RUHUN YOLCULUĞU
HAKİKAT HATIRALARIM RUHANİ SEZGİLERİM
Zahiren İsmi : Cengiz
Batıni İsmi : Gerçek Cengiz
Muradi İsmi : Abdullah Han Cengiz Han
Gaybi İsmi : Hürkul
Bu aziz hatıralarım biline ki ‘’ SIR ‘’ ifşası değildir. Hakikat yoluna çekilen bir garip yolcunun yaşanmışlıklarından süzülen gönül damlalarıdır.
İlahi rahmet gereği hakikat kemalat yolculuğum vücut bulmuş halimin nefsani derecelerimde ki yaşanmışlık bilinç düzeylerinin burada mahzuniyet içinde olduğu gibi aktarılmasının hikmeti, ahde vefamıza ve emanetimize sahip çıkmak ve heran istesede istemesede bu yolculukta olan insana bir katrede olsa da hakkını hakkıyla vermek olsa gerek. Rahman Rabbim güzel niyetleri boşa çıkarmaz.....
10 Mayıs 2021 Ramazan
Euzubillahiminneşşaytannırracin. Bismillahürrahmanurrahim.
Elhamdu lillâhi rabbil alemin. Errahmânir rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke nabudu ve
iyyâke nesteîn, İhdinessırâtel mustakîm. Sırâtellezine enamte aleyhim ğayrilmağdûbi
aleyhim ve leddâllîn.
Allahümme salli ala seyyidina Muhammedinil fatihi lima uğlika vel hatimi li ma
sebeka ven nasırıl hakkı bil hakkı vel hadi ila sıratıkel müstekıymi ve ala alihi hakka kadrihi
ve mikdarihil aziym.
Allah’ım bütün niyetim ve maksadım sensin. Bütün istediğim senin hoşnutluğundur. Bana
sevgini ve yüceliğini bilip anlamayı hakikatınla huzura ermeyi zatında fani olmayı her daim daim devam edecek şekilde hemen hesapsızca katından ihsanın ve ikramın ile hibe üzere hayr olarak nasip et. her türlü hayr senin elindedir.
Ya Külli Şey'in kudret-il Mutlak Kadir.
Ya Subhan Ya Rahman.
İlahi Ya Rabbi her daim sevgini hakkı ile rızana tabi olarak kazanmayı, sevdiğin kullar ile birlikte
olmayı, hakiki muradı ilahin ne ise sana öylece kulluk yapmayı ve cemalini hak resullerin
Salih kulların ve katından ilim verdiklerinle birlikte seyretmeyi yine katından bir lütuf ve
afiyet ve ilmin ile hesapsızca bana ihsan ve ikram et. Ya Kudret ’il Mutlak Kadir.
Ya Ganiyyul Rahman Ya Gafur ur Rahim.
Ya İlahi Ya Rabbel Alemin Nurun Kur’an ı, Nurun İslam’ı, Nurun İmanı ve Hak olan adaleti daimi afiyetin ve selametin ile birlikte kâinata, kâinat üstü âlemlere yerlere göklere ikisi arasına içinde olanlara insanlara, cinlere daha da muradı ilahin ne ise veya kime ise zerreden küreye onlara selametinle birlikte bir damla din savaşı olarak kan akmadan her daim daim hâkim et.
Allahümme salü ala seyid ANA Muhammedin ve ala ali seyidina Muhammedin
Ümmeti Muhammedin SELAMET VE BEREKET VE AFİYET VE MİLLETİ
İBRAHİMİ HAKİM ET…. Ya Hakimu Ya Ganiyyu
İlahi Ya Rabbel âlemin hakikat nurunu ve rahmet hazineleri ile bereketini ve afiyetini
ihsan nimeti olarak üzerimizde hesapsızca ve her daim devam edecek şekilde tamamla.
İlahi Ya rab bel âlemin bizi, kıyamete kadar hak ve hakikat üzere gelmesini murat ettiğimiz neslimizi, ümmeti Muhammedî, milleti İbrahim olan milletimi ve tüm insanlığın gelecek yavrularını da her türlü zalimden, zulümden, maddi manevi pislikten, insan ve cin şeytanlarından ve onların tüm vücut bulmuş işleyişte olan amellerinden kurtar. Bütün bunlardan bizleri koru, imanımız, ihlasımız dâhil tüm ruhlarımız ile vücut bulmuş halimizi her türlü tecelli işleyişlerinde daim mükemmel eyleyerek ihsanın ve ikramınla kolla. ve dahi mülkünün nimetlerini üzerimizde tamamlayarak daim eyle.
Sensin Subhan sensin Rahman.
İlahi Ya Rabbel âlemin bizleri ilahi vahinin hakikat aydınlığına ve en değerli hakikatlerine kavuştur. kavuştur ki her türlü pislikten arınmak ve gerçeği beyan etmek bizlere kolay olsun. Bu aydınlık etrafımıza daim ışık olsun bu ışık parlayarak tüm alemlerden yıldız gibi görünsün.
İlahi ya rabbel alemin Ya Rahman Allahım senin sevdiklerin ve seni sevenlerin ile ilim irfan ve katından nice güzellik verdiklerinin sayısını yerlerde, göklerde ve ikisi arasında içinde ve dışında her nerede olursa olsun hemen her daim çokça artır. Onları kudretinle, kereminle, ikramınla, ihsanınla ve halim esman ile kuşat, kâmil akıl, nuru iman, bereketi ve afiyeti daim, sana yönelen irade, sevginle yücelen güzel niyet, katından ilim ile güç kuvvet ve maddi manevi idrak dâhil her türlü zenginliği senin adalet hak ve hakikat yolunda tüketmek üzere ver. Ya Fettah ya Gani.
Onlara ki senin yolunun daim yolcuları olarak ve her gelen yeni nesil birbirlerinden daha da güzel olarak kıyamete kadar yaşam sürsünler ve insanlık yavrularına ve nice hakikat yolcularına hakiki kılavuz olsunlar. Beni ve sevdiklerim ile sevenlerimi de bu güzel nimetlerinden hemen ve her daim hakiki kul olarak yaşam sürmekten ayırma.
Hayır, olarak ne kadar hayır var ise senin elindedir. Senin her şeye gücün yeter.
Ol deyince ilahi muradın gereği hemen oluverir. Yaratıp yaşatan sana yönelen
yakarışları işiten ve kabul eden sensin.
Latif-ul lütuf olan rabbim bizi yalnız bırakmaz.
Her güzel şey onun ikramıdır. Adaletle emreder vadinde de sadıktır.
İlahi ya Rab bel âlemin cennetin sultanı cenabı peygamberimiz Muhammed
Mustafa’nın (sav) ile hak, hakikat ve adaletin uğrunda bütün varını harcayan imanı zirveye
taşıyan ve daim taşıyacak olan nefis komutanlarının her yerde ve her zamanda şanını çokça
yücelt. Senin Salih ve Saliha kullarını her zamanda her mekânda her işleyişte çokça artır her
daim bizden de onlara selam olsun. Senin her şeye gücün yeter.
Sensin Subhan. Sensin Rahman. Sensin Ehad. Sensin Kudret. Sensin Kadir.
Sensin Ekber. Sensin Aziz. Sensin Malik. Sensin Celil. Sensin Cebbar. Sensin Kahhar.
Ya Latif ul Lütuf. Ya İzzet-i İkram. Ya Hak kul Mübin. Ya Kerim-ul Gani u. Ya Vahid-
ul Fettah u
Fihi Bismillah Hür Rahman Nur Rahim
Efendim mübarek annem Fahriye hanımefendi, Cemal den olma Safire den dogmadır.
Annem Ruhu cömertlik ve yüzü sevgi hamuru ile yoğrulmuş nadide bir kadındı. Kırk yaş
civarıydı dünyaya gözlerini yumdu. Dedem ve anneannem ise öksüz ve yetim büyümüş
Türkmen göçmenidirler. İkinci çocukları olan Muharrem dayımda kırk yaş civarında annem
misali mevta olmuştur. O da garip yaşamış garip göçüp gitmiştir. Çocukluğum işte bu aile
içerisinde geçti. Annemin ilk çocuğu olarak 1963 yılında Çorum / Alaca topraklarında dünya
ile tanıştırıldım.
Babam Mehmet beyefendi, Mustafa’dan olma Hatice den doğmadır. Babam beş
yaşında iki kardeşi ile öksüz ve kimsesiz büyümüştür. En büyük sermeyesi doğruluk, rabbine
sarsılmaz bir güven ve alın teri azığı olmuştur. Altı çocuğun nafakası peşinde ömrü otobüs
kullanarak gece gündüz çalışmakla geçmiştir tevazu ve kanaatten hiç ayrılmamıştır. Babam
ise Muğla/Fethiye Türkmenlerindendir. Yetmiş yedi yaşında aramızdan ayrılmıştır. Hatice
babaannem üç küçük oğullarını alarak ikinci evliliğini yapan eşinin peşinden Alacaya geliyor
fakat eşi tarafından kabul görmediği için kaderi ilahi üç çocuğu ile komşuların tahsis ettiği tek
odalı tandır evinde sığınıp orada yaşam mücadelesi veriyor.
Bir sabah Hatice babaannem babam beş yaş civarında iken yanına alıp sevdikten
sonra; Oğlum ben bu gece hakka kavuşacağım o zaman geldiğinde komşuya haber ver sakın
korkma ve kardeşlerine iyi bak rabbim beni çağırdığına göre sizi yalnız koymaz diyor ve o
gece vefat ediyor. İşte böyle kalan yetimlerin hayat hikâyesi anlatsak zor anlatırız fakat
yaratan ve yaşatan rabbim seksen yıla yakın bir ömür bahşediyor. Suphanallah.
