiğe büründük yunus diye göründük….. Ruh ve beden….
Salat geçen her bir ayeti bu yapılan izahlar ışığı altında mükemmele yakın
anlamak mümkündür. Biz alim değiliz ki her birini burada zikredelim……….
Muradı ilahi gereği yaradılış amacına uygun hareket etmek, o işin ve oluşun
muradı ne ise hakkı ile onu yapmak ve tüm pisliklerden arınmak ve arındırmak.
İlahi vahi ile aydınlanmak onu hakkı ile okumak öğrenmek uygulamak ve
öğretmek. Kâinat ahengine uymak ve o uyum içerisinde ilahi kanunların icabını
her madde ve mana âlemlerinin kanunlarını bilmek o doğrultuda tüm mahlûkata
saygılı olarak yaşamak ve her şeyde hakkı görmek ve daim hakkı duymak.
Bütün bunları yaparken her türlü zorluğa göğüs germek direnmek ve hak üzere
kimseyi incitmemek Rabbinden dua ile medet ummak dost doğru yol üzere
Rabbine koşmak ne olsa gerektir.
Evet, insan ruh ve beden üzere vücut bulup yaşamına devam ettiği içindir ki
İnsan bugünkü anlamda daha çok namaz konusunu anlama gayreti içinde
olmuştur veya ister istemez salat kavramı içeriği karıştırıldığı için kendisini bu
anlam çaresizliği içinde bulmuştur….
Şunu bil ki namaz niyazın vücut bulmuş halidir. İçinde ince sırlar ve hikmetler
barındırır RUH için…..
Dua deyip sakın ha geçme düşün bir kez nice resullerin Mahsuniyet içinde
yapmış oldukları dualarını ve de yaratan ve yaşatan hikmet Rabbimizin bu
duaları nasıl kabul ettiğini…
Bu konu da unutma ki bizim onlara vefa borcumuz çok fazladır.
Hatta onların hallerini hatırlamak o anı hakiki anlamda yaşamak o frekans alanı
içerisine dalmak bir nevi zamanı dürüp hal ile hallenmek ne olsa gerektir..
Çok şey söylerler fakat biz biliriz ki Salavat ta bugün için son resul eli ile bize
ulaşan bildirilen tüm resullere Salih ve Saliha kullara vefamıza sadakat olarak
bir duadır ki aslında insan böyle yaptığı zaman kendi bilincine ruh katlarına her
bir örneği hatırlamak anlamında hakkı ile yazmış olur…
Neyi yazar dersen ne diyelim hangi Kur’an kıssasında ki resul de ne var onu da
sen ara bul. Bak ve ara çok şey bulursun….
Sabah ve akşam birisi şükür birisi hamt vaktidir bu vakitleri hakkı ile yaşamak
için ilahi yakınlık ölçüsü kılınan iki vakit namaz, hakiki kul için kaçırılacak ne
vakit ne de namaz değildir. Şükür nimetlere kavuşturur. Hamt ise beladan ve
azaptan korur.
Ayrıca bu vakitler ilahi vahiyi hakiki anlamda idrak edebilmek için çalışma
vakitlerinin başlangıcıdır ki ne kadarına gücün yetiyor ise o kadarını oku ve anla
vesselam.
Kur’an ı hakiki anlamda okuyup anlamak anladığını hakkı ile yaşamak ve
yaşatmakta cem olmuş bu halimizin mümin için varoluş borcudur. Bu borcu
ödemeden gel de Rabbine el açıp utanmaz isen bir şey talep et….
Ne yapalım ya Rabbi Kudretinden geldik rahmetinle yaşıyoruz ve merhametine
muhtacız. İlahi bize yüklediklerini hakki ile ayağa kaldırmak için bize katından
güç kuvvet imkân ve hüküm ver. Muhakkak ki senin her şeye gücün yeter.
Bir başka bakış açısı ile Hud 87 ayete verilen manalardan bir yön dikkate
alındığında tabi burada başka anlam ile anlayış içinde olanlarda vardır birinci
bölümde izah ettiğimiz gibi biz burada bu yönünü de izah etsek bile yine de çatı
anlamımızın anlam bütünlüğü kaybolmamaktadır.
Hud 87… bir görüşe göre ‘’ Ey Şuayb! Atalarımızın kulluk ettiği şeyleri
bırakmamızı senin bağlı olduğun mu sana hükmediyor? ‘’ e salatu ke …
Bağlamak, Birleşmek, Bütünleşmek, Ulvi bağlılık içinde olmak sanki bugünkü
idrake göre daha uygun düşüyor denmiştir.
Şimdi de
Hakikat deryası
Münir DERMAN hocamın hikmet pınarından namaz ile ilgili sohbetleri
esnasında yapmış olduğu anlık idrakinden bazı bölümleri birlikte akıl ve
gönül ruhumuz ile yavaş yavaş idrak etmeye çalışalım.
Okurken acele etme oku düşün ve öğren sonra onu hakkı ile yaşa ve devam et sabret
aradığın ne ise gelir seni bulur.…….
Namazda ruku, sucud, kade, vardır. İnsan vücudu bu hareketi yapmak için (Bel,
diz, ayak mafsallan) ona göre yaratılmıştır.
Namazda cesedi hareketler, ruku, sucud, kade ve diğer hareketler namazın
erkânıdır. (Tadili erkân) ismi verilir ve cesede farzdır.
Namaz Miraçtır. Miraç Resulü Ekrem’den başkasına yalnız ruhendir.
Hiç bir peygamber ceseden miraç yapmamıştır. Mekke'den Kudüs’e kadar (Isra)
ceseden olmuştur.
Bu, namazda tadili erkânın farziyetini ilan eder. Aynı zamanda tayyi mekânın
mümkün olduğuna işarettir.
Ondan ötesi sırların sırıdır. Ahadiyet ifadesidir.
Namaz kılan ruhtur. Ceset değildir. Tadili erkân cesedin ruhla birlikte hareket
etmemesi için cesedi bir nevi disiplin altında durdurmaktadır...
Bu bahis uzundur. İleride tafsilen izah edilecektir.
Baş yere koymak isteniyor. Namazda koymasak olmaz mı? Olmaz...
Kimin başı yere gelmemiş ki..
Dünyaya hâkim büyük İskender bile bugün bir harabede yatıyor.
Namaz niçin emir olunmuştur: Muhakkak ki kullara bir şeyle bir şeyin
arasındaki hattı faslı gizlemek ve kulunu sevdiği için bir hataya girmesin diye
emir olunmuştur.
Namaz o halde nedir ki? Bu hattı faslı temin ediyor.
Kelimeyi Şahadet, hac, zekât, salat, savm bunlarda bir Şeyin bir Şeyle temasını
kesmek ve yanaştırmak için köprülerdir.
Farzlar: Allah`a yanaşmak için şekil değiştirmiş bir durumun fiili hareketleridir.
O halde gizlenen şey (FARZ) dır.
