Ruhun Yolculuğu 8.Bölüm
FİHİ BİSMİLLAH
Zamanında İstanbul da büyük bir tüccar var imiş sabah erken işyerini açar ortalığı
temizledikten sonra kısmetini beklermiş birden kapı ağzına bir kişi gelmiş önce dilenci sanmış
gelen kişi elini kaldırıp ''Ya Rabbi gün içinden gün çıkar'' demiş hiç bir şey söylemeden çekip
gitmiş. Adamda bir şey anlamamış hatta nereye gitti bu dilenci diye de söylenmiş.
İkinci gün adam sabah temizliğini bitirmiş oturmuş iken yine elini açıp ya rabbi gün içinden
gün çıkar demiş. Bu sefer canı sıkılmış kim bu demiş geliyor çekip gidiyor. Üçüncü gün sabah
onu iş yapmadan beklemiş bir daha gelirse görür o diye söyleniyormuş. Adam bir anda orada
olmuş görünce demiş ki utanmıyor musun beni böyle lüzumsuz işlerle uğraştırıyorsun dilenci
isen gel para vereyim git nedir bu gelip anlamsız söylediğin şeyler diye konuşmuş. Gelen
şahıs bir bakmış yine ellerini kaldırıp Ya Rabbi gün içinden gün çıkar demiş.
Gözden kaybolmuş bizim esnaf daha fazla sinirlenmiş nedir bundan kaç gündür
çektiğim akşam evine gitmiş çocuklar uymuş buda çok yoruldum bir banyo yapayım hanım
demiş ve banyoya girmiş başını iyice sabunlamış her tarafına köpük sürmüş tas alıp suyu
dökünce bir de bakmış ki kadın olmuş. Ne kadar sağını solunu elledi ise erkekten eser yok.
Kadın ya rabbi bu nasıl olur imkânsız diye söylenerek bari eşimin yanına gideyim o söyler ne
olduğunu diye banyodan çıkınca bakmış başka bir yer ve de ne eşi var çocukları kendisi güzel
bir kadın olmuş aynaya baktıkça güzellik etkilemiş. Acaba benim diğer yaşadıklarım rüyamı
çünkü bu halim gerçek üstelik zengin bir ailenin tek kızı ve anne babası vefat etmiş böyle bir
hayat işte. Haydi bakalım çık içinden nasıl çıkarsan.
Hayatı böylece zaman nehrini bir başka kolundan akıp gidiyor orada evlenip çocuklara karışıyor çocukları büyüyor aradan otuz sene geçmi tabi yaşadığı olayı unutmuş bile yine bir gece banyoya giriyor başını yüzünü sabunlayıp her tarafına sürüyor yine tas ile başından su dökünce birde bakıyor ki erkek olmuş.
Bakmış yine aynı eskisi gibi Allah Allah bu ne iştir ya rabbi diye düşünürken aklına o adamın söyledikleri geliyor ertesi sabah dışarıya koşarak işyerini açmış kapıda bekliyor.
Yine adam çıka gelince hemen ellerine yapışmış ve kusura bakma bilemedim demiş.
Adam da şimdi diyorsun ki orası mı yoksa burası mı gerçek diye düşünüp duruyorsun
al şu orada ayağına taktığın ayak bileziğin diye eline verir ve ya rabbi gün içinden gün çıkar
diyerek yine kayıplara karışıyor.
Bu değerli hatıra niçin burada gönlümüze düştü tevafuk deri çünkü içinde nice gizli sırlar taşırda ondan.
Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düzenleyen Latif- ül Lütuf olan
Rabbimiz bize de bir şeyler nasip ediyordu ‘’ An için den an çıkar ‘’ derin gaflet içinde
olanlar için çok güzel bir dua burada yazıyoruz.
Fakat bunları ehli olmayana da yasak ediyoruz yasak onlara değil duaya o yüzden ehil
olmayanlar ne kadar uğraşsalar çok zordur fakat şartlar bilinç ve kişi cem olmuş haliyle o
duanın haline bürünürse o zaman ulaşır. İşte böyle kişilere hakkı hatırlatmak için başlangıçta
yapacağın duaya
La ilahe illallah Euzubillahimineşşeytan Bismillah u Allah’ u Ekber Billahil Melikil
Vahidil Kahhar. Ya Rabbel âlemin Anın gücü benimle olsun. ‘’Der araya duanı
eklersin’ Muhammedün Resulullah.
Diye duayı tamamlarsın böyle olur ise o zaman muradı ilahi haksızlık ve iftira içinde
olanların kendilerini tanımaları ve o hallerden kurtulmalarına vesile olur. Bu dua kitaplarda
bulunmaz gönül dili hikmet pınarından yazılmıştır. Bugünkü beşerin acayiplik işleyişinde ki
yollarını bu duamız bulur. Yukarı da bizlere ulaşan hatırada bize belirtilen gizli bir işarettir.
Aynı zamanda farklı mekânda ve farklı hal üzere olduğu halde geçerli olan harika bir hikmet
ve aynı zamanda büyük bir tasarruf hikâyesidir.
İşte izah ettiğimiz bizim duamız geçerli iman ve İslam’ın çemberinde hakikat ı tecelli
ettirecek bir terkibi gönüldür.
Meseleye gelir isek bizde duamızı yapmıştık aradan zaman geçti ortalık
sakinledi herkes gerçek işinin başında meşguliyet buldu kız şubeme tek başına geldi özür
diledi yaptıklarımdan çok pişman oldum ne olursunu beni af edin. Kızım ortada af edilecek
bir şey kalmamış sen bu işten kurtulmuşsun o bizlere yeter. Derslerine çok çalış nefsine bir
amaç ver ve bir daha bu hallere dönmemek için çok salavat getir. Ve ben kendi hal ve
kuvvetimden çıktım rabbimin hal ve kuvvetine girdim Ya Rabbi ben nefsime zulüm
edenlerden oldum sen beni bağışla de ve daha önce dediklerimi sakın unutma dedim. Dedi ki
teşekkür ederim ben buradan gidiyorum başka yerde eğitimime devam etme niyetindeyim dua ediniz
allahaısmarladık dedi. Hak olan rabbimiz en güzelini yapar. Yeter ki hak için hakça mücadele
et yani Rabbine sığınarak dua eyle o kendisine yönelen kulları geri çevirmez. Onun şanı çok
yücedir. Büyük arayıp durma Ekber olan sadece ''O'' dur.
Burada gönlümüzde bir hatıra daha canlandı bir izah edelim bakalım bizi nereye
götürecek. Buna anlatan şahıs canlı şahit olmuştur. Beşiktaş ta bir sabahçı kahvesinde
oturuyordum oradan kulak misafiri oldum. Adam kanlıları yüzünden Sivas ellerinden İstanbul
a gelip şehir dışında bir yer almış. İnekler alıp orada hayvan besliyormuş. Beşiktaş köylü
pazarında süt yağ yoğurt satıp nafakasını çıkarmaya çalışıyormuş. Fakat nedense herkesin
ürünü biter bu zavallı sürekli geri getirirmiş. Hanımı demiş ki bizim ineklere nazar değdi sen
hocaya gidip bizim hayvanlara bir muska yazdır. Yoksa işimiz çok zor böyle gitmez deyince,
adam bizim buradan kimse gelip geçmez kimin nazarı değecek dediyse de elinden
kurtulamamış tamam demiş. Beşiktaş camisine Cuma gidermiş hocayı da severmiş bu Cuma
hocadan rica ederim demiş ve o Cuma namazdan sonra hocayı beklemiş durumunu detaylı
anlatmış. Hocam ne olursun ineklere bir muska yaz şu işimiz bir düzene girsin demiş. Hoca
sen demiş süte su katıyor musun? Hocam hiç öyle şey olur mu biz öyle şeyden çok korkarız
rabbimizden utanırız demiş. Bunun üzerine hoca anlamış demiş ki muskaya gerek yok sen
süte her seferinde az da olsa su kat ta ki müşterin oluncaya kadar demiş. Ne diyorsun hocam
bu nasıl iş ben böyle şeyler yapmam diyerek uzaklaşmış eve gelince hanımı muska bekliyor
ne oldu nerede muska deyince, sorma başıma geleni hoca böyle böle dedi bizi günaha sokacak
birde kendisini çok severdim olacak iş mi söylediğine bak demiş. Adam arkadaşına anlatırken
aradan zaman geçti diyor dış kapı çalındı baktım iki beyefendi buyurun dedim. İnekler sizin
mi evet bizim dedim. Süt satıyor musunuz tabi satarız onlar araçları ile hafta sonu piknik
yapmaya gelmişler şoför lastiği değiştirene kadar etrafı gezelim demişler. Bizim inekleri
görmüşler dondurma işi ile meşgullermiş bende olan süttü verdim. Dedim nereden buraya bir
daha gelecekler ki birde baktım yine onlar geldiler dediler ki biz böyle süt hiç görmedik
bundan sonra ne kadar sütün çıkar ise sakın kimseye verme biz gelip senden alacağız dediler.
Çok rahatlamıştım hem de sevinmiştim gördün mü hanım sen düzgün doğru olursan rabbim
sana yardım eder bak ayağımıza kadar müşteri getirdi. Hocaya uysak vay halimizeydi demiş.
Hanımı başlamış gülmeye niye gülüyorsun demiş sen bana hocanın söylediğini anlattıktan
sonra ben de aynısını yaptım demiş.
Kadının böyle yapmasına adam sarsılmış şoktaymış bir anlam verememiş hemen
hocanın yolunu tutmuş durumu anlatmış hocam nedir bu iş gönlüme bir çare demiş. Hoca sen
üzülme sakın senin helal malına layık kimse çok az kaldı o yüzden satamıyordun. Sen yine de
o sütten içme demiş. Sulu ile susuzu ayrı tut pazara su katılmamış getir o zaman layık olanlar
gelir seni bulur demiş.
İşte böyle her şey birbirine karışmış eğer Rabbimizin yardımı ve şu bize verilen abdest
nimeti olmasa idi birçok ruhunu kaybetmiş insanlığın içinden kalanlarda terk eder giderdi bu
ilahi mücadeleyi de nefis kazanmış olurdu. Şu mübarek koku var ya işte o kokuyu ruhunla
duyar isen hak kokusunu her yerden alırsın burnunla alır isen de nefsin arzu ve isteklerinin
kokusunu alırsın. Önceki sayfalarımıza da beyan etmiş idik hayvanları bir araya alıp sonra
bırakmışlar kafes açılınca her hayvan kendi nesline gitmişti. Bizde deriz ki gözlerini de
bağlasan kulaklarını da kapatsan yine herkes aslının yanına gider. Bu manevi kokuları alanlar
senin çok iyi sandıklarının yüzüne bir celal ile bakarlar. Her fırsatta söyledik niyet ruhu çok
önemlidir güzel niyetinle ve o doğrultuda tefekkür etmekle almayacağın koku yoktur bu
samimiyetin ve sabrının dercesine göre sana nasip olur. Aldığın koku ne kadar pis olur ise
olsun ona da dayanman gerek ki o kokunun merkezini bulup oraya o kuku ile beslenerek
yanan ve onu da yakan bir kaş mum dikesin. Niyetini öyle bir yapasın ki senin oraya girdiğini
kimseler bilmemesin.