Evet, bizim için her ne kadar acıda olsa yeri gelmiş iken burada annemin bu dünya
misafir hanesinden ebedi yurduna göçmesinin hatırasını paylaşalım. Hikmeti ilahi o gün
babam otobüs ile uzun yol seferinden dönmüştü ve bende tevafuk buya evde idim.
Babam seferden eve her dönüşünde harcırahını kendisine harcamaz az da olsa mutlaka
evine bir şeyler getirirdi. O günde öyle olmuş annem ile beraber mutfakta yemek
hazırlıyorlardı ve derin bir sohbete dalmışlardı. Evet, yine tevafuk tabi Rabbim bize de bu
sohbet hatırasını dinlettiriyordu.
Annem babama; Hacı Mehmet dün gece bir rüya gördüm. Babam hayırdır inşallah
dedi. Annem pek öyle senin sandığın gibi hayır değil dedi ve rüyamda eğer olmayan çıplak
beyaz bir ata biniyordum, dinimize göre bu ölüm demektir, sen akşam sefere gideceksin bir
daha görüşemeyiz hakkını helal et dedi. Babam olur mu öyle şey daha çok gençsin diye
anneme aslında kendine de teselli veriyordu sesi değişmiş biraz buruk konuşmaya başlamıştı.
Annem Hacı sen yine de hakkını helal et diye ısrar edince. Babam peki gönlün kalmasın
madem böyle istiyorsun helal olsun dedi. Annemde görüşemeyiz Hacı gel seninle son bir kez
sarılalım dedi ve sarıldı. O gece Galatasaray Avrupa maçı vardı ve bizde TRT den izliyorduk.
Annem uyuya kalmıştı bende yatağını yapalım rahat etsin diye annemi uyandırdım. Başı hep
yazmalı öyle yatardı. Uyandı başörtüsünü düzeltti sırtını sedire yasladı ve bir su verinde
içeyim dedi. Suyu içti ve Allah diye bir nara attı iki elini de sıktı ve sonra başı arkaya düştü.
Gidiş o gidiş bir daha geriye dönmedi.
Şaziye isminde yaşlı nene bir komşumuz vardı. Vakit gece idi geç olduğu için de
annemin vefatını henüz duyan olmamıştı bizde doktor bekliyorduk. O sırada baktım ahşap
merdivenlerden üst kata Şaziye nene merdivenlerden emekleyerek çıkıyordu ve dedi ki
Fahriye vefat mı etti. Bizde evet dedik bu mübarek komşu anamız bize namaz kılıyordum
fahriyeyi getirip seccademin yanına yatırdılar anladım ki vefat etti dedi. Demek ki bir
bilinmeyen malum olmuş. Ve ekledi bana dün odun ve sabun bıraktı ve benimle helalleşti ben
bu gece yolcuyum bunlar ile beni yıkasınlar dedi. Annem hiç can çekişmedi başını geriye
atınca sanki uyku ya dalar gibi bir daha uyanmadı Allah ondan ve nice mübarek analardan her
daim razı olsun onları katından ağırlasın.
Yine bizi sardı bir celal.
ÖLÜM
Vakit tamam olur çıkar gelirsin
Her nerede olsak hemen bulursun
Ecel oku ile çeker vurursun
Kudret-il Kahhara ayan sın ölüm
Allah'ı sevenlere yaran sın ölüm
Mümin mevta olur kâfirler ölür
Müslüman her daim kadrini bilir
Zalimin yok oluş zamanı gelir
Kudret-il Kahhara ayan sın ölüm
Allah' ı sevenlere yaran sın ölüm
Şahsı şeytan olmuş azdıkça azar
Zulüm vücut bulmuş ezdikçe ezer
Hak dostun duası bunları gözler
Kudret-il Kahhara ayan sın ölüm
Allah'ı sevenlere yaran sın ölüm
Hür kul dua ile hakka varıyor
Allah u Kadir den zaman alıyor
Zalimleri kokusundan tanıyor
Kudret-il Kahhara ayan sın ölüm
Allah'ı sevenlere yaran sın ölüm
Hür Kul
Kapı vuruluyor cennet analarının sultanı Hz Fatma açıyor buyurun diyor.
Resulullah evde mi?
Babam evde fakat çok hasta ziyaretçi kabul etmiyoruz.
Ben çok uzaktan geliyorum ya Fatma randevum var resulullah beni bekliyor siz geldiğimi haber verin.
Hz Fatma babacığım sizi ziyarete gelen bir kişi var görüşmek istiyor. Kimmiş diye sual edilince gelen;
İçerideki dışarıdakinin kim olduğunu dışarıdakilerden daha iyi biliyor Ya Resulullah cevabını verir.
Bunun üzerine Cenabı resul gel içeri gel buyuruyor ve Azrail içeri girince dostum Cebrail nerede ya Azrail buyurur.
Ey Allah’ın Resulü o bu hali görmemek için yedinci semaya çıktı.
Peygamberimiz (sav) çağır gelsin buyurunca Cebrail geliyor selam veriyor ey Allah’
ın Resulü Allah u ta alanın sana selamı var sen diler isen Azrail geri dönecek buyuruyor.
Cenabı Resul ya Cebrail peki sonunda ne var deyince.
Sonunda yine ölüm var.
O zaman bırak Azrail işini yapsın diyor ve ne hazırlandı diye sual edince.
Cebrail (as) saymaya başlıyor gökler seni bekliyor, Makamı Mahmut, Firdevs cenneti diye saymaya devam ederken....
Rahmet peygamberi beni bırak ya Cebrail ümmetim için neler var sen onlardan bahset.
Cebrail Allah’ın izni ve dilemesi ile onun dilediklerine senin elin üzere şefaat var deyince tebessüm ediyor ve haydi ya Azrail şimdi gör işini hitabını yapıyor.
Cebrail dayanamayıp gidiyor ve ilahi kavuşma süreci başlıyor can çekilmeye devam ederken âlemlere rahmet olarak görev üzere gönderilen Cenabı Resulün
Allah u ta alanın habibinin dilinden bu can acısı da ne zormuş mübarek kelamı dökülüyor.
İşte böyle, buna benzer şekilde rivayet edilen bu mübarek hadiseyi gençlik
yıllarımda gafillere tembih ariflere nasihat kitabından okur iken sanki yaşıyordum ve o
kadar ağladım ki sanki bir yanım hala gözü yaşlı gezer halde bulunur.
Tabi bir yandan da nasıl olur ya Rabbi diyor ve Allah-u Kudret in sevdiği kul ve hak resulü neden acı çeker ki diye hem ağlıyor hem de kalbim tam mütmain olamadığı için olay gözümün önünden gitmiyordu. Bir zaman sonra gönlümüze gelen bir nida bizi bir nebze teselli ediyordu.
Nedir bu hallerin düşün bir kez senin peygamberin nerede ise her nefes ya rabbi illa ki ümmetim dedi ümmeti için mahzun yaşadı. Sanıyor musun ki son nefesinde o zamanda da ümmetim demedi ifadesi evet işte bu hitap beni azda olsa teselli ediyordu.
Allah en doğrusunu bilir beklide mutlak öyle.
Bimillahirrahmanirrahim ‘’ Le kad câeküm rasû-lün min enfüsiküm azîz, aleyhi
mâ anittüm hariysun aleyküm bil mü’minine raûfün rahıym’’ ‘’Ant olsun ki size
içinizden, aziz öyle bir resul gelmiştir ki sizin günah kazanmanız ona çok ağır gelir. Doğrusu
o müminler için pek şefkatli ve merhametlidir.’’
İş bu ayet ümmetinin müminleri için üzülmenin en büyük kanıtı olabilir âlim değilim
ki izah edebileyim sadece gönlüme düşeni yazıyorum bir hatam olursa Rabbime
sığınırım.
İşte bu ilahi kavuşmada yaşanan hikmeti bir zaman sonra bizi talipliğe kabul etmiş alim ve arif olan olan Mehmet Emin Er hocama soruyordum. Nedeni ise içimde bazı şeyler olurdu ki o an ki bilinç düzeyine göre gerçekten tam bir mutmain olmadan atamadığımdan o olay iş veya düşünce ile ilgili hakikat arayışlarım hep olurdu o yüzden sorar aldığım cevaplar üzerine yine tefekküre dalar hakikate yanaşmaya çalışırdım.
Hocama yaşadığım bu olayı izah ettikten sonra efendim her halde Cenabı Resul
‘’Ya Rabbi ümmetimin ölüm acısını bana yükle de onlara fazla sıkıntı yaşatma’’ diye
dua eyledi. Yoksa neden Rabbimizin Habib’ im dediği hak Resulü için böyle bir sıkıntı
durumu ona yaşatılsın ki bu duruma çok üzülüyor ağlıyorum dedim.
Mehmet Emin hocam bu sualim üzerine gözünü kapatıp başını eğdi epey tefekkür etti
ve oğlum belki de; Ey insan en sevdiğim kulum bu canını böyle verdiyse sizin halinin
nice olur bir düşünün ve canla başla hakiki kul olmak ilahi vahiyle arınmak için çalışın
ibret alın hikmeti ilahisidir dedi.
