Ads Top

Ruhun Yolculuğu 5.Bölüm


                      

Biz burada dua ve hikmet bahsimize döner isek belirttiğim gibi yapılacak dua da 

Niyet Ruhunu çalıştırıp akıl süzgecinden geçirip ihlas ile cüzzi iradeyi külli iradeye bağlamak gerekiyor.

Peygamberimiz (sav) buyurdu ki; Ben ilmin şehriyim kapısı da Ali’dir. Her kim ilim

öğrenmek ister ise kapısına müracaat etsin. Bana göre bir nevi Hz. Ali de ilim anlamında büyük hikmetler gizlidir. Eğer kişi onu hakkıyla anlar ise yolu çabuk aydınlanır ve sizi yormadan dost doğru hakka yaklaştırır demektir. 

Cenabı peygamberimiz aynı zamanda Kâbe-i ilk gördüğünüzde yaptığını dua kabul olur buyurdu. Herkes Kâbe-i ilk görünce dünyalık veya ahretlik birçok şahsi dualarını sıralar durur bunları saysak sayfalarca yazarız.

Herkes farklı bir dua eyliyor düşünür en güzelini bulmak için çalışırdım çünkü bu açık

ilan ve kabul anahtarı idi ve üzerinde düşünerek dedim ki ilmin kapısı acaba bunun için ne demiştir. 

Tabi bütün bunları gayet iyice düşünüp hafıza ruhunu imana bağlayıp âlem işleyişlerinden hikmetler almak gerek. Hikmet bu ya Hz. Ali Kâbe’yi il gördüğünüzde Ya Rabbi beni duası kabul olan mümin kullarından eyleyin.

Diye dua edin demiş.

İşte ilim işte hikmet bak şu duaya da ağlma kesin kabul olacak dua değil mi sende duası kabul olan

mümin kullar içerisine girdin demektir. 

Hem sevindim hem üzerinde çok tefekkür ettim şimdi ise bizim gölümüzden geçene bakalım ve dedim ki bu duayı bu şekilde yapan elbette vardır. Fakat neden insanlık bu durumda veya bu duayı bilen kullar insanlık için duamı yapmıyormu  diye tefekküre dalar üzülür idim. 

Gönlüm mutmain bir türlü olmuyordu dedim ki ilmin kapısı böyle dua ederse acaba şehrine girsem nasıl olur ve tefekkür edince gölümüzdeki hikmetler yeşermeye başladı. 

Duası kabul olan mümin kullarından eyle bu duanın kabul olduğunu varsaysam kişi gelip dua yaptığı zaman ya dedim yaptığı dua son nefesinde kabul olur ise, o zaman şöyle ekleme yapmalıyım dedim; Beni duası hemen kabul olan mümin kullarından eyle. Ve yine düşündüm ya sadece Kâbe de olduğunda dua kabul edilirse o zaman hangi mekânda olursam olayım beni duası hemen kabul olan kullarından eyle olmalı dedim. Sonra ya gece beli bir saat ve ya sabah şartı olur ise. O zaman hani mekânda, hangi zamanda ve hangi saatte olursam olayım beni duası hemen kabul olan kullarında eyle evet sonra gönül sorularıma bir yenisi eklendi ya dedim insan her zaman müsait olmaya olabilir o zaman nasıl yapmalıyım. 

Hangi mekânda ve zamanda ve vakitte ve saatte ve hangi hal üzere olursam olayım beni duası hemen kabul olan mümin kullarından eyle

demeliyim dedim. 

Peki, sadece bir sefer yaptığı kabul olurda diğerleri olmaz ise o zaman ne eklemeliyim dedim.

Hangi mekânda ve zamanda ve vakitte ve saatte ve hangi hal üzere olursam olayım beni

duası her daim hemen kabul olan mümin kullarından eyle.


Ya Rabbi hangi mekânda ve zamanda ve vakitte ve anda ve hangi hal üzere olursam

olayım şartsız ve sınırsız ve hudutsuz olması üzere beni duası her daim ve hemen kabul

olan mümin kullarından eyle.


İşte bu da benim sizlere hediyem olsun. Burada çok önemli bir sır var fakat onu yazmak tan

ziyade özel olarak ehline söylemeyi tercih ettim.

Nefsimizden burada bize bir sitem geliyor ve yani bir de bunumu çıkardın eski köye

yeni adet mi sen tevekkül et yap duanı gerisine karışma der gibi. 

Fakat biz bu nefsimizin hallerini iyi biliriz bir şeye itiraz ediyor ise vardır bir hikmeti. Bu söylemler bize âlem işleyişlerinden dolanıp geliyor biliriz ki böyle diyenler çok olur. 

Burada yazmak istemiyorum hatta daha fazlasını dahi diyerek haşa Allah la pazarlık mı yapılır derler. 

Derler ama bu onların bildiği gibi hiç değildir. 

Görmez misin ey nefis, gelmiş geçmiş peygamberlerin ve evliyaların hallerini İbrahim, Eyüp, Yunus, Yusuf, Musa, İsa (as) bu hayatların manaları açılsa kitaplar almaz. 

