Ruhun Yolculuğu 9.Bölüm
FİHİ BİSMİLLAH
İşlerim iyi idi fakat maddi yüküm ağırdı günlerde çabucak geçiyordu. Kardeşim Metin
baba evinde kalıyordu babamda son zamanlarını onula beraber geçiriyordu. Hafta sonları
yanlarına gider mutlaka kahvaltıyı beraber yapmaya çalışırdım. Küçük kardeşim Emrah
Ankara da çalışıyordu. Kırıkkale de görevli ilken onu da ziyarete giderdim. Bazen babam
yanımda kalırdı. Kardeşim için Ya Rabbi derdim bu oğlan bekâr ne anası var ne de
babasından hayır var üstelik benim imkânımda yok ki evlendireyim diye çok düşünüyordum.
Bir gün amcaoğlu geldi makamda çay içerken dedim ki bizim Emrah a münasip birisini
bulsak ne iyi olur. Senin burada çevren çok var mı bir önereceğin kimse dedim. O da benim
arkadaşın kızı var doktor onu arayım telefonunu ver gidip tanışsınlar dedi. Evet, o zamandan
bu zamana diyorum ki Rabbim dualarım yüzünden onu karşıma çıkardı. Allah Zuhal
kızımızdan çokça razı olsun. Buralarda zikredemeyeceğim çok üzüntü ve sıkıntılar çektim.
Onun alçak gönüllülüğü ve sabrı sayesinde o günleri atlattım. İnşallah o günlere bir daha
dönmeyiz düğünü çok şükür yapmıştık. Ankara da ev tuttular onlarda hayat mücadelelerine
başladılar. Bu arada Metin hastalandı akciğer zar kanseri oldu gel git ne yaptıysak sonuç ölüm
dendi. Nerede ise altı ayda böyle sıkıntılar ile geldi geçti kardeşimde mevta oldu. Oğlum dedi
ki baba rüyamda metin amcamı gördüm nasılsın amca diye konuştuk iyim dedi büyük babam
hastalandı dedim. Biliyorum benden sonra o gelecek yanıma diye haberi geldi. Yalnız bizim
evin avlusunda bir tabut daha var diyorum ki kim getirmiş bunu buraya bizim değil diyorum
fakat kim olduğunu bilmiyorum dedi. Evet, babamda beyne pırtı attı hastalandı her şeyi
unutuyor fakat eskiyi gayet iyi hatırlıyordu. Metin olmadığı için onu da yanıma almıştım.
Emrah Ankara da ki işinden ayrıldı eşinin tayini Merzifon a çıkmıştı onun yanına geldi. Gam
yükü de beni ağlattıkça ağlatıyordu.
O arada incelemelerime devam ediyor manevi hallerimi hiç bırakmıyordum. Çorum
evliyalarını inceler iken karşıma beyefendi, memur emeklisi olarak yaşamış. İlmi ledün sahibi
olmuş. Rüya âleminde de şeyhini bularak ondan icazetini almış. Şeyhe yapılacak rabıtaların
kalktığını ve tarikat kapısının kapandığını beyan etmiş. Rabıta nur olan ruhu resule yapılacak
ahsen olan bundan sonra bu demiş ve 105 yaşına kadar ihsan bularak ömür sürmüş birçok eser
bırakmış bir büyük veli çıkmıştı.
Kastamonu da Şaban-ı Veli Hz. olduğu yerin üzerindeki kabristanda kabri var. Aynı
zamanda ehlisünnet itikadında olup ilk Müslümanların görüşlerini ehlisünnet görüşleri ile
birleştirerek kendi görüşlerini beyan etmiştir. Büyük bir âlim ve arif Muhammed İhsan
beyefendi evet onun kitaplarını almak için yayın evi araştırırken hem müşterim hem
arkadaşım bana onlardan bende çok var getireyim babam onun talebesiydi Çorumda çok insan
yetiştirdi dedi. Bende sevindim getir ne olur dedim ve kısa sürede inceledim âlim değildim
okuduğumda pek aklımda kalmazdı gönlüme hikmeti düşenler ve yaşadıklarım hariç. Fakat
hep düşünmüştüm ya Rabbi bu İslam’ın tarikat ayrılık nedir sonuçta hepsi yolunu resule
dayandırıyor diyordum. Belki öncesi nesiler için olan bir rahmet zamanımız için bir zahmet
olmuştu. İşte bu tarikat meselesi de gönlümü meşgul edip duruyordu. Bu birlik sadece bizim
ülkemizde başarılsa bile dünyaya bedel olur diyordum. İşte usulü karşıma çıkmıştı nasıl ki
üveysin yolundan gidenler dünyanın neresinde olur ise olsunlar aynı ise işte burada da birlik
karşıma çıkmıştı. Benim açımdan bulunmaz bir şeydi fakat vefat ettiği için bir şey
diyemiyordum çünkü bir cemaati de yoktu. İhsan edilmiş bir âlimdi uzun yaşamış yazmış ve
emanetlerini insanlığa bırakarak gitmiş.
Bu dünya meşgalesi ve yine ilim sevdası aynı zamanda Münir Derman hocamın
eserlerindeki hikmetler beni benden ediyordu evet kardeşime çok üzülmüştüm fakat bilirdim
ki dermansız dert ile insan gider ise bedenen şehittir. Ruhu içinde bizler duacıyız diyor teselli
buluyordum.
Bir gün bir rüya görmüştüm. Ne hikmet ise yine doğduğum ve büyüdüğüm yerde
idim. Alt sokağımızda oğlu arkadaşım olan bir komşumuzun evinin en üst katında idim.
Kıbleye karşı diz üstü oturmuştum sağımda perde arkasında üç tane Allah dostu
oturuyordu karşıda oturan ayağa kalktı, ağlıyordu şimdi benim görevim bitti mi diyor
çok üzülüyordu. Kutup seçilecekmiş sıra bendeymiş ben onu yerine geçecekmişim.
Fakat o mübarek insan içeride ağlıyor ben ise onun bu haline dışarıda ağlıyordum onun
ağlaması da beni çok üzmüştü. Çünkü ben Allah’ı sevenleri çok severdim ve tül perdeyi
sağ elimle açtım zaten perde inceydi bana baktılar diğerleri de ayağa kalktılar. Bende
ağlayan dosta efendim dedim siz hiç üzülmeyin sakın ağlamayın ben hakkımı size
verdim dedim. Evet dedim ama bana öylece bakıp kaldılar.
Ve uyandım rüyanın üzerine çok tefekkür ettim. Tevafuk bu ya ev sahibinin ismi
Nizamettin eşinin ismi hediye arkadaşım olan oğlunu ismi Muharrem ve yaptırdıkları beş katlı
evlerinin en üstünde la ilahe illallah Muhammed ün Resülullah yazıyordu. Gerçekten benim
Rabbimin rızasından başka bir talebim olmadığı için rüyada ‘’ üzülmeyin ben hakkımı size
veriyorum ‘’ böyle demiştim. Ayrıca kendimde bir keramet veya öyle olağan üstü bir halde
göremiyordum. Fakat bu rüya bir nevi şunu söylüyordu biz dinin nizamı için muharrem
ayında senin ruhuna bunu sınav olarak ihsan ettik. Evet, Rüyamda gördüğümle gerçek
hayatta sonradan karşılaştım.
Küçük kardeşimin eşi Zuhal hm. Babası Muammer hocanın yani gerçekten çok değerli
bir insandı. Onun dayısı oluyormuş dağda yaşayan babamın bir dayısı var okuryazar değil ne
Kur’an ilmi var nede de yeni yazı ilmi 64 yaşında yazmaya başlamış anlattıklarına akıl sır
ermez dedi. Bende tanışmak istedim bir gün köye beni de götürdüler ilk tanışmamız o zaman
oldu Muhammed Mefta hocam ile o beni ben onu iki seneye yakın sohbet ederek konuşarak
hiç yalnız koymadık. Sonradan öğrendiği kendi el yazısı ile yazmış olduğu eserlerini 2012
yılının başında bana verdi. O zamana kadar bende hiç istememiştim. Bir sohbetimizde bu
rüyamı ona anlattım dedi ki oğul sen hakkı versen de hak hakkı kimseye vermez.
Münir derman hocam kutbu şöyle tarif eder; Kutbun lügat manası değirmenin
alt sabit taşında bulunan uzun mihver demiri demektir. Üst taşın deliği ona geçerek taş
devir yapar. Resul-ü Ekrem (s.a.v) ‘in yeryüzünde halifesi olan zat-ı ali, kavmin ulusu,
kutub daima ceseden mevcuttur yani sağdır dünya yüzünde, yerini ancak yediler bilir.
Kutub eşyada mutasarrıftır. Hadimleri kırklardır. Bütün ruhani emirler kutub
makamından çıkar. Kudbiyet hakk tarafından verilir. Gavs ise nöbet bekleyen vekil
manasınadır. Kutub makamına bağlıdır. Gavsiyet Resul-ü Ekrem (s.a.v) tarafından
izinle verilir. Bazen gavsiyet makamı boş olabilir. O zaman kutub tarafından idare
edilir. Gavslar yedilerden seçilir. Gavstan Kutub olmaz. Her büyük veli gavsın kim
olduğunu ve yerini bilir. Görüldüğü gibi hocama göre kutub ve gavs farklı
makamlardır. Kutup Hakk tarafından verilir, gavs ise Peygamber (s.a.v) efendimizin
izniyle, kutbun hadimleri kırklar iken gavsın hadimler yedilerdir. Kutub eşyaya
mutasarrıf iken gavs kalplerde mutasarrıftır. Ancak kırklar bugün yedi kişi, yediler ise
iki kişi kalmıştır.
Hayatım boyunca ne haksızlığa tahammül edebildim nede kıymet bilmeyen
nankörlere, hangi makam olursa olsun ister maddi ister manevi kişi makamlara talip olmaz
makamlar gelir sahibini bulur. Hak olan düzende bu hep böyle olmuştur. Adaletin hâkim
olmadığı bir düzende haksızlık yaparak makamlarını işkâl edenler o makamın gereğini
yapmayarak zülüm ediyorlar. Vahid - ul Kahhar zül Celal hesabı çabuk görür onların defteri
dünya da dürecektir.