Hocamın bu sözler üzerinde bende tefekkür edip birçok vefat hadiselerini dinlemiş biri
olarak kendime göre o gün için şöyle bir kanaatle dedim ki; iki cevapta doğrudur ve ikisi de içinde nice
hikmet barındırıyor, çünkü hocam benim ifademe hayır öyle değil demedi belki de şöyledir
diye cevap vermişti de ondan.
O zaman bu mübarek kıssadan kendime göre çıkarılacak pay ise hak mümin olan
imanı kâmiller için benim dediğim, asi ve münafık olan ümmeti Muhammet ve Allah
düşmanları içinde de hocamın dediği doğru idi. Artık kalbim bu konuda kendi düşünceme
göre o gün için mutmain olmuştu.
Bu olayın içinde ki hakkın muradı ilahilerini görünce insan da biraz durulma oluyor
fakat yine de o anı aklıma geldikçe bir kez daha hüzün beni sarıyor. Her ne kadar durum
açıklığa kavuşsa da hakkın muradı ilahisine dönük nasıl yaşanmak gerekeceği konusunda da
insan da başka bir hal, bir korku, bir hüzün meydana geliyor. Nasıl gelmesin ki hakikati
anlamak ümmi bir kul için kolay mı ilim bilmez ki bir meal versin eğer hakiki anlamda ilahi
vahiy anlaşılmış olsa idi ne Müslümanlar birbirini yerdi nede dünyada zülüm kalırdı. Öyle
olmadığına göre ben nasılda kendimi hakka yaklaştıracağım der ağlardım inanın hala düşünür
hüzünlenirim.
Münir Derman hocamın doktorluk yaptığı kasaba da tanıdığı yaşlı garip bir hastası
varmış, hocam gece rüyasına da o dedeyi görüyor ve dede diyor ki doktor bey oğlum bana
gelirken üzüm getir. Sabah uyanınca Derman hocam mevsim kıştı ve müftüyü alıp ihtiyar hastayı ziyarete gideyim diye dışarı çıktım diyor. Hocam kasaba meydan yerinde bir kahvehane vardı oraya toplanmışlar bir adamın ben bu üzümleri bu zamana kadar saklayıp muhafaza ettim alan yok mu satıyorum diye seslendiğini duyuyor.
Ve anlatıyor tevafuk dedim hemen yaklaştım iki kilo tart diyerek satın aldım ve müftüyü de yanıma alıp onunla birlikte dedenin ziyaretine gittik, dedenin artık takati hiç kalmamıştı beni görünce doktor bey oğlum bugün rüyamda seni üzüm bağında gördüm ve sana seslenerek doktor bey oğlum gelirken bana üzüm getir dedim diyor.
Tabi bu hikmet karşısında sukut ederek üzümleri yıkayıp yesin diye yatağında yanına getirdim iki veya üç tane zor yedi yerinden kalkamıyordu birden bize beni ayağa kaldırın dedi.
Müftü ile birlikte kollarımızla iki kolundan tutarak kaldırdık ayakta ancak bizim
gücümüzle durabiliyordu. Sonra kıble ye başını sağa pencereye doğru cevirdi ve niçin
zahmet ettiniz ey Allah’ın Resulü dedi. Şahadet getirerek ellerimizin arasında ruhunu teslim
etti. hocam der ki odanın içini öyle güzel bir koku kapladı ki o kokuyu unutmak mümkün değil.
İşte böyle mevta olup giden de var.
Ne güzel değilmi mümin bir kul yakışır bir göç. Allah’ u âlem adeta cenabı resulün ruhen oraya
teşrif etmesi ise ben onun duasını yaptım acısını çektim ve ona kılavuz olup onunla
beraber gitmeye geldim demesi gibi bir şey olsa gerek.
Veya kul öyle bir kul olmuştur ki o kulu karşılama şerefi cenabı resule nasip olmuştur.
İbretlik olan bu hatıraların yaşanmış hikmetlerini gönle sokmak gerekir. Ancak nasibi olanda iman a akıl ile de bundan alacağını alır.
Allah dostunun birisi bir düğüne gidiyor. Damada oğul ben yabancıyım uzun yoldan
geliyorum çok acıktım bana yiyecek bir şeyler verir misin diyor. Damat tabi ki veririm
babacığım diyor ve üstü aş ekmek dolu bir sinile geliyor. İhtiyar oğul sağ olasın fakat ben bu
yemekleri pek sevmem sen bana et yaptırsan olmaz mı diyor. Damat hemen babacığım ne
demek ve dileğini yerine getiriyor. İhtiyar yemek yedikten sonra oğul çok uykum var malum
uzun yoldan geldim bana bir yatak göstersen biraz uyusam diyor. Damat peki olur diyor ve
eve çıkarıyor bir oda gösteriyor fakat ihtiyar gösterilen yeri değil de damada oğlum şu yatak
çok güzelmiş burada yatabilir miyim diye gelin yatağının da uyumak istiyor. Damat yine peki
babacığım diyor ve ihtiyar uyanınca damadı yanına çağırtıyor. Oğlum Allah senden razı olsun
güzel uyudum çok rahat ettim fakat gördüğün gibi çok zayıfım üstümdeki elbiselerde eskidi
gideceğim yerde mahcup olmak istemiyorum, senin üstündeki elbise çok güzel bana tam
olurlar onları bana versen gideceğim yere temiz ve güzel gitsem diyor. Evet, babacığım bugün
düğün günüm mutlu olduğum gibi mutlu etmekte bize yakışır diyor ve elbisesini değiştirip
getirip veriyor. İhtiyar damadın getirdiği elbiseyi giyip aşağıya iniyor ve damada oğlum ben
şimdi gidiyorum Allah senden razı olsun mutluluğun daim ömrün bereketli ve uzun olsun
lakin yanımda hiç param kalmadı gideceğim yere kadar birkaç akçem olsa yeter bana biraz da
para versen çok sevinirim diyor.
Damat üzerinde olan ne varsa veriyor ve ihtiyar gel oğlum gel sana bir sarılayım diyor
dua ediyor ve duasını tekrarlayarak sırtını sıvazlayıp oradan ayrılıyor. Köy dışına çıkınca
yolda bakıyor ki insan kılığına bürünmüş ölüm meleği köye doğru gidiyor. İhtiyar pir onu
hemen kolundan yakalıyor. Nereye gidiyorsun ey melek diye sual ediyor. O da senin
uğradığın yere gidiyorum diyor. Peki, kimin için gidiyorsun. Damat ile gelin için
gidiyorum onların nefes sayısı tamamlanmak üzere bırak beni de gideyim vazife
beklemez diyor.
Burada hatırlatmak isterim ki Derman hocam; insan şekline girmiş olanlar melekte
olsa Allah dostların elinden kutulamaz der dikkat senin bildiğin şehin elinden demedim, bu sözün hikmetini rabbim bilir ve sevdiği kullarına bildirir şeri alimlerin itirazlarınada sadece sukut ederiz.
Rivayet bu ya tabi bizim ihtiyar pir hayır asla bırakmam seni, olmaz geri dön diyor.
Melek yapamam bırak beni vazifem var mecburum bırak ta gideyim diye tekrar ediyor.
İhtiyar hayır asla kabul etmem benim Rahmanıma onun için yaptığım niyazım vardır.
Mümkünü yok seni bırakmam diyor. Aralarında ki bu mücadele sürer iken meleğe bir nida
geliyor. Geri dön biz o kulumuzun duasını kabul ettik. Onunla benim aramada ki alış verişten
senin haberin olmaz. Sen geri dön.
Evet, biliriz ve inanırız ki ecel mutlak geldi mi iş tamam olur. eğer mutlak gelmedi isede bir çok ibretlik hikmetler böyle de yaşanabilir. Sen içinden çıkarılacak derse bak yani Allah ın dostu olmak istersen kendine bak seni ne ile meşkul ediyor. Vesselam.
Allah celildir mütekebbirdir her şeyde adaletle emreder vadinde de sadıktır.
Bu mesele ince mesele, an içinden an çıkar kelamına dua deyip te geçmeyiniz.
Âlemi imkân bu, muradı ilahi Allah ol der o da hemen oluverir.
İşte ne diyelim buda başka bir kul makamı naz mıdır niyaz mıdır bilinmez.
Konu açılınca bir hatıra daha canlandı gönlümüzde. İbrahim (as) bir gün ya Rabi seni
görmek ve misafir etmek isterim diye niyaz edince Rabbinden aldığı ve Ya İbrahim sen bir
davet ver ben o davete geleceğim ilahi haberi doğrultusunda büyük bir davet verir. Ve Hz
İbrahim sofrasından isteyen ve daveti işiten herkes o nimetlerden nasip almak için geliyorlar.
Tabi bu arada yetmiş yaş civarında bir Mecusi’de gelerek ya İbrahim senin davetini
haber aldım o yüzden geldim, yemek için meclisine beni bugün kabul eder misin? Diye
sorunca Hz İbrahim tabi ki ederim eğer Müslüman olursan bir gün değil her istediğin gün gel
neden olmasın senide ağırlarız diye cevap veriyor.
Bunun üzerine Mecusi ya İbrahim ben yetmiş yıldır atalarımın dinine mensubum
şimdi senin bana vereceğin iki kap yemek için mi dinimi değiştireceğim, istemem yemeğin
senin olsun diyor ve yemeden içmeden oradan çekip gidiyor.