Bunları anlatmamızın sebebi düşünce ruhumuzu hak için çalıştırdığımızı tefekkürümüzü belirtmek istememizden kaynaklanıyor der sukut ederiz. 

İş hayatıma devam ederken bir rüya gördüm rüyada tayinimin Ankara ya çıkıyordu

aynı rüya içinde vergi iade ödemelerini de yapıyordum. Uyandım o  günkü hal düzeyimizde biliyorum ki rüyalarım aynen çıkardı bu yüzden beni derin bir düşünce sarmıştı evet tayin isiyordum  fakat hemen değildi. Oysa rüyamız da hemen olacağının işareti idi çünkü o gün vergi iadelerini bütün bir yılı kontrol ettik tüm genel müdürlüğün işlemleri hazırdı rüyamda vergi iadelerini nasıl ödediğimin yani hesaplara geçtiğimin yöntemi bile gösterilmişti. 

Rüyalarımı birebir yaşadığımı bildiğim için aklımca acaba nasıl bir tedbir ile bu rüyanın birebir çıkışını engelleyebilirim diye düşünüyordum. Aklıma geldi vergi iadesinin hesaplara geçişinde iki yöntem var idi eğer ben rüyada bana bildirilen yöntemle değil de diğeri ile ödemeleri yaparsam bu rüyanın kapsama alanı dışına çıkarım dedim.  O gün de cuma günü son mesai idi. Eğer bu düşüncemi uygular isem o rüyadaki bu hal zuhur etmemiş olacak ve o zaman diğeri de yani tayin meselesi iptal olacaktı.

Sabah işe geldim kimseyle konuyu paylaşmadan hazırlıkları yaptım ödeme şeklini ayarladım

ve grup müdürüne götürdüm hesaplara bu şekil de bu yöntemle geçelim dedim tamam böyle

daha uygun ben bir onay alayım dedi gitti genel müdürden imzalı onay aldı. Bende işlemlere

başladım otomatik olarak cari hesaplara geçtim çok rahatlamıştım ve sevinçliydim irade koymuş gerekeni yapmıştım.

Pazartesi olmuş iş başında rutin işlerim ile uğraşırken Grup Müdürü beni yanına çağırdı gittim. Dedi ki  Cengiz genel müdür aradı vergi iadelerini diğer yöntem ile hesaplara ödenmesini istiyor. 

Ne diyorsun müdürüm dedim çok zor herkes parasını harcadı sistemsel olarak bunu yapmak mümkün değil, ne dedimse dedi ki bunların hepsini ben de söyledim yok illa diğeri olsun öyle yapın diyor.

Yani şokta idim. Kimsenin haberi yok fakat ben hayrette kaldım çünkü bu olayda ki hikmet

büyüktü. Hikmet o kadar büyük ki zamanda yolculuk yapmıştı olmuş bitmiş olayı değiştirmişti. 

Gaibi haber bize önceden bildirmişti fakat niçin ve benim için nasıl bir öneme sahipti. 

İlk kez tecelli madde işleyişine idi ve özel değil geneldi bu çok önemliydi. Ayrıca kim

iş yapacak ise hedefe ulaşmak için onun da tasarruf alındığı bana gösteriliyordu. Ve

rüyalarımızın sadık ve gerçek tam tamına gerçekleşeceğini bana bildirip gösterdiler belki de

önceden bildirilip bu hikmetleri yaşamam istenmişti. Artık tereddüttün olmasın İstanbul

görevin tamam oldu ve buradan ötelere gönderiyorsun hem de nice maneviyat ve tasarrufla

yaşadıklarının ve hak olarak yaşayacakların hepsi gerçek sakın korkma diyorlardı. Bende Ya

Rabbi hayretimi artır der dua ederim.


Çok zorlanarak işlemleri istedikleri gibi yaptım sonuçta ben yaptığım için bir nevi

senin ileride yaşayacağın hikmetlerde senin elin de olacak anlamı çıkıyordu. Rüyam tam

anlamı ile çıktığı için tayinimi de her an bekliyordum ve daha ay bitmeden dediler ki seni

Kadıköy şubesine müdür yardımcısı olarak gönderiyoruz. Evet, güzel bir teklif hem terfi vardı

hem de Kadıköy güzel yerdi. Fakat madem şube olacak Ankara olsun istiyordum. Diğer

bilmedikleri konuda sonradan acı da olsa öğrenecekleri sonradan aldıkları kişilerdi. Eğer

İstanbul da kalırsam sürekli beni çağırırlar gerçek yine ortaya çıkmaz dedim. Tabi en önemlisi

de yaşadığım deprem zincirlerinden evlatlarımı uzak tutma isteğiydi bu yüzden dedim ben

Kadıköy e gitmem. Ankara olsun dedim. Benim yüzümden imkânsız olan yapıldı ulus

şubesinden adanalı bir arkadaşın tayinini adana yaptılar.