Bu köprüleri geçmek için (ŞAKKI SADIR) geçirmek gerekir...
Ve ondan sonra (VE ILA RABBİKE FERGAB) ancak ondan sonra yaklaş emri
çıkıyor.
Kula (ŞAKKI SADIR) ibadetleri hakiki tadili erkân ile yapmasıyla mümkün
oluyor demektir.
Tadili erkân o halde :
Ruhla cesedin bilmediğimiz bağlanışında gizli bazı ulvi hasletleri ortaya
çıkarmak gayesine matuftur.
Bu hareketler senelerce vücuttaki bu hasletleri ortaya çıkarır.
Herhangi bir şeyi yerine getirmek veya harekete geçirmek için sallarız.
Bunun gibi...
Bunun izahı kelimelere girmiyor.
Bundan bir şey anlamaya çalışınız...
Sana senden yakın olanla temas ancak böyle mümkündür.
O halde namaz Allaha yanaşmanın merdivenidir.
İnsanı maddeden soyar, temas kabiliyetini yükseltir.
Kulun teslimiyetini görünce ünsiyet başlar.
O vakit insan (Âdem) olur. Makamı teslimiyet (İbrahim Makamı) dır.
Zor bir makamdır.
(YAVRUNU BANA ZEBHET EMRİ) tam teslimiyetin, muradı ilâhı olduğunun
ifadesidir.
Bu makamda ilahî davet vaki olur.
Yanaş...
İşte bu davete (NAMAZ) denir...
Namazın yarısı benim için, yarısı kulum içindir.
Buyrulmuştur.
Şimdi aklımıza gelmiştir.
Efendim Kur’an’da Cenabı hak niçin doğrudan doğruya 5 vakit demedi de,
namazları muhafaza edin (ORTA NAMAZI) da işte bu Kur’an’ın sırrıdır.
Bu sırrı anlamak için namazın Resule doğrudan doğruya emir olunması ve vahiy
meleğinin araya girmemesi sebebini bilmek lâzımdır.
Allah kelâmı olması burada...
Bunları açıklayamayız...
Hele senin alnın secdede ezilsin...
Bakalım.
Hele hele.
Bunlar senelerce secdeden başını kaldırmayanlara bile nasip olmuyor.
Nasip olup bu sırları bilenlerde az değildir...
Tadili erkânda hareketler insanı bulunduğu halden başka bir hale sokmaz
değiştirmez.
Var olan bir şeyi ortaya çıkarır. (Rükû, sücut, varlık halkasını Allah kapısına
vurmaktır) hadis.
Vurmasını bilirsen devlet baş gösterir.
Vücut makamı ilahî olduğuna göre, varlık madde evin kapısının üstündeki
kapıyı çalma halkası da onu vurmak içeriye bir nevi işittirmek olur.
Oda ölmeden evvel, vücut şaibesini yok etmektir.
Yani temizliğin maddeden başlayıp ruhi en ince hasletlere kadar
temizlenmesi, şeffaflaşmasıdır.
(ŞAKKI SADIR) DA BUDUR. Ondan sonra (YAKLAŞ) emrine göre
yaklaşmak gerekmektedir.
Gıybet, haset, yalan, dedikodu, haram lokmanın yasaklanması buralara gitmek
imkânına namzet kulu korumak içindir, konulmuştur.
O halde namazın kendisi farzdır.
Şekli de talimi ilahî ile farzdır.
Vakitleri de farzdır.
Vakit girmeden namaz farz olmaz.
Namaz, insanı tabiat, madde libasından soyar, imkân elbisesinden çıkarır.
Nâsut zindanından azat eder.
Namaz bütün ibadetlerin envaına şamil bir fihristi nuranidir.
Kulun dergâhı uluhiyette kendi aczini ilân ettirir.
Ve merhameti ilahiye önünde secde ettirir.
Asıl namaz, ibadet halinden aşk ile duyarak, tadarak kılınan namazdır.
Kıyamda işle meşgul, rükûda hayali ile sücutta alavere ve dalaveresiyle meşgul
olarak fiziki halde kılınan namaz değil...
Namazda tadili erkân, erkânı mahsus ası ile hakkını vermek olduğu gibi, enfüste
huzuru ilâhiyeye girince âlemi nâsuttan soyunmaktır.
Namaz dinin direği Allaha yaklaşmanın merdivenidir.
Allaha muhatap insandır.
Herhangi bir kimse makamı ademiyete ayakbastımı, ona iman teklif olunur.
Yani: Kimsin, nereden geldin, ne olacaksın nereye götürüleceksin denir.
Bu makama sahip olana (MÜMİN) derler.
Bu kâfi gelmez.
Allah kulun inandığına teslim olmasını ister.
Teslim olur.
İnanırsa İSLAM OLUR. (MÜMİN) başka (İSLAM) başka dikkat et...
Hakka teslim olmak demek (ELHAMDU LİLLAHİ RABBİL ÂLEMİN) rütbe
ve sırrına varmak demektir.
Herhangi bir belâ karşısında kaşlarını çatmamak hünerdir.
Bu çok zor bir makamdır.
Makamı teslimiyettir.
Hazreti İbrahim'in Makamıdır.
Şimdi senin söylediğin (ELHAMDU LİLLAHl RABBlL ÂLEMİN)'i bu ölçü
ölç.
Tart, bakalım ne kadar yaya, ne kadar yavan olduğunu anla...
Emeklerin boşuna gitti gider.
Kulun teslimiyetini görünce daveti ilahiye vaki olur :
İşte bu davete (NAMAZ) denir...
(NAMAZIN YARISI BENiM İÇİN, YARISI KULUM İÇİN) buyrulmuştur.
Tekbir alınır.
Kalben ve lisanendir.
Burada el ile işaret vardır.
Bütün aza ile kıbleye teveccüh etmektir.
"FEVELLl VECHEKE ŞADRAL MESCİDlL HARAM" emriyle memur
olduğundan sair âzasiyle de teveccüh ettiği gibi, adresi ilâhi olan kıbleye
mütevveccih bulunarak
": Yarabbi sen beni ahseni takvim" sırrına mazhar olarak halk ettin, beni kendine
muhatap tuttun, bende yüzümü senden gayrisine çevirmedim.
Zalime, zulme, küfre, münafık a meyletmedim, insani veçhimi takdim ediyorum
diye ellerini kulaklarına kaldırır dünyayı arkada bırakır.
Yüz çevresini Allah`a arz eder tekbir alır.
Allah’ın büyüklüğünü ilan eder. ALLAHÜ EKBER."
"ALLAHU EKBER" demek " ALLAH " o büyük yok mu, işte onun şanını
haykırıyorum demektir.
Tanrı uludur bu manada değildir...
Kâbe bir surettir.
Bütün melek cin ve mahlûkatın secde noktası...
Nuri ilâhinin esrar adresesi, bütün ilâhi feyz ve ışıkları bir noktada toplayan ve
yeryüzü perdesine aksettiren yerdir.