Davet bitiyor ertesi gün Hz İbrahim (as) Rabbine münacat ediyor ve ya Rabbi davete
gelecektin fakat ben çok bekledim gelmedin göremedim diye üzüntü içinde rabbine dua
ediyor. Rabbi Ya İbrahim biz geldik fakat sen bizi içeri almadın. İbrahim nasıl olur Ya Rabbi
deyince,
Ya İbrahim biz sana gelip davete katılmak isteyen o Mecusi kulumuz ile
beraberdik. Sen bizi onda görmedin, hiç düşünmedin mi o kulumuz bizden haberdar
olmadığı halde yetmiş yıl biz ona rızık vermişiz ve onu yaşatmışız, sen ise ona iki kap
yemeği çok gördün üstelik birde şart koştun. Git o kulun gönlünü al.
Bunun üzerine mahzun bir halde Hz. İbrahim hemen Mecusi’nin yanına gelip durumu
aynen anlatır. Adam yani seni bana senin Allah’ın mı gönderdi der. Evet, cevabını alınca peki
aynen böylemi söyledi. Yine evet cevabını alınca, ateşe tapan kul Ya İbrahim eğer öyleyse
senin Allah’ın, doğru Allah diyor ve orada Müslüman olanlardan oluyor.
İşte böyle yaratıp yaşatan yaşatıp öğreten Allah’tır. Ümmi kul olan resullerin hocası da
O dur. O onlara neyi murat etmişse onu yaşatarak öğretir. Bu olay Hz İbrahim (as) ilk
dönemlerini işaret eden çok güzel bir hatıra olsa gerektir, içinde nice hikmetleri ve nice güzel
hakikatleri ve güzel kokular barındırır. Yoksa bizde iyi biliriz ki Allah’ u ta alanın tek dost
edindiği İbrahim (as) kimseyi kapısından aç göndermez.
Bir papaz talebeleri ile yürüyerek gidiyorlarken çarşının karşı tarafından Hz. Geylani
at üstünde iken ve talebeleri de ardı sıra yürüyerek geliyorlarmış. Papazla karşılaşınca orada
kilerde duysun diye papaz; ey Geylani bu ne haldir senin yaptığın hiç bu revamı sen
cenneteymiş gibi yaşarsın at üstünde yorulmadan gezersin, biz ise gördüğün gibi bu dünya da
cehennem de imiş gibi yaşarız diyor. Hz. Geylani at üstünden iniyor herkesin yanında sağ
kolunu papaza uzatıyor kaftanın kolunun içine bak diyor. Papaz aman tanrım bu nasıl bir şey
böyle güzellik yok doyamıyorum tadına diyor. Geylani kolunu çekiyor ve söyle bakalım
papaz efendi orası mı güzel burası mı? Papaz orası tarife sığmaz bir güzel ki sorma gitsin.
Peki, söyle şimdi ben burada cennette mi yaşıyorum? Hayır, burası oraya göre cehennem
diyor. Bu sefer sol kolunu uzatıyor şimdi buna bak diyor.
Papaz aman tanrım diyor korkudan titriyor nerede ise ödü kopacak. Hz. Geylani elini
çekiyor papaz zor kendine geliyor, şimdi söyle bakalım burası oraya göre nasıl? Burası cennet
diyor. Geylani demek ki sen dünya cennetinde yaşıyormuşsun da haberin yok diyor.
Münir Derman hocam kime uzun ömür verilmiş ise Allah’ u ta ala ona ihsan etmiştir.
İster Kâfir ister Mecusi ne olursa olsun. Allah’ın kudreti hepsini kapsar o yüzden ihsan da
din mevzubahis değildir der. Dikkat ihsan nefis taşıyan herkese olabiliyor demektir.
Her insanda nefis vardır ama her insan da iman yoktur.
Mehmet Emin hocam; Bakkal kişinin kim olduğuna bakmadan bir kilo pirinç isteyene
tartar verir. Bu adaleti gereğidir herkesten de bir kilo parası alır fakat bazısına bir kilodan
fazla verir ise işte bu yaptığı ihsandır. Diğerleri bakkal bize adaletli davranmadı diyemez
çünkü o herkesten bir kilo pirinç parası almıştır ve o kadarda vermiştir. İşte buna insan ihsanı
derler o zaman rabbin kula yaptığı ihsanı gel de düşün bir kez…
İşte bende tefekkür eder düşünürdüm peki insan Rabbinin ihsanı nasıl kazanır çünkü
bu önemli idi ve bu ihsan kazanmada hakkın rızası saklı idi. Bu nedenle bir tarafım uzun ömür
sahibi kim olursa olsun onları inceler muradı ilahiye nail olmaya çalışırdım.
Acaba o insan ne yaptı da Rabbinden bir anda ihsana kavuştu bilmek isterdim. Demek
ki, her daim o ihsan onları gölge gibi her yerde takip edip koruyup kollanmasının bir nişanesi
onlarda var idi. Bu durum benim gölümü meşgul eder çok düşünürdüm. Öncelikle uzun
ömürlü velilerin hayatını inceliyor tefekkür ediyordum. Sonra bu yolun yolcusu olarak kimi
buldum ise onu inceliyordum.
Tevafuk bu ya bu süreçle ilgili bir hatıramı aktarayım kasabamızda bulunan uzun
ömürlü fakat genç görünümlü hayırsever bir zengin vardı. Çok güzel ve temiz giyinirdi.
Tadilatını yaptırdığı cami etrafında da ustaların çalışmalarını seyrederdi vakarlı görünürdü.
Mustafa amca kısa boylu zayıf ancak 55 kilo civarında idi. Yaşı o kasabada bulunanlardan
fazla idi. Bende Mustafa amcayı merak edip incelemeye başlamıştım gençtim fakat nasıl
inceleyeceğimi de bilmiyordum ne zaman görsem kıran tuvalet jilet gibi giyinirdi her zaman
öyle görürdüm. Bir gün babam la sohbet eder iken Mustafa amcayı sordum babam dedi ki o
iki kişiyi çarşı meydanın da tabanca ile vurdu 40 yıl hüküm yedi dedi.
Şaşırdım baba nasıl oldu bu dedim. Anlattı ve Mustafa amca çarşıda işyeri olan bir
esnaf idi komşu esnaflar çarşıdan geçen bayanlara sataşıyorlar ve laf atıyorlarmış, kadınlar da
burada bir insan evladı yok mu nerede kaldı sizin namusunuz diye feryat edince o da içerden
silahını alıp komşu esnafın ikisini de orada öldürüyor sonrada gidip teslim oluyor. Sen onun
küçük olduğuna bakma dedi büyük bir yürek taşır. Biz bunu duyunca dedik çok merak
ediyordun çık bakalım bu işin içinden nasıl çıkacaksan deyip derin tefekkürlere dalardım.
Ve ya Rabbi bu işi zengin varlıklı olan biri, tanımadığı kadınlar için çok zor yapar,
acaba bundan mıdır senin ihsanın der merakım büsbütün artardı. Fakat bu konu üzerinde
düşünüyordum ve bu olayda iki konu benim gönlümü mutmain etmiyordu her şey tam yerli
yerine oturmuyordu. Birincisi ölen insanlar ile ilgili idi yani bunlar Mustafa amcanın komşu
esnafları ve kötü komşular ve yaptıkları eyleme bakınca toplum ahlakından nasip almamış
kişiler. Söz ile uyarmak yerine bu yüce gönüllü insan tüm maddi varlığını hiçe sayarak onları
öldürmeyi seçti ise belki önceden de aralarında gizliden bir husumet olabilir ve bu olayda
bardağı taşıran son damladır ondan bunları öldürmüştür dedim. İkincisi ise belki de bu
kadınları tanıyor ve içlerinde birini seviyordu o sevgi bunu yaptırmıştır olabilir dedim. Fakat
bu durumların ihsanı gerektireceği konusunda gönlüm fetva vermiyordu. Fakat belki de
sadece bu olay gerçekten hakkı gözeterek bunu yapmış olabilir dedim belki de böyledir diyor
yani tam anlamı ile bu meseleyi çözemiyordum.
Meşhur bir rivayet vardır bir adam tövbe ediyor. Bir âlime geliyor diyor ki ben ne
yapacağım çok cana kıydım haksız değildim ama yine de can candır. Nasıl etsem de
Rabbimin hoşuna gider belki beni de tam manasıyla af eder diye soruyor. Oda tövbe i Nasuh
et arazin var ise bir bostan ek ve gelene geçene ikram et karınlarını doyur dualarını al yedir
içir rabbine dayan onun rahmeti sonsuzdur diyor. Oda öyle yapıyor ve öyle yaşıyor fakat
yıllar geçiyor hala gönlüne bir işaret alamıyor. Bir gün bir atlı giderken onun önüne çıkıyor
lütfen misafirim olun bir şeyler yer içersiniz yol uzun diyor adam çekil önümden zamanım
yok diyor. Nedir bu telaşın bak atın ne hale gelmiş yorulmuş nerede ise çatlayacak.
O da sultanın kızı bir genci sevmiş birlikte kaçmışlar sultan ikisini de öldür diye bana
emir verdi fazla uzağa gitmeden yetişip canlarını alacağım çekil önümden de gideyim diyor.
Bu nu duyunca ya Rabbi sen bilirsin 99 olana kadar 100 olsun diyor ve çekip onu da vuruyor.
Bu hatıranın sonu bizde kalsın ama üzerinde tefekkür etmeyi lütfen bırakmayın. Fakat
unutmayın ki sevenleri ayırmak günahtır.
Ve dahi unutma ki şeytan bile Allah’ u ta alanın gizli bir muradını yerine getiriyor. O
yüzden şahsına değil amellerine lanet edilir. Dikkat et hem de çok dikkat iblisin korkusu ne
idi de Rabbine bu kadar itiraz etti. Üstelik Rabi’ni herkesten daha iyi bildiği halde.