Beni de aynı yetki ve düşük maaş ile ulus şubesine tayin ettiler buda bize ilahi takdir ile

oynama cezası idi. Evet nice hikmetleri birlikte yaşadığımız İstanbul ile bir daha buluşmak

üzere vedalaşıyor idik. Kim bilir birbirimize ne zaman kavuşuruz.


Burada yine bir hatıra canlandı. Üsküdar meydanından Ümraniye ye giriş caddesi

solunda bir cami var idi oraya gitmiştim. Baktım bir türbe var hayatını anlatan bir kitap vardı

aldım. Oradan hatırımda kalmış kendi beyanına göre erenler bunu Kastamonu iline sürmüşler

yılar geçti İstanbul burnumda tüter oldu fakat erenler bir türlü izin vermiyorlardı diyor. 


Artık öyle bir hale geldim ki takatim kesildi bir gün iki rekât namaz kılıyordum kıyamda iken

hayrete düştüm namazım beyaz bir bulut gibi şeklime büründü. İstanbul manevi

kapıları açıldı bende seyrediyordum erenler halka olmuşlar sohbet ediyorlardı.

Namazım yanlarına varınca ayağa kalktılar. Bu halim onlara bir şeyler söyledi onlarda

tamam imasında bulundular. İşte ondan sonra ben İstanbul a gelebildim diyor.


Düşünürdüm böyle nasıl oluyor. Olduğunu biliyordum fakat yaşamakta istiyordum

tabi burada dikkat etmek lazım yaşamak derken hepsini değil namazın o zevkini, 

Münir derman hocam kim ki Allah u ta alanın yanında kıymetim nedir öğrenmek isterse seni ne ile

meşgul ediyor ona baksın o zaman anlar. Mehmet hocamda sen Allah ı görmesen de

Allah seni görür derdi. Bizde de san ki izleniyorum gibi haller zuhur etmeye başlamıştı ta o

zamanlardan. 

Bir hatıram canlandı ;

Bir ara çorum da misafir gittiğim  yerde hikmeti ilahi iyi ki yalnız değildim cemaat ile namaz kılıyordum tevafuk en ön safta safın sol başında idim bir kuran kursunu ziyaret etmiş onlarla iftar yaptıktan sonra namaza geçmiştik. 

İmam genç bir çocuktu namaz başladı. Bende bir hal oldu sanki hiç bir şey

görmüyorum. Benden başka kimse yok ve Fatiha bitmiyor o kadar güzel ki sanki

ruhumdan geliyor veya ruhumla bir olmuştu. Ayaklarım yerden kesildi hem büyüyor

hem yükseliyordum zaman durmuş yavaş akıyordu. O aldığım hazın tadı hala ruhumda

saklıdır. Biran anladım ki cemaatleyim ve Rabbimden yardım istedim kendime yine

gelemiyordum tabiri caiz ise uçup gidecektim. Aklıma Serap hanımı getirdim ve aklımı

onunla meşgul etmeye başladım ve yavaşça ayaklarım yeri hissetmeye başladı. İmam

daha Fatiha’yı henüz bitirmemişti namazı tamamladık. 

Önceki niyetim ve merakım Rabbim Hikmet bize yaşattı. 

Fakat ondan daha fazlası var demişlerdi yani burada biz kendimiz gidecektik. 

Es selam-u aleyküm ey erenler bizim sevdiklerimiz bizi sevenler her daim kadir kıymet bilenler diye hangi şehrin sınırına girsem bu selamı vererek girerim. 

Veda ederken de Allaha Ismarladık derim.


Bir gün erenler sohbetteymişler yanlarında hizmetli kadın varmış kadın ve aleyküm

selam demiş. Onlar biz sana selam vermedik sen kimin selamı alırsın deyince. Ben sizin kini

değil buraya yeni bir eren geliyor o bu meclisi görüp selam verdi. Kimse almayınca selamını

ben aldım demiş çekilmiş odasına gitmiş. Erenler demişler ki bu nasıl adam ki bizden haberi

oldu da bizim ondan haberimiz olmadı. Eğer burada yurt tutar ise vay halimize demişler.

Hemen engelleyelim ve kuş olup uçmuşlar. Bizim Hacı Bektaş bakıyor ki semalara kadar tüm

yolları kesmişler öyleyse biz de üzerinde aşar geçeriz diyor. Bil ki bu âlem işte böyle orada

selam alan veya mücadele eden yok mu sanırsın.


Düşünüp ibret almak gerek der ve ya rabbi bu nasıl bir namazdı ki latif bir vücut bulup

erenlere yetki kullanıp tasarruf etti. Bunu çözer isem o zaman istediğim mekâna şartsız ve

sınırsız gidebildiğim gibi huzuru ilahiden dilediklerim de geri çevrilmez der umut ile

çabalardım. Anlıyordum ki bu hallerin frekans seviyesine çıkmak gerek yani aynı frekansta

seviyeleri üzerinde titreşmek lazım gönül hak ile dolmayınca olmuyor veya oluyor da burası

yeri değil.