Hz. Ömer’in vali tayin ettiği şehirde vali cami yaptırmak için arazileri devlet adına
satın alıyormuş. Fakat karı koca yaşayan Mecusi bir aile cami yapımına razı olmadıkları için
hem korkuyorlarmış hem de çare arıyorlarmış. Adamın hanımı demiş ki bunların adil bir
halifesi varmış ne olur gitsen de şu durumu bir anlatsan diye eşini sürekli rahatsız etmiş, adam
çaresiz Mekke ye gelmiş sormuş halifenin sarayı nerede diye, demişler ki halifenin sarayı yok
onun şehrin biraz ilerisinde evi var orada oturuyor diye yerini tarif etmişler. Sorarak evi
buluyor fakat kendi evi bundan güzel şaşırıyor yine de soruyor halife evde mi evde değil
hurmalığa gitti ileri bakın diyorlar, adam elini anlına koyarak gölge yapıp ilerilere bakınıyor
kalabalık asker nerede ise o da oradadır. Hurmalıktan bir ses geliyor kimi arıyorsun ben diyor
halifeyi arıyorum hurma ağacına yaslanıp oturan kişi halife benim ne yapacaksın halifeyi
diyor, korkudan bana bir şey yapar bu adam diye anlatıyor. Ömer ayağa kalkıyor gel benimle
diyor ve eve kadar yürüyorlar evde kâğıt bulamıyor bir kürek kemiğine ‘’ Ey Saad bu
Mecusi’nin hakkını ver yoksa ben oraya geliyorum.’’ Al bunu götür ona ver. Adam alıyor
dönüş yolunda atmak istiyor fakat inanmaz diye eşine göstermek için yanında getiriyor eve
gelince beni saray diye bir eve gönderdiler halifeyim diye birisi bana al şunu yazıp verdi. Ben
şimdi koskoca valiye bunu verir isem kellem gider diyor. Kadın hayır lütfen götür diyor zaten
bu cami olursa kendini ölmüş bil. Adam çaresiz elinde kemikle valiyi görmeye gidiyor oda
yarenleri ile dışarıda ayakta iken gözü gelen adamın elinde ki hatta ilişiyor ve hemen Hz
Ömer’in olduğunu anlıyor. Ve koşarak adamın yanına kadar geliyor adam korkudan bir halde
adama diyor ki ne olursun beni Ömer e şikâyet etme ben onun vereceği cezaya dayanamam
diyor. Adam düşüp bayılıyor ve bu duruma şahit olan Mecusi ve dolaylı olarak eşi Müslüman
oluyorlar.
Bu Ömer korkusu nedendir acaba dersiniz. Çünkü onu onlar iyi biliyor haktan
başka sermayesi olmayan korkusuz gözü pek dost doğru insan iyi bilirler ki Ömer kendi
nefsi bir yanlış yapsa dahi kendini bile parçalar o Allah’ ı talanın zaptiye nazırıdır.
Aslında korktukları onun adaletidir. O adaletin gölgesinde yaşayanlar onun kıymetini
ancak anlarlar. İnsan bunları anlar, anlarda unutur nefsin zevki ve heveslerine tabi
olur. Fakat vücut konağının feri kalmadıkça her şeyi hatırlar o zaman da iş işten geçmiş
olur artık göçme vakti gelmiştir.
Çocuk doğduğunda niye ve ne zaman ağlar bilirsin, nefes almaya başladığı anda
ağlamaya başlar değil mi? Nefes ruhu ona girdiği anda ağlar hem de çatlayacak gibi Kan’ın
içinden gelen sütü verdiğin zaman susmaya başlar. Nefsin en büyük gıdası yeme içme
başlayınca unutur.
Fakültede dördüncü sınıftaydım hem idari görev de hem derslere giren Ergin hocamız
vardı hep derdi çocuklar inan iki işi bir arda yapıyorum nerede bir boşluk bulsam onu
değerlendiriyorum gazetemi tuvalette bitiriyorum derdi. Eskiden iş aslanın ağzında idi şimdi
midesinde bile değil çünkü aslan ortada yok derdi. Bize gelinde ikinci sınıfları dersine girin
nereden nereye gelmişsiniz onu bir görün derdi. Bir gün arkadaşa dedim ki bu hoca hep bizi
davet eder bir gün olsun kimse gitmez dedi gel gidelim dedim. Hocanın ders programına
baktık ve büyük bir sınıfta idi bir gitti yukarılarda bir yere ayrı oturmuşuz sınıf dolar sandık
yine de kalabalık fakat biz yukarıdan dinliyoruz öğrenciler hocaya bir türlü soru sormaktan
ders anlattırmıyorlar. O dönemlerde YÖK sürekli üzerimizde yöntem deniyor onlarda sistemi
eleştiriyorlar vs. birçok soru. Ergin hoca dedi ki çocuklar dedi bir gün ağabeylerinizin dersine
gelin onları da bir görün dedi iyi olur. Hatta onlara da söyledim gelirler görürsünüz dedi.
Bende oradan el kaldırdım hocam biz geldik dedim. Bende diyorum orada niye oturuyor
bunlar sessizce çabuk buraya gel al sana kürsü dedi indi aşağıya bu sefer soruları bana
soruyorlar ben cevap veriyorum çünkü dersle ilgili bilmediğim konu yok ki çekineyim sorular
artık o kadar çoğaldı ki hepsi ben sorayım istiyor. Bir dakika arkadaşlar dedim. Sizler eğer
bölümünüzü seviyor iseniz hangi sistem olur ise olsun önemli değil yeter ki dersinize çalışın
gerisi gelir seven kişi aslında öğrenir de hepinizde bu potansiyel var ki buradasınız.
Darülacezeye düşmüş bir sanatçının haberini yaptılar. Şimdi ki durumu çok kötü içler acısı
birde eski güzelliğini ve sanatını gösteriyorlardı kadına sordular söyleyecek bir sözünüz var
mı diye kadın dedi ki gökten yağmur yağarken toplayamadık şimdi dolu yağıyor feryat
ediyoruz. Başka da bir şey söylemedi işte gençsiniz size yağmur yağıyor kıymetini bilin iş
işten geçmeden. Dedim kürsüden indim. Derste bitmişti.
Bu olaydan sonra mezun oluncaya kadar bu ikinci sınıflardan kurtulamadım nerede
görseler ellerinde defter soru soruyorlardı ayaküstü de olsa anlatırdım. Böyle çok anım var
fakülte hayatımda fakat konumuz o değil bunu kaleme almamızda ki hikmette nefsine tabi
olur isin senin sonunda böyle olur. Hem dünya hem de ebedi hayatını kaybedersin hepsi gelip
geçici heva ve heves için.
Eğitim sistemi bozuldukça hem meslek bitiyor hem ehil olmayanlar kadroları
dolduruyor düşünün ta o zaman aslan kayıptı belki bulan çıkardı bulurlardı da bize yapılan
teklifi unutmayınız. Bugünde nerede ise aynı fakat bu sefer aslanın üstüne öyle bir binmişler
ki ağzını açacak dermanı bile yok. Biz lisede uzay geometrisi dersi görürdük buna rağmen
bizden önce mezunlar bizim soruları kafadan çözerlerdi kayboldu gençliğimiz çünkü dün
bugüne bugün dekiler dünkülere benzedi onlarda onlara benzedi. Gerçekten makamına layık
insanlar yok olmaz olur mu onlarda içimizden çekip gitmeye başladı. Lisede derste idik içeri
dönemin kaymakamı girdi. Oturun çocuklar dedi arka sıralarda dersi bayağı dinledi sonra
teşekkür etti gitti. Kahvelerde oyunu yasak etti. Sağlık ocağı yapılırken gelir çalışırdı
mecburen halk ta çalışırdı turizm yeri Hititlerin baş şehri alaca höyük imar etti köylüler onun
yüzünden hep çalışmak zorunda kaldı zorunlu değil utandıkları için çalışırlardı. Çarşı cami
meydanlıkta idi Cuma günü aynı zamanda köylü pazarı olduğu için Cuma namazı dışarıya
taşardı bende bazen orada kılar okula geçer idim bir bakardım sesiz bir şekilde gelir
seccadesini serer namazını kılardı.
Sonra Tokat da direk vali oldu sonra Erzincan’a vali oldu çok ağladım mübarek
adama inanın çok ağladım halada ağlarım Recep YAZICIOĞLU Rabbim nur içinde
yatırsın. Bugün ise makamlar ağlıyor o makamların ağlaması bizi de ağlatıyor. Her şey
gelip geçecek sen kalacaksın eşya yürüyüp gidecek ebede kadar bakalım ne yapacak bu
beşer. İnsan sultan olabilir fakat Halid bin Velid gibi komutanı olması gerek yoksa zafer
kazanmak çok zor olur. Sultana layık komutanlar gelecek savaş sanmayın bunu çünkü
savaş en ayıp şey ve yasak olacak bu komutanların her biri kendi alanında mükemmel
hak ve adaleti sağlayacak herkes bu adalet gölgesinde yaşamaya can atacaklar.
Nerede idik yine nerelere geldik. Hem manevi hallerim devam ediyor hem de
çalışmalarım fakat ne hikmetse bilemedim. Kardeşimi, Babamı, Kayın babamı, Muammer
ağabeyi, Hocam Mehmet Emin Er ‘i Hocam Recep Camcı ‘ı Hocam Muhammet Mefta yı
hepsini nerede ise çorum da çalışırken kaybettik bu seneler hem hüzün senelerim bundan
dolayı Hamt ediyorum hem de Şükür senelerim oldu.
Bana Muhammed İhsan Oğuz beyefendinin kitaplarını getiren arkadaşa hafız Recep
hoca sen onu bana getir demiş. Bende giderdim ulu cami de kırk sene imamlık yapmış birçok
talebe yetiştirmiş ve musiki de ilahi alanında değerli besteler yapmış bir beyefendi çok güzel
giyinirdi. Belli bir saatte öğleden önce caminin ara sokağında küçük bir kitapçı önünde
otururdu. Bende orada olduğunu bilir yanına giderdim o sandalyeye bende tamburaya
otururdum. Benim anlattıklarımı dinlerdi önemli bir manevi makamı vardı tüm tarikatları cem
etmiş idi. Fakat onunda bu gerçek halini kimse bilmezdi belki de en son on bir de bir talibi
hakikat ben idim. Bana derdi ki oğlum senin bu anlattıklarını ve yaşadıklarına bazı veliler elde
etmek için canını bile verir.
Onunla bu sohbetlerimiz müsait olduğum ölçüsünde devam ediyordu bir gün artık
tamam oldu yarın gel seni İhsan Oğuz beyefendiye emanet edelim dedi. Ertesi gün bende o
saatte yetişmek için gidiyordum ki hiç tanımadığım birisi müdürüm nasılsın dedi tam çarşı içi
esnafların ortasında elimi tuttu bırakmadı, beni bayağı oyaladı hiç görmemiştim fakat
anladım kim olduğunu ama benim işim onunla değildi. Elinden kurtuldum fakat
gecikmiştim çünkü oradan kalkıp pastaneye hep aynı saatte giderdi.