Bu işler sizlerin işi değil dersiniz fakat bunları bilip hiç olmazsa bu değerler sahip
çıkanlara dua edersiniz. Hal ile hâllenmek gerekir yani bugünkü ifade ile frekans seviyesinde
olmanız için bazı şeylerin bunlar beyanı oluyor. Telsiz frekansını tutturamaz isen ne kadar
çabalarsan da sesini duyan olmaz veya sen şimdi anlattıklarımız gibi duysan da o frekansı
bilmiyorsan cevapta veremezsin. İşte manevi hayatta bir nevi böyledir. Efendim niçin insan
erenlere gider güya oralarda bir şey arar yıllardan beri onlarda insanları çeken bir hal vardır.
Gidende ne olduğunu bilmez fakat yine de gider. Oraya gidenler Allah dostlarının haline
bürünerek çözemedikleri işlerini onun frekans alanı içinden Rabbine seslenerek muradına
ererler. Amma bu öyle kolay bir iş değildir hatta cahil işi hiç değildir.
İnce bir çizgidir ki sanki sırat köprüsü gibidir sakın ha şirke düşmeyesin .
Çocuğu olmayanlar loğusa sultan kapısından ayrılamıyorlar niçin öyledir dersin acaba
onun yavrusuna olan sevgisinden kendi canını hiç ettiği için olmasın. İşte hiç bir yere
gitmeden sırf bu idrak ile o hale bürünebilirsen korkma secdeye kapan ağla ve Rabbinden iste
duaların kabul olur.
Bizi de halden hale soktular ötelerden çektiler. Bu halleri sanki ruhumda yaşamış gibi
bize tesir ettiler. Bir şey istediğimizden hal ile hâllendiğimizden içindeki hakikat kokuları
yüzünden çatlayacak kadar ağlattılar. Bu anlattıklarımın hepsini başka gönül sultanları elbette
yaşamışlardır. Fakat onların içindeki hikmetlerin içyüzünün kokusunu vererek bizi de hepsine
ağlattılar ve yaşantımda karşıma birçok hikmetler çıkararak haydi er meydanı görelim
bakalım seni dediler. Bizde nefsimize pay çıkarmadan Rabbimizin tecellileri ile uğraşıp nice
imkânlar ve ihsanlar ile afiyetine bürünerek daim hak yol tuttuk.
Senin o frekans içine girmenin hali hak diye idrak edip akıttığın gözyaşıdır ki bunuda sakın unutma.
Heran abdestli gez dedik.
Niçin o hal seni bürüdüğünde hemen başını hafifce eğ Rabbinden talep eyle unutma zaten huzurdasın.
Tamamda ne isteyeyim aklıma bir şey gelmez ki sen Allah’ u Ekber de kıpırdama gönül secdesi için
için ağlarsan o halde gelsin gözyaşı dilin seni bir yere götürmez ise halin seni götürür.
O haline yaşadığın hangi idrakin sebep oldu ise Rabbimiz onunla ilgili senden bir şey istetir.
İşte o an anlarsın gönlüne o halin gelir kendinle ilgili değil de o gönül sultanının halinden bir menkıbe
anlatırsın ve anlattıkça da ağlarsın işte bu iş dua yerine geçer onda çok haller olur amma ne o bilir nede
sen bilirsin ikinizde bir gün gelir anlarsınız. Sonra sen bunu daha kalbine doğmadan anlarsın
da onlar çok daha sonra anlamaya başlarlar.
Ariflerden bir arif talebelerine uzaklardan misafirlerimiz gelecek o kafileyi bana kim
müjdeler ise benden ne ister ise istesin demiş. Tabi diyor ben o zaman çocuktum babamı
duyunca çok sevindim nerede ise gece gündüz yüksek bir tepeye çıktım onların gelmesini
gözledim, sonunda gördüm koşarak babam sohbet ediyor iken yanına geldim, baba müjde
misafirler geliyor uzaktalar ama akşama burada olurlar dedim. Babam bu müjdeye çok
sevindi. Bende tam fırsatı dedim çünkü bu ilim eğitim işleri bana göre değildi, çok
zorlanıyordum, babamı da kırmak istemiyordum, o yüzden babacığım sen söz vermiştin
misafirlerin müjdesini kim getirirse isteğini yerine getirecektin, bilirim ki sen asla sözünden
caymazsın ve ahdini de tutarsın senden sadece bir dileğim olacak dedim. Nedir söyle bakalım
evlat dedi. Bende babacığım ne olursun beni şu ilimlerden azat et benim buna gücüm
yetmiyor dedim. Burada biraz dikkat edelim nefes verelim bu gencin önüne âşık Yunus gibi
bir fırsat verildi ama o dileğinde babacığım bana himmet ette şu gönlüm gözüm açılsın gücüm
artsın demedi. Beni bu işten azat et dedi kurtuluş bunda sandı. Elbette babası bilmiyor mu
onun ilk haber vereceğini fakat bir hakiki sınavdan geçmeden himmet onun mu ki evladına
yapacaksın maalesef o da olmuyor. İşte böyle arifte olsan çıtın çıkmaz nutkun duru verir. Biz
yine devam edelim babam şöyle bir baktı üzüldüğü her halinden belliydi diyor ve gözünü
kapatıp başını gönlüne yasladı ve nice sonra bana baktı ve senin dediğini bir şartla kabul
ederim dedi.
Şimdi dikkat et dua istediğin kişilerden ben duanızı hiçbir şarta bağlı olmaksızın kabul
ettim de. Yoksa bugün ki insan sende ki maddi manevi enerjileri alır yerde yer onunla
beslenir. Dünyada ki kazancını zalimler alır yer mana da ki kazancını nefsin tuzağına düşmüş
gafiller alır yer. Hatta ve asla ne olursun bana şu işim için dua edersen eğer işim olur ise senin
olacağım ben dese de dünya güzeli olsa sakın kabul etme. Hayır de sen o akitten dolayı acır
yine dua edeyim dersen işte o şartın içine düşersin sakın yapma.
Gelelim yine hatıramıza babam şart olarak dedi ki fetih suresini ezberleyeceksin ve her
Cuma onu mutlaka okuyacaksın git onu öğren cumaları yanımda ezbere oku tamam dedi.
Peki, babacığım dedim dünyalar benim olmuştu, çünkü benim için çok kolaydı hemen
dediğini yaptım ve yıllarca aynı şekil de sözümü tuttum.
Biz burada yine aman dikkat et deriz yani nasıl bir dünya istediğine dikkat et. Adam
ya Rabbi bana öyle bir huzur ver ki dünyalık hiçbir sıkıntım kalmasın demiş ve duası kabul
olmuş. Komşuları cenazesine gelmişler bu adamın hiçbir sıkıntısı yoktu çok rahattı nasıl öldü
diye söylenip duruyorlarmış. Aslında bir nevi ölüm istemiş oda kabul olmuş sıkıntısı
olmayanın dünyada ne işi olur ki. Bilesin ki sıkıntıların artıkça maddi manevi hallerinde bir
şeyler olacak. Cenabı peygamberin miraca çıkarak Resul unvanını aldığı senenin adına hüzün
senesi derler. O sene Hz. Hamza’nın şehit olduğu sene, o sene taşlanıp mübarek dişin kırıldığı
sene, o sene savaşın kaybedildiği sene. Âlimler bu seneyi hakkı ile izah etmişler belirtiğim
gibi adını da hüzün senesi koymuşlar. Sende bunda ki hikmetlere bak Rabbine hamt eyle.
Konumuz istemekle ilgiliydi ağzından çıkanı kulağın duysun deriz. Eğer bir kişi
eşinden ayrılmak istediğinde ya Rabbi ayıpsız ayrılık ver diyor ise sonu yine ölümdür. İşte
ölüm istemenin başka bir ifadesi de budur. Kadının kendisine hiçbir şekilde zulüm edilmeden
yine kendisinin dilemesi haricinde ayrılığın kendisi ayıptır. Çünkü o sahibinden sana
emanettir. Zorunda kalıp ayrılsan bile her daim gönlünü ve yaşantısını hoş tutmak zorundasın
bunu unutma.
Gelelim bu aziz hatırada çocuk ne diyor dünyalar benim oldu. Sen dünyalığı para
sandığın için boyna para peşinde yani gölge peşinde koşuyorsun boşa dememişler değil mi
güneşe sırtını dönen gölgesinin peşinden gider bu ifadeye kitap yazılır ama yeri bura değil.
Buyurdu resulü Ekrem kişi dünyada her istediğine kavuşur. Madem bu kesin bilgi her
işin muradını bilmek gerek istemenin de öyle. O yüzden otur tefekkür et ve gölünde bir resim
çiz. Tüm tehlikelerden uzak tut o resminin etrafını da koru ve seyreyle. Gönlünde tefekkürle
onun süreçlerini seyrederek sonucuna gelip sevincini yaşa ki sana gelişler seni amacına
götürsün. Yoksa para istersin o parayı harcayacak fırsat bulamazsın başına gelmedik sıkıntı
kalmaz veya daha çok kazanma hırsı ile olmadık şeylerde onu erittiğin gibi birde borçlu
çıkarsın. İmkânın da olsa zamanın olmaz zaman olsa bile takatin olmaz.
Unutma ki istemek başka şey talep etmek başka şey ancak murada erenler hakkı ile talep edenlerdir.
Peki kimdir bunlar hazır olanlardır.
Peki bu hazırlık nasıl bir hazırlıktır tamamda pirim birazda sen akıl yor deriz.Vesselam.
İşte bu genç hikâyesine devam ediyor aradan yıllar geçti babam da vefat etmişti bende
ticaretle meşguldüm şehrin sultanı babamı çok sevdiği için bana hürmet ederdi ben ticari
seyahatten sonra şehre geldiğim zaman mutlaka yanına çağırır gezdiğim yerlerdeki
yaşadıklarımı anlattırıp dinlerdi. Şehir dışında idim. Sultanın danışmanı olan âlimler benden
kurtulmak için sultana efendim siz buna çok hürmet ediyorsunuz fakat bu hiç bir şey bilmez
babası başka bu başka dediyseler de bir türlü sultan inanmıyormuş. Onlarda isterseniz dönüşte
sizin huzurunuza geldiği zaman onu imtihan edelim o zaman görürsünüz onun nasıl biri
olduğunu demişler. Sultan peki istediğiniz soruları hazırlayın haftaya geldiğinde yaparsınız
benim ona güvenim tam demiş. Şehre dönüp bir gün dinlendikten sonra sultanın huzuruna
çıktım. Baktım çok kalabalık tüm ileri gelenler orada pek anlam veremedim sultan hoş geldin
dedi ve bu âlimle bana senin âlim olmadığını ısrarla söylediler ve seni sınav etmek istediler.
Bende babanı bildiğim için sana olan güvenim tam olduğundan tamam dedim. Bu yüzden
buraya toplandı herkes dedi.
