Ads Top

Ruhun Yolculuğu 1.Bölüm


FİHİ BİSMİLLAH
                                                          RUHUN YOLCULUĞU


                                 HAKİKAT HATIRALARIM RUHANİ SEZGİLERİM


Zahiren İsmi : Cengiz 

Batıni İsmi : Gerçek Cengiz

Muradi İsmi : Abdullah Han Cengiz Han

Gaybi İsmi : Hürkul


Bu aziz hatıralarım biline ki ‘’ SIR ‘’ ifşası değildir. Hakikat yoluna çekilen bir garip yolcunun yaşanmışlıklarından süzülen gönül damlalarıdır. 

İlahi rahmet gereği hakikat kemalat yolculuğum vücut bulmuş halimin nefsani derecelerimde ki yaşanmışlık bilinç düzeylerinin burada mahzuniyet içinde olduğu gibi  aktarılmasının hikmeti,  ahde vefamıza ve emanetimize sahip çıkmak ve heran istesede istemesede bu yolculukta olan insana bir katrede olsa da hakkını hakkıyla vermek olsa gerek.  Rahman Rabbim güzel niyetleri boşa çıkarmaz.....


10 Mayıs 2021 Ramazan


Euzubillahiminneşşaytannırracin. Bismillahürrahmanurrahim.


Elhamdu lillâhi rabbil alemin. Errahmânir rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke nabudu ve

iyyâke nesteîn, İhdinessırâtel mustakîm. Sırâtellezine enamte aleyhim ğayrilmağdûbi

aleyhim ve leddâllîn.

Allahümme salli ala seyyidina Muhammedinil fatihi lima uğlika vel hatimi li ma

sebeka ven nasırıl hakkı bil hakkı vel hadi ila sıratıkel müstekıymi ve ala alihi hakka kadrihi

ve mikdarihil aziym.


Allah’ım bütün niyetim ve maksadım sensin. Bütün istediğim senin hoşnutluğundur. Bana

sevgini ve yüceliğini bilip anlamayı hakikatınla huzura ermeyi zatında fani olmayı her daim daim devam edecek şekilde hemen hesapsızca katından ihsanın ve ikramın ile hibe üzere hayr olarak nasip et. her türlü hayr senin elindedir.

Ya Külli Şey'in kudret-il Mutlak Kadir. 

Ya Subhan Ya Rahman.

İlahi Ya Rabbi her daim sevgini hakkı ile rızana tabi olarak kazanmayı, sevdiğin kullar ile birlikte

olmayı, hakiki muradı ilahin ne ise sana öylece kulluk yapmayı ve cemalini hak resullerin

Salih kulların ve katından ilim verdiklerinle birlikte seyretmeyi yine katından bir lütuf ve

afiyet ve ilmin ile hesapsızca bana ihsan ve ikram et. Ya Kudret ’il Mutlak Kadir. 

Ya Ganiyyul  Rahman Ya Gafur ur Rahim.


Ya İlahi Ya Rabbel Alemin Nurun Kur’an ı, Nurun İslam’ı, Nurun İmanı ve Hak olan adaleti daimi afiyetin ve selametin ile birlikte kâinata, kâinat üstü âlemlere yerlere göklere ikisi arasına içinde olanlara insanlara, cinlere daha da muradı ilahin ne ise veya kime ise zerreden küreye onlara selametinle birlikte bir damla din savaşı olarak  kan akmadan her daim daim hâkim et.

Allahümme salü ala seyid ANA Muhammedin ve ala ali seyidina Muhammedin

Ümmeti Muhammedin SELAMET VE BEREKET VE AFİYET VE MİLLETİ

İBRAHİMİ HAKİM ET…. Ya Hakimu Ya Ganiyyu


İlahi Ya Rabbel âlemin hakikat nurunu ve rahmet hazineleri ile bereketini ve afiyetini

ihsan nimeti olarak üzerimizde hesapsızca ve her daim devam edecek şekilde tamamla. 

İlahi Ya rab bel âlemin bizi, kıyamete kadar hak ve hakikat üzere gelmesini murat ettiğimiz neslimizi, ümmeti Muhammedî, milleti İbrahim olan milletimi ve tüm insanlığın gelecek yavrularını da her türlü zalimden, zulümden, maddi manevi pislikten, insan ve cin şeytanlarından ve onların tüm vücut bulmuş işleyişte olan amellerinden kurtar. Bütün bunlardan bizleri koru, imanımız, ihlasımız dâhil tüm ruhlarımız ile vücut bulmuş halimizi her türlü tecelli işleyişlerinde daim mükemmel eyleyerek ihsanın ve ikramınla kolla. ve dahi mülkünün nimetlerini üzerimizde tamamlayarak daim eyle.

Sensin Subhan sensin Rahman. 

İlahi Ya Rabbel âlemin bizleri ilahi vahinin hakikat aydınlığına ve en değerli hakikatlerine kavuştur. kavuştur ki her türlü pislikten arınmak ve gerçeği beyan etmek bizlere kolay olsun.  Bu aydınlık etrafımıza daim ışık olsun bu ışık parlayarak tüm alemlerden yıldız gibi görünsün. 

İlahi ya rabbel alemin Ya Rahman Allahım senin sevdiklerin ve seni sevenlerin ile ilim irfan ve katından nice güzellik verdiklerinin sayısını yerlerde, göklerde ve ikisi arasında içinde ve dışında her nerede olursa olsun hemen her daim çokça artır. Onları kudretinle, kereminle, ikramınla, ihsanınla ve halim esman ile kuşat, kâmil akıl, nuru iman, bereketi ve afiyeti daim, sana yönelen irade, sevginle yücelen güzel niyet, katından ilim ile güç kuvvet ve maddi manevi idrak dâhil her türlü zenginliği senin adalet hak ve hakikat yolunda tüketmek üzere ver. Ya Fettah ya Gani. 

Onlara ki senin yolunun daim yolcuları olarak ve her gelen yeni nesil birbirlerinden daha da güzel olarak kıyamete kadar yaşam sürsünler ve insanlık yavrularına ve nice hakikat yolcularına hakiki kılavuz olsunlar. Beni ve sevdiklerim ile sevenlerimi de bu güzel nimetlerinden hemen ve her daim hakiki kul olarak yaşam sürmekten ayırma.

Hayır, olarak ne kadar hayır var ise senin elindedir. Senin her şeye gücün yeter.

Ol deyince ilahi muradın gereği hemen oluverir. Yaratıp yaşatan sana yönelen

yakarışları işiten ve kabul eden sensin.

Latif-ul lütuf olan rabbim bizi yalnız bırakmaz.

Her güzel şey onun ikramıdır. Adaletle emreder vadinde de sadıktır.

İlahi ya Rab bel âlemin cennetin sultanı cenabı peygamberimiz Muhammed

Mustafa’nın (sav) ile hak, hakikat ve adaletin uğrunda bütün varını harcayan imanı zirveye

taşıyan ve daim taşıyacak olan nefis komutanlarının her yerde ve her zamanda şanını çokça

yücelt. Senin Salih ve Saliha kullarını her zamanda her mekânda her işleyişte çokça artır her

daim bizden de onlara selam olsun. Senin her şeye gücün yeter.

Sensin Subhan. Sensin Rahman. Sensin Ehad. Sensin Kudret. Sensin Kadir.

Sensin Ekber. Sensin Aziz. Sensin Malik. Sensin Celil. Sensin Cebbar. Sensin Kahhar.

Ya Latif ul Lütuf. Ya İzzet-i İkram. Ya Hak kul Mübin. Ya Kerim-ul Gani u. Ya Vahid-

ul Fettah u


Fihi Bismillah Hür Rahman Nur Rahim

Efendim mübarek annem Fahriye hanımefendi, Cemal den olma Safire den dogmadır.

Annem Ruhu cömertlik ve yüzü sevgi hamuru ile yoğrulmuş nadide bir kadındı. Kırk yaş

civarıydı dünyaya gözlerini yumdu. Dedem ve anneannem ise öksüz ve yetim büyümüş

Türkmen göçmenidirler. İkinci çocukları olan Muharrem dayımda kırk yaş civarında annem

misali mevta olmuştur. O da garip yaşamış garip göçüp gitmiştir. Çocukluğum işte bu aile

içerisinde geçti. Annemin ilk çocuğu olarak 1963 yılında Çorum / Alaca topraklarında dünya

ile tanıştırıldım.


Babam Mehmet beyefendi, Mustafa’dan olma Hatice den doğmadır. Babam beş

yaşında iki kardeşi ile öksüz ve kimsesiz büyümüştür. En büyük sermeyesi doğruluk, rabbine

sarsılmaz bir güven ve alın teri azığı olmuştur. Altı çocuğun nafakası peşinde ömrü otobüs

kullanarak gece gündüz çalışmakla geçmiştir tevazu ve kanaatten hiç ayrılmamıştır. Babam

ise Muğla/Fethiye Türkmenlerindendir. Yetmiş yedi yaşında aramızdan ayrılmıştır. Hatice

babaannem üç küçük oğullarını alarak ikinci evliliğini yapan eşinin peşinden Alacaya geliyor

fakat eşi tarafından kabul görmediği için kaderi ilahi üç çocuğu ile komşuların tahsis ettiği tek

odalı tandır evinde sığınıp orada yaşam mücadelesi veriyor.