Kâbe...
Kıble: Zahirde beytullah...
Hakikatte : Nuru (M) i...
Sırda: Allah’tır.
"Namazda açılır perdeler ötenin ötesinde
Sureti rahman görünür kebenin perdesinde"
Namazda hak ile mülakat konuşma vardır.
Namaz avam için: Huzuru baridir.
Havas için: Urucu ilâhi.
Tekbirden sonra huzura girer.
Elini bağlar.
İftitah tekbirinde el ile işaret vardır.
Sağ elini sol elinin bileğine halka yapar.
Sol el ameli şeytan vasıtasıdır...
Fena düşüncelerimi bağladım.
Söz veriyorum.
Şahidim olsun, işaret parmağı şahittir. (BELÂ KADİRİNE ALA EN
NUSEVVlYE BENANEH) bu parmak vücutta Allah’ın hesabına çalışan ve
onun istihbarat memurudur.
Her işe besmele ile başladığı halde, namaza besmele ile başlanmaz, îster
huzurda, ister uruçta olsun.
Allah ile aranda perde yoktur.
İnsan Allah iledir. (MUSALLİ)...
İsim ile başlamak burada edebe münafi olduğundan tesbih ve takdis ile başlanır.
İnsan ilmen.
Ahlâken kendisinden büyük bir zata ismen hitap etmez.
Ona layik bir sıfat arar...
(SUBHANEKE ALLAHÜMME VE BİHAMDİK) duası ile başlar.
Badehu euzu besmele okunur.
Bu kıyam, makamı beşeriyettir.
Biz namaz kılarken bunların hiç birinden haberdar değiliz.
Sebebi ise biz taklit olarak namaz kılıyoruz.
Yalnız Cenabı Allah’ın lütuf kapısı büyük olduğundan:
Bunlar ehli hakiki tekliden kapıya kadar gelmişler.
Kovmayın içeri alın.
Allah’ın iltifatından hissedar olsunlar.
Amma bunlar birinci sırada değillerdir...
(SUBHANE) ile huzurda: Kulum buyur selâmını kabul ettim.
Arzun nedir, hitabı çıkar.
Euzu besmele: Yarabbi, beni fena düşüncelerden, şeytandan muhafaza buyur.
Maruzatım vardır. Peki kulum. Koruyacağım...
Şimdi isminle başlıyorum. Besmele çekersin...
(ELHAMDÜ LİLLAHİ RABBİL ÂLEMİN ERRAHMANİRRAHIM. MALİKİ
YEVMİDDİN İYYAKE NAĞBUDU VE İYYAKE NESTEİN)
"Ya Allah seninle sana ibadet eder, senin kapından başka kapı çalmayız.
İbadetimiz cennet talebi değildir." deyince :
Cenabı Hak: Lebbeyk der.
Ne istiyorsun kulum: İsteğine muntazırım buyur.
Burası dünya makamıdır kul istediğini ister...
Sıratı müstakim.
Kuranı azimi ister.
Ahlâkı Resulü ister, tevhidi ister.
Daha yüksek makamlar ister...
O halde belini bük...
Oraya dimdik girilmez.
Emri çıkar.
Kul belini büker.
Ruku’a gider...
Perde açılır...
Kudreti ilâhiye görünmeye başlar...
O azametin karşısında abit gayri ihtiyarı (SUBHANE RABBİYEL AZİM)
demeye başlar.
Gördüğü azamet karşısında bunları söyler...
Biz rüku’a bunları görmek değil (SUBHANE RABBİYEL AZİM) demek için
gideriz.
Efendim.
Hoca efendi ben bunları göremiyorum...
Sen jimnastik yapıyorsun.
Namaz kılmıyorsun ki...
Peki Sen bunları gördün mü?..
Sana ne...
Görmesem 48 senedir hayvan gibi yatar kalkar mıydım?..
Bana da öğret dersen...
Pek âlâ derim...
Kibrini, gururunu yere at...
Gel...
O zaman bir şey bildiğini zannediyorsun amma...
Sende hiçbir şey yok.
Yok, olanlara söylüyorum.
Kendini kandırıyorsun...
İslamiyet’te kibir yok...
Özür yok.
Teslimiyet var...
Namazda secde penceresinden gören göz, ne güzel gözdür...
Görmeye lâyık olmayan hale gelmemiş göze de gözükmez.
(GÖRMEDİĞİM ALLAHA SECDE ETMEM) diyor Cenabı Ali Keremullâhi
veçheli...
İslâm olmak kolay.
Hepimiz Müslümanız.
Müslümanım demek güç...
Kendimizi ölçelim tartalım...
O zaman dilimiz dolaşmağa başlar...
Kadın, ellerini erkek gibi yukarı kaldırmaz.
Ellerini aşağı çek.
Aynı hukukta değilsin...
Ay hallerinde huzura çıkamazsın...
Elini az aşağıdan tut...
Göbek hizasında ellerini bağlayamazsın.
Bizzat bir şeye malik değilsin.
Gururlanmayasın diye ellerini göğsüne bağla...
Hay esmasının tezgâhısın.
Çocuğun sahibesi sen olmadığını bilirsin...
Bu işi gördüğünden sana fadıl kapılarım daha çok açıktır.
5 vakit namazını kılar, müstakim gidersin, erkekten 7 defa daha erken bana
kavuşabilirsin...
Bundan dolayı doğumda ruhunu teslim edersen şehit olursun...
Cennet anaların ayağı altındadır.
Rükû, secde: varlık halkasını Allah kapısına vurmaktır.
Hadis.
Rükû da: Birinci subhane rabbiyel azim...
Azameti ilahiye efâl kaydından münezzehtir.
İkinci subhane rabbiyel azim...
Azemeti ilâhiye ıtlak kaydından münezzehtir.
Olduğuna delâlet eder.
Bundan sonra : (SEMİ ALLAHU LİMEN HAMİDEH) Allah benim hamdimi
işitti çok şükür...
Doğrulur...
Kulum bu âlemde hiçtir.
Âlemi lâhuta, çık bakalım...
Sarayı lâ mekanı gezmek ister misin?...
Aman yarabbi... İhsan buyur...
Oraya beli bükük girilemez.
Hakka yanaşmağa buradan başlar...
Başını yere koy...
Emri çıkar...
Hakikat perdesi açılır...
Birinci secde: Namaz aslından mahv ve fani olur.
Yani cesetten ruh ayrılır.
Beşeriyetten kurtulur.
Allah namına her şeyden soyunduğuna işarettir.
Kendine kendinden yakın olana yanaşmağa başlar...
İkinci secde: Vücut kokusundan eser kalmaz...
Kendini hakka terkettiğine, yok olduğuna işarettir.
Bundan sonra tamamen perdeyi hakikat açılır...
(SUBHANE RABBİYEL ALA) demeye başlar...
Birinci: Mertebeyi rububiyetten
İkinci: Mertebeyi uluhiyetten
Üçüncü: Her türlü kuyudattan münezzeh olduğuna işaret ve isbattır.