Sormuşlar vefatından sonra rüyada gördükleri bir veliye durumun nicedir diye. Eğer iki

rekât namazım olmasa idi durumum perişandı der. İşte böyle pirim sakın ha namaz diye

geçme hele de gönül niyazı ile birleştirir isen doyamazsın tadına ve illa vakitte bekleme o

haller sende ne vakit oluştu secdeye kapan oğul.


Bir mübarek kula soruyorlar ilmi ne buldun ne zaman su gördüysem abdest aldım ne

zaman abdest aldım ise iki rekât namaz kıldım diyor yatım kalktım demiyor dikkat et.


Münir Derman hocam oğlum abdest başka hiçbir dinde yoktur sadece bizde

vardır kıymetini bil niyetini doğrult gaflete kalan avarelerden olma abdestsiz yeme içme

konuşma uyuma çok dikkat abdestli bir kula şeytan yanaşamaz bak burada yanaşmaz

demedik yanaşamaz dedik çünkü ona ilahi hikmet harici yasak edilmiştir. Allah’ u

Rahman sadece Müslümanlara yerleri ve gökleri mescit kıldı nerede namaz kılar isen kıl

ister isen uzayda dünyaya yönünü dön ve kıl işte dikkat et Allah u Ta alanın

mescitlerine de abdestsiz basılmaz oğul o yüzden bunun kıymetini bil. Gusül yapmak

imanın delilidir çünkü o mesele ahret inancı meselesidir de ondan ve bu arzı ala ya diğer

mahlûkatlar gibi basma. Allah ondan ebedi razı olsun edebe kadar da maneviyatını ve tasarrufunu eksik etmesin.


Yeri gelir bir anlık tefekkür güzel bir niyet bin yıllara bedel olur. Rabin rızası

bahanelerde gizlidir unutma pirim yaratıp yaşatan Rabbim yaşattıktan sonrada onlara vesilesi

ile ayetlerini göndermiştir. Bir gün bir sahabe gelir Ey Allah’ın resulü yokluktan aş karnına üç

gündür oruç tutuyorum artık takatim kesildi imdat diyor. Mescitte sahabeler e hitaben yok mu

bu kardeşinizi bugün misafir edecek tabi kimsede yok ki ne yapsınlar epey bir süre sonra ben

misafir ederim ey Allah’ın resulü diyor. Ve ona da akşam sen bize iftar gel diyor. Eve gidince

hanımına söylüyor. Eşi eyvah evde ancak kendimize yetecek bir şeyler var diyor. Sen onları

hazırla akşam gelecek sofrayı kur bizim tarafın ışığını bira kıs ve hepsini ona ver bizde onunla

beraber yemiş gibi yaparız diyor. Üç gün o oruç tutmuş bizde tutabiliriz Allah Kerimdir diyor

ve öyle yapıyor… işte ‘’….. kardeşlerinin nefislerini kendi nefislerine tercih ederler….. ‘’ öz

olarak belirttiğim bu ilahi hitap bu sebep ile inzal oluyor. 


Daha nice haller böyledir prim anlatmaya kalksak kitaplara sığmaz. Bir gün mescide

bir sahabe gelir ey Allah’ın Resulü üstüm de yama yapacak hiç bir yer kalmadı sana

geldim. Cenabı resul git Ebubekir e selamımı söyle durumu anlat sana bir giyecek versin

buyurunca adamda öyle yapıp kapıyı çalıyor durumu anlatıyor. Sıddık kapıyı

kapattıktan sonra içeriden kolunu uzatarak bir elbise veriyor adam çok seviniyor.

Mesele bundan sonrası aradan zaman geçince Cebrail cenabı resule gelerek Ey Allah’ın

resulü Ebu Bekir in imdadına yetiş edebinden hasıra sarıldı öylece kaldı. Sırf

peygamber göndermiş kapıdan çevirmek olmaz diye kendi üzerindekini çıkarıp veriyor.

İşte hakka hürmet resule edep bunları düşünde düşün.


Mübarek hocam Mehmet Emin Allah u Rahmana giden yol insanların nefisleri sayısı

kadardır niyet eden kim olur ise olsun hak yolunu ona açar derdi.


Tabi her nefis sana derman olamıyor. Mübarek Anadolu topraklarından birçok deli

veli gelip geçmiştir. Mısır Ez her üniversitesi profesör ü dünya tek sayılacak batini olarak çok

meşhur bir Kur’an tefsiri yapmış. Ona bir toplantıda soruyorlar efendim siz bu ilminizi ne ile

buldunuz.


Buyuruyor ki zamanında bir köpeğin elini öptük de onunu vesilesi ile hak tan bize

ikram oldu demiş. Nasıl olur efendim diye merak etmişler. Oda anlatmaya başlamış.