Bir sabah Hatice babaannem babam beş yaş civarında iken yanına alıp sevdikten

sonra; Oğlum ben bu gece hakka kavuşacağım o zaman geldiğinde komşuya haber ver sakın

korkma ve kardeşlerine iyi bak rabbim beni çağırdığına göre sizi yalnız koymaz diyor ve o

gece vefat ediyor. İşte böyle kalan yetimlerin hayat hikâyesi anlatsak zor anlatırız fakat

yaratan ve yaşatan rabbim seksen yıla yakın bir ömür bahşediyor. Suphanallah.

Evet, bizim için her ne kadar acıda olsa yeri gelmiş iken burada annemin bu dünya

misafir hanesinden ebedi yurduna göçmesinin hatırasını paylaşalım. Hikmeti ilahi o gün

babam otobüs ile uzun yol seferinden dönmüştü ve bende tevafuk buya evde idim.

Babam seferden eve her dönüşünde harcırahını kendisine harcamaz az da olsa mutlaka

evine bir şeyler getirirdi. O günde öyle olmuş annem ile beraber mutfakta yemek

hazırlıyorlardı ve derin bir sohbete dalmışlardı. Evet, yine tevafuk tabi Rabbim bize de bu

sohbet hatırasını dinlettiriyordu.


Annem babama; Hacı Mehmet dün gece bir rüya gördüm. Babam hayırdır inşallah

dedi. Annem pek öyle senin sandığın gibi hayır değil dedi ve rüyamda eğer olmayan çıplak

beyaz bir ata biniyordum, dinimize göre bu ölüm demektir, sen akşam sefere gideceksin bir

daha görüşemeyiz hakkını helal et dedi. Babam olur mu öyle şey daha çok gençsin diye

anneme aslında kendine de teselli veriyordu sesi değişmiş biraz buruk konuşmaya başlamıştı.

Annem Hacı sen yine de hakkını helal et diye ısrar edince. Babam peki gönlün kalmasın

madem böyle istiyorsun helal olsun dedi. Annemde görüşemeyiz Hacı gel seninle son bir kez

sarılalım dedi ve sarıldı. O gece Galatasaray Avrupa maçı vardı ve bizde TRT den izliyorduk.

Annem uyuya kalmıştı bende yatağını yapalım rahat etsin diye annemi uyandırdım. Başı hep

yazmalı öyle yatardı. Uyandı başörtüsünü düzeltti sırtını sedire yasladı ve bir su verinde

içeyim dedi. Suyu içti ve Allah diye bir nara attı iki elini de sıktı ve sonra başı arkaya düştü.

Gidiş o gidiş bir daha geriye dönmedi.


Şaziye isminde yaşlı nene bir komşumuz vardı. Vakit gece idi geç olduğu için de

annemin vefatını henüz duyan olmamıştı bizde doktor bekliyorduk. O sırada baktım ahşap

merdivenlerden üst kata Şaziye nene merdivenlerden emekleyerek çıkıyordu ve dedi ki

Fahriye vefat mı etti. Bizde evet dedik bu mübarek komşu anamız bize namaz kılıyordum

fahriyeyi getirip seccademin yanına yatırdılar anladım ki vefat etti dedi. Demek ki bir

bilinmeyen malum olmuş. Ve ekledi bana dün odun ve sabun bıraktı ve benimle helalleşti ben

bu gece yolcuyum bunlar ile beni yıkasınlar dedi. Annem hiç can çekişmedi başını geriye

atınca sanki uyku ya dalar gibi bir daha uyanmadı Allah ondan ve nice mübarek analardan her

daim razı olsun onları katından ağırlasın.

Yine bizi sardı bir celal.


ÖLÜM

Vakit tamam olur çıkar gelirsin

Her nerede olsak hemen bulursun

Ecel oku ile çeker vurursun

Kudret-il Kahhara ayan sın ölüm

Allah'ı sevenlere yaran sın ölüm


Mümin mevta olur kâfirler ölür

Müslüman her daim kadrini bilir

Zalimin yok oluş zamanı gelir

Kudret-il Kahhara ayan sın ölüm

Allah' ı sevenlere yaran sın ölüm


Şahsı şeytan olmuş azdıkça azar

Zulüm vücut bulmuş ezdikçe ezer

Hak dostun duası bunları gözler

Kudret-il Kahhara ayan sın ölüm

Allah'ı sevenlere yaran sın ölüm


Hür kul dua ile hakka varıyor

Allah u Kadir den zaman alıyor

Zalimleri kokusundan tanıyor

Kudret-il Kahhara ayan sın ölüm

Allah'ı sevenlere yaran sın ölüm

Hür Kul


Kapı vuruluyor cennet analarının sultanı Hz Fatma açıyor buyurun diyor. 

Resulullah evde mi? 

Babam evde fakat çok hasta ziyaretçi kabul etmiyoruz. 

Ben çok uzaktan geliyorum ya Fatma randevum var resulullah beni bekliyor siz geldiğimi haber verin. 

Hz Fatma babacığım sizi ziyarete gelen bir kişi var görüşmek istiyor. Kimmiş diye sual edilince gelen; 

İçerideki dışarıdakinin kim olduğunu dışarıdakilerden daha iyi biliyor Ya Resulullah cevabını verir.  

Bunun üzerine Cenabı resul gel içeri gel buyuruyor ve Azrail içeri girince dostum Cebrail nerede ya Azrail buyurur. 

Ey Allah’ın Resulü o bu hali görmemek için yedinci semaya çıktı.

Peygamberimiz (sav) çağır gelsin buyurunca Cebrail geliyor selam veriyor ey Allah’

ın Resulü Allah u ta alanın sana selamı var sen diler isen Azrail geri dönecek buyuruyor.

Cenabı Resul ya Cebrail peki sonunda ne var deyince. 

Sonunda yine ölüm var. 

O zaman bırak Azrail işini yapsın diyor ve ne hazırlandı diye sual edince. 

Cebrail (as) saymaya başlıyor gökler seni bekliyor, Makamı Mahmut, Firdevs cenneti diye saymaya devam ederken.... 

Rahmet peygamberi beni bırak ya Cebrail ümmetim için neler var sen onlardan bahset. 

Cebrail Allah’ın izni ve dilemesi ile onun dilediklerine senin elin üzere şefaat var deyince tebessüm ediyor ve haydi ya Azrail şimdi gör işini hitabını yapıyor. 

Cebrail dayanamayıp gidiyor ve ilahi kavuşma süreci başlıyor can çekilmeye devam ederken âlemlere rahmet olarak görev üzere gönderilen Cenabı Resulün

Allah u ta alanın habibinin dilinden bu can acısı da ne zormuş mübarek kelamı dökülüyor.


İşte böyle, buna benzer şekilde rivayet edilen bu mübarek hadiseyi gençlik

yıllarımda gafillere tembih ariflere nasihat kitabından okur iken sanki yaşıyordum ve o

kadar ağladım ki sanki bir yanım hala gözü yaşlı gezer halde bulunur.


Tabi bir yandan da nasıl olur ya Rabbi diyor ve Allah-u Kudret in sevdiği kul ve hak resulü neden acı çeker ki diye hem ağlıyor hem de kalbim tam mütmain olamadığı için olay gözümün önünden gitmiyordu. Bir zaman sonra gönlümüze gelen bir nida bizi bir nebze teselli ediyordu.

Nedir bu hallerin düşün bir kez senin peygamberin nerede ise her nefes ya rabbi illa ki ümmetim dedi ümmeti için mahzun yaşadı. Sanıyor musun ki son nefesinde o zamanda da ümmetim demedi ifadesi evet işte bu hitap beni azda olsa teselli ediyordu. 

Allah en doğrusunu bilir beklide mutlak öyle.


Bimillahirrahmanirrahim ‘’ Le kad câeküm rasû-lün min enfüsiküm azîz, aleyhi

mâ anittüm hariysun aleyküm bil mü’minine raûfün rahıym’’ ‘’Ant olsun ki size

içinizden, aziz öyle bir resul gelmiştir ki sizin günah kazanmanız ona çok ağır gelir. Doğrusu

o müminler için pek şefkatli ve merhametlidir.’’


İş bu ayet ümmetinin müminleri için üzülmenin en büyük kanıtı olabilir âlim değilim

ki izah edebileyim sadece gönlüme düşeni yazıyorum bir hatam olursa Rabbime

sığınırım.


İşte bu ilahi kavuşmada yaşanan hikmeti bir zaman sonra bizi talipliğe kabul etmiş alim ve arif olan olan Mehmet Emin Er hocama soruyordum. Nedeni ise içimde bazı şeyler olurdu ki o an ki bilinç düzeyine göre gerçekten tam bir mutmain olmadan atamadığımdan o olay iş veya düşünce ile ilgili hakikat arayışlarım hep olurdu o yüzden sorar aldığım cevaplar üzerine yine tefekküre dalar hakikate yanaşmaya çalışırdım.


 Hocama yaşadığım bu olayı izah ettikten sonra efendim her halde Cenabı Resul

‘’Ya Rabbi ümmetimin ölüm acısını bana yükle de onlara fazla sıkıntı yaşatma’’ diye

dua eyledi. Yoksa neden Rabbimizin Habib’ im dediği hak Resulü için böyle bir sıkıntı

durumu ona yaşatılsın ki bu duruma çok üzülüyor ağlıyorum dedim.

Mehmet Emin hocam bu sualim üzerine gözünü kapatıp başını eğdi epey tefekkür etti

ve oğlum belki de; Ey insan en sevdiğim kulum bu canını böyle verdiyse sizin halinin

nice olur bir düşünün ve canla başla hakiki kul olmak ilahi vahiyle arınmak için çalışın

ibret alın hikmeti ilahisidir dedi.