İşte bu secde (İBADET SECDESİ) dir.
Secdelerin en makbulü, indi ilahide en sevilenidir.
Bunda rıza gizlidir.
Hazreti Âdem’e yapılan secde başkadır. (TAZİMİ TAHİYYAT) secdesidir.
Birinci kade: Allaha seyre işarettir.
Beşeriyetten soyunup vahdete seyir vardır.
Seyirde kesret olmadığından yalnız ETTEHlYYATİ okunur.
İkinci kade: Vahdetten kesrete rucu — dönüş olmakla efendimize selâvat
mevcuttur.
Miraçtan dönüş kendindeki (NUR M) yedir.
Selâvat ha unutma...
Namaz tamam olur.
Kesret âlemine girilir ve selâm verilir...
Miraç bir anda (TURFETÜLAYN) içinde olmuştur.
Burak: Burak yıldırım kelimesinden müştaktır.
Sende namazda bir anda bu miracı ruhunla yaparsın...
Gaflette olursan, bu miraçtan haberin olmaz...
Çünkü bir an olması: Tahammül edemez insan, şimşek çakar gibi bir andadır.
Musallinin miraca hürmetsizlik, yani habersiz olması insanı tadili erkân ile
mukayyet kılmıştır.
Bundan dolayı haberin olmaz miraçtan...
Allah’ın huzurundan ayrıldığı için :
(ALLAHÜMME ENTESSELAM VE MlNKESSELEM TEBAREKTE YA
ZELCELALl VELlKRAM) söylenir...
Yani ya Allah selâm senin ismindir, ismin senden sudur eder.
Her ikram ve ihsan ile mütecelli ve senden gayri yoktur.
Bunu anlıyanlar : (HUVEL EVVEL HUVEL AHİR HUVEL ZAHİR HUVEL
BATIN) sırrının manasına aşma olur.
Namazı hakkıyla kılanlar, bu halleri zevk edenler, Birinci sınıf müminlerdir.
Biz onları taklit ediyoruz.
Allah’ın rahmeti vasi olduğundan, bizim takliden yaptığımız şu ibadetimizde de
elimizi boş çevirerek göndermez.
Defteri amalimize bir şeyler yazılır.
Bunu Cenabı Hak bildiği için, tadili erkânı da talim ile farz kılmıştır.
Hiç olmazsa, hareketi, yatıp kalkmayı doğru yapsınlar diye...
SEHER VAKTİ...
ŞEBNEM VE SABAH YILDIZI.
SERA...
Seher vakti bir yel eser. Bu yelde bir şeyler gizlidir.
Birçok şeyleri, sırları perdeler.
Birçok işler görür.
Kırmızı ile siyah arası renkte bir gül vardır.
Kır çiçeği mine vardır.
Kır menekşesi vardır.
Kır menekşesinin koyu pembe ve mavi renkte olanı vardır.
Buradaki mavişidir.
Birde bir ot vardır, kırlarda, ismini söyleyemem...
Bu çiçeklere, Hakka yakın olanların veyahut hakkın yakın olduğu kimselerin
ruhi zikir ve niyazları tesir eder.
Bu çiçeklerden Hakkın çok sevdiği gözyaşına benzer, saf ve temiz (ESSELAM)
ile yıkanmış bir su damlası çıkar.
Dışardan gelmez, insanlar bunu dışarıdan üzerine düşen su buharından sanırlar.
Değildir.
İşte bu damla suya (Şebnem) derler.
Gece yağan rutubet - çiğ demektir.
Bu şebnemdeki sır için, seher yeli eser.
Bunu, bu olayın zikir ve niyazını (Ruhu Resule) iletir. Abdestli, gözü yaşlı
uyumayanların selâmını götürür Hak sevgilisine...
"İNNİLTE YA REYHÜSSABA YEVMEL ÎLEL ARDI HAREMİ BELLlĞ
SELAMI RAVZATEN Fİ NEBİYYİ MUHTEREMÎ."
"Ey saba rüzgârı sen her gün haremi şerife gidersin.
Ne olur selâmımı Resulü Ekrem’in Ravzasına ilet, tebliğ et..."
Gözyaşı, su şebnem gül kokusu...
İşte seher vakti bu...
Bu meltem on dakika eser.
Bu rüzgâr eserken koyunlar, kuzular melerler.
Başka hayvanlar buna iştirak edemezler.
Çünkü koyunu Cebrail kucaklamıştır.
Aman dikkat et.
Ama kim dikkat edecek kim...
Kim görecek.
Şebneme basma sakın...
Bulursan sağ el işaret parmağı ile gözlerine sür bu şebnemi...
Sebebini sorma sakın...
Burada sebep sormak şüphe alâmetidir.
Ben ve birçokları bu şebnem için can veririz...
Eğer sabahyıldızı varsa, onun göz kırpmasını, bu şebnemdeki aksini görebilirsin.
Arşı seyredersin...
Hakka kasem ederim.
Cenabıhak kelâmında sabah yıldızına kasem eder bilir misin?...
Bu arada bir kervan geçer.
Sonra şebnem düşer, sonra yel eser...
Bu yel eserken sabahyıldızına bak, titrer durur.
Yel kesildi mi.
Taş kesilir ve titremez durur...
Meltem kesilirken tam sabah namazı vaktidir.
Hemen huzura dur.
Bu meltem sırasında, ne kelâm, ne su, ne yemek, ne de düşün.
Mebhud ol.
Kul yanaşmazsa bile, Hak kuluna yanaşır...
Bunu da unutma...
Bu asırda bu lâfları kimseden duyamazsın.
Nimet gelir, kadri bilinmezse gider.
Ve bir daha dönmez...
Bu vakitte uyuyanlar, uyumuş olanlar ne kadar hazineler kaybetmiştir.
Bilir misin ?...
Bu seher vakti kışın bambaşkadır.
Çiçek yoktur.
Kışın, bu yelde bir koku da vardır.
Bir defa bunu teneffüs eden, en şiddetli soğuklarda üşümez.
Bilâkis terler.
Bu ter, ne mübarek terdir bilir misin?...
Kışın bu seher yelini teneffüs eden çok az insan vardır.
Azdan da daha az...
O kimseler bellidirler.
Amma her göze görünmezler. O gözlerde onları görecek kudret yoktur.
Bu Hadis-i Kudsî.İste kulum, gece karanlığında Beni bulabilirsin Diyor
istediğini o anda veririm!.”
Öğle üzeri, ikindi üzeri, bilmem ne üzeri arama!.
Herkes yattığı zaman gece kalk, gece kalk, gece kalk!..
Bir hicret vardır bilirsiniz Hicret-i Nebevî.
Muhacirlik demek.
Mekke’den Medine’ye Emr-i İlahî ile Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vessellem
bir gece gitti.
Resûl-i Ekrem acaba düşmanlarından mı kaçtı?”
Hayır efendim, hayır!..