Tabi dedi ama benim kaynar sular başımdan sanki döküldü üstelik ben kimseye
âlimim bile dememiştim. Nedir bu düştüğüm halim görüyor musun babamın gölgesi beni
burada da yakaladı. Şimdi onun ilmi ve sevenleri yüzünden düşeceğim duruma bak diyor kıp
kızarık oldum. Bir adım dahi atacak dermanı kalmadı. Sultan dönüyor âlimlere sorun ne
soracaksanız. Başları olan âlim öne çıkıyor sultanım diyor biz onu gayet iyi biliyoruz şimdi de
siz bileceksiniz bizim ona soru sormamıza gerek bile yok sadece burada iken bize Kur’ an ı
Kerimden ezbere bir sure okusun biz iddiamızdan geçeceğiz. Neyi okusun peki denince fetih
suresini diyor. Bunu duyunca genç diyor ki ben hem ağladım hem okudum bitirinceye kadar
böyle geçti. Âlimler başlarını eğdiler sultan çok sevinmişti fakat ben bitmiştim. Sultan niçin
ağlıyorsun diye sorunca anlattım oradakilerde ağladı.
Bu güzel hatıra bizi de ağlatır kimler gelmiş ama bazı kimler iz bırakarak gelmiş.
Yani bu büyük velinin hali geleceğe hikmet ile tasarruf değil de nedir.
Gafil olma deriz o kadar.
Şimdi gölümüze bir şey daha düştü evladına ilahi hikmet gereği himmet edemedi fakat
arif nede olsa Rabbinin yanında sevdikleri için bir hatırı vardır. İşte yaptığı dua ilahi dergâhta
kabul görmüştür. Hem oğlunu hem de etrafını vefat etse de irşat etmiştir. Diyenler ne güzel
demiş sen bir iyilik yap denize at balık kıymetini bilmese de Halik bilir.
İşte sende bu hikmetleri yaşatan Rabbim ile bunu yaşamasına vesile olan kulları ile
rabbin arasın da ki bu alış verişe ister muhabbet de ister cilve de ne dersen de ağla da kimse
bilmesin. Zaten anlamazlar ki bilsinler adına cezbe derler nerden gelir nereye gider bilmezler,
adına feyiz derler onu da bilmezler. Yaratan ve yaşatan Rabbim kulunu bilir. O kulada kendi
kendini bildirir. Kul kendini bildikçe Rabbini de bilmeye başlar bu bilme başka bilmedir.
Yani hiç ben tatmadım ki bu nar ekşimi tatlımı olduğunu bileyim diyen İbrahim Ethem
hazretin o sözü gibidir, tatmayan neyi bilir ki bu tatmak senin bildiğin şeker yemek gibi de
değildir erimektir evlat erimek acaba bu insan olmasa idi esma da erimenin kıymeti nasıl
ortaya çıkacaktı. İşte bu bilişler devam ettikçe bir hata işler ise rabbinden utanma korkusu onu
sarar. Rabbi ona kendini kendiyle tanıtır. Güven başlar süreç devam ettikçe de hayâ ve edep
başlar kendi nefsi için bir şey isteyemez olur.
Hz İbrahim (as) iyi hatırla Rabbini öyle bilip güveniyordu ki kendi nefsi için veya
kurtuluşu için bir şey istemedi üstelik kırılmadı gücenmedi de ‘’Halil dedi Celil den Razıdır.’’
De bakalım de dile kolay gelir haydi celil esmasında eri de âlemler celilin sultanını görsün.
Her şeyi bilen rabbim senin gölünden geçenleri de iyi bilir ve sırrel yakın zuhur eder ateş de
yakıcı olduğu halde emri ilahi seni bir türlü yakamaz. Atamız Hz. İbrahim in hakka olan sevgisi
ve teslimiyeti kanunların değişmesine sebep oldu maksat ateşten kurtulmak olsa idi onu
baştan diler kurtulurdu bu kendi nefsi ile ilgili bir durum değil gelecek olan milletine adeta
böyle yaşarsanız bu hale gelirsiniz ilahi hikmetidir. Tüm fizik kimya biyoloji adına ne dersen
de hak için mücadelende hiç bir şeyden çekinmezsin Rabbim tüm kanunlarını sizin güzel
niyetiniz için değiştirir. Yeter ki sen kul olmasını bil ama önce nefsini bil. Hak sevdiği
kulların duası yüzünden zamanı uzatır kısaltır onun duasını illa ki tecelli ettirir. Sümbülüne
son bir kez bakıp üstünü örttükten sonra gözünden iki damla yaş dökülen ve ya rabbi artık
bunu da sevmeyeceğim diyen kulda bir toplumun kurtuluşuna sebep oldu. Bunu hatırladığın
gibi ya Vedud sultanı da hatırla ve unutma onlara dua eyle.
İşte böyle yazıya ara verdiğim sırada uyku ile uyanıklık arasında oturduğum masama
bir kişi geldi. Dedi ki ben bir makamda çalışırken her bir çalışana ayrı ayrı zikirlerden
verdim. Sence burada ki hikmet nedir diye sordu. Rabbim bildirmez ise nereden biliriz
gönlümüzden şu kelamlar döküldü. Sen sende olanı öğretmek ve öğrettiğini görmek için
toplumla kendini ayna yapıp bu ilimin tecellilerini seyrederek ilim aşığı olmuşsun. Hem
toplumu hem kendini aydınlatmışsın. İlminde hakkını vermişsin dedim. Fakat bende ilim
olmadığı içinde biraz mahzun olmuş gibiydim tabi kendim için o arada gönlümden bir nida
geldi sen bundan yılar önce yine bir hal içindeydin ve işaret parmağınla diline
parmağını koyarak dedin ki sen bundan sonra kıyamete kadar şu zikri çekeceksin.
Sonra teker teker parmağınla belirterek ellerine ayaklarına kalbine ayrıca vücut
bulmuş cem haline de zikirler verdin sonra döndün aklına, düşüncene, gönlüne, hayâna,
merhametine, o gün aklına ne geldi ise hepsine zikir verdin o zamandan bu zamana sana
bunlar unutturuldu. Bu âlim ve talebeleri içinden dışına doğru giderler ve hakkı esmalar da
tecelli ederler iken seni ise içine doğru çekerler ta ki teki olmayan teke doğru gidersin o
yüzden o şiirleri yazarsın da niye yazdığını da bilemezsin. İşte yunus demiş ya bir ben vardır
bende o da benden içeri. Onlar görünürler fakat seni ne görürler ne de bilirler. Biz biliriz ki
sen görünmekte istemezsin fakat rabbinin muradının önüne kimse geçemez onu da iyi bilirsin.
Feleğe dedim derdimi felek dedi kardeş bu derdin muradı böyle. Bu uzun hava türküsünü
duyduğum zaman ağlayıp kalmıştım. Bizde deriz ki görelim Mevla neyler, neyler ise güzel
eyler.
Hatırlamıştım ve bugün yine bizi bir hayret kapladı. Kendime hep sordum ya
Rabbi nedir bu halim sürekli yazar oldum uyusam kurtulamıyorum yazsam
durduramıyorum nedir ya Rabbi diye soruyordum. 9. Günde hikmeti anlatıldı. Bundan
tam 29.05.2012 de üstadının kalbini hoş tutmak için hakkı hak bilerek onun kitabını
kaleme alıyordun ve diyordun ki ya Rabbi fatih İstanbul u fetih ederek bir çağ açmış bu
kitapta beşeriyeti aydınlatarak bir çağ açsın diyordun. O gün bugün dür seni üzen şey
onu okusalar da anlayan olmadı aradan bunca sene geçti. Hatırlar mısın üstadın oğlum
10 yıldır ağlıyorum ya rabbi bir tek ben miyim bana bir dostunu gönder. Yoksa ben bu
emri ilahini nasıl yerine getireceğim diye. İşte sana oğlum sen seni bilmezsen de biz seni
iyi biliriz demişti. Fakat ahde vefa seni bırakmadı. Bu insanlık neden böyle Allah
dostlarının bunlar hakkını nasıl ödeyecek diye üzülüyordun. İşte bu sürede bugünkü
beşerin halleri sana daha iyi ayan oldu. Makamsız mevkisiz üstelik yar sız ve yalnız
geçen günler seni çektikçe çekti ve tarih geldi çattı 29.05.2021 işte bugünkü tarih. Dikkat
et 12 tersi 21 dir. Vakit artık tamam diye boşa yazmadın.
Rabbim bilir demek ki bir hatıra kalsın diye başladığım şey Rabbimin ilahi müjdeleri
ile dolu kitabını kaleme alan kul nasıl bir kulmuş onu âlemlere duyurması içinmiş Allah’ u ta
ala bildirmez ise nasıl olur bilinmez.
Birazda Derman çeşmesinden yudumlama yapalım. Vahdaniyet yalnız İslam da vardır.
Bütün mevcudat onun azameti altında toplanmaya mecburdur. Enbiyalar Allah’ı ispata değil
ilahi kelimeleri izaha gelmişlerdir. İlham ile gelen ilim sıtdıkiyet makamından başlar bu
makamda sarhoşluk yok gibidir. Fakat hata da görülebilir. Hakiki kulluk ibadet mücadele
ehlinin işidir bu da İLMEN YAKIN ile başlar. Ubudiyet yakınlık ehlinin işidir AYNEL
YAKIN ile başlar bu makamlara kavuşmanın sırrıdır. Ubudiyet mücadele ehlinin işidir
HAKKAL YAKIN ile başlar insan da hayâ denilen sıfatı ortaya çıkarır. Ahret sevgisini zerre
kalbinde taşıyanın ilahi sırra ulaşması imkânsız olur.
Bir adam gözü kapalı olduğu halde elini ateşe uzatsa, ateşin sıcaklığından onun ateş
olduğunu anlar. Ve söyler. Bu ‘’ilmen yakın’’ dır. Gözünü açar ateşi görünce bu ateştir der.
Bu da ‘’aynel yakın’’ dır. Elini ateşin içine sokunca ateş elini yakar ve onu hakikatini anlar bu
da ‘’hakkal yakın’’ Artık ateşin yakıcılığını hak olarak bilir elini ateşe sokup eli yanmaz ise
ona da ‘’sırrel yakın’’ derler.
Evet, burada bir hatıra canlandı. Gönül sultanlarından bir sultana bir papaz geliyor sen
diyor ateş yanan fırına giriyormuşsun madem öyle gel beraber elimiz sokalım bakalım kimin
ki yanacak diyor. Tabi iki tarafında talebeleri orada gayri ihtiyari tamam demiş ve ikisi de
aynı anda ateşe uzamışlar ve ellerini bir müddet sonra çekmişler. Papaz gördün mü işte bende
senin gibiyi öyleyim sadece hakkı sen yaşamıyorsun demiş ve gitmişler bu duruma çok
üzülmüş biz hüzün kaplamış kendisini tabi imdadına rabbi yetişmiş üzülme artık biz senin
elinin hürmetine onun elini yakmadık ayrı ayrı ateşe elinizi soksaydınız o zaman ne olacağını
görürdün. İşte böyle yeryüzü ateşten gömlek olmuş fakat Allah dostlarının hürmetine
rabbimiz bize azap vermiyor fakat kul kendi üzerin bu arzı kendisi yıkacak Allah u ta ala
koyduğu kanunlar bunların akıbetini bitirecek. Sadaka verelim ki bu sıkıntılardan uzak
duralım sadaka zekâttan evladır birinde mecburiyet vardır birinde yoktur. Birisi elden gelir
birisi sırdan gelir.