Üstelik âdemden önce bu dünya konağında yaşayan Ciyan + Cinler re bu dünya dar
geldiği zaman bozgunculuk çıkaran Ciyan mahlûkunu cinlerin komutanı şeytan melekler bir
olup yok ediyor. Müslüman olmayan cinler ismi nırra olan iblis şeytana baba diyorlar.
Gelelim meselemize aradan yılar geçti ben Mustafa amca meselesini unuttum
sanıyordum o gün bir komşu da hayır bir iş yuva kurmak için toplanmıştık. İkbal hanım
isminde ki komşumuz tevafuk buya hem mübarek babaannemi tanıyormuş, hem de Mustafa
beyin akrabası oluyormuş biraz babaannemden bahsetti ve çok üzüldüm ve dua ettim.
Mustafa amcayı tanıdığı için ben bahsi açtım ve maşallah hala hayatta ve sağlıklı
üstelik çok güzel giyiniyor takım elbisesi hep ütülü bu yaşına rağmen halada dimdik yürüyor
dedim. Bunu üzerine ikbal hanım sorma dedi onun ütüsü tüm evdeki kadınları yıldırdı. Bu
cevap karşısında tebessüm ettim ve zor olmasa gerek niçin böle tepkilisin dedim. Dedi ki
sabah akşam mecbur ütülüyoruz. Çünkü her sabah namaz için kalkar abdest ten sonra itina ile
gömlek kravat takım elbisesini giyer sonra namazını kılar daha sonra tekrar çıkarıp yatar
sabah onu tekrar ütüsüz giymez akşam gelir tekrar ütüleriz sabah namazına da ütüsüz giymez
dedi.
Ben bunu duyunca içimden sanki bir nara attım ve ya Rabbi çok şükür buldum buldum
dedim. Hem mi güldüm he mi de ağladım. Evdekilerin yaşadıklarına gülüyor büyük ihsana
mazhar olmuş Mustafa amcanın hakka karşı yaptığı edebe de ağlıyordum ve Rabbime
şükrediyordum çünkü bir yüküm daha ortadan kalkmış sır çözülmüş gönül kabım
genişlemişti. Kolay değil böyle yaşamak her sabah namaza kalktığında huzuru ilahiye padişah
karşısına çıkar gibi çıkıyorsun üstelik bir gün değil her gün işte sana edep ve daimi istikamet.
İşte hakka edebi arttıkça ihsan gelip onu güzel bir ömür ile süslemişti ve bende dua
ediyordum. Ya Rabbi sevdiğin kullarını sayısını çokça artır. Onlar senin esmalarının
tecellilerini birbirlerinde görüp te yapmış oldukları şükürlerinin sevabı da aziz milletim
İbrahim milleti olan Türk Milleti üzerine olsun ve dahi nurunu tamam edecek nesillere olsun.
Hakkın kullarının gönül feryadına insanın dayanması mümkün olmaz. Sabah namazı
yeni eda edilmiş cemaat dağılıyorken bir ihtiyar sahabe gecikmiş namaz bitti mi demiş.
Mescitte kimse kalmadı cevabını alınca içten bir feryat bir ah çekmiş ve olduğu yere
yığılıp kalmış. Bir genç onu yerden kaldırmış ne oldu sana babacığım demiş. İhtiyarda kaç
gündür böyleyim yine yetişemedim ki Allah Resulü birlikte sabah namaz kılayım demiş.
Gençte üzülme babacığım ben sabah namazını Allah resulü ile kıldım istersen ben bu
namazımı sana vereyim sen de o ahını bana ver demiş. İhtiyar çok sevinip peki oğlum diyor
ve alış veriş gerçekleşiyor. İhtiyar sevinerek giderken genç bir nara atarak orada can veriyor.
İşte ne var ise bu ah da var gel de çöz bakalım pirim çözde bizde hikmetine varalım.
Evet, çok sevdiğimiz ve yavru iken yanımıza alıp adını Mistan koyduğumuz bir
kedimiz vardı. Fakat son bir yıldır da ortalardan kaybolmuştu meğerki eşim astımı olduğu için
kedileri sevmezmiş. Bizim kediyi de eve sığdırmamış. Annemin ruhunu teslim ettiği gecenin
sabahında ortalıkta hiç görünmeyen Mistan geldi üst kat merdivenlerinden çıkıp salondan
annemin na’şının olduğu kapıyı açın der gibi tırmaladı. Kapıyı açtım içeri girdi ve sessizce
orada arka ayaklarını üzerine oturur vaziyette annemin ayakucun da bekledi ve tabutunun
arkasına insanların peşine takıldı gitti. Gidiş o gidiş bir daha da görülmedi. Hikmeti ilahiye
bakın hayvan bile ne kadar vefa sahibi. Ben bu tür olaylara tefekkür eder hem vefasına, hem
de nasıl haberi olduğuna hayret ederdim. Hayvanda olsa ruhun bir iletişimi var veya kul
hakiki ise hakkın hayvana bir tecellisi olabilir der o anı düşünür hayretimi artırırdım.
Yıllar sonra tevafuk a bakın ki eşimin yatağından bile ayırmadığı ismini de Mistan
koyduğu bir kedisi var. İhtimaldir ki o vefa peşini bırakmadı otuz yıldan sonra gelip onu
buldu. Nefret de sevgiye dönüştü belki kedisini benden çok sever. İnşallah Rabbimiz bizleri
her alanda irşat eder yerleri ve gökleri ile ikisi arasındakileri nuru ile doldurur.
Arif kullardan bir kula efendim sizin mürşidiniz kimdi diye sormuşlar o da bir kediydi
diye cevap vermiş. İşte Rabbim hikmet isterse bir kediyi dahi mürşit yapıyor. Nasıl olur
efendim demişler.
Anlatmaya başlamış ve bir gün baktım bir kedi fare deliğinin önünde kıpırdamadan
bekliyordu bende seyrediyordum uzun zaman geçti fakat sonunda muradına erdi. İşte o
günden sonra bende Rabbimin huzurunda bekleyeceğim dedim ve öyle yaptım bütün bu
hallerim ondandır demiş. Bu hatıranın içinde çok büyük hikmetler gizlidir. Fakat anlamak için
aşk ateşinde pişmek gerek.
Yine kullardan bir kula efendim bu ilmi ne ile buldunuz size ne vesile oldu diye
sorarlar. ’’ …Sağırdırlar duymazlar kördürler görmezler….’’ ( Ayet ) bununla duldum
demiş. Başkada bir söz söylememiş. Bende bunu işitince hikmeti üzerinde çok düşünüp ya
Rabbi bununla ilim nasıl bulunur da üstelikte arif olunur diyor ve bu işin hikmetini
çözemiyordum.
Aradan aylar geçti aklıma geldikçe ruhum sıkılıyordu. Evliyaların hakkı buldukları
anla ilgili yaşadıkları üzerinde beni çeken bir halim vardı. O yüzden bu hikmeti çözmeden
duramıyordum. Bir gün bir Allah dostunun hatırasını okuyordum, yolculuk yapmak için
otobüse binmişler radyo da o zamanın güzel bir oyun havası çalıyormuş ‘’ Tamara tamara
paraları verdik kumara………’’ şoför sesini açınca hemen müdahale etmişler ne yapıyorsun
sen, içeride Allah dostu var hemen sessini kıs demişler. Şoför hemen sesini kısmış o arada
mübarek aç oğlum aç demiş bak ne güzel söylüyor tam ara tam ara, arar isen tam ara
yalancıktan arama diyor demiş. İşte o zaman ben buldum ya Rabbi buldum diye ağlama
başladım. Rabbimin yardımı ile Hikmeti çözmüştüm.
Arifin sırrını keşfetmiştim ‘’sağırdırlar duymazlar kördürler görmezler ‘’ İlahi kelamı;
onlar her şeyi duyarlar bir türlü hakkı duymazlar her şeyi görürler bir türlü hakkı görmezler
peki kim duymaz kim görmez tabii ki haktan uzak olan bunu yapar.
Öyle ise hakka yakın olan ne yapar dedim; onlarda ‘’Neyi duyarlarsa duysunlar hakkı
duyarlar neye bakarlarsa baksınlar hakkı görürler dedim. Evet, aynen öyleydi ve bende o
zamandan bu zaman her şeyin içinde ki hikmete bakar oldum. Her sözün içindeki hak nedir
diye kendi kendime sorar oldum bundan kendimi hiç alamadım.
Cenabı resul sahabeler ile giderken Hz. Ebubekir gelir, ey Allah’ın resulü şu taraftan
gidelim der yolda bir köpek leşi varmış kötü kokuyormuş rahatsızlık vermesini istemiyormuş.
Fakat cenabı peygamber yola devam etmiş. Oradan geçerlerken Ömer e dönerek bak ya Ömer
ne güzel dişleri var demiş. İşte bu âlemde hep böyle olmuş. Hakikat işte leşin içinde
bembeyaz diş görebilene kapılarını açmış.