Güneş başını alıp her gün gidiyor bak!.
Sabahtan buradaydı aha gidiyor bu tarafa.
Doğar, batar!…
Bu doğup batmak insanlara bir şey söylemiyor mu, farkında değil misiniz?.
Bu alıp gitme de muayyen mesafelerde iken namaz vakitleri oluyor.
Bu nedir? Sabah öğle ikindi akşam.
Ne demektir bu, nedir bunlar?
Bak ikindi namazını kıldık, niye?
Güneş alıp gidiyor ikisinin, öğle ile akşam arası oldu mu orada namaz kılınıyor.
Niçin?
Niye alıp gidiyor başını güneş?”
Bunları düşünün oğlum!. Aklınızla değil gönlünüzle…
İçinizde güneşlerden büyük güneşler çıkar ortaya!. ……
biz nelerle uğraşıyoruz!.
“ Akşam, yatsı ne demektir?…”
Buraya gelmeden evvel bir bıyıklı kırk yaşlarında biri, tanımıyorum.
Yolda hastaneden çıktım: “Bey Efendi bir şey soracağım size!”
Buyurun efendim dedim.
İnsan cünüp oldu, ezan da okunuyor.
Ezan da okunuyor.
Su var ama vakit geçecek.
Cünüp namaz kılınır mı?”
Bir tek namaz kılınır!.
Namaz vakti geçiyor öğle namazı, kılamazsın!
İkindi geçiyor kılamazsın!
Akşam geçiyor kılamazsın!
Yatsı geçiyor kılamazsın!
Kılamazsın oğlu kılamazsın!.
Yıkanacaksın cünüplüğün gidecek ondan sonra!.
Yalınız sabah namazı…
Dikkat edin cemaat.
Sabah namazını kalktın ki cünüpsün.
Ezan da okunuyor güneş neredeyse doğacak.
Hemen bir Namaz Abdesti alırsın. ‘’ Allah u Ekber!” dersin sünnetini farzını
kılarsın.
Bitti!.
Güneş doğduktan sonra tekrar gusl edersin.
Tekrar namazı sünnetiyle beraber iâde edersin.
Yalınız Şükür Namazında olur bu!
Kulluk Namazında olmaz!.
Sabah namazı Kulluk Namazı değildir.
Şükür Namazıdır.
Şükür Namazıdır sabah namazı.
Allah şükrünü yapsın diye müsaade ediyor.
Dikkat buyurursanız güneş doğduktan sonra bile öğleye kadar sünnetiyle birlikte
kılınıyor namaz!.
Niçin?
“ Şükrünü yapsın diye, öteki namazlarda yok!.
İkindi geçtiği zaman kaza yaparsan sünneti artık yandı onun, öğlenin yandı,
şunun yandı bunun yandı!.
O halde sabah namazında bir şey var, bir şey var!.
Vaktinde kılmağa bak!.
Koy başına çıngırak.
Saat koy ne korsan koy kırk gün sabah namazını vaktinde kıl!.
Ondan sonra sen uyusan da, uyku ilacı alsan da, gebersen de seni sabah
namazına kaldırırlar!.
Efendim uyuyacağım!”
Uyudu, öğleye kadar vakit var!.
O namaz olmaz oğlum!.
Öğleye kadar Cenâb-ı Peygamberin müsaade etmesi onun kıymetinin ne kadar
büyük olduğunu anlatması içindir.
Sabah namazını vaktinde kılın cemaat!.
İçinizde kılanlar var.
Otuz senedir kılanlar var ben eminim.
Onu suratından, burnunun üzerinden anlarım ben.
Doktorum ben anların onu!.
Sabah namazını kaçırmayın!.
Sonra o kadar da geciktirmeyin!.
Hanı İmam Efendiler söyler:
“Efendim biraz geç gelelim!.”
Allah u Ekber!” dedi mi kıl namazını.
Ne kadar erken kılarsan o kadar iyidir.
Çünkü güneş doğuncaya kadar Tespih Zamanıdır.
Kapanıyor oralarda dua et işte oralarda.
İşte Diyor “iste kulum gece karanlığında Beni bulursun.
İstediğini o anda veririm!.””
O an, o an işte O!.
Müslüman bahar rüzgârı gibidir bahar rüzgârı.
Bir yerde durmaz.
Fırtına yapmaz.
Bütün gülistanı dolaşır.
İslam daima seferdedir oğlum seferde!.
Hicret de budur. Lâkin arkadaşlık, uhuvvet bâkidir.
İşte o kadar daha açıklayamam!
Niçin?” diye sorma!.
Bilmiyorsun da söylemiyorsun!” deme.
Bilmezsem yatıp kalkmam.
Bunları da söyleyemem!.
Neler biliyorum ben ama söyleyemem.
Kafamı vursan bile!.
13 küsur asırdır bütün ibadet mekânı, câmilerin, bu mescitlerin, duvarı içinde
mihrab isimli bir oyukla yüzlerini kendisine bağladığı milyonlarca mü’minin
şimâl, cenüb, şark, garb her taraftan ona göre ayarlanarak istikametinde divan
durduğu bu ESRARLI NOKTA nedir?
Bu işte sabah namazı ile güneş doğarken insanın kulağına fısıldanır.
O NOKTA nedir.
Bütün melek, cin ve mahlûkatın SECDE NOKTASI orası.
Nur-u İlahînin Esrar Adesesi.
Bütün İlahî feyz ve ışıklarını bir noktada toplayan ve yeryüzü perdesine
aksettiren yer, nedir oğlum?
İşte ORAsı!.
Eskilerden birisi demiş ki: O divanda açılır perdeler ötenin ötesinde Sûret-i
Rahmân görülür o yerin ötesinde!” demiş.
Onun için KÂBE’ye dön!.
Kahvede otururken bile Kâbe’ye dön.
Dedelerimiz asırlardır bu divana durduklarından dünyayı fethetmişlerdir.
Bereket içinde ömürlerini sürmüşlerdir.
Dedelerimizin evlerinde helâların yapılışı bile Kâbe’ye arkaları gelmesin diye
çok dikkat ederlerdi.
Ben eski evleri bilirim!.
Sizde bilirsiniz, “hürmetsizlik olur” diye.
Şimdi bunları düşünen olmadığı gibi, Kâbe’ye insanî yüzünü çevirenlerin bile
sayısı yok.
Bereket, sıhhat, dirilik, ilim, derece, makam insan bu NOKTA’ya ta’zim ile
kazanır.
Bir KITMİR denilen bir köpek vardır hani Kur’an-ı Kerim’de.
Ashab-ı Kehf…
Yemlihâ, Mekselinâ, Mislinâ, Mernuş, Debernuş, Şâzenuş, Kefeştatayyuş,
KITMİR…
O KITMİR DENİLEN KÖPEK NE KADAR KOŞARSA KOŞSUN, KIÇINI
KÂBE’YE ÇEVİRMEZ!..
Böyle yan durur, böyle yan durur!