Baktım hocam kalkmış gidiyor yetişemedim arkasından koşturdum ayıp olsa da
seslendim. Döndü bana baktı durdu yanına gittim sokakta bir tane insan yoktu. Bana dedi ki
suphanallah bu kavuşma ayakta gerçekleşecek tekrar suphanallah dedi. Kendinde olan sırrın
işaretini almış ona hayret etmişti. Ayakta bizi Muhammet İhsan beye emanet etti. Beraber
yürüyüp hemen oturduğu pastaneye gitsek ayıp olacaktı. Hocam ben geleyim mi diye sordum
oda sen bilirsin dedi. Bende geriye döndüm aynı istikametten işyerine geldim. Bu durumda ki
yani nasipte ki hikmetleri yazsak siz bile bize bizim hanım gibi deli divane demeye
başlarsınız. Yazmasak hakkını tam anlamıyla vermiş olamayız. Bu kadar işaret edelimde
gerisi gönlünüze doğsun inşallah. Yeri gelmiş iken deli deriz ama bu sizin bildiğiniz deli
demek değil pirim herkes onun deli bilir fakat ehli onu hak delisi bilir.
Buraya bir hak delisinin Hak Ta ala hazretlerine yazmış olduğu bir mektubu beyan
edeyim de bizde hak olanın hakkın verelim. ‘’ Ben dünya küresi, Türkiye karyesi ve Urfa
Köyünden, El-Aziz (Elazığ ) Tımarhanesi (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) sakinlerinden;
İsmi önemsiz, cismi değersiz, Çaresiz ve kimsesiz bir Abdi acizin, Ahir deminde misafiri
Azrail’i beklerken, Başhekimlik üzerinden Hâkimler Hakim’inin Dergahı Uluhiyetine son
arzuhalimdir..! Ben gam (dertlilik) deryasında, Fakirlik vatanında, Horluk ve rezillik
kaftanında Padişah yapılmışım..! Meyvalardan dağdağana, Çalgılardan ney-kemana
kapılmışım… Benim yatağım akasya dikeninden, Yorganım kirpi derisinden farksızdır.
Kalbim Ayizman’ın (Hitlerin işkenceci Nazi Komutanı) fırını, Ve sahranın çöl fırtınasıdır..!
Ruhum aşık-ı Huda Mahbup peresttir, Lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir
(gelgittir)..! Bana gelen derdi gamın kilosu beleştir. Nerde bir güzel varsa bana karşı keleştir
(yüz vermez, cesaretlidir), Bütün yiğitlerde bana hep ters ve terestir. Aylar geçti, Tek
temizliğim, Gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım Teyemmüm abdesttir..! Yani, içtiğimiz
kezzap suyu, Mezemiz ise ateştir..! Ol Resulü Zişan ve Sultanı DÜ cihan: “Cenabı Allah’ın
insanları dünya, Dünyayı ise insanlar için yarattığını; Ruhları vücut için, Vücutları ise ruhlar
için yarattığını; Erkekleri kadınlar; Kadınları erkekler için yarattığını; Cenneti mümin kullar,
Mümin kulları da cennet için yarattığını; Cehennemi inkârcılar ve münafıklar, İnkârcıları ve
münafıkları da Cehennem için yarattığını” Hadisleriyle haber vermiştir..! Peki acaba benim
gibi meczup divaneleri Ne maksatla halk etmiştir..? Bilen babayiğit, Meydana çıkıp
söylesin..! Allah sana iman verdi sen tuğyan edersin; O inam etti sen küfran (nankörlük)
edersin; O ikram etti sen inkar edersin; O ihsan etti sen isyan edersin; Bir de kalkıp bana deli
divane diye Bühtan edersin..! Bu söylediklerimin hepsi Ruhumun içinde cenk etmektedir..!
Eğer dilekçemin cevabı gelirse bu manevralar sona erecektir. Hz. Musa’nın Celadet ve
cesaretini, Hz. İsa’nın ruhaniyetini mi istedim..? Hz. Ebu Bekir Sıddık’ın Yüksek fazilet ve
kurbiyyetini, Hz. Ömer ül Faruk’un dirayet ve teslimiyetini, Hz. Osman’ı Zinnureynin asalet
ve sehavetini, Hz. Aliyyül Murtaza’nın İlim ve velayetini mi istedim..? Senden mülkü
hâkimiyet, Şanü şöhret, malü servet mi talep ettim..? Senden vücuduma sıhhat ve afiyet,
Aklıma ziya ve selamet, Hayatıma huzur ve istikamet dilendimse, Bunlar için de bin kere
tevbe ettim..! Çünkü Şeriatın iptal, Tarikatın ihmal, Hakikatin ihlal ve Müminlerin iğfal
edildiği Bir zillet ve rezalet döneminde, Bana akıl ve mükellefiyet verseydin, Bu sadece
benim mesuliyet ve Mezuniyetimi ziyadeleştirecekti..! Sultanım Efendim: Ben Senden sadece
seni istedim; Pahası elbet böyle yüksektir ve Tüm sevdiklerimi ve sahiplendiklerimi Uğruna
feda etmektir..! Rabbim, Elbet vardır hikmeti ki, Bu kuluna Böyle zillet ve zahmet
çektirirsin..! Ben haşa itiraz değil, Naz ederim ama, Umarım Sen niyaz kabul edersin..! Aile
efradımı, Aklı izanımı alıp beni hicrana saldın..! Ama yine de şükür; Ya akıllı kalıp Ama hain
ve hilekâr olaydım..! Ya varlıklı kalıp ama Zalim ve sahtekâr olaydım… Ya âlim ve saygın
kalıp ama Gafil ve riyakâr olaydım… Ya arkalı etraflı kalıp ama Azgın ve zulüm kar
olaydım… Ya sağlıklı sefalı kalıp ama, Sapıtmış, Ahlaksız ve vicdansız olaydım!.. Derdi bela
ki, Sabredenlerin vesile-i miracıdır. Müminler kalbimin tacı, Mücrimler rahmetin muhtacı,
Münkirler hikmetin icabı, Sadık ve aşık ehli cehd adaletin ilacıdır..! Velakin bu münafık Hain
ve zalimler ise çıban başıdır, Akrep gibi sancıdır; Şerefli insana, Helali dışında bütün kadınlar
Kızlar ana-bacıdır..! Ey Rabbim, Efendim..! Malum-u aliniz ve zaten yüce takdirinizdir ki; Ne
özenli-bezekli elbiselerle Gezdiğim bayramlarım oldu..! Ne onurlu ve huzurlu Seyahatlerim
ve seyranlarım oldu..! Ne etrafımda hizmet ve rağbet gösteren Dostlarım ve hayranlarım
oldu..! Lezzet ne imiş, izzet ne imiş ve fazilet ne imiş tatmadım; Ama şikâyet şekavettir;
Bütün bu fani ve fena nimetlerin Asıl sahibi olan Padişahlar Padişahını buldum..! Beni yoktan
var ettin, İman ve hidayet buyurup Varlığından haberdar ettin, Ama aklımı alıp kulunu bi-
karar ettin, Sana sonsuz şükürler olsun..! Şimdi son dileğim beni yanına al ve Bir daha
huzurundan ve Sonsuz nurundan ayırma, Ne olursun..! Umarım Bu dilekçeyi yazdım diye
Bana darılmazsın; Çünkü ; Zaten Zatından gayrıya Yalvarıp yakarmanın ŞİRK olduğunu
buyurdun..! İşte böyle de bakalım sen buna nasıl deli diyeceksen de insanda az buçuk şeref
var ise utanır değil mi. Biz ise hem hamt ederiz hem de ağlarız.
Evet, hakikat yolculuğunun ahir dönemleri birçok sır ve tevafukları barındırarak
devam ediyordu hikmetler anlamında çok güzel gün ve gecelerimiz geçti. Recep hocam bazı
günler az sayıda kişi azda olsa sohbet yapardı. Bir gün bize de komşu olan değerli insanın
evinde idik sandalyede oturuyor idik galiba arife günü idi gönlüme Hacı Bektaş-ı veli tecelli
etti sanki erenler bizim gönül kapısından bizi seyrediyorlar. O arada Recep Hocam ayağa
kalktı hepimize ilahi eşliğinde önünden döndürüp geçirirken dedi ki bizde Bektaşilikte var
Mevlevilikte dedi hikmet işte bizde biraz olsun rahatlamıştık bunlar burada kolay anlatılıyor
ama pirim bir manevi sohbete bile dayanamayıp uyumak zorunda kalanlar var kaldı ki
tecellini ruha ağırlığını sen düşün.
Beni bir gün acil evine çağırmış bilmiyordum evini arkadaş götürdü. Fakat benim
gözümün yaşı o zamanlar bile durmazdı o yüzden gönlüme fazla bir şey getirmemeye
çalışırdım. İçeri girince hocam oğlum dedi bizim yolumuz aynı zamanda uveysiliktir. Sen şu
çalışma odama bir gir orada biraz kal dedi. Halim ayan olmuş bizi teskin etmek için yanına
çağırdığını anlamıştık.
Odaya gittim gavsı geylanin resmini gördüm kara kalem ile çizmişlerdi başka birçok
resimlerde vardı. Demek ki bir ruhsatı var ki bu resimler bu çalışma odasında olabiliyor diye
de aklımdan geçirdim. Çünkü önceden bir anı yaşamıştım. Muhammed Emin Er hocama
birkaç resim götürmüştüm. Onları da bana vermişlerdi kendi hocasının ve oğullarının resmi
idi dedim hocam ben bunları ne yapacağım nereye koyacağımı bilemedim. Resimlere baktı
ben olsam yırtarım dedi. Evet, yani senin şu anki halinde olsam yırtarım demişti çünkü bazı
müritler tarikatların şeyhlerinin resimlerini odaya asıyorlar o odaya girdiklerinde güya
edepten dört büklüm oluyorlar idi. Başka odada ise yapmadığı sapıklık bırakmıyorlar işte bize
de bunun dersini veriyordu. Şimdide Recep hocam sen istikametinde dost doğru olur isen ister
isen tüm nefsani zevklerin ortasında ol yine seni haktan kimse ayıramaz oğlum diyordu.
Hakkın gerçek erenleri orada resim görmezler kulun hak için yaşadığı ömrün hakikatini
hakkında o kullarına muhabbetini görürler.
Evet, sakalda böyle idi ama yasakta değildi yakışan için güzel olur abartması ise iyi
olmaz efendim. Yani ne saçta ara ne sakal da ara ne onda ara ne bunda ara ne arar isen
kendinde ara. Yasaklar sınırlar hudutlar vardır efendim ama kime vardır iyi düşün. Hz. Ali
efendimize soruyorlar zekât ne kadar verilecek. Senin için mi sordun benim için mi sordun
diyor. Ya Ali zekât bu senin benim var mı ki öyle sorayım. Evet, var senin içinse kırkta bir
benim içinse sınırda yok hudut ta yok diyor.
Düşün efendim düşünde üzerinde bir daha düşün. Sen nasıl dersin ki ramazan
haricinde iki günde bir oruç tutuyorsun farz değil diye. Evet, sana da ona da farz değil ama
onun hamuru başka hamur pirim karışma. Sen üstelik oruç tutamayana da karışma sen emri
ilahi ne diyor ise onu dost doğru yaşa bugün oruç bile tutanlardan kaçar oldu. Son üç yüz
yıldır. Cumada gökyüzünden bu beşere bakıp ağlıyor. Neredeysem siyaset meydanı oldu.