Kâbe de tavaf yaparken bir adamı uzanmış uyurken gördü uyandırdı tebessüm ederek
bu yaptığın çok tehlikeli yarın bir azaba uğrayabileceğini tatlılıkla söyledi ve tavafına devam
etti. O gece bir rüya gördü iki kişi kendisine gelerek biz Resulullah ın elçisiyiz hakkında
şikâyet var seni mahkemeye götürmeye geldik haydi yürü dediler. Bir vahaya geldiler Ya
Resullullah getirdik dediler. Adam neye uğradığı şaşırmış ve çok kormuş ne yaptım da böyle
oldu acaba diye hem de çok utanmış birde bakmış uykudan uyandırdığı adam ayakta duruyor.
Bu mümin kardeşini uykudan uyandırmışın uykusuna engel olmuşsun senden şikâyetçi ne
diyeceksin? Onu rahatsız etmek hiç aklımdan geçmedi onun o halini hürmetsizlik sandım olur
ki bir zarara uğrar diye uyandırdım. Bir kastım yoktu cevabını veriyor. Şikâyetçi adam
madem öyle beni düşünmüş bende davamdan vazgeçtim demiş.
Uyanınca hala korkudan titriyor halde abdest alıp Kâbe’yi tavafa çıkmış birden
rüyadaki adamı görmüş. Adam gelip buna demiş ki maksadım seni şikâyet değildi zamanın
birinde başaklarına el açmasın diye bana bol sadaka vermiştin işte onun hürmetine seni
Allah’ın Resulü ile tanıştırdım demiş. Şimdi menkıbe der geçersin bak bakalım içinde neler
var rüya ilmi hem rüyaya hak ile tecelli var hem de onun gördüğü rüyasını hak ile biliyor ve
gelip bildiriyor.
Sadaka belayı savar çağımızın en büyük sorunu üretim değil paylaşım sorunudur.
Sadaka cömertlerin işidir VEDUD esmasını tecellisini önce nefsinde sonra milletinde görmek
gerek sonrada tüm âlemlerde bunun içinde dua ederiz esas olan bu sevgidir. Oda en büyük
sadakadır Rahmanın kullarının birbirlerini sevmesi ilahi adaleti getirir herkes hakkını aldığı
için orası cennetten bir parça olur. Bu niyetle bizde gönül secdesi yaparız. Ya Vedud bunların
ellerini bağla, ayaklarının tut senden başka yol bulamasınalar deriz niyaz ederiz.
Sevgiyle sadakanı ver. Hem en baştan düzelmesi için mücadeleni hak üzere yaparak
bölüşümde adalet için dua et. Hem de ihtiyacı olanlara elinden ne geliyor ise istersen
telefonda hal hatır sormaktan başka bir şey gelmese de onu yap ve daha fazla imkânlar için
Rabbinde yardım talebinde bulun bu isteğin âlem işleyişinde diğerlerinin gölünde de filizler
açtırır. Eğer şu aziz Milet bir konu için hep birlikte oldukları yerde nerede olurlar ise olsunlar
aynı anda aynı niyet ile secdeye kapansa olmazlarda olur. Miletler bozulmuş insanlıkta da
vahdaniyet kalmamış. Herkeste sadakaya layık değildir unutma gerçek garipleri bulmak senin
işindir dilenmek İslam işi de değildir, maalesef insan şeytanı zalim sahtekârlar oraya da elini
atmıştır. Bu garip Müslüman’ın birde merhametini yiyip bitirirler. Bunların yüzünden
gariplerin çektikleri sıkıntı semaları inletiyor. Acil olarak buna çözüm bulunmaz ise vay
halimize.
Bir gün İstanbul da bir Yahudi esnafında içeride diğer esnaflar oturup sohbet
ediyorlarmış içeri bir dilenci girmiş. Allah rızası için bir sadaka demiş. O da çıkarmış bayağı
bir para vermiş aradan zaman geçmiş bir Yahudi dilenci gelmiş yoldaş bir sadaka demiş esnaf
bunu bir güzel dövmüş hem de bir daha görürsem seni bu halde bile bırakmam demiş. Adamı
elinden zor almışlar bir sakinleş ne oldu daha öce dilenci geldi verdin buna niye böyle yaptın.
Demiş ki önce gelen Müslüman’dı ona çok verdim ki alışsın daha fazla dilensin sonra gelen
Yahudi idi bir daha asla dilenmesin diye böyle yaptım demiş. Haydi, bakalım ayıtla pirincin
taşını o zaman anlarsın ne demek isteriz.
Gerçek ihtiyaç sahipleri her halinden belli olurda bir türlü bir şey isteyemez. Halik’ını
bilir de ondan utanır. Bunları bildiğim için yardım derneklerinin hali tavır ve davranışları beni
çileden çıkarmıştı. Ulus şubesindeyim en fazla mevduatı olan yardım dernekleri idi birde
Cuma günleri bizim şube önünde o kadar zavallı insan sadece 100 TL almak için kuyruk
olurdu. Bu millete ödedikleri para devede kulak bile sayılmazdı. Hem bu işe çok üzülür ya
Rabbi bunlar ne yapıyorlar yönetim kurulu oluşturmuşlar ayrıca çok güzel bir yer kiralamışlar
çalışanlar ve onlar yani tam düzen kurmuşlar. Bir de bunlardan başka yardım eden yok
sanırsın her yerde reklamları afişleri dolu bu hali görüp ağlardım çünkü kar payı hesaplarında
ki o paranın bırak karını almayı sende bir gün durmasının bile hesabını nasıl vereceksin.
Emaneti almışsın tabiri caiz ise bekletip duruyorsun kimin malını kimden kaçırıyorsun işte bu
garip millet birde bu sahtekâr dilencilere kendini kaptırmıştı. Bu tür hayır kurumlarının hesabı
canlı verilmeli bunlar babalarının malı değil geldiği gibi gerçek tespit edilen ve miktarı hak ile
belli olanların hesaplarına direk aktarılmalıdır bir taraftan gelecek öbür taftan hemen gidecek.
Ya Rabbi eğer hak yola gelmezlerse sen bu işi bunların elinden al başkalarını hak üzere vesile
kıl diye yalvardım. Fazla uzun sürmedi Almanya’dan başlayarak dünyaya rezil oldular buda
unutulup gitti fakat insanlar unutsa da Rabbim unutmaz ve zere hakkı da zayi etmez.
Yine nerelerden nereye geldik konumuz ne idi neler yazdık konumuz dua konusu ve
niyet idi. Niyet ile ilgili bir hatıra canlandı. Babası ile beraber yaylada büyük baş hayvan
otlatıyorlarmış o akşam inekleri ahırına getirirken geç kalmış o arada birde yağmur bastırmış
tam hayvanları ahıra koyarken bir boğa kaçmış bu da yakalamak için onu kovalıyormuş
havada kararmış koşarken çamurda kayıp bir çukura düşmüş.
Canı acımış yorulmuş aklıda hayvanda derken eline kalın bir şey geçmiş şu odunu
alayımda şunu bir iyice döveyim demiş. Karanlık olduğu için bir şeyde göremiyormuş oradan
çıkmış hayvanı bulamamış belki geri gitmiştir diye ahıra gelmiş bakmış hayvanda orada
babası Işıkları yakmış bunu bekliyormuş oğlan elinde kini kaldırıp hayvana vuracak iken
bakmış ki altından bir sütun babası nereden aldın bunu başımızı belaya sokacaksın demiş.
Üstelik babasından birde azar işitip üzülmüş. Durumu anlatmış fakat inandıramamış. Yarın
nereden aldınsa oraya götürüp koyalım demiş fakat ertesi gün ne kadar aradılar ise orayı
bulamamışlar.
Götürüp jandarmaya teslim edip durumu anlatmışlar onlarda çok aramış fakat yine
bulamamışlar. Bu hatıra gerçekten yaşanmış bir hatıra fakat bizim bilmemizi istediklerinin iç
yüzü neydi de bize bunu duymak nasip oldu. Tefekkür edip sormaya başladık. Ya Rabbi
Musa-Hızır kıssasında bildirdin ki Hz. Hızır bunun altında hazine saklı. İki yetim çocuğa ait
eğer biz bu duvarı örmez isek başkaları bunu bulacak. Oysa Rabbim iki yetimin bulmasını
murat etti o yüzden bu duvarı ördük ilahi haberine göre demek oluyor ki yer altı veya
gizlenmiş hazineler korunmakta ve kollanmakta. Fakat bu hatırada niçin altın sütun üstelik
onu bulana da nasip olmadı ayrıca o kadar manevi korunmasına rağmen bunu oradan nasıl
kimsenin haberi olmadan aldılar diye sorar idik. Sonunda hikmeti gönlümüze doğdu bir ses
burada o altın sununu alan onu oradan altın diye almadı tahta diye aldı. Amacı da kaçan
hayvanı dövmekti. İçeri girip de elini kolunu sallayarak çıkanı hiçbir koruma fark etmedi.
Tıpkı Süleyman peygamberin asasına dayanıp uyuduğunu sandıkları ve vefatını anlamayıp
günlerce hizmet etmeleri gibi dedi. Bunu da anlamıştık. Çok şükür Rabbimiz anlayışımızı ve
hikmetlerini artırsın.
Anlamıştık anlamasına da merak ruhu seni bırakmıyor ileride lazım olacak şeylere bizi
eğitiyorlar o yüzden bu meseleyi de çözmem gerekiyordu. Niyet ruhunu halle hallendirmek
için hedefte ne varsa onun halini tüm yönleriyle bilmek gerekiyordu metafizik istihbaratlarda
böyle hatta ben bu süreci idrak ettikten sonra insanların yaptığı kendine bile söyleyemediği
itiraflardan utanır olmuştum. İleriki sahifelerde belki detaylı aktarabilirim fakat kısaca bu
hallerimin sonuçlarından bahsedeyim.
Kayseri de bölge toplantısında bölge müdürü ne olduğunu anlamadan dedi ki ben
başka bir katılım bankasında çalışırken şef olarak görev yapıyordum şimdi ki bankamız
şimdiki sahiplerine çok büyük iyilik yaptım milyonlarca zarardan onları kurtardım. Herkes
şubeden gittikten sonra faks tarihini bir gün önceye alıp saati ayarladım. Onlarda bana faks
çektiler orada tarih önce gözüktüğü için bu onlar için çok önem arz ediyordu, sonra tekrar
faks tarihini güncel olarak düzelttim. Genel müdürlüğe faksı gönderdim bize talimat vermişler
bankamız yapmamış dedim. Tabi işlem banka üzerine kaldı milyonlarca zarardan onları
kurtarmış oldum bu yüzen onlar beni bırakmaz önce şube müdürü olarak aldılar sonra beni
bölge müdürü yaptılar dedi.
Fakat inanın bana niye anlattığını bile bilemedi. Güya banka sahiplerinin ne kadar
vefalı olduğunu anlattığını sanıyordu. İçimden seni Rabbim kendi haline bırakmış çok
yaşasan bile yüze kadar yaşarsın ondan sonra kimin kapısına gideceksin gafil beşer. Ya Rabbi
sen buna da bunları yapanlara da dünyada iken cezalarını ver mazlum ve masumların
intikamını bu nankörlerden al. İşte o gün eyvah demiştim bunların başına gelecek bela
kimseninkine gelmez öyle de oldu. Bu bahis daha çok su kaldırır en iyisi mi sonraya
bırakalım.