Bu mübarek ilim sevdalısı imiş ve ilim öğrenmek için Anadolu’dan İstanbul’a

medresede okumak için geliyor. Fakat ne hikmettir sekiz yıl geçiyor hala birinci sınıfı

geçemiyor neredeyse emsalleri mezun olacaklar. Arkadaşları artık bırak dediyseler de bir

türlü bırakmıyor. Arkadaşları da belki gider hem de biraz eğleniriz diyorlar ve buna gelerek

fatih camisinin önünde bir adam var ona kim gidip derdini söyleyip dua isterse hemen kabul

oluyormuş diye bunu İstanbul’un en azılı delisinin yanına göndermişler. O delinin kimse

yanına yanaşamazmış köpeklerle konuşur onları her sabah kol sırasına sokar önlerine de kime

neyi verse herkes önünde ne varsa başkasının yiyeceğine dokunmazmış. Eğer yapan olursa

ertesi sabah sıraya girmeden arkada bekler bir nevi ceza alır o yemek ten mahrum olurmuş.

Tabi bunu duyunca bizim ilim aşığı çok seviniyor yalnız sabah erken git diyorlar.


Ertesi sabah heyecanla varıp delinin yanına geliyor. Başlıyor durumunu anlatmaya o

arada köpekler ile meşgul olduğu için mi nedir buna bir şey demiyor, arkadaşları da gelmişler

gizlice bunu seyrediyorlar deli velinin işi bitince bunun koluna yapışıp koşuyor kimse arkadan

yetişemiyor bizim oğlan nefes nefese kalmış bir fırının önünde duruyorlar. Deli diyor ki

anasının…… bilmem ne yaptığım şuradan bir ekmek al anasını……..bilmem ne yaptığım ve

sair ve sair sürekli anasına küfür ediyor. Cebimde bir ekmek alacak kadar param vardı ve

ekmeği alınca tekrar beni kolumdan tutup koşarak ıssız bir yere getirdi hem anama küfrediyor

hem de koşuyorduk nerede ise düşüp bayılacaktım diyor ve anlatıyor ıssı köhne yere gelince

durdu, Şimdi burada beni keser diye aklımdan geçerken karabaş diye bağırdı. İçeriden ayağı

sarılmış bir köpek çıkıp geldi. Bana celalli bir şekilde yedir bakalım ekmeği karabaşa dedi.

Başladı yine anneme küfür etmeye korkumdan çıtım çıkmıyordu. Sonra şimdide öp elini

demiş ter içinde kalmıştım. Köpeğin ayağını elime aldım ve öptüm. Tekrar anama küfür edip

haydi şimdi git diye beni bıraktı diyor.


Bizim âşık oradan medreseye geliyor ve geldiği gibi yatağa yatıyor yorgun ve üzgün

ağlarken uyuya kalıyor o gün tüm dersleri kaçırıyor uykudan kalkamıyor. Ertesi sabah

kalkınca bir boy abdesti alıp derse gidiyor ilk ders tefsir dersiymiş. O dönemin büyük âlimi

bir ayetin tefsirini izah ediyormuş kendisi sözünü tamamlayınca, bizim ki elini kaldırıyor

efendim diyor bu ayetten şu şekilde anlam çıkarabilir miyiz diye uzun bir izah yapıyor ve

susuyor. Ortalıkta ses yok hocası âlim zatı muhterem yerinden kalkıyor yanına gelip başında

ki sarığı onun başına koyuyor bundan sonra bu dersi size bu kardeşiniz anlatacak diyor.


İşte böyle gerçek bir hatıra daha, bunun içinden de ne çıkarabilir isen çıkar. Biz bir

kısmına bakalım ve diyelim ki deli deyip te geçme sakın hor bakma o hiçbir velinin

dayanamadığı çukurlardan nicelerini çekip alır. Bir nevi oda öbür tarafın kanadına sahiptir.


Bir gün talebeleri ile üç tane evliya şehre doğru tepeden aşağıya iniyorlarken birden

dönüp kaçmaya başlamışlar, talebeleri de peşlerinden tepenin başına kadar koşmuşlar herkes

ne olduğunu soruyormuş. Onlar bizde bilmiyoruz yanımızda ki melekler kaçınca bizde

peşlerinde geldik öğrendik ki her köşede bir lastik yanıyormuş onun kokusuna

dayanamamışlar.


Bu hatıradan da gördük ki ateşten gömlek giymek her nefsin harcı değildir. Ya deli

veli gerek ya kor u ile yanmak gerek değil mi? Ya tüm bu halleri kendinde cem edip aklını

kaybetmeden istikamet üzere yaşayana ne dersin oğul. Herkes onu başka bilir o ise

bambaşkadır. Celal ve Cemal, Zül Celal i ve l İkram Celal’ indeki bu ikram nedir dersin.

Kısmet olur ise inşallah bahsederiz. Bu hatıradaki hikmetin biriside deli velinin sürekli onun

anasına küfür etmesinin sebebidir. Bir nevi anasının hatalarını üzerine almak demektir ki bu

sabır ehli aşk yolcusunun yolu açılsın bu yapılan sabırla bu kadar yıl gönül dolunca dünyada

emsali olmayan bir eser de ortaya çıkmıştır.