Tövbe edersen Hz. Fudyl gibi et taşları bile taşlıktan çıkarasın daha gözünden yaş yere
düşmeden melekler onun maneviyatını hemen alır yoksa ona bu arz dayanmaz. Bugün abdest
alıyorsun aldığın abdest suyunu nereye akıtıyorsun iyi dikkat et. Neyse bu bahis uzar gider
ama bizi de ağlatarak gider. Biz yine hocamıza gelelim de biraz huzur bulalım.
Her gün sabah üç otuz civarı kalkarmış. İlim çalışır ibadetle meşgul olurmuş. Oğlum
dedi bak bu gördüğün dünya düzeni nasıl ise o âlem düzeni de buna benzer dedi burada
kazanılan maneviyat orada vücut bulur. Evet, bizde deriz ki oğul bir nevi ‘’ Kalk ey uykusuna
bürünen kalk geceleri sadece sana mahsus olmak üzere Rabbin için namaz kıl. ‘’ Haydi,
bakalım yani ey benim Salih kullarım benim kapıma böyle gelirseniz bende sizi bana
çağırırım. Bana gelmek isteyen elleri boş gelmesin dikkat et birisi zorunlu birisi gönüllü haydi
bakalım yiğitler en azından niyet edelim. İşte hak hakikat üzere ne duydun ise oğul bütün bu
anlattıklarımı iman ruhuna yaz niyet ruhu ile de açığa çıkar irade ruhu ile de vücut buldur.
Ömründe bir kez olsun yine yap 2;45 güzel vakittir. Evet demişler büyük olanlar büyük söz
demişler bir şeyler ayan olmuş ki demişler onların demelerinin kendilerine ne faydası var ki
niye demişler diye kızıp duruyorsun. Ne çabuk unuttun demedi mi cenabı peygamber ‘’
…….Benim bildiklerimi sizler bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz. ‘’ sen bunları bu mübarek
Allah dostları neden demiş acaba hikmeti nedir de sana ne zararı var 70 bin la ilahe illallah.
Zikri yapmanın da bu İslam da yok deyip duruyorsun. O sana yok bulamadıysan bilemediysen
o senin suçundur. Gören lazım sende yoksa o göz irfanda vardır. O yüzden oğul biz deriz ki
hiç olmaz ise ömrün de bir kez olsun onu yap kimseye de verme. Ya Rabbi öbür tarafa
yanımda iman azığıyla geliyorum de. Oğlum sende ki iman azığını başkasını imanına
yedirmezler. Bir nevi o senin dünyada iken imanını nöbetini tutar. Oğlum ah oğlum ah bizi de
ağlattın burada derler ki kaza namazları yok. Kur’ an da böyle biz görmüyoruz işte ayetler
derler. Derler de evlat ilahi hikmet gereği Kur’ anı kerimin Hâkim olma zamanını geldiğini de
bilmezler. Birde hiç düşünmezler Cenabı peygamber kırktan önce namaz mı kılıyordu İslam
gelince ne yaptı dersiniz. Onu da bilmezler. Eğer bir arif kuldan işitmiş isen kaza yapın oğlum
diye sende en azında kaza namazların için niyet et bak bir başka arif kitabında yazmış bir tüm
kaza namazları için bir usul yazmış oğlum madem yazmış sen ömründe bir kez olsun yine
yap. O Rabbine ağlayıp yakarıp müjdesini almıştır da öyle yazmıştır. Sen yine de sabah ve
akşam namazların için geçmişin var ise en baştan başlamak üzere ileriye doğru gel geriye
doğru gitme oğlum önü ve sonu tamam olur ise ortada boşlukta kalsa iki nur onu güzel
niyetinle birleştirir. Efendim derler ki bir de 61 kefaret çıkarıyorlar bunlar yoktur. Oğlum
aslan oğlum desinler ister kefaretin olsun veya hiç olmasın edep göster ömründe bir kez olsun
yap.
Evet, yine nereden nereye geldik biz yine gidelim hocamıza güzel bir bağı vardı orada
bize her ramazan teravi kıldırırdı. Az sayıda olsa da şehrin ileri gelenleri önemli gecelerde
orayı doldururdu ben de her gece oraya gider huzur bulurdum. Bir gün namaz esnasında
secdeye vardık secde de ne kadar kaldığımı hiç hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde hala
secdede olduğumu anladım bir seste duymadım bu nedir kalkayım bari dedim baktım şaşırdım
ikinci rekât mı başlamış dedim anlayamadım yoksa ben ikinci rekâtta mıydım da orada bir şey
duymadan kalktım dedim öyle gönülden geçerken selam verip namazdan çıktık. Namaz
bitmiş haberimiz yok nasıl oldu nereye gittim onu da bilemedim hemen tekrar diğer rekâtlara
başladık. Orada bulunan sadıklar kimseye karışmazdı değişik bu haller çok yaşayanlar olduğu
için sukut eder geçerlermiş. Böyle çok değişik güzel anılarım vardır Recep Hocamla.
Hocam bir pastane vardı ulu camin yanında idi belirli saatte mutlaka orada olurdu
gazetelerini okur gelenlerle sohbet ederdi bildiğim için bende oraya uğrardım. Bazen sohbet
ederken bir soru sorar isem müdür bey diye cevaba başlardı o zaman anlardım ki işlerini biraz
sıkı tut. Bazen oğlum derdi anlardım ki durumlar iyi. Bazen de evladım diye başlardı bu sefer
manevi olarak dikkat et kendine diye anlardım. Bunu anlattım tebessüm etti. Ubeydullah
sekizli hocamın talebesi idi bir gün oğlum o musiki alanında seyri suluğunu tamamladı dedi.
Bende çok şükür dedim çünkü sevinmiştim bir halime seyri suluk sadece manevi âlem
eğitiminde tamamlanır sanıyordum. Çok nazikti beyefendi idi öyle bir hitabı vardı ki üslubu
dahi insanı içine alırdı bir kaside okurdu ağlamamak elde değildi. Hele de ramazanlarda her
gece görebilmek benim için büyük bir nimetti. Fakat unutmayalım benim pirim vefat etmiş
olmasına rağmen Muhammed İhsan Oğuz beyefendi idi. Recep hocam da bir nevi ayna olmuş
zahiren bize onu gösteriyordu.
Hazreti Mevlana ya çok üzülürdü bir küçük risale yazdı. Bir sohbet esnasında uzun
süre ruhu ile irtibata geçemedim sonra buluştum ve görüştüm fakat çok mahzundu, biz tövbe
etsinler de öyle gelsinler istedik. Fakat içi pis olduğu gibi dışı da pis olanlar geliyor. Evet,
maalesef öyle turistik mekân olmuş. Öyle ise bizde bir dua edelim ki öyle herkes oralara
yanaşamazsın efendim.
Babam vefat etmişti Rüyamda Recep hocam yeşil bir camide akşamdan sonra vaaz
ediyordu bende babamı hasta sedyesi ile getirdim babam biraz korkmuştu fakat korkma dedim
camiden içeri öylece soktum hocamın vaaz yaptığı yere yaklaştırdım. O da yorganı üzerine
biraz daha çekti babamın yanağını okşadı bende onu oraya bıraktım ortalık aydınlık cami pırıl
pırıldı uyandım. Efendim vefatından önce bir nevi babam için secdeye kapanıp dua etmiştim
duamın kabul olduğu bizde gösteriliyor idi babamıza vefatından sonra tasarruf etmişiz
berzahtan almışız hocamızın manevi muhabbet alanına teslim etmişiz Allah u Kudretin izni
ilahisiyle.
Bir gün bir rüya daha gördüm tabi hocam ile ilgili çok rüyalarım var fakat burada bir
kaçı ile hatırasını yâd ediyoruz. Rüyamda büyük ve geniş nerde ise salonu tamamen kaplamış
sedir tahtaların üzerine yatmış idi bir evde idik fakat neresi olduğunu bilemedim. Hocam
doğrulunca yanına gittim duvar ile sedir arasında bir insan yürüyecek kadar mesafe var veya
yok oradan yanına oturdum salonda sadece ikimiz var idik fakat babam da ne hikmetse bir
oda var orada yatıyor fakat o mevta olmuştu belli ama orada yatakta yatıyor. Hocam sağ elini
omzuma attı ve başını karşı duvara dayadı bende aynısını yaptım o anlattı ben ağladım ben
ağladım o anlattı adeta ne kadar kendinde olandan ne varsa bize yükledi. Ve tekrar o takta
sedire uzanıp sırt üstü yattı.
Ben ayağa kalkıp ilk ayakta durduğum yere geldim sol tarafımda babamın odasını ve
babamı içeride görüyordum karşıda da öylece yatan hocamı rüyamda ya rabbi ben ne
yapacağım şimdi bir tarafta babam bir taraf ta hocam ben ne yapacağım dedim anlamıştım
artık hocam benimle vedalaşmıştı öylede oldu. Ondan sonra doktor ve hastaneden çıkmadı
sonunda Rabbine hak üzere kavuştu. Rabbim her daim razı olsun. Sadık dostları her daim
onun kıymetini bildiler Allah onlardan da razı olsun. Ben kısa zamanda hocamdan alacağım
her şeyi yine onun himmeti Allah’ın izni ile almıştım rabbime ne kadar şükür etsem azdır.
Bu arada Muhammed Mefta hocam ümmi idi onu da hiç yalnız bırakmazdım her
fırsatta giderdim fazla konuşmaz gözyaşı ile konuşurduk. O anlatıdır ben dinleyip hatıra
kalsın diye kayda alırdım. Çorum merkezden bulunduğu yayla 90 km vardı bazen iftara
giderdim ağlardım soframız zeytin peynir çay iftardan sonra dönerdim çok ıssız bir bölge
olmasına rağmen o ruhaniyet beni oraya çekerdi. Yazdığı tevhit ilahilerini de Recep hocama
getirir verirdim çok dikkatli incelerdi kim diye sordu bende anlattım sadece sukut etti başkada
bir şey söylemedi.
Günler böyle geçerken garip bir âlim den haberim oldu bende ziyaretine gittim
peygamber aşığı bir insandı büyük bir sultanın halifesi idi. Evi çok dar ve kira idi küçük bir
sofrada kitaplarını notlarını kaleme almaya çalışıyor, Kitaplarını koyacak rafları yoktu. Kendi
tanıdığı bir marangoza kitaplık yaptırdım. Arada bir hal hatır sormaya giderdim. Havas ilim
sahibi aynı zamanda talebeleri de vardı manen de veliler ile görüşüyordu. Dedi ki manevi
olarak çok görüştüm fakat zahiren ziyaret nasip olmadı Hacı Bektaş veliyi dedi. Bende ben
seni götürürüm dedim ve öylede yaptım.