Hocamın bu sözler üzerinde bende tefekkür edip birçok vefat hadiselerini dinlemiş biri

olarak kendime göre o gün için şöyle bir kanaatle dedim ki; iki cevapta doğrudur ve ikisi de içinde nice

hikmet barındırıyor, çünkü hocam benim ifademe hayır öyle değil demedi belki de şöyledir

diye cevap vermişti de ondan. 

O zaman bu mübarek kıssadan kendime göre çıkarılacak pay ise hak mümin olan

imanı kâmiller için benim dediğim, asi ve münafık olan ümmeti Muhammet ve Allah

düşmanları içinde de hocamın dediği doğru idi. Artık kalbim bu konuda kendi düşünceme

göre o gün için mutmain olmuştu.

Bu olayın içinde ki hakkın muradı ilahilerini görünce insan da biraz durulma oluyor

fakat yine de o anı aklıma geldikçe bir kez daha hüzün beni sarıyor. Her ne kadar durum

açıklığa kavuşsa da hakkın muradı ilahisine dönük nasıl yaşanmak gerekeceği konusunda da

insan da başka bir hal, bir korku, bir hüzün meydana geliyor. Nasıl gelmesin ki hakikati

anlamak ümmi bir kul için kolay mı ilim bilmez ki bir meal versin eğer hakiki anlamda ilahi

vahiy anlaşılmış olsa idi ne Müslümanlar birbirini yerdi nede dünyada zülüm kalırdı. Öyle

olmadığına göre ben nasılda kendimi hakka yaklaştıracağım der ağlardım inanın hala düşünür

hüzünlenirim.


Münir Derman hocamın doktorluk yaptığı kasaba da tanıdığı yaşlı garip bir hastası

varmış, hocam gece rüyasına da o dedeyi görüyor ve dede diyor ki doktor bey oğlum bana

gelirken üzüm getir. Sabah uyanınca  Derman hocam mevsim kıştı ve müftüyü alıp ihtiyar hastayı ziyarete gideyim diye dışarı çıktım diyor. Hocam kasaba meydan yerinde bir kahvehane vardı oraya toplanmışlar bir adamın ben bu üzümleri bu zamana kadar saklayıp muhafaza ettim alan yok mu satıyorum diye seslendiğini duyuyor. 

Ve anlatıyor tevafuk dedim hemen yaklaştım iki kilo tart diyerek satın aldım ve müftüyü de yanıma alıp onunla birlikte dedenin ziyaretine gittik, dedenin artık takati hiç kalmamıştı beni görünce doktor bey oğlum bugün rüyamda seni üzüm bağında gördüm ve sana seslenerek doktor bey oğlum gelirken bana üzüm getir dedim diyor. 

Tabi bu hikmet karşısında sukut ederek üzümleri yıkayıp yesin diye yatağında yanına getirdim iki veya üç tane zor yedi yerinden kalkamıyordu birden bize beni ayağa kaldırın dedi.

Müftü ile birlikte kollarımızla iki kolundan tutarak kaldırdık ayakta ancak bizim

gücümüzle durabiliyordu. Sonra kıble ye başını sağa pencereye doğru cevirdi ve niçin

zahmet ettiniz ey Allah’ın Resulü dedi. Şahadet getirerek ellerimizin arasında ruhunu teslim

etti. hocam der ki odanın içini öyle güzel bir koku kapladı ki o kokuyu unutmak mümkün değil. 

İşte böyle mevta olup giden de var.

Ne güzel değilmi mümin bir kul yakışır bir göç. Allah’ u âlem adeta cenabı resulün ruhen oraya

teşrif etmesi ise ben onun duasını yaptım acısını çektim ve ona kılavuz olup onunla

beraber gitmeye geldim demesi gibi bir şey olsa gerek. 

Veya kul öyle bir kul olmuştur ki o kulu karşılama şerefi cenabı resule nasip olmuştur. 

İbretlik olan bu hatıraların yaşanmış hikmetlerini gönle sokmak gerekir. Ancak nasibi olanda iman a akıl ile de bundan alacağını alır.

Allah dostunun birisi bir düğüne gidiyor. Damada oğul ben yabancıyım uzun yoldan

geliyorum çok acıktım bana yiyecek bir şeyler verir misin diyor. Damat tabi ki veririm

babacığım diyor ve üstü aş ekmek dolu bir sinile geliyor. İhtiyar oğul sağ olasın fakat ben bu

yemekleri pek sevmem sen bana et yaptırsan olmaz mı diyor. Damat hemen babacığım ne

demek ve dileğini yerine getiriyor. İhtiyar yemek yedikten sonra oğul çok uykum var malum

uzun yoldan geldim bana bir yatak göstersen biraz uyusam diyor. Damat peki olur diyor ve

eve çıkarıyor bir oda gösteriyor fakat ihtiyar gösterilen yeri değil de damada oğlum şu yatak

çok güzelmiş burada yatabilir miyim diye gelin yatağının da uyumak istiyor. Damat yine peki

babacığım diyor ve ihtiyar uyanınca damadı yanına çağırtıyor. Oğlum Allah senden razı olsun

güzel uyudum çok rahat ettim fakat gördüğün gibi çok zayıfım üstümdeki elbiselerde eskidi

gideceğim yerde mahcup olmak istemiyorum, senin üstündeki elbise çok güzel bana tam

olurlar onları bana versen gideceğim yere temiz ve güzel gitsem diyor. Evet, babacığım bugün

düğün günüm mutlu olduğum gibi mutlu etmekte bize yakışır diyor ve elbisesini değiştirip

getirip veriyor. İhtiyar damadın getirdiği elbiseyi giyip aşağıya iniyor ve damada oğlum ben

şimdi gidiyorum Allah senden razı olsun mutluluğun daim ömrün bereketli ve uzun olsun

lakin yanımda hiç param kalmadı gideceğim yere kadar birkaç akçem olsa yeter bana biraz da

para versen çok sevinirim diyor.


Damat üzerinde olan ne varsa veriyor ve ihtiyar gel oğlum gel sana bir sarılayım diyor

dua ediyor ve duasını tekrarlayarak sırtını sıvazlayıp oradan ayrılıyor. Köy dışına çıkınca

yolda bakıyor ki insan kılığına bürünmüş ölüm meleği köye doğru gidiyor. İhtiyar pir onu

hemen kolundan yakalıyor. Nereye gidiyorsun ey melek diye sual ediyor. O da senin

uğradığın yere gidiyorum diyor. Peki, kimin için gidiyorsun. Damat ile gelin için

gidiyorum onların nefes sayısı tamamlanmak üzere bırak beni de gideyim vazife

beklemez diyor.


Burada hatırlatmak isterim ki Derman hocam; insan şekline girmiş olanlar melekte

olsa Allah dostların elinden kutulamaz der dikkat senin bildiğin şehin elinden demedim, bu sözün hikmetini rabbim bilir ve sevdiği kullarına bildirir şeri alimlerin itirazlarınada sadece sukut ederiz. 

Rivayet bu ya tabi bizim ihtiyar pir hayır asla bırakmam seni, olmaz geri dön diyor.

Melek yapamam bırak beni vazifem var mecburum bırak ta gideyim diye tekrar ediyor.

İhtiyar hayır asla kabul etmem benim Rahmanıma onun için yaptığım niyazım vardır.

Mümkünü yok seni bırakmam diyor. Aralarında ki bu mücadele sürer iken meleğe bir nida

geliyor. Geri dön biz o kulumuzun duasını kabul ettik. Onunla benim aramada ki alış verişten

senin haberin olmaz. Sen geri dön. 

Evet, biliriz ve inanırız ki ecel mutlak geldi mi iş tamam olur. eğer mutlak gelmedi isede  bir çok ibretlik hikmetler böyle de yaşanabilir.  Sen içinden çıkarılacak derse bak  yani Allah ın dostu olmak istersen kendine bak seni ne ile meşkul ediyor.  Vesselam. 

Allah celildir mütekebbirdir her şeyde adaletle emreder vadinde de sadıktır. 

Bu mesele ince mesele, an içinden an çıkar kelamına dua deyip te geçmeyiniz. 

Âlemi imkân bu, muradı ilahi Allah ol der o da hemen oluverir. 

İşte ne diyelim buda başka bir kul makamı naz mıdır niyaz mıdır bilinmez. 


Konu açılınca bir hatıra daha canlandı gönlümüzde. İbrahim (as) bir gün ya Rabi seni

görmek ve misafir etmek isterim diye niyaz edince Rabbinden aldığı ve Ya İbrahim sen bir

davet ver ben o davete geleceğim ilahi haberi doğrultusunda büyük bir davet verir. Ve Hz

İbrahim sofrasından isteyen ve daveti işiten herkes o nimetlerden nasip almak için geliyorlar.

Tabi bu arada yetmiş yaş civarında bir Mecusi’de gelerek ya İbrahim senin davetini

haber aldım o yüzden geldim, yemek için meclisine beni bugün kabul eder misin? Diye

sorunca Hz İbrahim tabi ki ederim eğer Müslüman olursan bir gün değil her istediğin gün gel

neden olmasın senide ağırlarız diye cevap veriyor.


Bunun üzerine Mecusi ya İbrahim ben yetmiş yıldır atalarımın dinine mensubum

şimdi senin bana vereceğin iki kap yemek için mi dinimi değiştireceğim, istemem yemeğin

senin olsun diyor ve yemeden içmeden oradan çekip gidiyor.