Bir hatıra daha canlandı;  Bir Allah dostunun komşusu bir kadını sürekli yalvarıyor ne

olursun efendi bizim toruna bir nazar etsen, bilirsin yetim büyüdü der ağlarmış. Bu haline

dayanamayan veli kul peki demiş, evleri aynı sokak da olduğundan yarın sabah namazından

önce kapıda beklesin demiş. Kadın teşekkür etmiş sabah çocuğu hazırlamış kapıya çıkarmış

ve sakın buradan ayrılma diye sıkıca tembih etmiş. Çocuk niçin olduğunu bilemeyince biraz

zaman geçmiş fırında pişen ekmeğin kokusu bununa gelmiş dayanamamış ekmek almak için

fırına koşmuş. O arada mübarek insan kendi evinin dış kapını açıp kafasını kaldırınca çocuğu

görememiş karabaş diye bir köpek oradan geçiyormuş göz göze gelmişler. Köpek bir

başkalaşmış bırakıp gitmiş.


Münir derman hocam anlatır ben o köpeği gördüm o günden sonra onun bir şey yediği

havladığı görülmemiş. Perşembe günleri aynı saatte hamama gelir bildikleri için bunu

yıkarlarmış. İşte bir tarafta köpek, bir taraf ta himmet oğul sakın ola ki olmaz deme. Hem

mahlûkatının ne olduğunu bilemezsin hem de Allah dostlarının nerede ve kim olduklarını o

yüzden kimseyi incitme.


Geldik yine güzelim Ankara ya hem de ulus şubesine eski mekâna o dönemin Şube

müdürü Ahmet Bey hak dostu idi ve beni de severdi onunla çok güzel günlerim geçti. Allah

razı olsun. Yine Keçiören de kalıyor ulus dolmuşları ile gidip geliyordum çocuklarla oyun

oynamayı çok severim hiç bıkmam onlarla güreşirim. Hem oyunu oynarım ve hem de çok

severim. Hala yeğenlerimle buluşunca çocuk gibi onlarla kavga eder bahse girer ağlar güler

boks yapar ve güreşirdim. Çocuk olduğu zaman insan neden çocuklaşır bilir misin?

Çünkü onun Allaha yakınlığı senden daha fazladır o yüzden bilmeden seni tasarrufu

altına alır. Çocuk doğduğunda ağlıyor ağlaması nefes ruhu ile başlıyor işte ilk nefes bu

arzı alada Allah’a en yakın olduğu an. İmkân olsa da o gözyaşlarını saklayabilsek. Bir

de Hakiki kulun Rabbine kavuşacağı anda gözünden gelen yaşı saklayabilsek.


Bir gün yağmur yağınca cenabı resul dışarı çıkıyor başını açıp eteğini kaldırıyor

niçin diye sorduklarında onun Allah ile yakınlığı bizden daha tazedir buyuruyor. İş te

çocuklar ile hayatım hep böyle geçti çok sever fakat belli edemezdim halimi bildiğim için

açığa çıkarmaya korkardım oğlum hala der baba beni seviyor musun ben de oğlum ben Allah ı

sevenleri severim. Cenabı peygamber Hasan Hüseyin güreşir onları seyreder hep onlardan

birisini tutarmış. Hz. Fatıma annemizde ya babacığım sende hep Hasan’ı tutuyorsun deyince

ne yapayım kızım Cebrail de hep Hüseyin’i tutuyor buyurmuştur.


Bir hatıra canlandı gönlümüzde o kral idi dünyalık her şeye sahipti fakat içini hüzün

kaplar günleri öyle geçerdi bir gün sarayın damından bir ses işitti vakit gece idi seslendi

kimsin dedi. Ben benim sen kimsin. Dedi ki ben sultanım ne yapıyorsun orada. Devemi

kaybettim deve arıyorum cevabını alınca. Hiç deve orada aranır mı sen mecnun musun? Sen

dedi hakkı arıyormuşsun peki hak senin güzel yataklarında ne arasın. Der ve kesilir arattırır

sarayın damını fakat kimseyi bulamazlar. Sabaha kadar uyuyamadı düşündü durdu sabah

olunca tahtında dalgın halde oturuyorken karşında biri belirdi, sen kimsin. Ben benim sen

kimsin. Ben sultanım ne arıyorsun benim sarayımda. Saray mı kervan saray mı? Saray dedi,

peki o zaman söyle daha önce kimindi. Babamın sonra dedemin sonra büyük dedemin, demek

ki saray değilmiş, gelen gitmiş yani kervansaraymış der ve gözden kaybolur. İyice canı sıkılan

sultan ava çıkacağım der ve atına binerek uzaklaşır ormanda bir ceylan görür okunu hazırlar

tam atacakken ceylan dile gelir. Ya İbrahim Rabbin seni beni vurmak için mi yarattı, senin

başka işin yok mu? Koca sultan ne ye uğradığını şaşırır ve ne kadar nereye yürür bilemez.

Kendi sürüsünü otlatan bir çobana rastlar sürüyü ona hediye eder, elbiseleri değiş tokuş yapar,

sırrımızı kimseye söyleme der ve gidiş o gidiş.