Bana senin manevi halin yeşilbaşlı ördeğe benziyor çok güzel nerede tatlı su var ise
her subaşını biliyorsun oğul dedi. Göklerde yolların var ne zaman nereye gideceğini de iyi
biliyorsun. İstediğin yere de gidip ulaşma imkânın var dedi. Madem öyle benim durumum ne
olacak bu yol nasıl bir yol dedim. Dedi ki seninle ahrette komşu olacağız ben onu kast
etmemiştim tekrar sordum yine öyle dedi bende sukut ettim.
Maddi işlerim gerçekten planlandığı gibi gitmekte bana bir zorluk çıkarmamakta idi
yaşadığımız oradaki ebedi ayrılık olayları ev halkını da çok etkilemişti ve artık genel
müdürlük toplantılarında tayin istiyordum tabi ki bölge müdürü beyefendi de kendine ne layık
ise onu yapmaya başlamıştı. Çünkü herkes kesini yapar insan insanın yanına zalim de zalimin
gider bir gün beni aradı bir sahtekâr vardı istihbaratı olumsuz olduğu için kalbimde kanaat
getirmediğinden kredi vermiyordum. Sanki başka banka yok şeytanda bunu bize musallat etti
dedi ki sen bu beyefendiye niye kredi vermiyorsun. Yani kısaca söyle diyeyim hiç bir şeyi
gerçek değil. Bana diyor ki bu arkadaşımız çok iyi birisi bunun kredisini yapalım. Ben öyle
imalı şeyleri hiç yapmadım ki onu yapayım. Bende kendisine cevaben neden olmasın müdür
bey bizim komiteden sonuç olumlu çıkmadı sizin onayınıza göndereyim siz onaylayınız biz
hemen yapalım dedim. Beyefendi dondu kaldı ne diyeceğini bilemedi. Herhalde bizi kendisi
gibi sahtekâr sandı daha önce güya yaptığı iyiliği anlatırken aslında çalıştığı kuruma yaptığı
yanlışı anlattığını çabuk unutmuştu. Daha sonra sürekli genel müdürlükten bana kredi
kullandırmıyor diye şikâyet yazıları yani sizin anlayacağınız bu feto cemaatçileri kafayı bize
takmıştı başta kimin olduğu da belliydi. Çünkü çoruma gelen genel müdür gitmişti yerine
yenisi gelmişti meydan boş gibiydi.
Yaşam yıllarım böyle devam ediyordu çok daraldığım zaman sahabe kabristanına
giderdim orada huzur bulurdum tefekküre dalar öylece Rabbimle beraber olurdum. Tüm
büyük evliyalarının kabirlerini dolaşırdım hepsinin hakka olan yakınlıkları ve güzellikleri
vardı. Eskiden sahabe kabirlerinin olduğu yerde bir dergâh varmış bir gün hocaları iki kişiye
diyor ki bizim dergâhın yanında bir eşek ölmüş gidelim de onu yoldan uzağa atalım. Birlikte
çıkıyorlar eşeği bayağı bir güç harcayarak yolun üzerinden kaldırıyorlar. O arada Karadeniz
de fırtına olmuş bir gemi fırtınada sürüklenmeye başlamış kaptanı Rus muş. Tanrım
Müslümanların hallerini işitirdim burada bir kulun yok mu bizi kurtarsın diye feryat
ediyorken birden üç kişi gelip gemiyi deniz ortasına çekiyorlar. Adam daha sonra bunların
kim olduğunu öğrenmek için yola çıkıyor oradan dergâhlara uğrayarak çoruma geliyor ve
onları tanıyor. İşte böyle daha nice kerametler olan çok sayıda hak dostları var.
Bir gün bir müşterim anlattı adam kanser imiş rüyasında gelmiş demiş ki evlat benim
ismim şu ben çorumda şu yerdeyim senin derdinin dermanı bende demiş oda gelmiş ziyaret
etmiş iyileşmiş ahde vefa için yılda bir kez gelirmiş. Bunu bana anlattı bende madem bizim
topraklarda gitmez isek ayıp ederiz dedim. Tasarrufu var ki manada imdat ediyordu. Ne garip
değil mi dünya çilesi bitip rabbine kavuştu derken hak için hizmet orada da daim devam
ediyor. Mahalle arasında bir türbe kale dedikleri bir yerde idi. O mahalleye de pek giden
olmaz, türbe anahtarı da orada bir evde imiş aldık açtık. İçeri girdik duamızı yaptık. Birde
ufak olsa Rabbimizden bir tecelli istedik ve gördük. Derdi olan dışarıda bir çamur karıp el
kadar onu küçük hamur gibi yapıp oraya bırakıyormuş eğer yağmurda veya rüzgârda tekrar
toprak olur ise derdinden kurtuluyormuş. Sen böyle şeylere yine de olmaz deme fakat derdin
dermanını önce zahirde ara batını da ihmal etme onlar ne diridir ne ölüdür nedir peki ne
dersin. Görmez misin bazılarına vefatından sonra Rabbim verdikçe vermiş hakiki kulun
cesedi bile çürümüyor, üstelik mumya bile değil iş organları bile duruyor. Kendine gel
kendine bu dünya şan, şöhret, makam, para, pul, itibar kazanma dünyası değil rıza kazanma
dünyasıdır. Bunlar elbette olmak zorundadır fakat gönlüne sokma elinde tut hakkın vazifesi
olarak bil kim olur isen ol istersen fahişe ol iman seni tutar ise sende oradakileri tutarsın.
Yine bir yaren dualar ediyor ağlayarak sahabe kabristanında kerametleri ile meşhur
olmuş bir şeyhin kabrinden rabbine niyaz da bulunurken demek gönül gözü açıkmış oğlum
senin işin bizde değil köse dağına çık diyor. Onlar burada hak için nasip almadıklarından edep
içinde önce oraya uğrar sonra buralara dağılır diyor. Şimdi biz bu işi size nasıl anlatsak
bilemiyorum ki biz güzel olan içinde hak kokusu olan bir şey işittiğimiz zaman hemen o halin
içine giriyoruz sonra gölümüzden orada ki sözün iç yüzü dökülmeye başlıyor. Bu kadar bilin
yeter.
Babası çok hastaymış bilirsiniz bizim Türkler işte nerede olurlarsa bir dostunu
bulurlar. Londra ya üç sat gibi uzakta bir Müslüman Hintli yaşarmış manevi işleri olunca
genelde onun yanına giderlermiş. Arkadaşı ile birlikte araba ile gidiyorlar sabah erken olduğu
evin önünde arabada bekliyorlar diyorlar inşallah ikna olurda gelir dönüşte de trenle
göndeririz diyorlar gün ışıyınca dairesine çıkıyorlar. Bunları karşılıyor hoş geldiniz niçin
bekliyorsunuz orada ben zaten erken kalkarım diyor. Daha bir şey söylemeden bize dedi ki
geleceğim fakat bir çocuk için geleceğim baban onu çok sevdiği için yanında götürecek diyor.
Lakin ben dönüşte trenle gelmem beni tekrar getirirseniz tamam diyor. Neye uğradığımı
şaşırdım çünkü ablamın ve kardeşimin benimde çocuk var acaba hangisi dedim o telaş ile yola
çıktık eve gelmek üzereyken dedim ki önünde oto park yok buralarda durup biraz yürüsek
olur mu dedim tapi olur dedi. Arabadan indik eve doğru yürüyorduk birden hızlıca parka
doğru gitti oynayan çocukların içinden kafasını tutup işte bu çocuk dedi. Neye uğradığımı
şaşırdım dondum kaldım benim çocuktu. Oradan eve gittik babamı ziyaret etti dualar okudu.
Geri dönüşte dedi ki sizin buralara kadar gelmeniz beni üzüyor ayrıca yaşlandım gelip
gitmeye de yoruluyorum kimse yok mu ben ona bu ilmi öğreteyim bizimde aklımıza oralara
yeni gelmiş olan Kıbrıs-i dedikleri bir şeyh vardı onu söyledik peki onu bana getirin.
Babamda ruhunu teslim etmişti. Bizde durumu şeyh e anlattık onu da aldık gittik. Oturup
konuştular şeyh dedi ki benim ayrıca irşat vazifelerim var şunları alamam fakat diğerleri için
kabul ediyorum dedi. Evet, hatırayı arkadaşından nakil ile anlatan kişi benim kızım kanser
olmuştu ziyarete gitmiştim senin kızına ben yardım edeceğim dedi eve geldik gece yatmıştık
sabaha karşı bir çığlık uyandık kızımın odasına gittim baba dedi rüyamda şeyh geldi ayağımı
tutup bir çekti canım yandı o yüzden ağladım. Ondan sonra doktorlar bile inanmadı bu kesin
ameliyat olmuş çünkü bir şey kalmamış dediler.
İşte doktorluk bir havas ilmi hepsi bu fakat bu ilimi de unutturdular kişiler yapana
bakıp onun kapısında beklediler bu ilmi vereni unuttular. Bilirsin padişah tedbiri kıyafet ile
karşıya geçmek için kayığa biniyor kayıkta da remil ilmini iyi bilen bir muhterem varmış
sultan yazdıkları notundan anlıyor bunu yasak etmediler mi oda sahtekârlara yasak bana değil
diyor. Madem öyle söyle bakalım o zaman sultan ne yapıyor diyor biraz çalışıyor. Sultan su
üzerindeymiş hata diyor bu kesin kayıkçı bende benim o zaman sultan sensin diyor. Padişah
tamam bildin fakat seni bir şartla bağışlarım buyurun padişahım nedir şartınız ben karşıya
geçince hangi kapıdan gireceğim bilirsen tamam diyor. O da çalıyor bir kâğıda yazıp
padişahım benimde sizden ricam olacak söz verir misiniz nedir diyor bu kâğıtta yazıyor lütfen
kapıdan geçerken açınız sultan peki söz diyor. Karşıya geçiyor emir ile yeni bir kapı
yaptırıyor kapıdan geçerken açıyor yazı şöyle diyor padişahım yeni kapınız hayırlı olsun. İşte
böyle fakat unutma bunlar fen bilimi gibi bir ilimdir. Ne demiş Rabia ya hasan senin yaptığını
balıklar yapar benim yaptığımı da kuşlar yapar. İlim ile olanı cephane olarak yanına al fakat
gönül kovasına onu sokma.
Baldız hastalanmıştı kulağının arka tarafı yara idi nerede ise kulağı kopacak tıp olarak
Almanya çare bulamamış. Memlekette idik bir adam geldi kulağına baktı dedi ki şu tavuktan
bir kanat koparıp getirin elinde küçük bir krem kutusu var onu açtı tavuk kanadı ile alıp
kulağının arkasına sürdü ve dedi ki şimdi tamam oldu sabaha kadar pislik akar korkmayın
dedi bir daha asla yara olmadı. Aradan nerede ise otuz sene geçti. Tabi o zaman bile merakım
çok idi bu nasıl olur diye onun peşini bırakmadım sırrını öğrendim işte gelecek nesillere miras
kalsın diye buraya zikredelim. Bir elmanın kurdu bunun içerisine tuzlu hayvansal yağ
koyuyorum kurt bunu yiyor öyle yiyor ki kendiliğinden çatlıyor işte onu karıştırıyorum ilacı
bu dedi.