İşte bir şeyi öğrenmek istemenin de yan etkileri oluyor ister istemez sana kendi iç
yüzlerini anlatıyorlar. Gönül kabımız o kadar genişlemişti ki bu duyduklarımız bize yük
olmuyordu. Fakat bu beşerin insan şeytanlarını elinde nasıl bir oyuncak durumda olduğunu da
bize gösteriyordu.
Bir gün çok sevdiğim dostlarım beni sohbete çağırdılar bir arkadaş seninle tanışmak
istiyor diye bende gittim normal oturuyoruz bana bakıyor ağlıyor hem de çocuk yaşta
babasının kendisine tecavüz ettiğini bahsediyor. Şimdi babam düşkün durumda benden başka
kimsesi yok ben ne yapacağım diyor ve ağlıyor. Bende Ya Rabbi bu nasıl sınav bana neyi
gösteriyorsun bana yardım et diye dua ediyor hem de çok düşünüyordum. Birde benden cevap
istiyordu ben âlim değilim ki fetva vereyim ya rabbi senin merhametine sığınırım niyetim
ahkâm kesmek değil bu kaybolmuş kullarına seni hakkı ile tanıtmak. Hatalarım olursa beni
bağışla ve o hatalı sözlerimi onlara unuttur. Gerçek olanlarını da gönüllerine kazı diye kalben
tefekkür ettim. Ve ona şöyle hitap ettim; Söyle bakalım arkadaş bakmamaya çaren mi var kala
kala elinde bir merhametin kalmış onu da senden almalarına izin verme dedim. Ve onu kudret Rabbine
havale et artık bunu gölünden çıkar onun akıbeti dünyada bitmiş önce pişman olup
tövbe etmediyse bugünkü pişmanlığı onu kurtaramaz. Ah-ı gitmiş vah-ı kalmış ağlama artık
onun işini Rabbime bırak dedim. Ahde vefası çok fazla idi beni hiç bırakmadı Rabbimin öyle
bir kulu oldu ki onu hissedince bazen kendimden utanırım.
Rabbim onunla bana birçok işaretler gönderdi.
Bir gün bir iş yerine davet edildim iş yeri sahibi dul bir bayandı sohbet çay derken
dedi ki Abdullah Bey ben evli bir adama âşık oldum onunla beraber aşk yaşıyorum eşinin de
haberi var fakat onları bıraksın istemiyorum. Beni de sevsin istiyorum dedi. Bu tür
hikmetlerin hepsini Ankara da yaşadım. Bu kadıncağız modern olmasına rağmen namaz ehli
idi. Yaptığı dua ve zikirlere bizim gücümüz zor yeter. O yüzden düşünürdüm neden böyle
oluyor. Hem evli bir erkeğe âşık oluyor hem de sıkıntı çekiyor. Bu kadar ilim sahibi olmasına
rağmen nedir bunu hikmeti derdim. Anladım ki yaptıkları zikirler namazlar dualar ile
istedikleri şeyin frekansı uymuyor. Öyle ise bunun çözümü nedir. Ya Rabbi desek ki böyle
değil şöyle yap diğer kadının yuvası yıkılacak. Desek ki senin bu işin ibadetlerinden
kaynaklanıyor oda olmaz hiç olmazsa kapından ayrılmıyor bu sefer tamamen kapından
olacak. Desek ki sen bu işi bırak sonuçta hem dul hem de sadece birini seviyor fahişelikte
yapmıyor. Desek ki bu bizim işimiz değil niçin bana anlattın bu sefer iki emanetinde bizden
şikâyetçi olur birisi verdiğin ilim diğeri emanet ettiğin kadın. Pekiyi ne yapacaktık dedik ki
sen kendini çok yormuşsun yaptığın dualara zikirlere biraz ara versen olmaz mı? Bizde dua
edelim inşallah hayırlısı olur. Bütün bu süreci tefekkür ederek özümsediğim için nasıl
bir niyet ile dua edeceğimiz kalbimize doğmuştu. Önemli zaten bu iç yüzünü hissedip
özümsemek gerisi gelir unutma.
Yine bir gün bir arkadaş dedi ki eşim seninle görüşmek istiyor bende beraber
görüşelim dedim yok yalnız görüşecekmiş bir gitsen çok iyi olur dedi. Bana bu sıralar değil
her dönem erkeklerin madde severliği makam düşkünlüğü her türlü hile ve yalancılığı ile
yaptığı fuhuşlar gösterildi. Şimdide kadınların bu halleri gösteriliyordu beni bizzat bu hallere
şahit tutuyorlardı. Tabi bunlar durduk yere olmuyordu mesela bu arkadaşların aile çevresi
Mevlevi idi. Bir davette arkadaşta yanımda iken biraz manevi sohbetimiz olmuştu. Sevdikleri
bir kız yeğeni vardı dedi ki rüyamda sizi gördüm salonda otururken etrafımı korkunç
yaratıklar sardılar çember içinde kaldım birden siz geldiniz ortalık ta kimse kalmadı beni
ellerinden kurtardınız dedi. İşte böyle bir rüya görüyorlar inanın bende ne olduğunu
bilmiyorum sonrada bana ruhlarında bir güven oluşuyor ki itiraf ederek anlatıyorlar diyordum.
Arkadaşın ısrarı üzerine gittim eltisi imiş tanımadığım bir kadınla oturuyorlar kadın
dedi ki benim küçük kayınımla ilişkim var. Yani kocan öldü mü dedim. Hayatta dedi. Olayı
anlamak için sakin bir şekilde dinledim fakat gelin siz bana sorun ne haldeydim. Dedim
çocuğun var mı? Var iki tane dedi. Sormaya çekindim ama sordum birisi ondan mı? Evet
dedi. Kayınında evli değil mi dedim. Evet dedi. Çocuğu da var değil mi dedim. Evet dedi La
havle ve la kuvvete İlla Billah. Ne diyeceğimi bilemedim sukut ettim. Birden kadının dişleri
kitlendi kendinden geçti zor bela açtık kendine geldi.
Ya Rabbi şeytandan çok güçlü olan bu nefis insanları zevklerinin kölesi etmiş bunların
yüzünden bu nesilde birbirine karışmış. Dedim ki kocandan hemen boşan veya diğeri ile artık
ilişkini kes. Yapamam ikisini de seviyorum dedi. Kalbime bir nida geldi haydi şimdi düşün
bakalım ne yapacaksın öyle karmaşık bir hal ki kadınlar çocuklar kardeşler aileler ve toplum
çık şimdi işin içinden nasıl çıkacaksan. Bir muamma idi ki bunlar üzerinde çok tefekkür
yapmak gerekiyor. Toplumun zerresinden küresine her halini bilip o topluma yapacak duayı
ona göre yapmam gerekiyordu bu yüzden bunlar bana gösteriliyor diye düşünüyordum. Yani
burada Mevlevi ye Hacı Bektaş gerekiyor. Dediler ya oğlum o öyle bir deryadır ki içine ne kir
atarsan at onda kaybolur. Muhammed mefta hocam da oğlum benim kor um onların
günahlarını yer derdi. Evet derdi de eğer gerçek tövbe edip tam pişmanlık duyup geri
dönerlerse, onun günahı Rabbi ile kendi arasındadır. Buna rağmen tövbe ettikleri halde
sözlerinden dönerlerse yapılan duaların içinde gizli esma niyetleri yüzünden onların akıbeti
dünyada biter. Düşünsene küçük yaşta bu Hızır çocukken bu kadının kellesini uçursa veya
onu bu hale kim getirdi ise onun kellesini uçursa masumu niye katlettin diye Musa gibi
heyecana kapılırız. Bunu bize anlattığına göre belki de çok pişman fakat çaresizliğe kapılmış,
işte cehennemin sebebi çaresiz günah batağında olanların vatanı burada görecekleri eğitimler
ancak onları kurtarabilir deriz ve bu konunun fazlasına da girmeyiz.
Kadın düzelmeden çocuk düzelmez oradan aileler düzelmez oradan tolum oradan da
insanlık düzelmez sanmaki bu kadını kapatmak işi eve tıkmak işi hayır pirim çahil bırakma işi o kadar.
İşte bu hal derinin derininde derini bizde ona göre duamızı yaptık.
Bunu iman ateşi söndürür de nefis öyle bir kor olmuş ki yer bırakmamış bizde elimizde ki pislik içine giren ''lam ''‘ı duamıza katarak attık bu nefsin ateşini rahim hastalığı temizler bizim derdimiz insanın şahsı değil.
Mübareğin ye bakalım şu ciğeri nasıl yiyeceksen dediği gibi. Biz onun nefsine dedik
bir tarafın rahim bir tarafın basur sev bakalım şimdi kimi nasıl seveceksen. Demek ki bazı
hastalıklarda insanı burada temizleyip kendine getiriyor. Veya Hz. Eyüp peygamber gibi kul
burada çeşitli sınavlarla sınanıyor. Bu sınavların birisin de nur gizli birisin de kor gizli. Daha
niceleri anlatsak insan hayrete düşüyor. Örnekleme yöntemi ile hayatımızdan bu konu ile ilgili
hatıra ilave ettik. Hayat devam ediyor bu arada niyet ruhumda kendi seyri suluğunu
tamamlamaya çalışıyordu.
Niyetle birlikte çözülmesi gereken bir de nasip konusu vardı. İki âlim kol kola
yürüyorlarmış birisi cebinde bir elma çıkarıyor al bu senin nasibinmiş diyor. Oda alıyor ve
diyor ki yersem nasibim yemezsem değil. Biraz yürüyorlar ileri gittiklerinde bir çocuk gelerek
ellerini öpüyor o da elmayı çocuğa veriyor. Çocuk başlıyor yemeye bak gördün mü demek ki
onun nasibiymiş. Yani sen bir şey için ne kadar koştursan da nasip senin önüne duvar olur
yine olmaz. Veya nasip kimin ise asla onu engelleyemezsin.
Gönlümüze bir hatıra düştü; Bir gün pazar yerinde güzel bir delikanlı bir heybe
buluyor bakıyor içinde tam bin altın ve bir kaç ta değerli eşya varmış. Bizim ki ilan ettiriyor
yitiği olan şuraya gelsin diye. Başka şehirden zengin bir tüccar varmış o geliyor gencin yanına
ben bir heybe kaybettim geç nasıl tarif ediniz diyor aynen tarif ediyor içinde ne vardı deyince
oda hepsini söylüyor gençte çıkarıp teslim ediyor. Zengin tüccar zor da olsa on altın
bağışlıyor. Bu on altın ile zaman geçiyor genç büyük bir tüccar oluyor. Bir gün bir dostu diyor
ki seni evlendirelim senin hiç kimsen yok öksüz ve yetim büyüdün buralarda sana denk
güzelde yok benim tanıdığım çok güzel bir kız var babası arkadaşımdı vefat etti onunda
kimsesi kalmadı gel sana onu alalım. O da zamanı geldi madem sen kefilsin olur o zaman
diyor. Neyse uzatmayalım sonuçta kız tüm çeyizleri ile birlikte geliyor ilk gecelerinde oğlanın
gözüne odada duran heybe takılıyor soruyor bu nedir. O bana babamdan hediyedir. Babam
onu kaybetmiş umudunu da kesmiş fakat çok yakışıklı ve güzel bir genç bulup bunu babama
vermiş, babamda al kızım bu bize Rabbimizin ikramı bende sana çeyizlik hediyesi ediyorum
dedi. İçinde ne var birkaç değerli eşya birde dokuz yüz doksan tane altın var diyor. Genç
ağlamaya başlıyor niçin ağlıyorsun deyince o heybeyi babana veren bendim. Rabbim bana
hem onu geri gönderdi helal etti üstelik üzerine de paha biçilmez bir güzel ile beni
ödüllendirdi nasıl ağlamayayım deyince kızda ağlıyor. İşte böyle kısmetin illa ki gelir sabır
edersen kat kat etmezsen de haram olarak gelir bir anda sindiremeden kendini de rızkına rezil
edesin. Unutma ki aslında o gencin kısmetine diğer adam emanetçi olarak sahip olmuş. Tıpkı
duvar altında ki hazine gibi ha orada beklemiş ha da burada beklemiş sonunda beklemiş ya
sen ona bak.