Kullardan bir arif kula bu ilmi ne ile buldun diye sormuşlar. Ahde vefa ile buldum
demiş ve anlatmaya başlamış bizim bir su değirmenimiz vardı bölgede tek olduğu için
uzaktan yakından köylüler un yapmaya gelirlerdi. Benim de Rabbimin dostlarına karşı sevgim
çok idi. Rabbime beni sevdiklerinin yoluna ilet diye dua edip kendi kendime bir söz verdim
gidip babama yardım edeyim oraya kim gelir ise onun duasını alayım dedim. Öylede yaptım
azimle çalışıyor her geleni gönderirken güzel niyetime kavuşayım diye dua istiyordum. Çok
zaman geçti bir gün bir Türkmen köylüsünden dua istemeyi unutturulmuştum. Aklıma
geldiğinde kalbim sıkıştı eyvah dedim köy uzaktı çıkalı da epey olmuştu, ahdim ve verdiğim
söz yere düşmesin diye yayan bir vaziyette koşarcasına çok şükür akşama evine varmadan
yolda arkasından yetiştim. Seslendim beni görünce şaşırdı ne oldu evlat bir kusur bir hatamı
işledik buralara kadar ardımdan gelirsin, hayır merak etme Allah rızası için senden dua
almaya geldim dedim ve bana baktı sen dedi deli misin bu kadar yol bunun için çekilir mi
dedi. Bende benim Rabbime sözüm var ne olursun bana dua ette döneyim dedim.
Bunu üzerine evlat ben dua etmeyi bilmem ki nasıl edileceğini bilemediğim için
edepsizlik olmasın diye hayatımda hiç dua etmedim dedi.
Bende ne olursun dua et diye ısrar edince ellerini kaldırdı ve ya Rabbi bilirsin ki senin
kapına utancımdan hiç el açmadım seni hakkı ile bilmediğimden utandım bilirsin ki dua
etmeyi de bilmem o yüzden sen bu kulun ne istiyor ise ver dedi. İşte ne oldu ise bana ondan
sonra oldu tabiri caiz ise ben o türkün duasıyım demiş.
Bir gün bana sormuşlardı ismi azam nedir diye soruyu soran için ben de hazreti kul
dur demiştim. Sen de gel bu yukarıdaki hatırada ismi azamı bul Ahdine vefa gösteren kulun
gayreti ve samimiyetimi ismi azam yoksa diğer kulun edep ve rabbine karşı olan hayâsı mı
yoksa yola çıkılan ve bu olayı yaşamalarına vesile olan güzel niyet mi onu da biraz sen
tefekkür eyle. Yoksa ismi azam kitaplar da aramayla bulunmaz. İsmi azamı bilen vardır.
Vardır da kendi nefsi arzuları için Rabbine ismi azam ile münacat yapmaktan utanır o kul
dualarını tüm insanlığın ve cinlerin her iki âlemde kurtuluşu için yapar.
Arif kullardan bir kul fazlaca yaşlanmış piri fani olmuştu bir mahalden yarenleri ile
geçerken bir yeri seyre daldı ve maşallah buralarda ne güzelmiş keşke burada bir şehir
olsaymış diye içinden mırıldandı. İşte yıllarca rabbine gönül vermiş, gücü kuvveti azalmış
kulunun gönlünü teskin için onun matlubu ne ise o muradın içinde tecelli ediyor. Dönüşte
bakıyor ki oraya meleklerden bir şehir kurulmuş onun vefatına kadar da orada kalmış. Akıl
karı değil amma gönül karıdır bu işler rabbimin âlem işleyişlerine esma tecellileri dönemsel
olarak değişiktir. Maazallah Ya Kahhar esma tecellisi ile Ya Vedud esma tecellisinde ki
zuhuratlar çok farklıdır. O yüzden devir değişti böyle şeyler kalmadı artık deseler de sakın
inanma. Celal ve İkram sahibi olan Rabbimiz eğer yeryüzüne sevgi esması ile tecellide
bulunur ise kuluna verdiğini celalinden de ikramda eder.
Kimseler bilemedi bilenler de pek yanına yanaşamadı yirmi bir yıl sonra İstanbul da
bulunan türbesini ziyaret ettim.
Fakat türbeler açık ve bakımlı iken o mübareğin kabri kapalı idi adeta bu günkü
beşerden gizlenmiş bir hali vardı kapılarını kilit vurdurmuş içeriye de sanki yıllardan beri
kimseyi almamış. Allah’ın gizli dostu Ya Vedud sultanı kimseler bilemedi. Ak Şemsettin Hz.
Gelip Sulatanım bekleyeceğiz ve 29 sabahı kesin taarruz yapabiliriz inşallah fetih o zaman
nasip olacaktır. Çünkü orada Allah’ın bir dostu var ve Rabbim onu bekliyor. O duasında; Ya
Rabbi İstanbul’un İslam’ın eline geçtiğini görmeden benim canımı alma diyor. Fakat Rabbim
onu çok sevdiği için ne kadar taarruz yaparsak yine bize izin vermiyor. Nefes ruhu onu 29
unda Rabbine kavuşturacak inşallah o gün bu fethi de görmüş olacak. Fatih hocasını ve Allah
dostlarını iyi bilir peki diyor ve tüm hazırlıklarını yapıyor 29 sabahı namaz ve niyazdan sonra
dönüşü olmayacak taarruz emri ile zafer hasıl oluyor. Düzen sağlanınca sultan tebaası ile
Ayasofya ya girdiklerinde ağlayan sütunun yanında üstü kapatılmış üzerinde kulumuz Ya
Vedud gasil edilmiştir yazıyor. Fatih anlıyor ve emri ile alıp hep beraber defin için dışarı
çıkardıklarında bir rüzgâr bunları sahile kadar indiriyor, sahile kaptansız bir kayık yanaşıyor
sultan binin içine diyor. Kayık bunları bir kıyıya çıkarıyor iniyorlar bakıyorlar bir kabir
kazılmış bir taş üstünde ya Vedud sultan yazıyor orada namazını kılıp defin ediyorlar. İşte bu
kulun ziyaretinde hüznümüz var idi bilmem ki bizi mi beklerdi beraber ziyaret ettiğimiz
mübarek kadın gerekli girişimleri sonucunda türbesi ziyarete açılmış.
Veliyullah makamının son sahibi Şaban-ı Veli’nin geleceğinin haber aldıkları için
Kastamonu ya gelmeden karşılamak niyetiyle yola bir kaç kişi koyup gelince bize haber verin
demişler. Onlarda şehre doğru her gelene soruyorlarmış. Kimsin nereden gelir nereye gidersin
diye. Gelince ona da soruyorlar oda ben bir Kul’um Haktan gelirim Hakka giderim diye cevap
veriyor. Fakat anlamıyorlar bu bizim aradığımı değil diyorlar. Sultanda oradan geçip orman
içine gidiyor. Hatalarını geçte olsa fark eden şehrin ileri gelenleri toplanıp ormanda çınar
ağacının içinde yaşayan veliyullahı şehre gelmesi için zor ikna ediyorlar.
Birlikte ormanda aşağı şehre inerlerken arkalarından bir ses işitiyorlar dönüp bakınca
koca çınar ayaklanmış arkaları sıra geliyor bunun üzerine Hz Şaban’ı Veli ona hitaben bunca
gündür seninle nice sırlar paylaştık şimdi senin bu yaptığın ayıp değil mi der. Koca çınar
kökleri ile nereye kadar geldi ise geldiği yere yerleşiyor. İşte böyle yeter ki hak yolcusu ol sen
onu bulamaz isen o seni illa ki bulur.
Bu bir rıza kapısıdır
Girsem öldürürler girmesem olmaz
Allah ı sevenleri sevmesem olmaz
Mehmet Emin hocam; oğlum keramet ve mucize haktır. Evliyanın kerametleri ve
peygamberlerin mucizeleri ilimle yani fen ile mümkün olmadıkça kıyamet kopmaz derdi.
Mehmet Emin Er hocam dünya çapında tanınmıştır. Rabbin ihsanına mazhar olmuş, büyük bir
âlim ve hakiki bir mürşit idi. Mezhep üstü kimsenin itiraz edemeyeceği amel yapardı.
Mezhepler üzeri bir fakihti. İki yönlü idi zahir ve batın ilmi vardı. Dengeli bir şekilde bir
ömür böyle yaşadı.
Bende yanında bir yareni idim çokça soru sorardım. Hem kendi gönül keşfimdekileri
analiz etmek için hem de ondan hatıra kalsın isterdim başka bir gayemiz yok idi. Bir gün yine
kerametten sormuştum dedi ki oğlum asıl keramet istikamettir. Yani hak yol üzere her daim
dost doğru yaşamayı becerebilmektir. Oğlum günahından pişmanlık duyup tövbe eden onu
aşikâr etmesin derdi. Asr süresinin gereğini yaparak yaşardı. Her daim onu hatırlatır her
duasından sonra okurdu. Şöyle izah ederdi; ‘’ Bütün insan cinsi hüsrandadır ancak İman
edenler, iman etmek yetmez Salih amel işleyenler, Salih amelde yetmez hakkı tavsiye edenler
ve kötülükten men edenler o da yetmez bu uğurda bunu bir gün değil bir ay değil ömrünün
sonuna kadar öyle yaşayanlar müstesna.’’ İşte hakiki Rıza ile kurtuluşa erenler bunlardır.
İnsanlık kurtuluşu için sadece bu ayetin gereğini yapsa yeterli olurdu diyen nice arifler var
derdi.