Çorum şubesinde bayan cari işlemler yetkilisi şefim vardı elini yakmış nerede ise ikici
derece yanık adamcağız geldi sarılı olan yeri hemen kesip açtı getirdiği sarımsı bir şey sürdü
bu acısını alır açık kalsın birkaç güne geçer dedi hemen çağırdım bu nasıl bir iş dedim.
Müdürüm dedi doktorlar beni bilir birinci derece yanık olsun inşallah iz bile kalmaz dedi.
Nasıl yapıyorsun bu ilacı dedim o da benim sırrım dedi. Anladım bende benim sırrımı
anlattım şaşırdı merak etti. Dedim ki ben senin rızkını alacak değilim ben rabbimin hikmetleri
peşindeyim sen bana söyle korkma bende sana söyleyeyim dedim. Dayanamadı onu
öğrenmek için söyledi ona hürmeten fazla değil ama sarı kantaron otu ile saf zeytinyağı
olduğunu bilin yeter.
Yine baldızın iki eli de şişmiş cerahat akıyordu eldivenler ile geziyordu. Çorumda bir
köyde ocak var dediler, bende merakım var ya hemen aldım onu köye götürdüm. Tarif ettiler
evini seslendik bir genç çıktı. Durumu anlatınca ocak olan dedem dedi, hemen ilerde inekleri
güdüyor beraber gittik bulduk, tepenin üzerine çıktık eline bir jilet aldı ve tüm ellerine vurarak
kanattı sakın kanı temizleme öylece kalsın dedi. Sadece ellerine küçük küçük tükürdü tamam
artık geçer dedi. Evet dediği gibi ilaçlar ile geçmeyen bir gün sonra kuruyup zamanla yok
oldu. Yok, oldu oldu da oğlum hurafe diye diye aramızdan bunlarda yokluk deryasına daldı
gitti.
Benim bile çocukluğumda tüm vücudumda kırmızı ufak ufak yara gibi bir şeyler
çıkardı ne yapsak boş beni ocak olan bir yere götürürlerdi bir kez tüm vücuduma döndürerek
tükürürdü ertesi gün geçerdi. Sırf bu hikmetleri araştırmak için orijinal hayat hayvan kitabı
almıştım ve sürekli kadim bilimlere ve alternatif kayıp değerler için çok dua ettim. Hala da
ediyorum.
Evet, Çorum da yine bir dosttan duymuştum Şeyh Kıbrıs- i oralardan burada bulunan
köse dağını ziyaret gelmiş. Geldiği zaman beni oraya götürün demiş. Kıbrıs- i birinci görüşüm
şöyle olmuştu bir akşam işten geldim Huda-i üstadımı ziyarete gittim galiba ramazanda idik,
baktım bayağı kalabalık idi kim gelmiş ki herkes toplanmış dedim. Kendisini medyadan
tanırdım şimdi ayıp olmasın nede olsa buralar bizimde de mekânımız sayılır diye hoş geldiniz
demek için elimi uzattım. Herkes ile tokalaşırken birden elektrik çarpmış gibi elini çekti. O
kalabalıkta ne olduğunu da anlamadı fakat çok şaşırmıştı ben de ne olduğunu bilemedim ilk
görüşüm öyle olmuştu.
İkincisi ise bir camide idi kadınlar onu ziyaret ediyordu sıraya girmişler sırayla
resmigeçit gibi elini öpüyorlar idi. Büyük bir âlimdi onunda ilmi havası kesin olarak vardı.
Kaynağını anlattım. Arkadaşı kıramadığım için gitmiştim. Bir daha da görüşemedim. Eğer
köse dağına geldi ise mutlak bir hikmeti vardır. Emekli bir doktor anlatmıştı oda onunla
oraya gitmiş. Demiş ki orada büyük manevi sultanlar var Müslüman cinler onları bulup
kabirlerinin başına taşları diktiler demiş. Bende iki esnaf arkadaşımı alarak oraya çıktım çok
güzel dağın üzeri dümdüzdü çeşmeyi geçtik ilerde kabirlere geldik. O kadar yer geldik fakat
etrafta taş bulamazsın oysa her bir kabrin başucunda insan boyu kadar taşlar vardı. Onları
oraya ancak traktör getirir. Normal değil işlenmiş gibi yüzeyleri dümdüz. Anadolu erenleri
şehit olmuşlar hepsi kadın çocuk genç hepsi bir arada idi. Oranın süper manzarası vardı şehir
ayağın altında gibiydi. Alevi kardeşler böyle yerlerin kıymetini iyi bilirler hemen oraya bir
kelik ve kurban kesme yeri ve en büyük taşın olduğu kabri de kapatmışlar ona bir oda
yapmışlar. Dönüp geldik iki kez ziyaret etmişimdir.
Hayatım böyle devam ediyordu ayrıca Muhammet ihsan hocamı tanıdıkça ve Münir
derman hocamdan Şaban ı veli Hz dinledikçe onları ziyaret etmekte istiyordum. Fakat hem
uzak hem de babamın hastalığından dolayı fazla ayrılamıyorum bir gün hafta sonu kısmet
dedim ben bir kez olsun edep yapayımda niçin bize gelmedi diye gönül koymasınalar sabah
erken yola düştüm aynı zamanda Münir derman hocamın vaaz kasetlerin yolda dinliyor hem
ağlıyor hem gidiyordum. Bu yolculuklar benim içinde büyük rahatlıktı. İnanın zamanım da
yoktu ve üç saat gibi şehre vardım selam vererek girdim işaretleri takip ederek türbeye
geldim. İçeri girerken selam verdim dua okudum camı avlusunda abdest tazeledim. Erken
olduğu için mi nedir türbe açık değildi. Ve camide de hiç kimse yoktu bende içeri giremedim
fakat demirli bir yer var ancak oraya kadar girebiliyorsun zaten tamda içeri giremiyorsun
diğerleri gibi değil yanına yanaşman çok zor. Sessiz sakin sadece ikimiz varız. Ayakucu
tarafına dolandım orada direk türbeye giren bir kapı vardı. Kapı eşiğine kıbleye dönerek
tefekkür ve zikir halinde oturdum. Yetmiş adet özel bir salavatım vardı onu tamamlayıp
edepten başlayarak ve bize nasip olan ayetlerden duamızı okuyarak ziyarette dua sürecini
tamamladım.
Sonrada durumu arz edip öğlen namaza kalamayacağım bildirdim müsaade isteyip
tekrar yola çıktım. İlkindi ye doğru Çoruma geldim. Bu ziyaretimiz sevgimizde ki adaletin
bir nişanesi idi yoksa bir amacımızda yoktu. Hakka edepsizlik yapmayalım da başkaları ne
anlar ise anlasın. Dedik ya biz onlarda olan Allah sevgisini ve sevginin de bunlarda ki
görünüşünü seviyoruz. Allah‘ u ta alanında bu sevgi karşısında onlara nasıl ikram ettiğini
seyredip bu halleri ile hâlleniyoruz.
Düşünün bir kere Kur’ an da peygamber olmadığı halde kimler zikrediliyor ve rabbim
onları nasıl mükâfatlandırmış. Biz onları görmedik bile fakat onları Rabbimiz bize öyle bir
anlatıyor ki hayran kalmamak elde değil. Neye hayran kalıyorsun görmediğin birine mi?
Hayır oğlum hayır Rabbin o sadık kulların neyinden razı ise onu sana bildirmiş ve o rızasının
karşısında onlara neler vermiş onu da bildirmiş işte hayran kaldığın güzellikler bunlar.
Unutma ne denmişti Hz. Hızır için ‘’Katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve katımızdan
ilim verdiğimiz bir kulla karşılaştı. ‘’ niçin sordular yeryüzünün en âlim kişisi kimdir Hz
Musa bilgisi dışınsa olduğu için benim dedi Allah bilir demedi hikmet yaşanacak ya
Rabbimde Ya Musa sende daha âlim biri var dedi. O yüzden karşılaşıp arkadaşlık azda olsa
yaparak hikmetler bize açıklandı. Zulkarneyn’’… Ona katımızdan bir sebep verdik oda
sebebe yapışıp gitti…’’ gitti ama neler yaptı kim bu bilen var mı peygamber değil unutma.
Ya hikmetli sözlerini rabbimiz bize bildirip onu yâd ettiği Hz Lokman kim dersin. Ya
Meryem, Ya Musa’nın annesine veya Ashabı Kehf ne dersin. Bunlar kim dersin. Şimdi ben
sadece birini seviyorum ötekiler bana ne mi diyeceksin sen her birinin içindeki hikmetleri
seviyorsun. Unutma ‘’ Benim ümmetimin arifleri beni İsrail’in peygamberleri gibidir. ‘’ o
zaman nasıl olurda bu kadar âlim arif gelmiş geçmiş Allah için onlara sevgi ve amellerine
hürmet göstermesin ya arkadaş sen peygamberinden demi ibret almasın hiç görüşmediği halde
ben oradan rahmanın kokusu alıyorum bu hırkamı ona götürün ümmetim için dua etsin dedi.
Cenabı resulün kendisi dua etmedi mi sanırsın. Rahman’ın sevdiklerini seviyor ve
sevin istiyor o yüzden en değerli emanetini ona gönderiyor üstelik giyinsin de dua etsin
ümmetime diyor. Peki, niçin sağlığında göndermedi de vefatından sonra vasiyet etti. İşte bu
da bir sır. Sen Allah’ın sevdiklerini sadece senin sevdiğin mi sanıyorsun. Sakın bunu yapıp ta
kendine yazık etme. Sen Allah’ı sev ve ona dayan o zaman Allah sana sevdiklerinin kokusunu
aldırır. O koku nerde olsa ortaya gül misali görünür hele de siyah gül olursa bambaşka
gözükür. Demek ki burunda görürmüş pirim. Yine nerelere gittik bilemedik edep üzere de
yazdığımız da silemedik.
Dua ederim ki âlemler yerler gökler arasında kiler afiyet içinde adaletle huzur bulsun.
Nuru İman her mükellefi bulsun ondan can gibi ayrılmasın hatta ona canan olsun. Zalim yok
olsun erisin deryalarda kaybolsun. Zulüm son bulsun zerre haksızlık olmasın.
Bir gün çorumda sabaha karşı bir rüya gördüm rüyamda çorum sahabe
kabirlerinin oradaydım sabahın ışımasına daha zaman vardı. Kimler gelmiş buraya
diyordum. Fakat ben içeride değildim dışarıdaydım. İçeriden biri çıktı sizi içeride
bekliyorlar buyurun dedi. Birlikte içeriye girdik erenler geniş bir daire olmuşlardı.