Siz kendi kendinize dikkat etmiyorsunuz, köpeğe nerde dikkat edeceksiniz!.
Tarlalarınızı yonan köstebek yuvalarına bakın, ne tarafa doğru?
Şu tarafa doğru!.”
Ulan git bak ne tarafa doğru!.
Hiç farkında değilsin!.
Kâinat bir edep bir nizam edep içindedir.
Hiç kimse farkında değildir.
Tazim Hududuna evvela Cesed-i Tazim ile gidilir.
Buna, Tazim Hududuna Cesed-i tazim.
Cesed-i Tazim nedir?”
Cesedini temiz tut!.
Midene haram lokma sokma!..
Helal yolunda yürü!
Her an abdestli bulun!
Daima abdestli olana şeytan katiyen yanaşamaz.
Burada şeytanın işi yok câmide, hepimiz abdestliyiz.
Çok uyuma! Mideni çok doldurma!
Bunlar hep cesedî ta’zimdir.
Dilinden şükrü bırakma!
Belâlara sonsuz bir sabır göster!
Kızma!
Tövbe ve istiğfar fırçasıyla durmadan kaşağılan!
Fırçala üstünü!
Güler yüzlü ol!
Büyüklere hürmet et!
İ’timat et!
Küçüklere şefkatli ol!
Hayvanlara, nebatlara karşı sonsuz bir merhamet göster!
Giderken dalı koparma!
“Efendim hamam böceğidir” diye “rab!” diye ayağınla ezme!
Allah’ın mahlûkudur.
Hayy taşıyor.
Hangi salahiyetle bilmem ne!.
“Küllün muzırrın yüktelun!”
Ulan hamam böceği sana ne yaptı?
Kurt atlar üzerine seni boğacak o zaman öldürürsün onu.
Amma sen onlara hürmet edersen kurt yanından gelip geçer sana bir şey
yapmaz.
Çocukların elindeki kuşlara “pıt! pıt!.”
Şimdi bir serserilik daha oldu haaaa, herkesin elinde bir kamış dere kenarında.
Şu kadarcık balık!..
Haydi eeee tut, on tane tut.
Ulan o ne olacak.
Pişerken su olur o.
İşte bunlar, Allah’ın mahlûklarına eziyettir oğlum!
Bunun babası anası yok mu o serseri çocuğun, kırsın o kamışı.
Bu serseriliği de devam ettirmek için de balıkçı dükkânları, bilmem efendim
ağlar, yok iğneler, yok rezaletler çıkıyor.
Bırak balığı gitsin!
Yemesen ne olur onu!
İlla alacaksın onu yiyeceksin o iki lokmayla onu, miden dört saat sonra
affedersin onu maddi galileye çevirecek.
O halde vücudun afedersiniz, sümme hâşâ sümme hâşâ “bok” i’mal ediyor
vücudunuz!.
İnsan pislik imal etmek için gelmemiştir dünyaya.
Efendim açlıktan ölürüm.
Ölmezsin Allah yaşatır insanı!.
Ümmü’l- Hasan. Hasanın anası, “ÜMM” ana demektir.
Bağdat’lı mübârek bir Velî kadın.
Bağdad’ın en zengin ailesine şey.
Hiç kimseden bir lokma istemezmiş.
Buyurun.
Hikâye değil, menkıbe de değil hakikat.
Bir kulübede aç susuz dururmuş.
Bulursa yer, bulamazsa yemezmiş.
Bütün aile efradı zengin hep kapıda geziyorlar:
“Emret demiş sana her şeyi verelim!.”
“Ihhhııııh!”
Gitmişler zamanın Gavsına.
“Yâ Gavs. Senin sözün geçer Ümmü’l -Hasan’a git söyle de!” demiş.
“Bir şey verelim buna.”
Gelmiş Ümmü’l- Hasan’ın yanına Gavs.
“Selâmün Aleyküm!. Hasan’ın anası Ümmü’l -Hasan!.”
“Aleykümüs selâm Yâ Gavs!”. demiş.
“Yâ Ümmü’l- Hasan bak ne hale geldin.
Bir et, deriden bir kemik kaldın demiş.
Bak akrabaların sana helal lokma getiriyorlar demiş.
Ye bunları!.”
“Ben öyle bir derde giriftar oldum ki demiş.
Ben bütün kâinatı yaratan Kadir-i Mutlaktan bir parça ekmek istemeye
utanıyorum!” demiş.
“Bu zayıf kullardan mı isteyeceğim!.” demiş.
Teravih namazı Ramazan ayının sünnetidir.
Orucun değil...
Teravih namazı oruca bağlı değildir.
TERHİVA huzurla oturuş...
TERVİH beklemek...
TERAVİH oradan gelir teravih 20 rekâttır.
Teravih sünnettir.
Cemaatle kılındığı gibi yalnızda kılınır.
Resulü Ekrem hiç çorap giymemişlerdir.
Bu sıhhi bakımdandır.
Yalnız manevi tarafında Resulü Ekrem'e ait bir hürmet gizlidir.
Teravih namazını çıplak ayakla kılmakta büyük bir sır gizlenmiştir.
Resulün sünnet olarak buyurduğu teravihe hürmettir, tazimdir.
Teravihte "Sallı âlâ Muhammed" söylendiği zaman burada salavat getirmek
farzdır.
Teravih sünnettir.
Cemaatle kılınır ve bundan dolayı Resule hürmeten nuruna salat getirilir.
Devamlı olarak "Sallı âlâ Muhammed" demek de doğru değildir. Allah’ı ve
melekleri teşbihlerinden ala koymak vardır burada Dikkat et...
Zira Nuri Muhammediye salat edin demektir.
Namazda olan bir insana seni acele telefondan istiyorlar diyerek namazı
bozmasına benzer bu iş.
SÜNNET de ilahi emrin hikmeti gizlidir. Sünnet vahyin devamıdır.
Resule itaatin derecesi ölçülüyor...
Namazların farz bakımından bir kısmı 4 rekât bir kısmı 2 rekât, bir kısmı 3
rekâttır. Bunlar 3 cinstir.
4 Rekâtlı Namazlarda: İlk iki rekâtı kesrete işarettir.
Zammı sure okunur.
Son iki rekâtı vahdetten kesrete işarettir.
Musalli namaz kılan, burada her türlü dünya işlerinden soyunduğu için hafi gizli
okunur.
Rabbinde yok olmuştur.
Fatiha burada kâfi gelir.
Zammı sureye lüzum yoktur. Öğle, ikindi namazları gündüz namazıdır.
Diğer 3 vakit salatı leyldir.
Gündüz geceyi, gece de gündüzü aradığı için...
Mertebeyi batın zahir olmak için mertebeyi zahiri arar.
Mertebeyi zahir aslı olan mertebeyi batını ister.