İşte ilahi hikmet gereği bize rahmetinden gelen hiç bir şeyin arkasına düşmedim. Ya
Rabbi sen onların rızkı yüzünden bana bu imkânları veriyorsun ve onlara da bunlar sizin
rızkınız Rabbim sadece benim elim üzere şimdilik size ulaştırıyor derdim.
İşte böyle yukarıda bahsettiğimiz altın sütun alıp çıkan kişinin hatırasından bize
anlatılan niyet ruhunun nasıl çalıştığının izleri idi. Bizde onları takip ediyor sırra vakıf olmak
istiyorduk. Fakat işin içinde sadece niyet değil kısmet te vardı diyelim ki niyeti çözdün ve
gittin oradan aldın çıktın. Fakat sana değil gitti jandarmaya nasip oldu. O yüzden nasip
meselesi de çok önemli idi. Bu nasip haramından da gelebilir helalından da derin mesele bu
meseleler. Hem elini kolunu sallayarak kimse hissetmeden alıp çıkacaksın hem de aldıktan
sonra eksikmiş diye peşine kimse düşmeyecek ayrıca kendin de bu iş bizzat yaşama hak ve
helal üzere geçireceksin. Haydi, bakalım çık içinden nasıl çıkacaksan.
Bunların yanında mekân ve vakit meselesi de işin içinde var. Bütün bunları
düşünüldüğünde o kadar kolay çözülecek meselenin içinde olmadığımız da apaçık ortada idi.
Ya Hak-ıl Mübin. Fakat bilirdik ki kişi dünyada ilahi adalet gereği her istediğini elde edecek
donanımlarla süslenmiştir. O yüzden tefekküre dalar hafıza ruhumla âlem işleyişlerinden
bununla ilgili hikmetleri dinler idim. Hızır kıssasını üzerinde tefekkür eyledik kendilerini su
ve yiyecek istediler diye şehir dışına kadar kovalayanların yıkık duvarlarını örüyorlar içinde
iki yetim çocuğun hazinesi var biz örmez isek onu bunlar bulacaklar çocuklar büyüdüğünde
bu onlara nasip olacak. O yüzen bu duvarı örüyoruz diyor. Hz. Hızır’ı Rabbimiz ‘’katımızdan
ilim verdiğimiz bir kul’’ olarak isimlendiriyor ve oda bütün bunları yaparken ben
kendiliğimden yapmadım diyor.
İyi düşün üstelik peygamber değil fakat Rabbinden bir emir üzere hareket ediyor
üstelik zaman ve mekân yolcusu hala ne zaman neler yaptığını konuşup duruyoruz. Unutma ki
Rabbimizin bunun haricinde daha nice kulları var sen Rabbimin kudretini ne sanıyorsun. Bu
hatıradan ne gibi hisseler çıkartabiliriz. Birinci çıkarılacak hisse Rabbim kullarını kudretiyle
kuşatmış her an gözetiliyor ve yeri geldiğinde olmazları olduruyor. İkinci hisse bunu
peygamber zamanında bile başka kulları aracılığı ile yapıyor. Çünkü peygamber işin dış yüzü
ile ilgili düzenini kurup toplum ve bilinç içinde ki şerleri atıyor adaleti ve hak düzeni hâkim
kılar iken bu kullarda işin iç yüzü ile bir nevi gayb âlemi ile vazife görüyor. Üçüncü hisse
nasip meselesi eğer Rabbin sana bir şeyi murat etti ise onu senin ayağına kadar getiriyor. Sen
ona ehil olmasan da o seni buluyor. Dördüncü hisse ne kadar âlim olur isen ol daim hayretini
celp edecek nice hikmetler yaşarsın. Beşinci hisse sakın ola ki bir şeyi analiz ederken sadece
şer-i-at penceresinden bakma. Hakikati de analiz ederken şer-i-at da karşı çıkma. Biri tatlı su
biri tuzlu su iki denizin birleştiği yer birbirine karışmadan derya olmuş o derya olmadan da
Nur gemisini üzerinden yüzdüremezsin. Bu hatıradan daha nice hikmetli hisseler çıkar.
Üstelik çıkanın içinden de çıkar birazda sen tefekkür ette yanaşmaya çalış.
Gönlümüzde bir hatıra canlandı. Adam çiftçilikle uğraşır hanımı da bu halinden
sürekli şikâyet edermiş. O da bak hanım benim Rabbim Kerim’dir beni darda asla koymaz
benim rızkımı kısmetimi ayağıma getirir sen merak etme dermiş. Hanımı sen bekle bakalım
ne zaman gelir. Belki biz öldükten sonra getirir verirler ne yapayım ben o kısmeti dermiş.
Yahudi bir komşusu da bunu gözler cahil adam der dururmuş. Adamın bir gün tarlada ayağına
bir şey takılıyor ve yere düşüyor. Canı acısa da bari şu taşı çıkarayım da bir daha düşmeyeyim
diye kazmaya başlıyor. Taş çıkardığını sanıyor iken bir küp çıkarıyor. Küpün ağzını açıyor
bakıyor ki içi altın dolu hemen celalleniyor. Ben senden böylemi istedim yorgundan takatim
kesildi bunu kabul etmiyorum demiş. Tekrar kazmış bu sefer küpü daha derine gömmüş. Eve
geldiğinde avluda iken hanımına durumu anlatmış. Hanımı ya adam sen deli misin işte
ayağına kadar gelmiş sen bulmamışsın sana takılmış olur mu öyle git al getir onu hayatımız
kurtulur demiş.
Oda hayır olmaz diye söylenirlerken komşusu kulak misafiri oluyor ve hemen
koşturuyor onun tarlasında yerini keşfediyor can havliyle kazıyor. Akşama ancak çıkarıyor
küpü ve küpün ağzını açıyor birde ne görsün koyun pisliği dolu, vay alçak diyor, demek beni
bu hallere sokmak için bunu yaptın, sen şimdi görürsün rızkının nereden geleceğini diye küpü
kucaklayıp evinin damına oradan komşununkine geçerek tandırın bacasından bunları dinliyor.
Onlarda akşam sofrasını kurmuşlar aralarında konuşuyorlar mesele yine bu mesele hanımı
eğer yarın gidip onu getirmezsen ben de seni terk edeceğim görürsün sen diyor. Oda hayır ben
ondan öyle gelsin istemedim yine o benim ayağıma gönderecek merak etme sen diyor.
Komşusu bunu duyunca al ulan sana gökten altın bakalım bu pislikleri görünce ne yapacaksın
diye tandırdan aşağıya sessizce hepsini boşaltıyor. Bakıyorlar tüm evin içine yukarıdan altın
saçılıyor. Adam bak hanım ben sana demedim mi o benim ayağıma kadar gönderecek diye
işte bak gönderdi diyor.
Bu aziz hatıranın içinde bu konu ile ilgili her şey mevcut üzerinde çok tefekkür
gerekiyor. Bahsi açar isek özden uzaklaşırız. Hz Hızır kıssasın da ki bu mesele için desek ki
acaba rabbimizin katından ilim verdiği ve bunları da kendiliğinden yapamadığı kesin olan kul
aracılığı ile Rabbim bize neyi öğretiyor. Kendine nasip olduğu kadar yine sayfalarca yazarsın.
Fakat bu da buranın konusu değil. Bu genel durumun yani gaybi hazineleri almanın veya
oradan getirtmenin bir yolu ve işin genel kuralları olmalıydı çünkü konumuz bu idi bunun
üzerinde tefekkür ediyor idik. Böyle birçok hikâyeler iyi veya kötü olarak bu âlem işleyişinde
karşınıza çıkmıştır. Allah’ u ta alanın evliyası hem mekânı hem zamanı dürebildiği gibi ruhani
tarafı kılıktan kılığa da bürünebiliyor.
Bir Allah dostu oğlum şu avcılığı bırak birde benim güvercinlere ateş te etme sakın
dermiş oğlan avdan bir netice alamamış canı sıkılmış beyaz güvercinler uçuyormuş tutuyor
bunlara atıyor eve geldiğinde bakıyor babası yaralanmış oğlum sana demedim mi onlara
dokunma diye bak gördün mü yaptığını diyor. İşte bunun gibi veya bir kadın uyandığında
kendisini başka bir yerde bulduğu ayrıca Rabbimizin Süleyman aleyhi selam kıssasında bize
bildirdiği Belkıs’ın tahtının bir anda getirilmesi meselesi.
Dersen ki bunları neden düşünüyorsun unutma biz ilmi ledün ile hakka hakiki yakınlık
peşindeyiz. Hatırlarsan 700 yakın esma Hüsna hem de senetli olarak bize nasip olmuştur. İyi
bil ki daha bunlarda niceleri var. İşte bu güzelliklerin sende olan ruhlarda tecellisi nefsine tabi
olmadan kul olmanın hakkını hakkı ile vermektir. Kim neyin peşinde ise o da bizi
ilgilendirmiyor. Yeter ki zalime yataklık etmesin zulmün yanında durmasın münafıklıkta
yapmasın. Bunları düşünüp hikmetlerini çözersen bunun tadına doyum olmaz çünkü oradaki
Rabbin hikmetlerini sezdiğin anda sana verdiği haz ı bir başka şey veremez hakkın kullarının
gıdası çok çeşitlidir bunu da unutma. Muhammet Seyda hocam günlerce aç susuz üstelik
kıpırdamadan sanki Süleyman peygamber misali öylece kalırmış hatırla. Niyet ruhu Niyet
ruhu Niyet ruhu
Nasıl bir çerçeve çizmeliyiz ki hak, adalet, doğruluk ve helal dairesinden
ayrılmayalım. O zaman birlikte biraz tefekkür yolculuğu yapalım. Bir kere bu helal kazanç
olup soyu ve nesli tükenmiş olanlardan kalanların frekans ve ilim sırrı kimde ise onun eli
üzere o topraklarda yaşayan milletin malı olmalı. Haram yoldan elde edilenler fetih olduğu
için ganimet malı olarak yine milletin malı sayılmalı. Fakat bu iki fetihten ibarettir biri vatan
toprağı olduğu zaman ki fetih, diğeri o mekânı ellerinde tutanlardan yapılan fetih işte o da
olmadan olmuyor. Korsanların, hırsızların eşkıyaların ve yıllarca Müslüman ülkeleri
sömürenlerin velhasıl bu örnekleri çoğaltabilirsin sakladıkları ve inançları doğrultusunda
kendileri ile birlikte gömülenlerde milletin malı sayılmalı. Özel mülkiyete bulunanlar ise eğer
kendisi hiçbir sıkıntı yaşamadan buldu ise işte o kısmetten sadece devlete vergi vermeli yanlış
anlaşılmasın önce gidip oraları maddi manevi tespit edip onları mülk edinip sonrada bunlar
benim diyenler zalimlerin ta kendileridir. Bunlar bal arısı bekleyen pisliğe benzereler merak
etmeyin bunların kokusu her yerden duyulur. Bu tefekkür açıldıkça açılır ama gerisi bize
kalsın nasıl olsa artık gönül bu işin kurallarını çizmiştir. Bismillah u Allah u Ekber Billah il
Melik il Vahit il Kahhar. Sakın ha sakın kendinden sanma Mülk Allah’ındır. Yerler de
göklere de ikisi arasında toprağın bağrında bilip bilemediğimiz ne varsa onundur. O kime neyi
diler ise onu verir. Çok şükürler olsun sen bir adım gider isen sana en az on adım gelirler bu
gittiğin adımı isteyenler içindir eğer niyetin sadece hak olur ise adımları sayamazsın seni
inceden inceye bir dokurlar ki âlem birleşse değerini ödeyemez.