O sorulduğu zaman eğer o şeyi nefsinde tatbik etmemişse yaşamadığı şeyi söylemezdi
bu ayetin kıymeti onun yanında çok büyüktü. 104 yaşına kadar öyle yaşadı. Bir fener olup
önünü aydınlatmadı bir güneş gibi olup etrafını aydınlattı. Hz. Ömer şehit edildiği vakitte bile
sahabeye elbisenin boyu uzun olmuş onu kısalt diyor. Bunu söyler tefekküre dalar işte derdi o
son nefese kadar bu ayetin gereği gibi yaşadı dedi. Kolay değil bir ömür böyle yaşamak işte o
yüzdendir ki Hz. Ömer unutulmadı kıyamete kadarda unutmak mümkün değil. Birkaç hatırası
canlandı gönlümüzde,
Bir gün bayram arifesi idi hanımını üstünde yeni elbise gördü dedi ki ben sana elbise
parası vermemiştim sen nasıl yaptın bunu, oda tebessümle bana bıraktığın nafakadan
biriktirdim bir yılda ancak bir elbise yapabildim der. Hz Ömer in rengi solar hemen hazinedarı
çağırır. Hazine başı korkarak gelir buyur ya Ömer der. O da Ömer e nafakası çok geliyormuş
sen onu azalt der. İşte böyle ne zaman Ömer desem benim sermayem de ağlamak oldu yoksa
bir türlü rahat etmedi bu gönül.
Bir gün pazar yerini dolaşıyorken satılık develere gözü ilişti, dedi ki şu ayrı duran
develer kimin. Dediler ki oğlun Abdullah’ın ya Ömer. Çabuk onu çağırın yanıma gelsin.
Abdullah gelince dedi ki şu develer senin mi. Evet babacığım benim kervanla getirip herkes
gibi hazine arazisinde besledim ve satmak için pazara çıkartım. Cevabı üzerine Hz. Ömer
madem öylede senin develerin diğerlerinden niçin daha besili, demek ki çobanlar baban halife
diye seninkileri güzel otlaklara götürmüşler bu söz üzerine sukut olur ortalıkta ve derki, onları
satınca diğerlerinin parası kadar alacaksın kalanını hazineye vereceksin. Abdullah ta aynen
öyle yapar. İşte bu adalet karşısında şimdi ki zulmü gördükçe ağlar dururum. Dikkat etmek
gerek burada ki inceliğe haram lokma şimdiki insana sigara dumanı gibi giriyor. Bugünkü
beşer vücutlarının manevi kokularını duysalar kendilerini helak ederler. Bugün maalesef
kimse de doğru dürüst dişte kalmadı. Diş diyerek geçmemek gerek onu çürüten haram
lokmadır. Helal gibi görünse de içinde gizli haram taşıyan nice gafletimiz bizimle birlikte
gölge gibi yaşar.
O yüzden bırakalım kibirlenmeyi de çok şükür edelim. Burada bir hatıram akla geldi
babam sözüne çok sadıktı, aç kalsa da dünya malından dolayı kimseye mihnet etmezdi.
Rekabete yenik düşmüş sefer sayısı iptal edilmiş eski emektar bir enter marka otobüsümüz
vardı. Babam onunla köylere düğün alaylarına gider ekmek parasını çıkarırdı. Bizim oranın
köylü pazarı Cuma günü kurulurdu kaç haftadır iş yoktu o sabah beş km yakın bir köyün
düğünü için babamla anlaştılar. Öğleden sonra uzak bir köyden geldiler sabah aldığımız
düğünün aynı gün için onlardan alacağımız paranın beş katını teklif yaptılar. Ayda bir iş
ancak çıkmasına rağmen ne kadar ısrar ettiler ise babam ben onlara söz verdim kaparo
almadım fakat onlar caymadıkları sürece ben sözümden asla caymam dedi ve kabul etmedi.
İşte böyle alın teri azığı sadece kazanmak değil hak üzere yaşayarak kazanmaktır. Sözünde
sadık olarak doğru yaşam sürmek dile kolay gelir. Ya söz verme ya da ölsen de yap. Şimdi ki
beşer bırak sözü yeminin ne demek olduğunu bilmeden yemini ağızlarına sakız etmiştir.
Hocam Münir Derman 1989 yılın da Hakkın rahmetine kavuştu bir vaazında Allah’ ta
ala yeryüzüne bu dönemde SABIR esması ile tecelli ediyor dedi. O dönem geçti dikkat edelim
ki bu dönem ki esma tecellisi helak kapılarını açmasın. İlla ki bu nankör beşer gider yerine
hakkın hakiki kulları gelir.
Mescit-i nebevinde peygamberimiz sahabe ile sohbet ederken Ayşe annemiz de evden
dinliyormuş, peygamberimiz (sav) bir şehirde yetmiş kişi gece ibadeti yaparken iki kişide
yasak ilişki yaşıyormuş, işte o iki kişi yüzünden Rabbim o toplumu yok etmiş buyururdu.
Ayşe annemiz hiç öyle olur mu ey Allah’ın Resulü demiş, yani yazık değil mi diğerlerine
demek istemiş. Sohbet bitmiş cenabı peygamber eve girince Ayşe annemizde ayağa kalkıp
ayaklarına vuruyormuş ne oldu ya Ayşe demiş. Ayakları mı (kırmızı büyük) karıncalar ısırdı
canım acıdı onları öldürdüm demiş. Peygamberimiz kaç tanesi ısırdı diye sormuş.
Bir tanesi diye cevap vermiş Hz. Ayşe, sen kaçını öldürdün deyince anladım anladım
ey Allah’ın Resulü anladım demiş. Ne gariptir ki bu insan hali vakti yerinde ise dünya
umurunda değil nasıl olsa bana bir şey olmaz diyor. Oysaki geçmişten ibret ve hikmet olarak
Rabbim bize çok şey bildiriyor, fakat ne mümkün hakkı sezmek sanki bizlere bildirilenler
sadece o zaman yaşandı bir daha yaşanmaz sanıyorlar.
Yunus peygamber ne yaptı ise kavmini hak yola ikna edemedi kırk gün içinde
gökyüzünü siyah bir bulut kaplayacak buluttan sonra da helak olursunuz der gece gündüz bir
yaren bile bulamamış son iki gün kavmini terk edip bir yolcu ve yük gemisi yelkenlisine binip
okyanusa açılıyor. Ertesi sabah simsiyah bir bulut gökyüzünü kaplayınca bir korku ve telaş
herkeste ve Hz. Yunusa koşuyorlar bulamıyorlar çok korkmaya ya başlıyorlar ve ihtiyar sözü
geçen bir kula varıp ne yaparız biz diye çare arıyorlar çoluk çocuk kadın erkek genç ihtiyar
kim var ise bir korku kaplamış. İhtiyar diyor ki bir tek çaremiz var hepimiz yüksek bir tepeye
çıkacağız kurbanlar kesip ağlayıp yalvaracağız iman edeceğiz amma peygamberini
bulamıyoruz bizi bağışla diyeceğiz ve öylede oluyor bağışlanıyorlar. Bu arada Yunus
peygamberin bindiği gemi rüzgâr kesilince okyanus ortasında kala kalıyor. Üç gün bekliyorlar
yine gelmeyince kaptan aramızda bir uğursuz var yoksa mutlaka rüzgâr olurdu böyle bir olay
hiç yaşanmadı onu bulup denize kurban verelim diyor. Herkesin ismini tayfalara yazdırıp bir
torbaya koyuyorlar, kura çekecekler herkes kaderine razı geliyor ve kaptan kurayı çekiyor
bakıyor yunus kim bu yunus getirin gelince kaptan bakıyor ya diyor hiç bundan uğursuz olur
mu kabul etmiyorum tekrar çekeceğiz diyor. Bu sefer bir çocuğa çektiriyor yine yunus çıkıyor
kaptan yine kabul etmiyor. Üçüncüde yine yunus çıkınca Yunus (a.s.) aradığınız uğursuz
benim diyor bunu bir ilahi hikmet olduğunu anlıyor ve rabbine teslim olarak denize atılmaya
razı oluyor. Balık gelip yutuyor ne kadar yaşadı bilinmez. İşte onun duasını Rabbim bizlere
ilahi hikmet gereği bildiriyor birde kim bize yunusun duası ile dua eder ise mutlak kabul
ederiz.
İlahi buyruğunu iletiyor. Duası; Bismillahirrahmanirrahim ‘’ La ilahe illa ente
süphaneke inni küntü zalimiz.’’ Bu hatıra üzerinde çokça izahlar edilmiştir. Allah u âlem
kimin korku ruhu neden çırpınıyor ise Yunus peygamberin duasına yapışmıştır. Unutmayalım
ki içinde gizlenmiş hikmetlerde rabbimin sevdiklerine ayandır. Mehmet Emin hocama
gittiğimde durumu anlattım efendim torbanın içerisine Hz Yunus (as) ismini atmasalar bile
yine yunus çıkardı hatta üst üste kura çekseler yine yunus çıkardı muradı ilahi mutlak yerine
gelirdi dedim. İşte böyle üzerlerinde düşünür sonrada ilahi murat nedir acaba diye olayları
kalbimde çözünceye kadar mahzun gezerdim. Benim de yine hikmetini çözemediğim bir
durumla ilgili bir halim var idi birden bir uzun hava türküsü kulağıma ilişti oradan da
gönlüme yanık ve dertli okunuyordu. Feleğe sordum, felek dedi kardeş bu derdin muradı
böyle. İşte o zaman ağlayarak anlamıştım derdimin dermanı Rabbimin bu işteki muradında
gizli idi. İşte Yunus (as ) da anlamış rabbinin bu işteki muradına teslim olup kurban olmaya
razı olmuştu.