(TOHUMDAN ZAHİR OLAN AĞAÇ ORTAYA ÇIKTI MI TOHUM
KAYBOLUR BATIN OLUR. AĞAÇ GAYEYE VASIL OLUNCA MEYVE
VERİNCE TEKRAR BATINI ARADIĞINDAN TOHUM YARAR ONDA
GİZLENİR) (İNSAN BATINDAN ZAHİR OLMAK İÇİN DÜNYAYA
GELMİŞTİR. BATINI ARADIĞINDANDÜNYAYI TERKEDEREK GÖÇER
BATIN OLUR.)
Zahir namazları: Öğle, ikindi namazları bunu talep ettiğinden kıraatleri gizli ve
batın olur.
Diğer 3 vakit akşam, yatsı, sabah namazları ise gece namazları olduğundan
zuhuru ararlar.
Ve ona işaretten kıraatleri cehri ve zahir olur.
Akşam namazı: Mevsimin sonu ahirete doğru gidiş...
Mahlûkat ve insanın akıbetini, dünyanın kıyamet ihtidasında harabiyetini ihtar
eder.
Yatsı namazı: Gündüz âleminin bütün asarının siyah kefenle örtülmüş kahhar
sıfatının tasarrufunu ilân eder.
Bir hadiste (HER NAMAZI KILINIZ HELE İKİNDİ NAMAZINI SIKI
MUHAFAZA EDİNİZ) buyrulmasında büyük incelikler vardır...
Öğle namazı: Sırf zahiri, yatsı sırf batini olup edaya dahi vakit geniş olduğundan
farzdan sonra 2 şer rekât sünnet kılınır.
Sünnet namazları Allaha KURBİYYET içindir.
Bazı UREFA akşam namazından evvel sünnet namaz kılarlar.
Farzın kazası vardır.
Sünnetin kazası yoktur.
Amma Fetevayı Hindiyede şöyle bir işaret vardır: Farzın kazası, vacibin kazası,
sünnetin kazası vardır. Denilmiştir...
Sünnet namazları talibi vahit olduğundan hem zammı süre ve hem de hafi
okunur.
Vakti mahsus ile edası yoktur.
Farz namazlara tabidir.
Namazda konuşmak, ağızda bir şey çiğnemek, Namazın aslını bozar.
Yani miraciyetini bozar.
Tadili erkân yerinde yapılmış ise tadili erkân bozulmaz.
Zira, tadili erkan cesede ait bir farzdır.
Resulü Ekrem Mekkeden Kudüse kadar (ABD) olarak ruh ve cesetle birlikte
teşrif etmişlerdir.
Öte tarafı hakkında konuşma yapılmaz.
Bir yay boyu kadar yanaştılar.
İnsan fanidir.
Tanrı olamaz.
Bundan dolayı teşrifleri bir yay boyu kadar yanaşmıştır.
Sidretül müntehaya geldikleri zaman, Cebrail buradan öteye ben geçemem Ya
Resulullah demişlerdir.
Artık aşikâr olarak huzuru ilâhiyeye, senli ve benli kalmaları için geçmek
Cebrail'in edebinin dışındadır.
Ondan dolayı ben geçemem yanarım demişlerdir.
Ruhan diğer peygamberler miraç yapmışlardır.
Ceseden miraç yalnız "RESULÜ EKREM”e müyesser olmuştur.
Rabbil âlemin habibine öyle murat ve ihsan buyurmuştur.
Namazda olan bir mümin ruhen miraçta demektir.
Namazda konuşursa bir şey çiğner, yerse. Konuşmak, yemek cesede vaki
olduğundan miraca cesedi de iştirak ettirmiş olur.
Resulü Ekrem’i taklit olur.
Cebrail ile geçemediği yerden edep dışı bir hareket yapmış olur.
İnsan...
Bu hata bir cezayı müstelzim olmadığından ancak namaz bozulur.
İadesi icap eder.
Hatta imamla namaz kılarken aşikâr okumalarda imamın yanlış okuması veya
unutması halinde arkadan cemaat içinden söylemek de caiz değildir.
İmam bu gibi hallerde hemen rükûa varmak için (ALLAHU EKBER) der.
Namaza devam eder.
Efendim söylenir diye İslami kitaplarda kayıt var, diyeceksiniz...
Bunu bizde biliyoruz amma...
Söylenmez efendim işte o kadar...
Siz isterseniz söylersiniz.
Hak önünde miraca kabul edilen bir müminin gayet edepli olması meselesidir.
Bu münakaşa olur olmaz meselesi değildir.
Daha biraz işi derinleştirirsek o zaman namaz bile kılamazsın...
Namazlar oluyor olmuyor diye de bir şey söylemiyoruz.
Hakiki miraç olan namazı anlatıyoruz.
Kıldığımız namazlar, o da gayret edersek ancak tadili erkân olarak ceset
namazlarıdır.
O da açık söylemek lazımsa bir abdest alıp yatıp kalkıyoruz o kadar...
Kabul oluyor mu, olmuyor mu hakkında söz söylemek yetki ve kudretimiz de
yoktur.
Zira bidat, münakaşayı öğrenmedik...
Bilmeyiz’ de...
Ya dikkat edersin.
Yahut bildiğin gibi hareket edersin.
Tepişmeden bir şey çıkmaz.
Biz derin durgun sular gibiyiz...
Mülayim, halim, sessiz, namsız, nişansız, rütbesiz, makamsız bir kuluz...
Kaynarsak dipten kaynarız.
Bir damlamız buhar olursa gemileri yürütürüz.
Bir damlamız donarsa koskoca kayayı çatlatırız...
"SAKIN ŞAHSI HALİMİN GAZABINDAN, ZİRA YUMUŞAK HUYLU
ATIN ÇİFTESİ PEKTİR”.
Resulü Ekrem bir gün ashabına namaz kıldırıyordu. Okuduğu sürenin bir ayetini
terk etmişti. Namazdan sonra cemaat a sordu:
Ben ne okudum.
Cemaat sustu.
UBEYYE Radiyallahu anh.
Falanı okudun, falanı terk ettin ya Resullah, dedi.
Resulü Ekrem: Namaza gelip saflarını tamamlayıp peygamberi arasında bulunan
kavimlere ne oldu.
Hangi sürenin okunduğunu bilmiyorlar.
Dikkatli olun İsrail oğullarına ve onların yoluna sapmayınız...
Allah Musa'ya bildirdi: Huzura varıyorlar bedenleriyle lisanlarını bana
veriyorlar.
Ve fakat kalpleriyle uzaklaşıyorlar.
Yaptıklarının nasıl olduğunu bilsinler...
(SABAH AKŞAM, YATSI) FARZLARINDA KIRAAT CEHRİDİR yani aşikâr
okunur.
Diğer öğle ve ikindi namazlarında gizlidir.
Niçin Sebepsiz değildir.
Sebebini söyledim.
Bu namazlarda da cehri idi.
Fakat Resulü Ekrem, öğle ile vusta namazını yani ikindini hakiki olarak oraları
emretmiştir.
Sünnetlerde imam meselesi mevzuu bahis olmadığından her şahsın kendine
aidiyeti itibariyle okuma hakkıdır.