Bir gün rüyamda beni sırtımdan güneşe doğru itiyorlar ve şunu oku diyorlar bende
bunu okuyunca ne oluyor diye soruyorum. Ne olduğunu eğer biraz sezmek istersen bilet
alırsan görürsün diyorlar.
Yine bir gün rüya gördüm rüyamda bana yan yana ikişer şekilde alt alta sıralanmış
esmalar gösterdiler bunları görünce gördün mü dedim işte hak ve hakikat üzere uzakta olanı
getirmenin ilmi dedim ve uyandım.
Önce bu mübarek rüya üzerinde bir tefekkür edelim. Başı bilmediğimiz bir kelime
sonu manevi âlemlere takılmayacak hesapta sorulmayacak bir esma daha niceleri de vardı.
Onlar ayrı sadece bana ikili düzen şeklinde gösterdiler gönlümüze biz her şeyi çift yarattık
hikmeti geldi. Yani çift çiftti ve her biri başka şeyler içindi. Yine döndük niyet ruhuna
nedense bu niyet ruhu beni çok etkiliyor eğer arif olmak istiyorsan hakkın sevdiklerinin niyet
ruhunu iyi incele gönlüne hiçbir şey sokmadığı halde unutma burnundan çıktı üstelik bir karga
şeklini aldı ama ciğeri de yedi bitirdi.
Neyse konumuza dönelim. Peki, bu ilmi ve zikri bize verdiler amma onun ile nasıl bir
niyet yapıp o niyetle birlikte devran edecek çember olarak içimize dönerek nokta olacaktık
yani tamam olacaktık.
Tüm dualarımızı gönlümüze yazıp niyaz etmeye başladık. Sakın üç ‘’K ‘’ ı unutma
Kurtar, Koru, Kolla. Bu doğrultuda adalet için kuralları çizilmiş olanın insanlık adına duaları
yapılmıştır. Özel olarak ise biz dedik ki demek ki bu maddi manevi nimetleri esma olduğu
için sana veya senin elin üzere hak ve adaletle dağıtacağına helalinden gelecektir. Bu duaları
nefsimizde tecrübe etmeden bırakın zikir etmeyi yazmamız bile doğru olmaz. Ve niyet ettik
bizde bunun ötesinde ki hikmetlerin ilmini isteriz diye, madem öyle ilmin kapısından sorduk
şimdi sıra şehrinden soruyorduk. Bana manada yeşil bir yüzük ihsan ettiler. Bizde hemen bir
şeyler olsun demeyiz vaktin tamam olmasını diler niyazımıza hala ara ara devem ederiz.
Bu izahtan önce gördüğümüz rüyadan uyanınca Ya Rabbi benim gönlümde bunlar
olmadığı halde neden bana böyle zikirlerinde olabileceğini öğretiyorsun. Öyleyse hikmeti
bugünkü âlem işleyişlerine bunlar geçerli ki bana öğretiliyor dedim. İş bu bana şunu oku
denilen zikir. İlk kez gördüğüm ve hiçbir yerde görmediğim yine ikili sistem yani iki harf ten
oluşan harf zikri idi söz meclisten dışarı mesela Elif- Be gibi. Tabi o zamanlar şans kavramını
da inceliyordum. İnsanlara dindar olsun olmasın bu şans nasıl dağıtılıyordu merak ediyordum.
Şanslı olan insanın aurasın da gümüş renginde manevi işaretler görülüyor idi fakat
nasıl ve niçin bunlara bu şans dağıtılıyor ve bu şans neleri etkiliyor diye çok tefekkürlerim
olmuştu.
Bana gösterilen zikrin zuhuratına ulaşmak için talim etmeye başladım. Yılbaşından
önce idi bir rüya gördüm. Rüyamda bir piyango biletine bakıyorlar diyorlar ki son beş
rakamında üç sekiz olaydı. Bende uyandım ve dedim ki Ya Rabbi bu nasıl iştir hiçbir kitapta
yoktur bu neyin ve nerenin ilmidir dedim. Fakat bunun sırları dualarımda gizli idi. Sonra
demek ki böylede zikirler oluyormuş. Evet, son beş rakamında üç sekiz olanlar yılbaşı büyük
ikramiyelerin sahibi oldu. Fakat yine de bir şey eksikti hangi niyet ile okur isen onu elde
edebilecek imkâna kavuşursun ama ya elde tutamaz isen ne olacak. Ayrıca elde iken ya
azgınlık ve taşkınlık yapar isen ne olacak unutma sakın normal bir dostun veya sevdiğinin
huzurundan kovulmaya dayanamazsın ki kaldı ki ilahi huzura nasıl dayanacaksın. Büyük bir
üstada yine bir gönül sultanı ziyarete gelmiş ağırlamışlar ve talebeleri ile birlikte uğurlamak
için dışarı çıkmışlar. Hocaları gelen misafire sarılıp vedalaşmış ve yerinde durmuş ayakta
bekliyor talebelerinde birisi hocasından birkaç adım daha öteye çıkarak güya hürmet
gösteriyor. O kadar insan içinde bunu yapınca hocası misafirler gittikten sonra huzurundan
çıkarıyor bir daha seni buralar görmeyim diyor. Ne yaptıysa mümkün değil geri gelemiyor.
Hocalarının çok sevdiği bir talebesi arkadaşı imiş ona gidip yalvarıyor tükendim ne olursun
bu konuyu bir de sen söyle belki çilem dolmuştur diyor. O da dayanamıyor ağlıyor peki diyor.
Hocası dışarıda diğer talebe ve halk ile beraber iken durumu açıyor efendim gördüm hali çok
perişan dayanamadım bir kez de ben onun için size geldim ne olur bağışlayın diyor. Fakat
hocası da ağlıyor oğlum diyor bizim elimizde olsa biz nefsimiz pay çıkarmayız o tokadı ilahi
dergâhtan yedi. Talebesi yine yalvarıyor ne hocam bir çaresi vardır lütfen dergâhı ilahiye bir
gönül verelim diyor. Biraz tefekkürden sonra bir şartla bağışlanır. O toplumda en ayıp şey
eşeğe ters binerek her sokak dolaşmakmış. Ancak eşeğe ters binerse olur diyor. Ölümden
beter bir bedel sadık talebesi diyor ki efendim o asil bir sülaleden gelir bizim gibide nefsi
çoğu şeyi kaldırmaz siz izin verseniz de onun yerine ben eşeğe binsem olmaz mı diyor. Bunu
dedikten sonra hocası ağlıyor.
İşte böyle sadık dostlarda kalmadı ki kendini kurtarasın. O zaman bunu
yapmayacağımız bilindiği halde neden bize bu tür ilahi terkipler nasip oldu madem nasip o
zaman ne yapmalıydım.
Önce yine hikmeti ne idi bir tefekkür edelim. Herhalde bir yönü ile şöyle
kalbimize doğuyor, diyelim ki genel makro düzeyde bir dua edeceksin ve o duanın da
tesirin olmasını istiyorsun. Fakat dua olur ama çoğu yerde felaket olabilir ki bunu da
kimse istemez. Eğer o duana sebep olan şeyi keşfedip sadece o engeli ortadan kaldırırsan
her yer güllük gülistanlık olur. Yani zerre ilmi veriliyordu boşuna mı denmiş ilim bir
nokta idi cahiller onu çoğalttı. Yani Kahhar kırbacı ile insanda ki mikrobu
öldüremezsin ancak insanı yok edersin. Bizde bunları güzel niyet ile ruhumuza teslim
ederek bu işin sırları ile ilgili zere ilmini istediğimizi ancak anlayabiliyorduk. Bismillah
u Allah u EKBER İnşallah u Hür Rahman Nur Rahim. Bunları başkaca sırlı rüyalarımda
haberler takip etti.
Peki, bunları niçin böyle yapıyorsun nefsin için zere bir faydası yok veya üzülüyorsun
kitapları bastıramıyorsun veya üstadının emanetlerini yerine ulaştıramıyorsun. Dersen
bunların cevabı Allah dostlarının dünyalara değişmeyeceği aziz hatıralarında gizlidir deriz.
Bakmasını bilen görür. Ayrıca acele etmeyin ebedi âlemde görürsünüz ne demek istediğimi.
Bir gün arkadaşla sohbet yaparken erenler diğer tarafa göç ettikten sonra halka olmuş
sohbet ediyorlar nasıl üzülüyorlardı üzüntüleri odamızı sardı diyorlar ki dünyada iken keşke
şunu da yapsaymışız onun yüzünden burada şunlardan mahrum kaldık. Bizde onu inceledik ve
gerçek bir bilgi idi çok şükür nasip oldu biz yaptık. Unutmayın ebedi hayat var önce iman
bileti gerekiyor sonrasına sakın küçük deme büyük deme zor deme kolay deme nasıl olsa
yaparım da deme her daim onu yapamaz isen ömründe bir kez olsun yap. Tüm insanlığın
evlatlarına dua ettiğimiz gibi kıyamete kadar hak ve hakikat üzere gelmesini murat ettiğim
neslimize de dua ediyoruz.
Hz. Ali İlmin kapısı, bana bir harf öğretin onun kölesi olurum diyor iken ne diyordu
yani bana batın kapılarının tamamı açıktır. Dünyalık ne varsa onun kölesi olmak için can
atarken. O evlenmek niyetiyle peygamberin hediye ettiği zırhını ve kalkanını satmak için
pazara gider. Hz Ali efendimiz istese idi dünyalık ayaklarına serilemez mi sanırsın. İşte o Hz.
Ali ya Rabbi hem dünya da hem de ahrette sevdiklerime ve sevenlerime ver ben bu dünyada
ki ilim hakkımı onlara verdim deseydi. Ne olurdu sanırsın. Simya ilmini bir düşün. Düşünde
hizaya gel hemen meylin altın inci mücevher olmasın sonuçta onlar bir taş tır. Onların
kendisinde değer de yoktur o değeri sen nefsin için verirsin belki de diyecekler ki yarabbi şu
şeytana attıkları taş kadar bizim burada değerimiz yok ne olaydı ki birisi bir kez olsun taş
yerine bezi atsaydı. Hz. Ömer Cennetten gelen herkesin görmek için can attığı Hacer-i Esvet
taşına ey taş eğer sana Resululahın hürmetini görmemiş olsaydım seni parça parça kırardım
buyuruyor.