O yüzden bizde bazı şeylerde teslimiyet gösterip rabbimizi gözleyip sabretmeliyiz
dedim. Hikmeti ilahiye bakın ki bu teslimiyetini Rabbimiz nasıl ödüllendirdi. O günden bu
güne bu günde yarına gönlünden dökülen duası kıyamete kadar devam ettirerek. Allah’ u ta
alada öyle murat etmiş ki kim bize Yunus’un duası ile gelir ise onun da duasını kabul ederiz
buyurmuştur. Fihi bismillah Festecebna lehu ve necceynahu minel gamm ve kezalike
nüncil mü’minin.
Allah en doğrusunu bilir Kudret-il Kadir Rabbimin ilahi muradının işareti rüzgârın
kesilmesinde ortaya çıkmıştır ki hiç bir şey yapılmasa dahi belki gemi batar balık onu bulur
yutardı. Oysa bu hata Yunus (as.) ait idi ve masum değil mahzundu o yüzden kendisine
yaşatılarak gösterilecek ve Yunus (as.) ayak bastığı yerde ki masumlara zarar gelmeden
içlerinden çekip alınacaktı. O yüzden bizde daim deriz ya Rabbi sen masumları sabileri ve
Müslümanları koru içimizden her ne pislik var ise at her ne millet her ne ümmet ten olurlarsa
olsunlar. İster münafık ister fitne ehli ister fasık ister müşrik ister kâfir ister şeytan ister iblis
ister ecit ister mecit ister cinsan ister cin her kim veya kurum veya kuruluş olur ise olsun
zulüm ehli her nerede olurlarsa olsunlar zalimleri çek al. Rabbimin kudreti tüm varlık âlemini
ihata etmiştir ve hiçbir şey onun kudretinden kaçamaz. Allah hesabı çabuk görür. Külli şeyin
kudret il kadirdir.
Gönlümüzü görmeyen duamızı da nereden bilsin. Bugün Müslüman sadece Yunus (as)
duasına koşmakta kendisinin dünyalık bir sıkıntısı var ise sıkıntısı geçinceye kadar dua ile
meşgul olmaktadır.
İşte bu ve benzer dualar üzerinde nice havas kitapları yazılmış nice din simsarları
ortaya çıkmıştır. Kudret Rabbimizin yaşattığı hikmetlerin nedenini ve iç yüzü bugünkü
beşerce sorgulanmamıştır. Hatta Rabbimiz bize bugünkü ‘’deniz altı’’ nı yıllar önce Kur’ an
da bildirmiş işte bizim kitabımız çok yüce bir kitaptır vb. diyerek Kur’ an-ı kerimin içinden
yaptıkları çıkarımlar ile nerede ise bir sektör ve taraftar gurubu oluşturmuşlardır. Kısaca
İslam’ın ruhundan hakikatinden uzak kalmışlardır.
Kur’ anı Kerim in ilk ''AZİM'' ve ‘’KERİM ‘’ işleyişi ilahi rahmet gereği tamama ermiştir. İşleyiş
anlamında iki bin yılından bu tarafa Kur’ anın ‘’HÂKİM ‘’ devri başlamıştır. en sonun da da '' BAKİ'' devri olacaktır.
İnşallah tüm insanlığa ilahi vahiy hâkim olacak gönüllerde onun hikmetli hakiki mana ve daimi sevgisi
başlayacaktır. Kur’ an Allah kelamıdır o kelam ile insan Allah ı hakkı ile bilir. Allah kendi nurunu diledikleri ile kendi tamamlar.
Hz. Ali Gayb âleminin kapıları açılıp tüm sırları aşikâr olsa imanımda zerre kadar artış
olmaz buyurmuştur. Nedenini yine kendisi cevaplıyor çünkü ben onların hepsine görür gibi
görmeden iman etmişim. İşte bu sözü tartıya koysan tartılar almaz, tartı bile utanır bu hak
sözden edepsizlik yaptılar da tartı tartar sandılar diye. Hak kelamı Hz. Kur ’anın özünden
uzaklaşıp, diğer ilimleri amaç eden gönül kabı dar olanlar belki biraz olsun düşünler. Fakat
eğer gönül kabı dar ise, aşk ı muhabbeti bulamazlar.
İşte uğraşıp durduğu şeylere ilim gözü ile bakıp onu gönlüne sokmadan elinde tutamaz
ise onların vay haline ki anda dolaşır durur hakka yanaşma edebi içine giremezler hakikat a
doğru da gidemezler ve asıl özün tadını alamaz ve kendini de Rabbini de hakkı ile bilemezler.
Bu mübarek Yunus (as.) kıssasında bizim gölümüze düşen hakikat pınarından biraz
olsun birlikte içelim. ‘’…Senden başka İlâh yoktur. Sen, Subhan’sın Muhakkak ki ben,
zalimlerden oldum’’ İlahi Ya Rabbi ben nefsime zulmedenlerden oldum sen beni bağışla. Dua
özetle bu, işte bu duayı Yunus (as.) deryaların içinde bir başka deryada sıkışmış kalmış dört
büklüm vaziyete yaptı.
Kurtulması akıl ile idrakinin mümkünü dışında idi. İşte öyle bir halde sadece ilahi
hikmet gereği mahzun ve gözü yaşlı Rabbinin rızası için kalbi çırpınıp duruyor. Burada üç hal
insanın idrakine düşüyor. Birincisi yeryüzü, ikincisi derya deniz, üçüncüsü denizin içinde
balık ve balığın karnında ondanda içeride ta derinin derininde hakka yakınlığın zirvesinde
Yunus (as.).
Şimdi bu dua ile amel edip candan yardım isteyenler belli bir sayısı da düzenli olarak duayı
zikir yaparlar ise Rabbim cömerttir istediklerini verir yeter ki niyeti güzel niyet olsun.
Çalışması ve gayreti sonunda rabbinin kabul mührünü ilave etsin.
Şimdi bu duayı sırf ilim öğrenmek için adedince gününde saatinde yaparak devam etmeleri
halinde Rabbimiz onu da ona verir yeter ki ilim irfanını iyi kullanarak onun hakkını versin.
Çalışması ve gayreti sonunda rabbinin kabul mührünü ilave etsin.
Bu derya içindeki deryaya benzer insana nice batın kapıları açılır. Ancak ya gönül kabını
genişlet ya da o dua da ısrarcı olma yoksa işin çok zor olur, ancak gönlünün aldığı şeyi akıl
kabı alamaz deli divane olursun. Çünkü hiç kimseye taşıyamayacağı yük yüklenmez o yüzden
sadık ol ve sabır et aceleci olma ki ilahi gazabı kendi kendine çekmeyesin.
Şimdi diyebiliriz ki Yunus (as) misali balığın karnında ki gibi dua yapılmasının edebi nedir. O
misal yeryüzünde ancak secde halinde vardır. Eğer secdede ilmi adet sayısınca dua eder isen
nefsinle ilgili muradın ne ise o verilir. Yeter ki niyetin güzel niyet olsun. Çalışması ve gayreti
sonunda rabbinin kabul mührünü ilave etsin.
Oysa hak ile her daim beraber olmak isteyen talip bu duayı kendine vacip kılar yani o
ruhi frekansa her daim sahip olmak için bu duayı secdede daim yapar ve hakkı ile yaşar.
Pekiyi gerçek gönül edebi nedir dersin. Gönlüne Yunus (a.s.) düştüğünde ve beşeriyetin
gidişat hali seni çok üzdüğünde sen de şöyle dua edersin bunu da kendine bizden bir hatıra ve
haktan bir nasip bilesin.
Bismillahürrahmanurrahim ‘’ İlahi Ya Rab bel âlemin yerler de göklerde ve her ikisi
arasında kâinat ve üstü âlemlerde insi ve cins den ne kadar mahlûkun var ise sen nefsine
zulmedenleri bağışla onların zulüm imkânlarını ellerinden al onlara nurun imanını nasip et ve
iman edenlerin sayısını da çokça artır. Ya külli Şeyin Mutlak Kadir senin her şeye gücün
yeter. Allah ol deyince ilahi murat gereği o hemen olur.
Yine bizi sardı bir celal
EHAD (Teki olmayan Tek )
Aziz Rahmanıma dua kılarım
Gelecek yavrulara selam salarım
Yarınlara umut özlem katarım
Suphanallah derim taşarım ben
Teki olmayan teke koşarım ben
Ümmeti resule gönül bağlarım
Milleti İbrahim’im coşar çağlarım
Hikmetli müjdelere bakar ağlarım
Hakikat pınarından içerim ben
Teki olmayan teke koşarım ben
Bülbül oldum kondum kendi dalıma
Hikmetle bakarım gönül gülüme
Gerçek yazdılar bende ki benime
Kudretin koru ile yaşarım ben
Teki olmayan teke koşarım ben
Gönül bağlarıma hikmet ektiler
Nice ilham edip aşkı biçtiler
Dostu dost bilip kordan çektiler
Muhabbet pınarından içerim ben
Teki olmayan teke koşarım ben
Esma-il Hüsna ile dolar özüm
Kıyamete kadar geçer sözüm
Neslim insana yaş döker gözüm
Hakka bağlar halimi susarım ben
Teki olmayan teke koşarım ben
Seher rüzgârından tahta binerim
Mührü Süleyman la ahde giderim
Geçerim zamanı vakti dürerim
Kudret âlemlerine taşarım ben
Teki olmayan teke koşarım ben
Âlemlere İslam göçümdür benim
Kurtulacak insan düşümdür benim
Hür kul um her daim işimdir benim
Adaleti hak ile yaşarım ben
Teki olmayan teke koşarım ben
HÜRKUL