Bende kıbleye karşı dairenin tam ortasında otururdum. Karşıda beyefendi takım elbiseli
başı açık bir kişi, yanında uzun sakallı celalli birisi vardı onlar özel ışık tutulmuş gibi
daha belli idi. Diğerleri yanlarından halkaya dizilmiş hepsi dizlerinin üzerinde
oturuyorlardı. Ben de bu hali görünce efendim niçin ben dedim. Galiba böyle sormamın
nedeni neden sürekli böyle rüyalar görüyorum ve rüyalarım gerçek olmaya gerçekte
erenler de kalabalık bir divan kurmuşlar bende içlerindeyim. Bu soruma karşılık tam
karşımda oturan sakalsız kul onların başları dedi ki; Senin o kadar güzel kokun var ki o
kadar güzel ki gelmemek olmazdı dedi. Bende hemen boynumu kalbime doğru büktüm
sonra dedim ki; Efendim o benim kokum değildir, benim sevdiklerimin kokusudur
dedim. Böyle deyince başını öne doğru sallayıp hafif tebessüm etti. Bana göre sağımda
oturan başlarına dönerek dedi ki efendim şimdi ne yapacağız. Başları olan muhterem
insan beni işaret ederek ADALET i buna vereceğiz dedi. Sonra hafif sağa sola
sallanarak Allah zikrini çekmeye başladılar. Bende onlarla birlikte aynen onlar gibi
zikir ediyordum. Rüyada gözüm kapalı dalmışım bilmiyorum ne kadar öyle zikir ile
meşgul oldum. Sonra kalktılar hayırlı mübarek olsun diye yanıma gelip tebrik ettiler.
İstanbul’dan gelen büyük zatı gördün mü diye sordular, fakat yine hiç bir bilgim yoktu.
Uyandım sabah ilk iş olarak Recep hocamın yanına pastaneye gittim. Yanında sadık
bir yareni vardı. Emekli öğretmendi sanki bundan sonraki hayatını ona vakıf etmiş gibiydi.
Diğer ikisi de öyleydi pastacı ve perdeci. Masada bir konu üzerinde çalışıyorlardı. Ben
efendim bir rüya gördüm arz etmek istiyorum dedim. Yanında bulunan kalkmak isteyince otur
dedi. Yani hiç üslubu değildi fakat onu da şahit tutuyordu. Durumu aynen anlattım ayrıntılı
sordu ve verdiğim cevabı da çok beğenmişti. Rabbimin bana vermiş olduğu hak rüyalarımın
tevili bilirim ki yoktu çünkü gerçekti. Hep öyle olmuştu fakat bir de insanın kendisini
doğrulatması gerekiyor. Recep hocam dedi ki oğlum gayp erenleri dünyanın bazı bölgelerinde
toplanırlar ve kararlar alırlar toplantı yerlerinden birisi de senin gördüğün yerdir. Evet, dün
gecede sen oradaymışsın dedi. Ben fazla açıklamasın diye hemen elini öptüm ve teşekkür
ederek ayrıldım.
Sanki anda sıkıştırılmış haller yaşıyordum. Bu arada Muhammed Mefta hocamın
yanına gidiyor ümmi olduğu ve dağda eşi ile yalnız yaşadığı ve hiç kimsenin kendisinden
haberi bile olmadığı için onu yalnız bırakmak istemiyordum. Yılda 2012 olmuştu. Dağda
o anlatır ben dinlerdim ve ağlardım oğlum senin bize gelip gitmen bu millete kefaret
olarak yeter derdi. Sen şimdi kendini bilmiyorsun, fakat ben seni iyi bilirim sen benim
on yılık duamsın derdi. On yıldır bir dostun daha yok mu diye Rabbime yalvarıp
ağlıyorum. Ben yine hiç bir şey anlamıyordum fakat okuryazar olmayan bir kişinin bu
kadar bir hikmetli yaşadıklarını söylemesi mümkün değil derdim. Eğer yazıp ve
söylediklerini görmeden tüm insanlar birleşseler bunları uyduramazlar diyordum. Bu
söylediklerinin bir başka kokusu vardı. Zaman geçtikçe beni de iyice tanımıştı 64
yaşında yaz emri ilahi si ile yazmaya başladığı defterlerini bana verdi. Oğlum bunların
kitap olması lazım hiç bir evladım ve akrabam bana inanmadı bu yaşadıklarım hak için
gerçek dedi.
Bana teslim etti bende incelemeye başladım birbirinden bağımsızda olsa ancak bu
kadar olurdu. Hasta ve yaşlı idi muradı yerine gelsin ve bu hikmetleri insanlık elbet bir gün
kesin anlayacak diye. Bu defterleri kendim bilgisayarda yazarak kaydettim. 29.05.2012 ya
Rabbi Fatih çağ kapadı çağ açtı inşallah senin bu müjdelerinde insanlığın gönüllerinde bir çağ
başlatır dedim.
Babamın hastalığı artı ve hastanede 29.11.2012 mevta oldu kardeşimden sonra babam
daha henüz acılar kapanmadan en sevdiğim arkadaşım olan kayın babam da 11.05.2013 de
aniden oturduğu yerde gitti. Elimden geldiğince her yere onunla giderdim. Bütün sıkıntılar
birbirini kovaladı ne hanım sakinleşti nede çocuklar bunu üzerine insan şeytanları da boş
durmuyordu bölge müdürü yeni gelen insan kaynakları müdürünü ikna etmiş beni aradı biz
tayin yapmak istemiyoruz. Bölge müdürü de sizin hakkınızda olumsuz görüşü var. İsterseniz
ayrılabilirsiniz bende hakkımda olumsuz bir teftiş raporum dahi yok üstelik şubede çok
başarılıyım fakat merak etmeyin ben istifa ederim dedim. Yirmi seneyi aşkın gece gündüz
demeden bir hizmet hiç gocunmadan istifa dilekçesinin içine gömdüm. Daha sonra beni
aradılar insan kaynakları müdürü arayamadı arkadaş ve dostlarımdan kendisine öyle bir
serzeniş gelmiş ki bize delilin nedir onu söyle kabul edilir demişler fakat hiç bir şey
söyleyememiş. O yüzden Müdür yardımcısını arattırdı. O da bana biz size haksızlık yaptık
dedi. Yani özür diliyorlardı ben nazikçe şunu dedim bizim burada bir söz vardır çağrıldığın
yere erinme çağrılmadığın yere görünme diye, olan oldu veda vakti geldi ve vakitte tamam
oldu dedim. Benim onlar ile uğraşacak zamanım da yoktu böyle haksızlığa devam ederlerse
kendi başlarını kendileri yerler dedim. Ve nitekim Rabbim bana ne hale düştüklerini gösterdi.
31.10.2013 istifa ettim unutmayın somuncu babaya olan hitabı ‘’biz senin elinin hürmetine
onun elini yakmadık’’ eğer orada kalmış olsa idik adalet gelip onları çarpmaz idi. İyi biliriz ki
Allah’ u ta alanın dostlarının da şahit tutulduğu adalet bizim omuzlarımıza yüklediler.
Üstatlarım teker teker göçüp gittiler ve bizde yedi yıldır ayrı tek başımıza yaşıyoruz hem alın
teri azığımız hem hikmetler ile geçen yalnızlığımız. Üstadın kitabını yazalı tam 9 sene oldu
üstadım göç edelide üç seneye yaklaştı ancak yaşadığım hikmetleri yaklaşık on bir günlük
uykusuzluktan sonra Rabbimin izni ilahisi ile çözebilmeye başladım.
Daha buralara yazmadığım birçok şeyleri kayda almaya gayret ediyorum bugün bu
hatıralarımı yazma sebebimin en başında hocamın kitabını görenler onu bir ticari amaç için mi
basmışlar veya bunu hangi kendini bilmez yazdı demesinler diye bu hatıraları kaleme
alıyorum. Sadece gönlü hoş olsun ve bu kitap ülkemde ilk tescil olsun muradı ile bin adet
basılmış bir kitaptır benim bir şey söylememe gerek bile yok.
İş bu hikmetli müjdeler kitabının satışı ve bedava dağıtımı yasak ancak talip olana
veril. İleride gelecek nesiller onu orijinal el yazılı nüshaları bir tarafta diğer bilgisayar yazımı
bir tarafta olmak üzere basacaklar. İnşallah bu yine bize nasip olur. Çünkü yazı derecesinin
halini o zaman görecekler gerçekten ümmi imiş diyecekler.
Kitabı yeniden yazmıştım ama acaba hatam var mı diye düşünürken bir rüya gördüm
yazdığım kitabın kapağı altın yaldızlı idi onu bize sundular. Anladım ki bu manada işleyişe
geçti ve bizden de razı olduklarını haber veriyorlardı.
Kitap basılmış bende sadece isteyen olur ise hediye ediyor idik hepsi bu yoksa başka
bir gayemiz yoktu. Aradan dokuz sene geçmiş o kadar anlatmamıza rağmen bir tane isteyen
bile çıkmadı. Ben o günlerde çorum merkeze doğduğum yerden geliyor idim tam organize
sanayi üzerinde benim görüş alanımda hadise gerçekleşti araç kullanır iken bana yukarı bak
dediler direk gözüm oraya ilişti bir bulut gördüm bulut salyangoz kabuğu gibi kıvrılmıştı
öylece olduğu yerde duruyordu. Diğer bulutlar gidiyor o öylece duruyordu fakat o şeklin hali
hala gözümün önünden gitmiyor. Suphanallah dedim bunun bulut olması çok zor ya bulut
değil veya bulut ile bir olmuş onunla vücut bulmuş bir şey böyle bir bulut olmaz dedim. Bu
başka bir şeydi bulut olmaya da buluttu üstelik olduğu gibide dağılmadı ucundan kıvrıla
kıvrıla açıla açıla yana da gitmedi yukarıya giderek kayboldu. Bize bir mühür gösteriliyordu
fakat hikmeti neydi birincisi artık baş gözü ile ilk kez görmüştüm bu da oluyordu bu tevafuk
önemli şeylerin habercisiydi. Fakat Hz Alinin dediği gibi gaybın tüm kapıları açılsa imanım
da bir artış olmaz çünkü ben hepsine görmeden iman etmişim. İş te mesele bu.
Ankara da iken bir ilham gelmişti bir dua yazayım demiştim daire yapıp etrafına
sadece harfler ile Ayet el Kürsü-i yazdım duanın en başına la ilahe illallah sonuna da
Muhammed ün Resulullah yazdım. Dairenin ortasına Ya Samet yazdım dairenin içine özel
mühür bulmuştum duamda onu kullandım. Dairenin altına ayet harf adet sayısı kadar son
bölümünü yazdım ve bunu da çerçeveleyip odama asmıştım. İşte Rabbim seni koruyacak ise
böyle ilham verir sende onu yaparsın o da sana kalkan olur şimdi anlıyorum durduk yere
çerçeve camı ortadan çatlamıştı. İlham ilmi ile çok büyük bir azamet yapmışız haberimizi
yok. Kitap tamamlama sürecinde büyük faydasını tecrübe ettim.