Haydi, bakalım gel de ağlama bütün bunları terk edecek çok büyük sıkıntılara duçar

kalıp zerre şikâyet etmeden yaşayacaksın öylemi der kendi nefsimle konuşur ağlardım.


İbrahim Ethem hazretlerini yıllar sonra oğlu arayıp buluyor tabi babalık ağır basınca

özlemde olunca sevgi ile kucaklaşıyor. Kalbine bir nida geliyor. Ya İbrahim hani sen bizi

seviyordun nedir bu halin. Kendine geliyor o halde iken kalben dua ediyor ve ya onu ya

beni diyor ve oğlu kucağında Rabbine kavuşuyor. Allah’ u âlem oğlunu vadesi yetmiş muradı

ilahi bu güzel niyet onu da şehitlerden yazmıştır.


Derman hocam oğlum Allah sevdiği kulunu kimseye bırakmaz der bende o yüzden

İlahi nazara dokunacak diye bu tür her halimden uzak olmaya çalışırım. Fakat bazı hallerimi

de sanki – sonsuz + sonsuz gibi yaşarım bazen çatlayacak gibi bağırarak ağlar bazen de hiç

tepki vermeden gözümden yaşlar süzülerek ağlarım. Bazen durduk yere derler amma bir

manevi seyir halinde bir olaya öyle gülerim ki kimse anlamadığı için deli herhalde der.


Herkesin güldüğü bir durumda eğer içinde acı bir hikmet var ise başlardım ağlamaya

bu sefer başlardılar bana gülmeye. Kızım hayret ederdi. Nereden bilecek yavrucağız. Güzeller

içinde için de bir seni seçtim kalbimi sana ben sana verdim diye galiba Kenan doğulu söylerdi

güzel bir pop şarkısı vardı. Gençlerin oynayacağı türden eğlenceli bir pop şarkısı oysa ben

ağlardım. Nasıl ağlamayım ne güzel söz ‘’ güzeller içinde bir seni seçtim’’ o kadar güzel

kullarını gördüm ki onlar ile aranda ki alış verişe hayran kaldım ben hiç birine takılıp

kalmadım sadece seni seçtim. Kalbimi de senden başkasına vermedim kimi sevdim isem seni

sevdiği için sevdim. Der ağlardım.


Bizi hiç bir zaman bizi anlamayan sevgili eşimi çok severdim bu sevgi bana

peygamberimden miras kaldı helal dairesi içinde kadınları haktan dolayı severim, tabi insanın

bazen nefsin hakkını verip onu teskin etmesi lazım ilahi hikmet gereği 2015 yılından bu tarafa

yalnız yaşıyorum. Burada nefsi teskin için gelen ilhamdan birkaç satır aktaralım.


GELDİM


Canıma canan dönsene beriye

Uzaktan hatırını sormaya geldim

Yaradan aşkına bir nazar eyle

Gül olup bağrında solmaya geldim.


Hiç mi hatırı yok geçen günlerin

Bir zamanlar sevda saçan günlerin

Gönlümde aşk ile açan günlerin

O günler den demet sunmaya geldim


Kahredip canını niçin üzersin

Darıldın da bana küs mü gezersin

Bilesin derdinin dermanı sensin

O Derman la huzur bulmaya geldim


Hür kulum sarsılmaz gerçektir özü

Haktan gayrısını söylemez sözü

Hakikat vefalı bilirsin yüzü

Vefamdan bir kadeh sunmaya geldim

Hür Kul 


Gençlik yıllarımdan bu tarafa sabah çok erken radyo da Halk hikâyeleri diye haftada

bir olan bir yayın vardı onu kaçırmazdım. Ayrıca âşıkların sözleri üzerinde çok düşünür

bunların gönlü ne güzel gönül derdim. Hatta âşık atışmalarını hiç kaçırmazdım bir ayak

açarlar onlar ise gönle ne gelir ise söylerler bunları izler nasıl anında bu kadar güzel ve

hikmetli söz söylediklerine hayret ederdim. Nihai babayı, Sümmani babayı, Çoban oğlunu,

Reyhani ustayı, Âşık Veysel i, kim sevmez ki pir Sultan Aptalı, Karaca Oğlanı, Erzurumlu

Emrah ı kim sevmez hatta son beşik küçük kardeşimin adını Emrah diye ben koymuştum. Ben

bunları gariplikleri ve adamlıkları yüzünden ve de içlerinden gelen hak sözler için severdim.


Bu ilhamların kaynağı yine vatanım yurdumum bağrında ebedi âlem misafirleri olan

Anadolu erenleri idi. O yüzden çok sever çok dua ederdim onlar için yerlerini hakkı ile

dolduracak kalmadı. Sonraki gelenlerin işi de maalesef madde olmak zorunda kaldı.


Ya Rabbi garip kalan bu aşkı sen buradan tekrar hakkı ile yeşert inşallah. Sanatçıları

da çok severdim hele de tevazusu var ise ağlar dua ederdim. Neşet Ertaş a çok duam

olmuştur. Nasıl olmasın çok garipti ve kalenderdi kolay mı gönülden yazıp söylemek.