Davet bitiyor ertesi gün Hz İbrahim (as) Rabbine münacat ediyor ve ya Rabbi davete

gelecektin fakat ben çok bekledim gelmedin göremedim diye üzüntü içinde rabbine dua

ediyor. Rabbi Ya İbrahim biz geldik fakat sen bizi içeri almadın. İbrahim nasıl olur Ya Rabbi

deyince,

Ya İbrahim biz sana gelip davete katılmak isteyen o Mecusi kulumuz ile

beraberdik. Sen bizi onda görmedin, hiç düşünmedin mi o kulumuz bizden haberdar

olmadığı halde yetmiş yıl biz ona rızık vermişiz ve onu yaşatmışız, sen ise ona iki kap

yemeği çok gördün üstelik birde şart koştun. Git o kulun gönlünü al.


Bunun üzerine mahzun bir halde Hz. İbrahim hemen Mecusi’nin yanına gelip durumu

aynen anlatır. Adam yani seni bana senin Allah’ın mı gönderdi der. Evet, cevabını alınca peki

aynen böylemi söyledi. Yine evet cevabını alınca, ateşe tapan kul Ya İbrahim eğer öyleyse

senin Allah’ın, doğru Allah diyor ve orada Müslüman olanlardan oluyor.


İşte böyle yaratıp yaşatan yaşatıp öğreten Allah’tır. Ümmi kul olan resullerin hocası da

O dur. O onlara neyi murat etmişse onu yaşatarak öğretir. Bu olay Hz İbrahim (as) ilk

dönemlerini işaret eden çok güzel bir hatıra olsa gerektir, içinde nice hikmetleri ve nice güzel

hakikatleri ve güzel kokular barındırır. Yoksa bizde iyi biliriz ki Allah’ u ta alanın tek dost

edindiği İbrahim (as) kimseyi kapısından aç göndermez.


Bir papaz talebeleri ile yürüyerek gidiyorlarken çarşının karşı tarafından Hz. Geylani

at üstünde iken ve talebeleri de ardı sıra yürüyerek geliyorlarmış. Papazla karşılaşınca orada

kilerde duysun diye papaz; ey Geylani bu ne haldir senin yaptığın hiç bu revamı sen

cenneteymiş gibi yaşarsın at üstünde yorulmadan gezersin, biz ise gördüğün gibi bu dünya da

cehennem de imiş gibi yaşarız diyor. Hz. Geylani at üstünden iniyor herkesin yanında sağ

kolunu papaza uzatıyor kaftanın kolunun içine bak diyor. Papaz aman tanrım bu nasıl bir şey

böyle güzellik yok doyamıyorum tadına diyor. Geylani kolunu çekiyor ve söyle bakalım

papaz efendi orası mı güzel burası mı? Papaz orası tarife sığmaz bir güzel ki sorma gitsin.

Peki, söyle şimdi ben burada cennette mi yaşıyorum? Hayır, burası oraya göre cehennem

diyor. Bu sefer sol kolunu uzatıyor şimdi buna bak diyor.

Papaz aman tanrım diyor korkudan titriyor nerede ise ödü kopacak. Hz. Geylani elini

çekiyor papaz zor kendine geliyor, şimdi söyle bakalım burası oraya göre nasıl? Burası cennet

diyor. Geylani demek ki sen dünya cennetinde yaşıyormuşsun da haberin yok diyor.


Münir Derman hocam kime uzun ömür verilmiş ise Allah’ u ta ala ona ihsan etmiştir.

İster Kâfir ister Mecusi ne olursa olsun. Allah’ın kudreti hepsini kapsar o yüzden ihsan da

din mevzubahis değildir der. Dikkat ihsan nefis taşıyan herkese olabiliyor demektir. 

Her insanda nefis vardır ama her insan da iman yoktur.


Mehmet Emin hocam; Bakkal kişinin kim olduğuna bakmadan bir kilo pirinç isteyene

tartar verir. Bu adaleti gereğidir herkesten de bir kilo parası alır fakat bazısına bir kilodan

fazla verir ise işte bu yaptığı ihsandır. Diğerleri bakkal bize adaletli davranmadı diyemez

çünkü o herkesten bir kilo pirinç parası almıştır ve o kadarda vermiştir. İşte buna insan ihsanı

derler o zaman rabbin kula yaptığı ihsanı gel de düşün bir kez…


İşte bende tefekkür eder düşünürdüm peki insan Rabbinin ihsanı nasıl kazanır çünkü

bu önemli idi ve bu ihsan kazanmada hakkın rızası saklı idi. Bu nedenle bir tarafım uzun ömür

sahibi kim olursa olsun onları inceler muradı ilahiye nail olmaya çalışırdım.


Acaba o insan ne yaptı da Rabbinden bir anda ihsana kavuştu bilmek isterdim. Demek

ki, her daim o ihsan onları gölge gibi her yerde takip edip koruyup kollanmasının bir nişanesi

onlarda var idi. Bu durum benim gölümü meşgul eder çok düşünürdüm. Öncelikle uzun

ömürlü velilerin hayatını inceliyor tefekkür ediyordum. Sonra bu yolun yolcusu olarak kimi

buldum ise onu inceliyordum.


Tevafuk bu ya bu süreçle ilgili bir hatıramı aktarayım kasabamızda bulunan uzun

ömürlü fakat genç görünümlü hayırsever bir zengin vardı. Çok güzel ve temiz giyinirdi.

Tadilatını yaptırdığı cami etrafında da ustaların çalışmalarını seyrederdi vakarlı görünürdü.

Mustafa amca kısa boylu zayıf ancak 55 kilo civarında idi. Yaşı o kasabada bulunanlardan

fazla idi. Bende Mustafa amcayı merak edip incelemeye başlamıştım gençtim fakat nasıl

inceleyeceğimi de bilmiyordum ne zaman görsem kıran tuvalet jilet gibi giyinirdi her zaman

öyle görürdüm. Bir gün babam la sohbet eder iken Mustafa amcayı sordum babam dedi ki o

iki kişiyi çarşı meydanın da tabanca ile vurdu 40 yıl hüküm yedi dedi.


Şaşırdım baba nasıl oldu bu dedim. Anlattı ve Mustafa amca çarşıda işyeri olan bir

esnaf idi komşu esnaflar çarşıdan geçen bayanlara sataşıyorlar ve laf atıyorlarmış, kadınlar da

burada bir insan evladı yok mu nerede kaldı sizin namusunuz diye feryat edince o da içerden

silahını alıp komşu esnafın ikisini de orada öldürüyor sonrada gidip teslim oluyor. Sen onun

küçük olduğuna bakma dedi büyük bir yürek taşır. Biz bunu duyunca dedik çok merak

ediyordun çık bakalım bu işin içinden nasıl çıkacaksan deyip derin tefekkürlere dalardım.


Ve ya Rabbi bu işi zengin varlıklı olan biri, tanımadığı kadınlar için çok zor yapar,

acaba bundan mıdır senin ihsanın der merakım büsbütün artardı. Fakat bu konu üzerinde

düşünüyordum ve bu olayda iki konu benim gönlümü mutmain etmiyordu her şey tam yerli

yerine oturmuyordu. Birincisi ölen insanlar ile ilgili idi yani bunlar Mustafa amcanın komşu

esnafları ve kötü komşular ve yaptıkları eyleme bakınca toplum ahlakından nasip almamış

kişiler. Söz ile uyarmak yerine bu yüce gönüllü insan tüm maddi varlığını hiçe sayarak onları

öldürmeyi seçti ise belki önceden de aralarında gizliden bir husumet olabilir ve bu olayda

bardağı taşıran son damladır ondan bunları öldürmüştür dedim. İkincisi ise belki de bu

kadınları tanıyor ve içlerinde birini seviyordu o sevgi bunu yaptırmıştır olabilir dedim. Fakat

bu durumların ihsanı gerektireceği konusunda gönlüm fetva vermiyordu. Fakat belki de

sadece bu olay gerçekten hakkı gözeterek bunu yapmış olabilir dedim belki de böyledir diyor

yani tam anlamı ile bu meseleyi çözemiyordum.


Meşhur bir rivayet vardır bir adam tövbe ediyor. Bir âlime geliyor diyor ki ben ne

yapacağım çok cana kıydım haksız değildim ama yine de can candır. Nasıl etsem de

Rabbimin hoşuna gider belki beni de tam manasıyla af eder diye soruyor. Oda tövbe i Nasuh

et arazin var ise bir bostan ek ve gelene geçene ikram et karınlarını doyur dualarını al yedir

içir rabbine dayan onun rahmeti sonsuzdur diyor. Oda öyle yapıyor ve öyle yaşıyor fakat

yıllar geçiyor hala gönlüne bir işaret alamıyor. Bir gün bir atlı giderken onun önüne çıkıyor

lütfen misafirim olun bir şeyler yer içersiniz yol uzun diyor adam çekil önümden zamanım

yok diyor. Nedir bu telaşın bak atın ne hale gelmiş yorulmuş nerede ise çatlayacak.


O da sultanın kızı bir genci sevmiş birlikte kaçmışlar sultan ikisini de öldür diye bana

emir verdi fazla uzağa gitmeden yetişip canlarını alacağım çekil önümden de gideyim diyor.

Bu nu duyunca ya Rabbi sen bilirsin 99 olana kadar 100 olsun diyor ve çekip onu da vuruyor.

Bu hatıranın sonu bizde kalsın ama üzerinde tefekkür etmeyi lütfen bırakmayın. Fakat

unutmayın ki sevenleri ayırmak günahtır.