Emekliliğimize daha iki sene vardı yardımı sevdiğim ve yok diyemediğim için çok
borçlu idim. Bir arkadaş dedi ki, bana büyük iftira yaptılar kaçakçılıkla yargılıyorlar iflas
ertelemede aldım işin içinden çıkamıyorum yardım et beraber çalışalım bana destek ol dedi
bende peki dedim. Amasya Merzifon kazasına gidiyordum bayağı önemli mesafeler kaydettik
müfettişler inceleme yapıyor bizde oraya gidip geliyor idik işte orada da nice evliyalar gördük
onlar ile tanıştık. Çorumu çıkınca tam yarı yola Amasya il sınırına gelince ben selam verirdim
başlardım hikmetleri konuşmaya söyler ağladım neden bilemezdim bir gün dedim ki arkadaş
tam bu civarda bir şeyler var mümkün değil her gelişimizde bu hale bürüneyim arkadaş dedi
ki var elbet kim dedim garip hafız dedi evet oydu. Seni türbesine götüreyim dedi resmi de
varmış gösterdi saçlar arkadan örülü beline kadar geliyor çok zayıf ziyaret ettim. Bir köyde
kuran kursu içinde türbesi var evet o idi kaplan kılığında gelip kendilerini sevdirip gidenler
olurmuş. Anadolu o kadar dolu ki bunlar yavaşça çekip gittiler.
Yeni iş ile ilgili dünya meşgalesine devam ederken bizim banka yönetim kuruluna bir
hatırlatma mektubu hazırladım göndermeden önce Recep hocama götürdüm okudu. Neden
oğlum dedi. Efendim benim hiç bir talebim yoktur. Fakat orada sevdiğim arkadaşlarım çok bu
tür haksızlıkların yapılmasını istemem o yüzden yirmi yıldan fazla emeği geçmiş bir çalışan
olarak bunu yapmanın doğru olduğunu düşünüyorum dedim.
Ayrıca benim içinde önemli idi neden derseniz, ister dikkate alsınlar ister almasınlar
biz duamızdan önce bir fırsat kapısı açmamız lazım ki kurtlar misali dua işleyişi tam isabetli
olsun. Bunu söylememiştim fakat velilerin hali başka olur. Bizim yükümüzü üstümüzden aldı
ve geriye yaslandı oğlum sana çok büyük haksızlık yapıldı dedi. Bir nevi evladına yapılanları
içinde yaşıyordu mahzunda olmuştu. Yazıyı emanet olarak aldı yok oğlum gönderme dedi.
Yani ben bunu üstüme aldım ucunda ölümde olsa bu iş artık bizdedir. Bir nevi bunun
mahzunluğu bize yeterde artar demişti. Ve senden bir talebim var her sabah Rahman suresini
oku ve bir de bir yeni bir salavat öğreti buna devam et. Bizde peki efendim dedik. Rabbim
mübarek hocam vasıtası ile bize bir hakikat daha yaşattı. Rabbim bana bunu gösteriyordu
adeta iftiralar ve haksızlıklar yere gömüldü gerçek bugün bile ortada Rabbimden bir şey daha
bekliyorum inşallah onunda vakti saati yaklaştı yakında görürüz. Biz hak peşinde değiliz fakat
hakikat peşindeyiz bu uğurda ne zalimlere bir haksızlık yapar isek ne de kendimize acırız.
Recep hocam gönlünde ne varsa bize verdi. Gittiğim zaman kabir ziyaretinde giderim mutlak
tarif edilmez bir koku duyarım adeta hoş geldin oğlum ben buradayım der gibi Allah sadık
yardımcılarından razı olsun hiç bırakmadılar son dönmelerini hastalıkla geçirdi. Büyük ve
gizlenmiş bir arifti. O da 26.11.2016 mevta oldu.
Bu dönemde fırsat buldukça Muhammet Mefta hocamın yanında dağda kalmaya da
giderdim. Ayrıca bayram arifeleri de gider onu dağdan alıp namaz için köy camisine
getirirdim bayram günüde dönerdim. Sürekli hakikat ve hikmetler üzerinde sohbet ederdik
Mehmet Emin Er hocam da 27.06.2013 de vefat etti.
Merzifon da ki işimde bitmişti aylar geçmiş yılda 2015 olmuştu. Ben Kızlardan Hz. Fatma’yı severim
bilirim ki o da Kızım’ ı sever kızımın adını hocam Gülsüm koydu onun iman azığı merhamet,
fedakârlık, kanaat ve hayâdır. O asla ikiyüzlü olamaz, içi ne ise dışı da odur. Saf ve temizdir, haksızlığa
da tahammülü yoktur. Duygusunu belli etmez içinde kendi halinde yaşar. İnşallah git gide
hakikatleri yaşamına geçirerek yaşar. O dönemde KATÜ de okuyordu. Allah dostlarını bizim
Yunus misali severiz onlarda oğlumu severler. 19 Mayıs da okuyordu. Ya Rabbi dedim yine
kapındayım ve gönlümüz kırık sen bilirsin dedim uyudum.
O gece bir rüya gördüm. Rüyamda ülkenin maddi işleyişi Menzil cemaatin eline
geçmiş onlarda benimle on yıllık sözleşme imzalıyorlardı. Onlar iki kişi ben tek idim bir
masada karşılıklı sözleşme yaptık. İmzaları attıktan sonra dediler ki niye imzaladık,
acaba doğrumu yaptık, ne yapsak diye de söyleniyorlar idi. Ben dedim ki sonuçta ben
buradayım eğer sizin için sıkıntı olacak ise yırtın atın benim için hiç önemli değil dedim.
Onlarda bir türlü karar veremediler tam o sırada beni o kadar ağlattığı halde ilk kez
rüyama geldi. Münir Derman hazretleri arkamdan yanaştı yanıma geldi ve onlara
hitaben ben ona kefilim o benim ileride halifem olacak olacak dedi.
Ve uyandım ağlıyordum kim için tabi Münir derman hocam için hem tasarrufu vardı
dediğini yaptılar hem de bana müjde veriyordu bir nevi onun hakikatlerine layık olduğumu
sadece bana değil âleme beyan ediyordu. Çorumdan ziyaretine gelirdim size şunu diyebilirim
eğer kitap ve kasetlerini gölünüzle tam dinletebilirseniz Allah dostu olmanız işten bile değil
hakikaten nurun yolcuları içinde böyle sırlar yazılmamış. Kitabının ismi ‘’ Yazılmamış
sırların ilki Yazılacak sırların sonu ’’ buradan kendine nasıl pay çıkarır isen çıkar. Bize yine
himmet olmuş ve Ankara ya geldim geliş o geliş hala buradayım adeta hocam açtı kollarını
gel oğlum gel bize gel dedi.
O yıllarda çektiğim sıkıntılar bugün yazdıkça beni daha da üzdü bazı bölümleri hiç
yazamadım bile o yıllarım aynı zamanda ikram ile doluydu sanki Celalin den ikram.
Yorgundum fakat bu bitme yorgunluğu değildi, yeniden başlayacak kadar yorgundum ve hem
üzgün hem mahzun hem de bir yandan da umutlu idim. Nasıl geçti o yıllarım şimdiler de daha
iyi anlıyorum sanki manevi morfin yemiş gibiydim. Düşünün biraz manevi amellerim için
zaman bulmuştum her sabah namazdan sonra salavatı fatih ve rahman süresini okur mutlaka
erkenden dışarı balkonda güneş doğmadan 10 dakika esen rüzgârı içime çeker ve bu rüzgârın
içine çok güzel niyetler katarak her kime ulaşırsa diye dua ederdim.
Bu cemaatler her yerde çıkardı karşıma o gün bir yapı hâkimdi bugün bir yapı siyaset
dersen başka bir yapı bu garip sahipsiz gençlik ne yapsın ya Rabbi der tüm insanlığın
yavrularının kurtuluşu için dua ederdim. Bundan sonrası için görelim Mevla neyler inşallah
güzel eyler. Bir gün ehli kutup olan hocam ile dağda gezerken toprakta türlü türlü çiçekleri
gördüm dedim ki söyleyen ne güzel söylemiş benim sadık yârim kara topraktır diye… Baktı
bana benimde sadık yârim Rahman Rabbimdir dedi. Hiç unutamadım öyle hak bir söz ki hala
hatırladıkça ağlarım. Geldik bu döneme kadar ki hikmetli hatıralarımızın son cümlelerine
yolumuzu aydınlatanları Rabbim hakkı ile biliyor. Rabbim ebede kadar onlar ve onlar gibi
olanlardan razı olsun. Bu aziz hatıralarımda geçen veya burada zikredemediğim bizim
sevdiklerimiz ve bizi sevenlerin hepsinin bizim hayat seyrimizde hak için yapmış oldukları
her şeyin himmet olarak bize mutlak bir faydası olmuştur. Başta peygamber sav efendime,
tüm peygambere ve katından ilim ve imkân verilenlere, müsaade edilenlere, Rabbimin sadık
kullarına. Sevenleri ile sevdiklerine Rabbimin rızası kadar selam olsun. 29.05.2021
Yüklendik gam yükümüzü
Haktan yana olan gelsin
Ahde vefa sarar bizi
Söze sadık olan gelsin.
Hür Kul
İlahi Ya Rabbi bende niyet ve nefes ruhumla kattından bir rahmet ve tevazu ile bu dualarıma, hiçbir şarta ve bir sınıra bağlı olmaksızın ebede kadar geçerliliğini devam etirmesi niyetiyle, Senin yüce isminin azameti ile ve senin iznin ve inayetin ile Nefes katıyorum.
Bismillah YA ALLAH HUUUUUUU
Subhane Rabbike Rabbil izzeti amma yesifun ve
salamun alel murselin vel hamdu lillahi Rabbil” alemin.
Allahümme salli ala seyyidana Muhammedin ve salli ala
seyyidina Muhammedinil fatihi lima uğlika vel hatimi li ma sebeka ven nasırıl
hakkı bil hakkı vel hadi ila sıratıkel müstekıymi ve ala alihi hakka kadrihi ve
mikdarihil aziym.
Fatiha ile başladık Fatiha ile hatıralarımızı tamamlıyoruz. Kim bilir bu zamandan
sonraki ilahi hikmetleri tecellileri de sizlere sohbetle anlatmak nasip olur inşallah. Sevgi ve
selametle kalın.
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdu lillâhi rabbil alemin. Errahmânirrahim. Mâliki
yevmiddin. İyyâke nabudu ve iyyâke nesteîn, İhdinessırâtel mustakîm. Sırâtellezine
enamte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.