Namaz; Azizler: İdman değildir.
Yatmak kalkmak hiç değildir.
Emir olundu diye yapıyorum deme...
Resulü Ekrem’in arkasından miraca gitmek hakka kavuşmak zevk ve neş'esine
varmak için kılıyorum demelidir.
Cennete gireceğim hülyaları, cehennem azabından korkma endişeleriyle kılınan
namaz ne miraçtır, ne namazdır, o idman bile değildir, ismi de yoktur...
Kötü bir harekette ister namaz içinde olsun.
Geçmiş namaz, oruçlar ibadetler sarsılır.
Bütün haramlarda yapılan ibadetler sarsılır.
Bu halde olanlar ibadetlerini bile tekrar kaza edemezler.
Haram yemek ne suretle olursa olsun...
Gıybet, iftira, yetim malı yemek...
Bu hallerde insanın geçmiş namazları ve oruçları ve ibadetleri sarsılır, bozulur.
Bazı hallerde bunları insan kaza bile edemez...
Çok dikkatli olmak lâzımdır. Hem de çok….
Allaha ve peygambere şek şüphesiz inanan kimse emirleri yapmaz, yasakları
terk etmezse ise o kimse için ne denebilir bir düşünün.
Allah hakkı için söylediklerimiz de doğrudur.
Sözlerimizin hepsi 5 vakit namazı kılanlara aittir.
Yalan bilmeyen, dedikodu yapmayan, gıybet etmeyen, midesinde haram
bulunmayan Allah Resulünün emirlerini yapan kullara söylüyorum.
Namaz kılmayanlara sözümüz yoktur.
Onları tenkit etmiyoruz.
Hakir görmüyoruz.
Buna hak ve salahiyetimiz yok.
Hakkın yarattığı insanlardaki süslerin, hakkın verdiği güzelliklerin, nasıl ortaya
çıkacağı ve yarın hakkın huzurunda utanmamamız ve rızasına kavuşmak için
yolları haykırıyoruz.
İnsanın bir beşeri ve bir de ilahi tarafı vardır. Beşeri tarafını tamimiyle silip,
ilahi tarafı ile görünmek hünerine vasıl olursa insan, o insana MUTASAVVIF
ismi verilebilir.
Bu âlim velidir. TASAVVUF'DA onun yaşadığı haldir. Bu hal lafla, kitapla
anlatılamaz.
Nebilik Resulüllahın dünya hayatındaki tavrı, ruhu mübarekleri cesedi
muallalarında bulunduğu zaman...
Resulullah âlemi mânaya teşrif ettikten sonra.
Nebilik velayet makamına izin ile çevrilmiştir,
İşte bu makamı işgal eden (VELİ) dir...
Namaz: Miraçta doğrudan doğruya Resule emir olunmuştur. Sonra ayet ile tekit
edilmiştir.
Hicretten 13 ay evvel.
Abdest: Abdest Medinede âyet ile emir olunmuştur.
Gusul: Resulü Ekrem abdest emir olunmadan evvel namazdan evvel ellerini
yıkar, ağzını yıkardı.
Eski peygamberler böyle yapardı.
Buyurmuştur.
Buna ittibaen misvak kullanmak sonradan kendilerine farz olmuştur.
Bu bir nevi eski peygamberlerin fiillerini tasdik demektir.
Cenaze Namazı: Cenaze namazı Medine'de meşru olmuştur.
9 uncu Hicri senesinde, farzı kifayedir.
Ayet olmadığı halde niçin farzdır ve niçin kifayedir.
Bu ne demektir?
Teyemmüm: Hepsi İslam dininde vardır.
Diğer dinlerin hiç birinde bunlar yoktur.
Diğer peygamberlerin haberleri hep: Tek tanrının kullarısınız.
İnsanlar kardeştir.
Birbirinizi seviniz.
Çalışınız.
Fenalık yapmayınız.
Yalan söylemeyiniz.
Salât onlarda dua idi.
Hatta Resulü Ekrem’in peygamberlik gelmeden gusül yaptı mı, var mıydı
bilmiyoruz.
Uydurma rivayetlerin kıymeti yoktur.
Allah’ın yanında sizin kıymetinizi aramayın...
Allah’ın sizin yanınızdaki kıymetini ölçün...
O zaman kendi kıymetinizi anlarsınız...
Allah tan ayrılmayan insanın fotoğrafını kudret makinası çekmiştir.
Arş da onu seyretmeye gayret et...
Arşın penceresi kalbin gönül kısmındadır.
O aralıktan bakmaya çalış...
Tevhide girmeye savaş.
Ama çok güçtür.
Tevhit, bire girip kaybolmadır.
Vahid de Ehad ı bulmadır.
Görüneni görmede hüner yoktur.
Görülemeyeni görmede hüner vardır.
Görülemeyen âlemin maddi âlemdeki, eşyada tel tel titreşimlerini ve işaretlerini
sezenlere selâm olsun...
Dışa ehemmiyet verip yürüyenler bir şeylerini bilerek veya bilmeyerek gizlemek
için uğraşanlar.
Bu iç ve dış dengesini muhafaza etmek isterseniz hiç olmazsa dürbün ile içinizi
seyrediniz.
Buna muvaffak olursanız dürbünü atınız...
Mahmut Sebuktekin Bastami'nin mezarını ziyarete gitmiş...
Mezar başında bir derviş görmüş...
— Dervişe Bastami ne söylemiştir.
— Derviş "Beni göreni cehennem ateşi yakmaz" demiştir. Sultanım...
Sebuktekin bu söz doğru değildir.
Çünki Ebucehil Peygamberi gördüğü halde cehenneme yuvarlandı...
Bastami bu sözü nasıl söyler...
Derviş: Gözlerini tavazu ile yere eğerek: Evet sultanım doğrudur. Ebucehil
Peygamberi Abdül muttalibin yetimi olarak gördü.
Peygamber olarak görseydi akıbeti böyle olmazdı...
Gönlü derin bilgi kapılarına açık insanlara söylüyoruz, bunları maddi ölçülerle
ölçmek mümkün değildir.
Bunları kurcalamak bir çocuğun oyuncağını bozduğu gibi, kurcalamak olur ki,
bunun sonu ifade ve anlamdan yoksun olmağa kişiyi götürür.
İç âlemini maddeye sığdırmaya çabalamak doğru değildir.
Bu hal el ile tutulamayan hava gibi lüzumlu ve insan gönlüne lazım bir şeyin
kaybolduğunun delilidir.
Görmez misin;işitmez misin demiyoruz dikkat et; görmek ve işitmek arasında
fark var. Biz bir şey söylüyoruz nedenini düşün hele.
Hep içeriden üfülerken ses çıkaran hem de içe çekme olmadan.
Kamıştan çıkan nağmeleri... Gaflet ve Allah tan uzak kalma şemsiyesini
faşından kaldır...
Vesselam……..