Ve dahi unutma ki şeytan bile Allah’ u ta alanın gizli bir muradını yerine getiriyor. O

yüzden şahsına değil amellerine lanet edilir. Dikkat et hem de çok dikkat iblisin korkusu ne

idi de Rabbine bu kadar itiraz etti. Üstelik Rabi’ni herkesten daha iyi bildiği halde.

Üstelik âdemden önce bu dünya konağında yaşayan Ciyan + Cinler re bu dünya dar

geldiği zaman bozgunculuk çıkaran Ciyan mahlûkunu cinlerin komutanı şeytan melekler bir

olup yok ediyor. Müslüman olmayan cinler ismi nırra olan iblis şeytana baba diyorlar.


Gelelim meselemize aradan yılar geçti ben Mustafa amca meselesini unuttum

sanıyordum o gün bir komşu da hayır bir iş yuva kurmak için toplanmıştık. İkbal hanım

isminde ki komşumuz tevafuk buya hem mübarek babaannemi tanıyormuş, hem de Mustafa

beyin akrabası oluyormuş biraz babaannemden bahsetti ve çok üzüldüm ve dua ettim.


Mustafa amcayı tanıdığı için ben bahsi açtım ve maşallah hala hayatta ve sağlıklı

üstelik çok güzel giyiniyor takım elbisesi hep ütülü bu yaşına rağmen halada dimdik yürüyor

dedim. Bunu üzerine ikbal hanım sorma dedi onun ütüsü tüm evdeki kadınları yıldırdı. Bu

cevap karşısında tebessüm ettim ve zor olmasa gerek niçin böle tepkilisin dedim. Dedi ki

sabah akşam mecbur ütülüyoruz. Çünkü her sabah namaz için kalkar abdest ten sonra itina ile

gömlek kravat takım elbisesini giyer sonra namazını kılar daha sonra tekrar çıkarıp yatar

sabah onu tekrar ütüsüz giymez akşam gelir tekrar ütüleriz sabah namazına da ütüsüz giymez

dedi. 


Ben bunu duyunca içimden sanki bir nara attım ve ya Rabbi çok şükür buldum buldum

dedim. Hem mi güldüm he mi de ağladım. Evdekilerin yaşadıklarına gülüyor büyük ihsana

mazhar olmuş Mustafa amcanın hakka karşı yaptığı edebe de ağlıyordum ve Rabbime

şükrediyordum çünkü bir yüküm daha ortadan kalkmış sır çözülmüş gönül kabım

genişlemişti. Kolay değil böyle yaşamak her sabah namaza kalktığında huzuru ilahiye padişah

karşısına çıkar gibi çıkıyorsun üstelik bir gün değil her gün işte sana edep ve daimi istikamet.


İşte hakka edebi arttıkça ihsan gelip onu güzel bir ömür ile süslemişti ve bende dua

ediyordum. Ya Rabbi sevdiğin kullarını sayısını çokça artır. Onlar senin esmalarının

tecellilerini birbirlerinde görüp te yapmış oldukları şükürlerinin sevabı da aziz milletim

İbrahim milleti olan Türk Milleti üzerine olsun ve dahi nurunu tamam edecek nesillere olsun.


Hakkın kullarının gönül feryadına insanın dayanması mümkün olmaz. Sabah namazı

yeni eda edilmiş cemaat dağılıyorken bir ihtiyar sahabe gecikmiş namaz bitti mi demiş.

Mescitte kimse kalmadı cevabını alınca içten bir feryat bir ah çekmiş ve olduğu yere

yığılıp kalmış. Bir genç onu yerden kaldırmış ne oldu sana babacığım demiş. İhtiyarda kaç

gündür böyleyim yine yetişemedim ki Allah Resulü birlikte sabah namaz kılayım demiş.

Gençte üzülme babacığım ben sabah namazını Allah resulü ile kıldım istersen ben bu

namazımı sana vereyim sen de o ahını bana ver demiş. İhtiyar çok sevinip peki oğlum diyor

ve alış veriş gerçekleşiyor. İhtiyar sevinerek giderken genç bir nara atarak orada can veriyor.

İşte ne var ise bu ah da var gel de çöz bakalım pirim çözde bizde hikmetine varalım.


Evet, çok sevdiğimiz ve yavru iken yanımıza alıp adını Mistan koyduğumuz bir

kedimiz vardı. Fakat son bir yıldır da ortalardan kaybolmuştu meğerki eşim astımı olduğu için

kedileri sevmezmiş. Bizim kediyi de eve sığdırmamış. Annemin ruhunu teslim ettiği gecenin

sabahında ortalıkta hiç görünmeyen Mistan geldi üst kat merdivenlerinden çıkıp salondan

annemin na’şının olduğu kapıyı açın der gibi tırmaladı. Kapıyı açtım içeri girdi ve sessizce

orada arka ayaklarını üzerine oturur vaziyette annemin ayakucun da bekledi ve tabutunun

arkasına insanların peşine takıldı gitti. Gidiş o gidiş bir daha da görülmedi. Hikmeti ilahiye

bakın hayvan bile ne kadar vefa sahibi. Ben bu tür olaylara tefekkür eder hem vefasına, hem

de nasıl haberi olduğuna hayret ederdim. Hayvanda olsa ruhun bir iletişimi var veya kul

hakiki ise hakkın hayvana bir tecellisi olabilir der o anı düşünür hayretimi artırırdım.


Yıllar sonra tevafuk a bakın ki eşimin yatağından bile ayırmadığı ismini de Mistan

koyduğu bir kedisi var. İhtimaldir ki o vefa peşini bırakmadı otuz yıldan sonra gelip onu

buldu. Nefret de sevgiye dönüştü belki kedisini benden çok sever. İnşallah Rabbimiz bizleri

her alanda irşat eder yerleri ve gökleri ile ikisi arasındakileri nuru ile doldurur.


Arif kullardan bir kula efendim sizin mürşidiniz kimdi diye sormuşlar o da bir kediydi

diye cevap vermiş. İşte Rabbim hikmet isterse bir kediyi dahi mürşit yapıyor. Nasıl olur

efendim demişler.


Anlatmaya başlamış ve bir gün baktım bir kedi fare deliğinin önünde kıpırdamadan

bekliyordu bende seyrediyordum uzun zaman geçti fakat sonunda muradına erdi. İşte o

günden sonra bende Rabbimin huzurunda bekleyeceğim dedim ve öyle yaptım bütün bu

hallerim ondandır demiş. Bu hatıranın içinde çok büyük hikmetler gizlidir. Fakat anlamak için

aşk ateşinde pişmek gerek.


Yine kullardan bir kula efendim bu ilmi ne ile buldunuz size ne vesile oldu diye

sorarlar. ’’ …Sağırdırlar duymazlar kördürler görmezler….’’ ( Ayet ) bununla duldum

demiş. Başkada bir söz söylememiş. Bende bunu işitince hikmeti üzerinde çok düşünüp ya

Rabbi bununla ilim nasıl bulunur da üstelikte arif olunur diyor ve bu işin hikmetini

çözemiyordum.


 Aradan aylar geçti aklıma geldikçe ruhum sıkılıyordu. Evliyaların hakkı buldukları

anla ilgili yaşadıkları üzerinde beni çeken bir halim vardı. O yüzden bu hikmeti çözmeden

duramıyordum. Bir gün bir Allah dostunun hatırasını okuyordum, yolculuk yapmak için

otobüse binmişler radyo da o zamanın güzel bir oyun havası çalıyormuş ‘’ Tamara tamara

paraları verdik kumara………’’ şoför sesini açınca hemen müdahale etmişler ne yapıyorsun

sen, içeride Allah dostu var hemen sessini kıs demişler. Şoför hemen sesini kısmış o arada

mübarek aç oğlum aç demiş bak ne güzel söylüyor tam ara tam ara, arar isen tam ara

yalancıktan arama diyor demiş. İşte o zaman ben buldum ya Rabbi buldum diye ağlama

başladım. Rabbimin yardımı ile Hikmeti çözmüştüm.


 Arifin sırrını keşfetmiştim ‘’sağırdırlar duymazlar kördürler görmezler ‘’ İlahi kelamı;

onlar her şeyi duyarlar bir türlü hakkı duymazlar her şeyi görürler bir türlü hakkı görmezler

peki kim duymaz kim görmez tabii ki haktan uzak olan bunu yapar.


Öyle ise hakka yakın olan ne yapar dedim; onlarda ‘’Neyi duyarlarsa duysunlar hakkı

duyarlar neye bakarlarsa baksınlar hakkı görürler dedim. Evet, aynen öyleydi ve bende o

zamandan bu zaman her şeyin içinde ki hikmete bakar oldum. Her sözün içindeki hak nedir

diye kendi kendime sorar oldum bundan kendimi hiç alamadım.


Cenabı resul sahabeler ile giderken Hz. Ebubekir gelir, ey Allah’ın resulü şu taraftan

gidelim der yolda bir köpek leşi varmış kötü kokuyormuş rahatsızlık vermesini istemiyormuş.

Fakat cenabı peygamber yola devam etmiş. Oradan geçerlerken Ömer e dönerek bak ya Ömer

ne güzel dişleri var demiş. İşte bu âlemde hep böyle olmuş. Hakikat işte leşin içinde

bembeyaz diş görebilene kapılarını açmış.