Yaşam yıllarımızda ki nereden nereye gelişimiz ve yaşadığımız hikmetler beni
hep düşündürüyordu. Gariplikte boynumuzu bükmüş devam ediyorduk biz hayatımızın
tamamını buralarda zikretmiyoruz kısada olsa hiç bir şey bilmez iken bizi buralara
getiren hikmetlerden bahsedip ruhumuzun seyrini birlikte izliyoruz. Kudret-il Kadir
Rabbime sonsuz şükürler olsun. Şarlatanlardan uzak durmanızı canı gönülden tavsiye
ederek birkaç küçük anıyı daha aktarıp bu bahsi kapatmak istiyorum. Yani sanmayın
ki bunları sadece birileri bilir.
Bir gün eski personelimden birisi rica etti bizim köyde bir hazine var dedem saklamış
bizde ne yaptık ise bulamıyoruz. Bende hazine değil de o âlemin işleyiş ilminin peşinde
olduğum için merakımdan bir manevi çalışma yapayım. Sonuçta kendilerine ait bir servetti.
Rüyamda gösterdiler yol kenarında kerpiçten bir evleri var yol doldurulunca evin içi çukurda
kalmış içine girdim. Dediler ki sol tarafta duvarın içinde ona ait olan altın var aç avucunu
sadece iki avuç ancak idi diğerinin yeri nerede dedim şurada bir tandır var o tandırın altın
gizlidir. Yalnız o onun değil bu altını saklayanın küçük oğlunun en küçük oğluna aittir.
Sadece onun nasibi sana verilen kadar olacak. Diğerini asla bulamaz ve alamaz ısrar eder ise
kendine yazık eder. Ben de bunu aynen anlattım hayrette kaldılar çünkü gerçekten öyle bir
çocuk var imiş. Bende bunlar ile kendimde olanın gerçekliğini teyit ediyor rabbime şükür
ediyordum.
Bir gün mevta olan kardeşim çok yalvardı ağabey ben bilirim seni bana bir göstersen
sen bunu nasıl yapıyorsun dedi. Kıramadım nasıl olsa kardeş kardeşe idik riya olacak bir
durumda bir amacımızda yoktu peki dedim. Bir kız yeğenim vardı git abdest al gel dedim
geldi. Uzatmayalım melek vasıtası ile konuşmaya başladı dedim bu Çorum civarında değerli
gömü var mı? Elbette var olduğunu biliyoruz Hititlerin başkenti olmaz mı fakat bizde kız da
nerede ve ne kadar olduğunu bilmeyiz. O var dedi. Dedim en yakın ve en güzel olanı bize
bildir. Bir yer tarif etti bir büyük kayalık tepe fakat çok yakın üzerinde bir türbe var o türbe
boş oraya çok gittiler dedi. Dedim bunu giriş ve çıkışı nasıl. Yedi metre civarında türbeden
aşağıda kayadan bir kapak var onu açarsanız çok uzun bir basamak ile aşağıya iniliyor. Başka
giriş olarak bir yer var mı dedim. Dedi ki aşağıdan ırmak akıyor oradan da bir geçit var
eskiden saklanma yeri olarak ta kullanılıyormuş fakat oralar kayalıklar ile sonradan
kapatılmış. Birde havalandırmalar var çok derin ve küçük dedi. Peki, tılsımı var mı dedim.
Oraya öylece giren ölür dedi pe ki o zaman teknik bilim yoktu girdikleri zaman ne
yapıyorlardı nasıl kurtuluyorlardı dedim. Bir tosbağa var onun içinde gizli panzehir var onu
içeceksin dedi. Pekiyi dedim ne kadar bir servet var sonra onlar olmasa da tosbağanın sadece
gözleri olsa yeter dedi. Bizde teşekkür ettik işlem sonlandı.
İnşallah milletimin menfaatine bu saklı olanlar kullanır da bu millet insanlığın öncüsü
olur. Bunlar içinde duamız çok çeşitli oldu. Kardeşin hatırı da yerde kalmadı. Şimdi de derim
ki ölmeden önce öl ki tosbağayı bulasın. İşte sana bir muamma. Yukarıdaki izahların
şifresidir.
Bu işleri bilme işi değil bildirme ile alakalıdır. Biri Zahiri ilim ile birde Batın i ilim ile
demedik mi biz hep çift kanadı severiz diye. Sonuçta bunlar Rabbimiz ihsanı ve ikramı tutup
ta bunlara takılıp asıldan uzaklaşır isen vay haline. Rabbimizin ikramı deyince ne anlarsın.
Biraz önce çaresizlik tuzağına düşen bir kadından bahsettik bu kadına ikram olarak birde
alzaymır hastalığı eklense güzel olmaz mı hem aşığım dediklerini unutur hem de yaptıklarını
işte bu onun için bir ikramdır. Tövbeler edip ikramına layık olmadan Rabbinden ne istediğine
dikkat et.
Celal inden ikram nedir dersin. Balı yapan arıdır. Arı’yı hiç görmeden baldan tadan
çiçek kokusunu alır bu olsa olsa topraktan gelir der. Çam kokusunu alır bu olsa olsa bir ağacın
ürünüdür der. Sonra hiç görmediği Arı’yı görür. Bu nedir vız vız edip duruyor der. Rengi de
ne güzelmiş bir sevsek der. Eğer alerjisi var ise kurtaran da zor çıkar. Sokunca anlar onu
öldürmek için elinden geleni yapar. Sonra bir gün öğrenir ki o yediği balı bunlar yapar imiş
sukut eder. Hem balını yer hem de yanına yanaşamaz. Adeta bizim çok işimiz var sen kendi
işine bak bizi bize bırak derler. Ayrıca Propolis e ne dersin ya diğerlerine daha bir arıyı
anlatmaya gücümüz yetmedi. Gerisini sen düşün sakın ha arı bal yapıyor diye eşek arısına
denk gelmeyesin. Yani dua edipte beni arıya kavuştur demeyesin. Kavuşursun da bir daha da
kurtulamazsın eğer ben bunu biliyorum ona göre duamı yaparım yani ‘’beni bal arısına
kavuştur’’ diye dua ederim dersen. Bizde deriz ki burası er meydanıdır. Er meydana yiğit
gelir. Eğer kaypak biri gelir ise onu kokusundan tanırlar. Bal arısı bal alacak çiçeği gayet iyi
bilir. Bilesin ki pislik böceğini şekere koysan ölür. Senin ettiğin dua sana eşek arılarını daha
çok çeker. Çünkü bir nevi şöyle derler kendini bilmez biri var pislik kokuyor ama kendini gül
sanıyor derler. Şimdi bunun bir savunması da yoktur gelin gidelim bizi bal arısı zanneder
bizde onda nasibimizi rahatça alırız derler.
İşte büyüklerin halleri de buna benzerdir korkularından layık değiliz diye ellerini
kaldırmazlar hatırla kırk sene olmuş kendini cehennemde gördüğü halde beni af et bile
diyememiş. Belki dersin ki ben yaptım oluyor olurda olmasına bedel isterler pirim battıkça
batarsın seni temizlemek için ne kadar kaynatsan da yine yetmez illa ki ateş gerekir sakın
unutma ve edepsiz işler yapma. Her şeyinden öce pislikleri at sonra da ‘’ hiç ‘’ bile isteme
yani ne istersin kulum ben hiç bir şey istemem ya Rabbi ancak senin rızanı ve hoşnutluğunu
isterim. Desende güzeldir. Sen bilirsin Ya Rabbi ben Bilmem. Yaratanda sensin, yaşatanda
sensin dersen de güzeldir. O zaman ne istersen hak iste o da güzeldir. İstersen muradını iste o
da güzeldir yani haddini ve kendini bilmek güzeldir.
Hz. Hızır (as) hatırasını anarken duvar dedik gönlümüze bir hatıra düştü. Mahallenin
yakışıklı genci orada bulunan bir mübareğe talebe olmuş sohbetlerine gidermiş. Bir gün
akşam yine oradaymış aklına sevgilisi düşmüş yavaşça kimse fark etmeden oradan ayrılıp
dostunun evinin önüne gelmiş. Üst kat cam açıkmış ne yaptıysa sesini duyuramamış. Kapıya
vurmuş yine yok bu sefer sinirlenip tuğla almış kapıya vurdukça tuğlayı kırmış. Fakat yine ses
yok çaresiz dönmüş dergâha gitmiş hocası sohbeti bitirmiş. Bunu görünce çağırmış gel oğlum
gel önüne kapı olduk durduk ta bak sen bize ne yaptın demiş göğsünü açmış her tarafı kan
içinde. Oğlan korkudan ve hayretten düşüp bayılmış. Efendim böyle şey hiç olur mu diye akıl
birçok itirazlar ve şüpheler eder.
Anne diyor ben daha senin karnındayken sizde bir kervan yolculuğundaydınız. Evet
diyor annesi, eşkıyalar kervanı basınca sizi bir büyük kartal eşkıyalara saldırıp kurtardı. Evet,
oğlum da sen nereden biliyorsun diyor. Anacığım işte o kartal bendim diyor. Hz. Geylani bir
gün bir genç kız yetiş ya gavs diye imdat istiyor olduğu yerden değneğini atıyor orada değnek
adamı dövmeye başlıyor. Bugün kul bunları bizzat yaşasa görse bile demelidir ki evet bunlar
keramet ancak bunlar Rabbimin dilemesi ile oluyor biz anlasak ta anlamasak ta.
Biz de bu hikmetleri gönlümüzde yaşatarak yolumuza devam ediyorduk. Çorum
şubesinde makamımda iken telefon geldi müdürüm sana bahsettiğim Erzurumlu arkadaşım
hoca buraya geldi bende sana getireceğim müsait misin bende tabi ki ne zaman isterseniz
gelin dedim, geldiler bizde oturup konuştuk dedim ki sen bu ilmi nasıl elde ettin. O müdürüm
ben hafız kendi halinde Erzurum da yaşayan bir insanım hiç bu işlerle ilgim yoktu. Güzel bir
yaz günü bende köyde merkezin dışında bir çeşme var orada abdest alacaktım. Eğildim
yüzümü yıkayacağım zaman başımı güçlü bir el tuttu, sonra akan suyun altına başımı koydu,
gür bir sesle korkma oğlum biz sana yardım için geldik. Gözümün ucuyla geriye baktım yeşil
askeri elbiseli bir general yanında birçok subaylar vardı abdestimi aldırdı ve adının mercan
olduğunu söyledi bu şeytanlaşmış insanların tuzağına kim düşmüş ise ona yardıma mecburum
onlar neyi tarif eder ise bende ona göre işlem yaparım dedi. Benim kalbimden inşallah şu
benim hanıma da bir çare olur dedim. Bana dedi ki müdürüm sen üçleri bilir misin? Ben de
duydum dedim mercan komutan diyor ki ondan uzak durun o üçlere yaklaşmış diyor dedi.
Yani müdürüm sana bir faydam dokunsun diye niyet ettim. Komutan onun işine sakın
karışmayın diyor. Durum bu dedi. Sungurlu da işleri vardı müsaade isteyip ayrıldılar. Evet,
hem üzüldüm hem de bir anlam veremedim.