Kullardan bir arif kula bu ilmi ne ile buldun diye sormuşlar. Ahde vefa ile buldum

demiş ve anlatmaya başlamış bizim bir su değirmenimiz vardı bölgede tek olduğu için

uzaktan yakından köylüler un yapmaya gelirlerdi. Benim de Rabbimin dostlarına karşı sevgim

çok idi. Rabbime beni sevdiklerinin yoluna ilet diye dua edip kendi kendime bir söz verdim

gidip babama yardım edeyim oraya kim gelir ise onun duasını alayım dedim. Öylede yaptım

azimle çalışıyor her geleni gönderirken güzel niyetime kavuşayım diye dua istiyordum. Çok

zaman geçti bir gün bir Türkmen köylüsünden dua istemeyi unutturulmuştum. Aklıma

geldiğinde kalbim sıkıştı eyvah dedim köy uzaktı çıkalı da epey olmuştu, ahdim ve verdiğim

söz yere düşmesin diye yayan bir vaziyette koşarcasına çok şükür akşama evine varmadan

yolda arkasından yetiştim. Seslendim beni görünce şaşırdı ne oldu evlat bir kusur bir hatamı

işledik buralara kadar ardımdan gelirsin, hayır merak etme Allah rızası için senden dua

almaya geldim dedim ve bana baktı sen dedi deli misin bu kadar yol bunun için çekilir mi

dedi. Bende benim Rabbime sözüm var ne olursun bana dua ette döneyim dedim.


Bunu üzerine evlat ben dua etmeyi bilmem ki nasıl edileceğini bilemediğim için

edepsizlik olmasın diye hayatımda hiç dua etmedim dedi.


Bende ne olursun dua et diye ısrar edince ellerini kaldırdı ve ya Rabbi bilirsin ki senin

kapına utancımdan hiç el açmadım seni hakkı ile bilmediğimden utandım bilirsin ki dua

etmeyi de bilmem o yüzden sen bu kulun ne istiyor ise ver dedi. İşte ne oldu ise bana ondan

sonra oldu tabiri caiz ise ben o türkün duasıyım demiş.


Bir gün bana sormuşlardı ismi azam nedir diye soruyu soran için ben de hazreti kul

dur demiştim. Sen de gel bu yukarıdaki hatırada ismi azamı bul Ahdine vefa gösteren kulun

gayreti ve samimiyetimi ismi azam yoksa diğer kulun edep ve rabbine karşı olan hayâsı mı

yoksa yola çıkılan ve bu olayı yaşamalarına vesile olan güzel niyet mi onu da biraz sen

tefekkür eyle. Yoksa ismi azam kitaplar da aramayla bulunmaz. İsmi azamı bilen vardır.

Vardır da kendi nefsi arzuları için Rabbine ismi azam ile münacat yapmaktan utanır o kul

dualarını tüm insanlığın ve cinlerin her iki âlemde kurtuluşu için yapar.


Arif kullardan bir kul fazlaca yaşlanmış piri fani olmuştu bir mahalden yarenleri ile

geçerken bir yeri seyre daldı ve maşallah buralarda ne güzelmiş keşke burada bir şehir

olsaymış diye içinden mırıldandı. İşte yıllarca rabbine gönül vermiş, gücü kuvveti azalmış

kulunun gönlünü teskin için onun matlubu ne ise o muradın içinde tecelli ediyor. Dönüşte

bakıyor ki oraya meleklerden bir şehir kurulmuş onun vefatına kadar da orada kalmış. Akıl

karı değil amma gönül karıdır bu işler rabbimin âlem işleyişlerine esma tecellileri dönemsel

olarak değişiktir. Maazallah Ya Kahhar esma tecellisi ile Ya Vedud esma tecellisinde ki

zuhuratlar çok farklıdır. O yüzden devir değişti böyle şeyler kalmadı artık deseler de sakın

inanma. Celal ve İkram sahibi olan Rabbimiz eğer yeryüzüne sevgi esması ile tecellide

bulunur ise kuluna verdiğini celalinden de ikramda eder.


Kimseler bilemedi bilenler de pek yanına yanaşamadı yirmi bir yıl sonra İstanbul da

bulunan türbesini ziyaret ettim.


Fakat türbeler açık ve bakımlı iken o mübareğin kabri kapalı idi adeta bu günkü

beşerden gizlenmiş bir hali vardı kapılarını kilit vurdurmuş içeriye de sanki yıllardan beri

kimseyi almamış. Allah’ın gizli dostu Ya Vedud sultanı kimseler bilemedi. Ak Şemsettin Hz.

Gelip Sulatanım bekleyeceğiz ve 29 sabahı kesin taarruz yapabiliriz inşallah fetih o zaman

nasip olacaktır. Çünkü orada Allah’ın bir dostu var ve Rabbim onu bekliyor. O duasında; Ya

Rabbi İstanbul’un İslam’ın eline geçtiğini görmeden benim canımı alma diyor. Fakat Rabbim

onu çok sevdiği için ne kadar taarruz yaparsak yine bize izin vermiyor. Nefes ruhu onu 29

unda Rabbine kavuşturacak inşallah o gün bu fethi de görmüş olacak. Fatih hocasını ve Allah

dostlarını iyi bilir peki diyor ve tüm hazırlıklarını yapıyor 29 sabahı namaz ve niyazdan sonra

dönüşü olmayacak taarruz emri ile zafer hasıl oluyor. Düzen sağlanınca sultan tebaası ile

Ayasofya ya girdiklerinde ağlayan sütunun yanında üstü kapatılmış üzerinde kulumuz Ya

Vedud gasil edilmiştir yazıyor. Fatih anlıyor ve emri ile alıp hep beraber defin için dışarı

çıkardıklarında bir rüzgâr bunları sahile kadar indiriyor, sahile kaptansız bir kayık yanaşıyor

sultan binin içine diyor. Kayık bunları bir kıyıya çıkarıyor iniyorlar bakıyorlar bir kabir

kazılmış bir taş üstünde ya Vedud sultan yazıyor orada namazını kılıp defin ediyorlar. İşte bu

kulun ziyaretinde hüznümüz var idi bilmem ki bizi mi beklerdi beraber ziyaret ettiğimiz

mübarek kadın gerekli girişimleri sonucunda türbesi ziyarete açılmış.


Veliyullah makamının son sahibi Şaban-ı Veli’nin geleceğinin haber aldıkları için

Kastamonu ya gelmeden karşılamak niyetiyle yola bir kaç kişi koyup gelince bize haber verin

demişler. Onlarda şehre doğru her gelene soruyorlarmış. Kimsin nereden gelir nereye gidersin

diye. Gelince ona da soruyorlar oda ben bir Kul’um Haktan gelirim Hakka giderim diye cevap

veriyor. Fakat anlamıyorlar bu bizim aradığımı değil diyorlar. Sultanda oradan geçip orman

içine gidiyor. Hatalarını geçte olsa fark eden şehrin ileri gelenleri toplanıp ormanda çınar

ağacının içinde yaşayan veliyullahı şehre gelmesi için zor ikna ediyorlar.


Birlikte ormanda aşağı şehre inerlerken arkalarından bir ses işitiyorlar dönüp bakınca

koca çınar ayaklanmış arkaları sıra geliyor bunun üzerine Hz Şaban’ı Veli ona hitaben bunca

gündür seninle nice sırlar paylaştık şimdi senin bu yaptığın ayıp değil mi der. Koca çınar

kökleri ile nereye kadar geldi ise geldiği yere yerleşiyor. İşte böyle yeter ki hak yolcusu ol sen

onu bulamaz isen o seni illa ki bulur.


Bu bir rıza kapısıdır

Girsem öldürürler girmesem olmaz

Allah ı sevenleri sevmesem olmaz


Mehmet Emin hocam; oğlum keramet ve mucize haktır. Evliyanın kerametleri ve

peygamberlerin mucizeleri ilimle yani fen ile mümkün olmadıkça kıyamet kopmaz derdi.

Mehmet Emin Er hocam dünya çapında tanınmıştır. Rabbin ihsanına mazhar olmuş, büyük bir

âlim ve hakiki bir mürşit idi. Mezhep üstü kimsenin itiraz edemeyeceği amel yapardı.

Mezhepler üzeri bir fakihti. İki yönlü idi zahir ve batın ilmi vardı. Dengeli bir şekilde bir

ömür böyle yaşadı.


Bende yanında bir yareni idim çokça soru sorardım. Hem kendi gönül keşfimdekileri

analiz etmek için hem de ondan hatıra kalsın isterdim başka bir gayemiz yok idi. Bir gün yine

kerametten sormuştum dedi ki oğlum asıl keramet istikamettir. Yani hak yol üzere her daim

dost doğru yaşamayı becerebilmektir. Oğlum günahından pişmanlık duyup tövbe eden onu

aşikâr etmesin derdi. Asr süresinin gereğini yaparak yaşardı. Her daim onu hatırlatır her

duasından sonra okurdu. Şöyle izah ederdi; ‘’ Bütün insan cinsi hüsrandadır ancak İman

edenler, iman etmek yetmez Salih amel işleyenler, Salih amelde yetmez hakkı tavsiye edenler

ve kötülükten men edenler o da yetmez bu uğurda bunu bir gün değil bir ay değil ömrünün

sonuna kadar öyle yaşayanlar müstesna.’’ İşte hakiki Rıza ile kurtuluşa erenler bunlardır.

İnsanlık kurtuluşu için sadece bu ayetin gereğini yapsa yeterli olurdu diyen nice arifler var

derdi.


O sorulduğu zaman eğer o şeyi nefsinde tatbik etmemişse yaşamadığı şeyi söylemezdi

bu ayetin kıymeti onun yanında çok büyüktü. 104 yaşına kadar öyle yaşadı. Bir fener olup

önünü aydınlatmadı bir güneş gibi olup etrafını aydınlattı. Hz. Ömer şehit edildiği vakitte bile

sahabeye elbisenin boyu uzun olmuş onu kısalt diyor. Bunu söyler tefekküre dalar işte derdi o

son nefese kadar bu ayetin gereği gibi yaşadı dedi. Kolay değil bir ömür böyle yaşamak işte o

yüzdendir ki Hz. Ömer unutulmadı kıyamete kadarda unutmak mümkün değil. Birkaç hatırası

canlandı gönlümüzde,


Bir gün bayram arifesi idi hanımını üstünde yeni elbise gördü dedi ki ben sana elbise

parası vermemiştim sen nasıl yaptın bunu, oda tebessümle bana bıraktığın nafakadan

biriktirdim bir yılda ancak bir elbise yapabildim der. Hz Ömer in rengi solar hemen hazinedarı

çağırır. Hazine başı korkarak gelir buyur ya Ömer der. O da Ömer e nafakası çok geliyormuş

sen onu azalt der. İşte böyle ne zaman Ömer desem benim sermayem de ağlamak oldu yoksa

bir türlü rahat etmedi bu gönül.


Bir gün pazar yerini dolaşıyorken satılık develere gözü ilişti, dedi ki şu ayrı duran

develer kimin. Dediler ki oğlun Abdullah’ın ya Ömer. Çabuk onu çağırın yanıma gelsin.

Abdullah gelince dedi ki şu develer senin mi. Evet babacığım benim kervanla getirip herkes

gibi hazine arazisinde besledim ve satmak için pazara çıkartım. Cevabı üzerine Hz. Ömer

madem öylede senin develerin diğerlerinden niçin daha besili, demek ki çobanlar baban halife

diye seninkileri güzel otlaklara götürmüşler bu söz üzerine sukut olur ortalıkta ve derki, onları

satınca diğerlerinin parası kadar alacaksın kalanını hazineye vereceksin. Abdullah ta aynen

öyle yapar. İşte bu adalet karşısında şimdi ki zulmü gördükçe ağlar dururum. Dikkat etmek

gerek burada ki inceliğe haram lokma şimdiki insana sigara dumanı gibi giriyor. Bugünkü

beşer vücutlarının manevi kokularını duysalar kendilerini helak ederler. Bugün maalesef

kimse de doğru dürüst dişte kalmadı. Diş diyerek geçmemek gerek onu çürüten haram

lokmadır. Helal gibi görünse de içinde gizli haram taşıyan nice gafletimiz bizimle birlikte

gölge gibi yaşar.


O yüzden bırakalım kibirlenmeyi de çok şükür edelim. Burada bir hatıram akla geldi

babam sözüne çok sadıktı, aç kalsa da dünya malından dolayı kimseye mihnet etmezdi.

Rekabete yenik düşmüş sefer sayısı iptal edilmiş eski emektar bir enter marka otobüsümüz

vardı. Babam onunla köylere düğün alaylarına gider ekmek parasını çıkarırdı. Bizim oranın

köylü pazarı Cuma günü kurulurdu kaç haftadır iş yoktu o sabah beş km yakın bir köyün

düğünü için babamla anlaştılar. Öğleden sonra uzak bir köyden geldiler sabah aldığımız

düğünün aynı gün için onlardan alacağımız paranın beş katını teklif yaptılar. Ayda bir iş

ancak çıkmasına rağmen ne kadar ısrar ettiler ise babam ben onlara söz verdim kaparo

almadım fakat onlar caymadıkları sürece ben sözümden asla caymam dedi ve kabul etmedi.

İşte böyle alın teri azığı sadece kazanmak değil hak üzere yaşayarak kazanmaktır. Sözünde

sadık olarak doğru yaşam sürmek dile kolay gelir. Ya söz verme ya da ölsen de yap. Şimdi ki

beşer bırak sözü yeminin ne demek olduğunu bilmeden yemini ağızlarına sakız etmiştir.


Hocam Münir Derman 1989 yılın da Hakkın rahmetine kavuştu bir vaazında Allah’ ta

ala yeryüzüne bu dönemde SABIR esması ile tecelli ediyor dedi. O dönem geçti dikkat edelim

ki bu dönem ki esma tecellisi helak kapılarını açmasın. İlla ki bu nankör beşer gider yerine

hakkın hakiki kulları gelir.


Mescit-i nebevinde peygamberimiz sahabe ile sohbet ederken Ayşe annemiz de evden

dinliyormuş, peygamberimiz (sav) bir şehirde yetmiş kişi gece ibadeti yaparken iki kişide

yasak ilişki yaşıyormuş, işte o iki kişi yüzünden Rabbim o toplumu yok etmiş buyururdu.

Ayşe annemiz hiç öyle olur mu ey Allah’ın Resulü demiş, yani yazık değil mi diğerlerine

demek istemiş. Sohbet bitmiş cenabı peygamber eve girince Ayşe annemizde ayağa kalkıp

ayaklarına vuruyormuş ne oldu ya Ayşe demiş. Ayakları mı (kırmızı büyük) karıncalar ısırdı

canım acıdı onları öldürdüm demiş. Peygamberimiz kaç tanesi ısırdı diye sormuş.

Bir tanesi diye cevap vermiş Hz. Ayşe, sen kaçını öldürdün deyince anladım anladım

ey Allah’ın Resulü anladım demiş. Ne gariptir ki bu insan hali vakti yerinde ise dünya

umurunda değil nasıl olsa bana bir şey olmaz diyor. Oysaki geçmişten ibret ve hikmet olarak

Rabbim bize çok şey bildiriyor, fakat ne mümkün hakkı sezmek sanki bizlere bildirilenler

sadece o zaman yaşandı bir daha yaşanmaz sanıyorlar.


Yunus peygamber ne yaptı ise kavmini hak yola ikna edemedi kırk gün içinde

gökyüzünü siyah bir bulut kaplayacak buluttan sonra da helak olursunuz der gece gündüz bir

yaren bile bulamamış son iki gün kavmini terk edip bir yolcu ve yük gemisi yelkenlisine binip

okyanusa açılıyor. Ertesi sabah simsiyah bir bulut gökyüzünü kaplayınca bir korku ve telaş

herkeste ve Hz. Yunusa koşuyorlar bulamıyorlar çok korkmaya ya başlıyorlar ve ihtiyar sözü

geçen bir kula varıp ne yaparız biz diye çare arıyorlar çoluk çocuk kadın erkek genç ihtiyar

kim var ise bir korku kaplamış. İhtiyar diyor ki bir tek çaremiz var hepimiz yüksek bir tepeye

çıkacağız kurbanlar kesip ağlayıp yalvaracağız iman edeceğiz amma peygamberini

bulamıyoruz bizi bağışla diyeceğiz ve öylede oluyor bağışlanıyorlar. Bu arada Yunus

peygamberin bindiği gemi rüzgâr kesilince okyanus ortasında kala kalıyor. Üç gün bekliyorlar

yine gelmeyince kaptan aramızda bir uğursuz var yoksa mutlaka rüzgâr olurdu böyle bir olay

hiç yaşanmadı onu bulup denize kurban verelim diyor. Herkesin ismini tayfalara yazdırıp bir

torbaya koyuyorlar, kura çekecekler herkes kaderine razı geliyor ve kaptan kurayı çekiyor

bakıyor yunus kim bu yunus getirin gelince kaptan bakıyor ya diyor hiç bundan uğursuz olur

mu kabul etmiyorum tekrar çekeceğiz diyor. Bu sefer bir çocuğa çektiriyor yine yunus çıkıyor

kaptan yine kabul etmiyor. Üçüncüde yine yunus çıkınca Yunus (a.s.) aradığınız uğursuz

benim diyor bunu bir ilahi hikmet olduğunu anlıyor ve rabbine teslim olarak denize atılmaya

razı oluyor. Balık gelip yutuyor ne kadar yaşadı bilinmez. İşte onun duasını Rabbim bizlere

ilahi hikmet gereği bildiriyor birde kim bize yunusun duası ile dua eder ise mutlak kabul

ederiz.


İlahi buyruğunu iletiyor. Duası; Bismillahirrahmanirrahim ‘’ La ilahe illa ente

süphaneke inni küntü zalimiz.’’ Bu hatıra üzerinde çokça izahlar edilmiştir. Allah u âlem

kimin korku ruhu neden çırpınıyor ise Yunus peygamberin duasına yapışmıştır. Unutmayalım

ki içinde gizlenmiş hikmetlerde rabbimin sevdiklerine ayandır. Mehmet Emin hocama

gittiğimde durumu anlattım efendim torbanın içerisine Hz Yunus (as) ismini atmasalar bile

yine yunus çıkardı hatta üst üste kura çekseler yine yunus çıkardı muradı ilahi mutlak yerine

gelirdi dedim. İşte böyle üzerlerinde düşünür sonrada ilahi murat nedir acaba diye olayları

kalbimde çözünceye kadar mahzun gezerdim. Benim de yine hikmetini çözemediğim bir

durumla ilgili bir halim var idi birden bir uzun hava türküsü kulağıma ilişti oradan da

gönlüme yanık ve dertli okunuyordu. Feleğe sordum, felek dedi kardeş bu derdin muradı

böyle. İşte o zaman ağlayarak anlamıştım derdimin dermanı Rabbimin bu işteki muradında

gizli idi. İşte Yunus (as ) da anlamış rabbinin bu işteki muradına teslim olup kurban olmaya

razı olmuştu.


O yüzden bizde bazı şeylerde teslimiyet gösterip rabbimizi gözleyip sabretmeliyiz

dedim. Hikmeti ilahiye bakın ki bu teslimiyetini Rabbimiz nasıl ödüllendirdi. O günden bu

güne bu günde yarına gönlünden dökülen duası kıyamete kadar devam ettirerek. Allah’ u ta

alada öyle murat etmiş ki kim bize Yunus’un duası ile gelir ise onun da duasını kabul ederiz

buyurmuştur. Fihi bismillah Festecebna lehu ve necceynahu minel gamm ve kezalike

nüncil mü’minin.


Allah en doğrusunu bilir Kudret-il Kadir Rabbimin ilahi muradının işareti rüzgârın

kesilmesinde ortaya çıkmıştır ki hiç bir şey yapılmasa dahi belki gemi batar balık onu bulur

yutardı. Oysa bu hata Yunus (as.) ait idi ve masum değil mahzundu o yüzden kendisine

yaşatılarak gösterilecek ve Yunus (as.) ayak bastığı yerde ki masumlara zarar gelmeden

içlerinden çekip alınacaktı. O yüzden bizde daim deriz ya Rabbi sen masumları sabileri ve

Müslümanları koru içimizden her ne pislik var ise at her ne millet her ne ümmet ten olurlarsa

olsunlar. İster münafık ister fitne ehli ister fasık ister müşrik ister kâfir ister şeytan ister iblis

ister ecit ister mecit ister cinsan ister cin her kim veya kurum veya kuruluş olur ise olsun

zulüm ehli her nerede olurlarsa olsunlar zalimleri çek al. Rabbimin kudreti tüm varlık âlemini

ihata etmiştir ve hiçbir şey onun kudretinden kaçamaz. Allah hesabı çabuk görür. Külli şeyin

kudret il kadirdir.


Gönlümüzü görmeyen duamızı da nereden bilsin. Bugün Müslüman sadece Yunus (as)

duasına koşmakta kendisinin dünyalık bir sıkıntısı var ise sıkıntısı geçinceye kadar dua ile

meşgul olmaktadır.


İşte bu ve benzer dualar üzerinde nice havas kitapları yazılmış nice din simsarları

ortaya çıkmıştır. Kudret Rabbimizin yaşattığı hikmetlerin nedenini ve iç yüzü bugünkü

beşerce sorgulanmamıştır. Hatta Rabbimiz bize bugünkü ‘’deniz altı’’ nı yıllar önce Kur’ an

da bildirmiş işte bizim kitabımız çok yüce bir kitaptır vb. diyerek Kur’ an-ı kerimin içinden

yaptıkları çıkarımlar ile nerede ise bir sektör ve taraftar gurubu oluşturmuşlardır. Kısaca

İslam’ın ruhundan hakikatinden uzak kalmışlardır.


Kur’ anı Kerim in  ilk  ''AZİM'' ve ‘’KERİM ‘’ işleyişi ilahi rahmet gereği tamama ermiştir. İşleyiş

anlamında iki bin yılından bu tarafa Kur’ anın ‘’HÂKİM ‘’ devri başlamıştır. en sonun da da '' BAKİ'' devri olacaktır. 

İnşallah tüm insanlığa ilahi vahiy hâkim olacak gönüllerde onun hikmetli hakiki mana ve daimi sevgisi

başlayacaktır. Kur’ an Allah kelamıdır o kelam ile insan Allah  ı hakkı ile bilir. Allah kendi nurunu diledikleri ile kendi tamamlar.


Hz. Ali Gayb âleminin kapıları açılıp tüm sırları aşikâr olsa imanımda zerre kadar artış

olmaz buyurmuştur. Nedenini yine kendisi cevaplıyor çünkü ben onların hepsine görür gibi

görmeden iman etmişim. İşte bu sözü tartıya koysan tartılar almaz, tartı bile utanır bu hak

sözden edepsizlik yaptılar da tartı tartar sandılar diye. Hak kelamı Hz. Kur ’anın özünden

uzaklaşıp, diğer ilimleri amaç eden gönül kabı dar olanlar belki biraz olsun düşünler. Fakat

eğer gönül kabı dar ise, aşk ı muhabbeti bulamazlar.


İşte uğraşıp durduğu şeylere ilim gözü ile bakıp onu gönlüne sokmadan elinde tutamaz

ise onların vay haline ki anda dolaşır durur hakka yanaşma edebi içine giremezler hakikat a

doğru da gidemezler ve asıl özün tadını alamaz ve kendini de Rabbini de hakkı ile bilemezler.


Bu mübarek Yunus (as.) kıssasında bizim gölümüze düşen hakikat pınarından biraz

olsun birlikte içelim. ‘’…Senden başka İlâh yoktur. Sen, Subhan’sın Muhakkak ki ben,

zalimlerden oldum’’ İlahi Ya Rabbi ben nefsime zulmedenlerden oldum sen beni bağışla. Dua

özetle bu, işte bu duayı Yunus (as.) deryaların içinde bir başka deryada sıkışmış kalmış dört

büklüm vaziyete yaptı.


Kurtulması akıl ile idrakinin mümkünü dışında idi. İşte öyle bir halde sadece ilahi

hikmet gereği mahzun ve gözü yaşlı Rabbinin rızası için kalbi çırpınıp duruyor. Burada üç hal

insanın idrakine düşüyor. Birincisi yeryüzü, ikincisi derya deniz, üçüncüsü denizin içinde

balık ve balığın karnında ondanda içeride ta derinin derininde hakka yakınlığın zirvesinde

Yunus (as.).


Şimdi bu dua ile amel edip candan yardım isteyenler belli bir sayısı da düzenli olarak duayı

zikir yaparlar ise Rabbim cömerttir istediklerini verir yeter ki niyeti güzel niyet olsun.

Çalışması ve gayreti sonunda rabbinin kabul mührünü ilave etsin.


Şimdi bu duayı sırf ilim öğrenmek için adedince gününde saatinde yaparak devam etmeleri

halinde Rabbimiz onu da ona verir yeter ki ilim irfanını iyi kullanarak onun hakkını versin.

Çalışması ve gayreti sonunda rabbinin kabul mührünü ilave etsin.


Bu derya içindeki deryaya benzer insana nice batın kapıları açılır. Ancak ya gönül kabını

genişlet ya da o dua da ısrarcı olma yoksa işin çok zor olur, ancak gönlünün aldığı şeyi akıl

kabı alamaz deli divane olursun. Çünkü hiç kimseye taşıyamayacağı yük yüklenmez o yüzden

sadık ol ve sabır et aceleci olma ki ilahi gazabı kendi kendine çekmeyesin.


Şimdi diyebiliriz ki Yunus (as) misali balığın karnında ki gibi dua yapılmasının edebi nedir. O

misal yeryüzünde ancak secde halinde vardır. Eğer secdede ilmi adet sayısınca dua eder isen

nefsinle ilgili muradın ne ise o verilir. Yeter ki niyetin güzel niyet olsun. Çalışması ve gayreti

sonunda rabbinin kabul mührünü ilave etsin.


Oysa hak ile her daim beraber olmak isteyen talip bu duayı kendine vacip kılar yani o

ruhi frekansa her daim sahip olmak için bu duayı secdede daim yapar ve hakkı ile yaşar.

Pekiyi gerçek gönül edebi nedir dersin. Gönlüne Yunus (a.s.) düştüğünde ve beşeriyetin

gidişat hali seni çok üzdüğünde sen de şöyle dua edersin bunu da kendine bizden bir hatıra ve

haktan bir nasip bilesin.


Bismillahürrahmanurrahim ‘’ İlahi Ya Rab bel âlemin yerler de göklerde ve her ikisi

arasında kâinat ve üstü âlemlerde insi ve cins den ne kadar mahlûkun var ise sen nefsine

zulmedenleri bağışla onların zulüm imkânlarını ellerinden al onlara nurun imanını nasip et ve

iman edenlerin sayısını da çokça artır. Ya külli Şeyin Mutlak Kadir senin her şeye gücün

yeter. Allah ol deyince ilahi murat gereği o hemen olur.

Yine bizi sardı bir celal


EHAD (Teki olmayan Tek )


Aziz Rahmanıma dua kılarım

Gelecek yavrulara selam salarım

Yarınlara umut özlem katarım

Suphanallah derim taşarım ben

Teki olmayan teke koşarım ben


Ümmeti resule gönül bağlarım

Milleti İbrahim’im coşar çağlarım

Hikmetli müjdelere bakar ağlarım

Hakikat pınarından içerim ben

Teki olmayan teke koşarım ben


Bülbül oldum kondum kendi dalıma

Hikmetle bakarım gönül gülüme

Gerçek yazdılar bende ki benime

Kudretin koru ile yaşarım ben

Teki olmayan teke koşarım ben


Gönül bağlarıma hikmet ektiler

Nice ilham edip aşkı biçtiler

Dostu dost bilip kordan çektiler

Muhabbet pınarından içerim ben

Teki olmayan teke koşarım ben


Esma-il Hüsna ile dolar özüm

Kıyamete kadar geçer sözüm

Neslim insana yaş döker gözüm

Hakka bağlar halimi susarım ben

Teki olmayan teke koşarım ben


Seher rüzgârından tahta binerim

Mührü Süleyman la ahde giderim

Geçerim zamanı vakti dürerim

Kudret âlemlerine taşarım ben

Teki olmayan teke koşarım ben


Âlemlere İslam göçümdür benim

Kurtulacak insan düşümdür benim

Hür kul um her daim işimdir benim

Adaleti hak ile yaşarım ben

Teki olmayan teke koşarım ben


HÜRKUL

Blogger tarafından desteklenmektedir.