İki büyük nimetim var biri anam biri yârim

İkisine de hürmetim var biri anam biri yârim


Fuzuli

Ne yanar kimse bana ateşi dilden özge

Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı


Evet derler ki yalnızlık anacak bu kadar anlatılır gel de şimdi hakkını verip sevme. Biz de

naçizane bunun hatırına iki satır karaladık.


Yalnızlık

Vücut bulur utanır şiarından

Açtı gönül gülleri hasret kokar efkârından.

Hür Kul


Yazarken bile ağlıyorum daha niceleri var kıymeti bilinmedi bunların. Reyhani usta onda ne

vardı bilmem ona da çok ağlardım. Sesinden ve sözlerinden beni anlatamadığım bir gariplik

sarardı ağlardım. Ondan bir hatıra yazalım.


Gözüm yummuş gaflet ile giderken

Dediler ki tedbir görmüş kara yer

Dünya varlığını hayal ederken

İki taş bir kabir örmüş kara yer


Sanma bu dünyanın bir vefası var

Aldatır oynatır eder ihtiyar

Ağa da sultan da yan yana yatar

Ne asil ne nesil sormuş kara yer


Gel de ağlama kimin için gaflette kalanlar için dünyayı varlık sananlar için. Evet,

dünya ne desek bilmem biz mübarek arzı ala deriz bütün âlemlerin sultanıdır. Çünkü tüm

mahlûkatın sultanı olan insana hakkın rızasını kazanma yeri olarak mekân olmuştur. Dünyaya

fani demeyiz geçici deriz herkes gelip göçer. Âlimlerin söyledikleri sözler dünyanın kendisi

değil dünyalık la ilgilidir. Mehmet hocam dünya insanın gölgesi gibidir sen kaçarsın o kovalar

sen kovalarsın o kaçar gönle sokmadan elde tutanlara kendisi gelir. Gönül hakkın mekânıdır.

Oraya kimseyi sokma. Derman hocam güneşe sırtını dönenler gölgesinin peşinden koşarlar

der. Bizde onun himmeti ile deriz ki hakikat güneşine gönül yüzünü dönersen varlığın en

büyük delili gölge peşinden ayrılamaz yani elinde değil imkânsız ayrılmaz.


Burada bir hatıra canlandı hali vakti yerinde olan bir veli biz zaviyeye taşınmış.

Kimseden yardım talep etmeden yaşarmış, ablaları gelir kızar ailemizi rezil ediyorsun,

bari gelip temizliğini yapalım derlermiş o ise olamaz dermiş. Dedikodu yayılır ailenin

kulağına kadar gider, görüyor musun bir kadınla yaşıyor evlide değil gibi birçok sözler

söyleniyormuş. Bunu üzerine giderler bu ne haldir senin yaptığın olacak iş mi madem

öyle evlendirelim seni derler. Bunun üzerine mecbur kalır derki o gördükleri dünya idi

Dünya bir kadın suretinde yanıma geldi dedi ki; ne olur sen benden murat almadın izin

ver de bari ben senden murat alayım. Bizde peki dedik arada bir gelir temizliğimi yapar

gider deyince çok ağlarlar ve bizi de ağlatırlar. Her işini hakka dayandır öyle yaşa da ister

ağla ister zırla ister sus ister çağla korkma Hak seni Halim esması ile bağlar. Yunus Emre’m

ne güzel söylemiş.


Gariplik tuttu boynumu

Büker Mevla’ya Mevla ya

Gözlerim kanlı yaşlar

Döker Mevla’ya Mevla ya


Yıllarca eğri olmasın diye doğru odun taşıdı bunu kendine vazife bildi bir gün eğri

getirince gözleri az gören büyük insan hocası eliyle baktı ki odun eğri tebessüm etti bıraktın

mı eğriyi doğruyu Yunus’ um dedi. Oda bıraktım şeyhim bıraktım dedi.


Sen doğru isen eğri bulunmaz

Sen eğri isen doğru bulunmaz


Mehmet Emin hocam derdi ki oğlum her hayvandan bir çift alıp hepsini bir kafese

koysan kapısını açsan at atın yanına gider it itin yanına gider hepsi birbirini bilir eğri doğruluk

bilmez doğru da eğrilik bilmez. Hepsi de bir birini bulur tabi ki âşık ta aşığı bulur.

Derman hocam zahit dünya ile ahret, korku sahibi cennet ile cehennem, İfan sahibi

yaratılan ile yaratan arasındadır. İşte bu halde bulunan insanın haline ne bir insan ne de bir cin

cümle mahlûkat içinde bir tanesi bile akıl erdiremez der.


Hakkın yanında kendi kıymet ve makamını arama hakkın senin yanında ne kıymeti var

ona bak. İşte bizde erenler ne yapmış ve hak onlara nasıl kıymet vermiş deyip ağlayarak ömür

takviminde 57 i görmüşüz.


Hakka yakın olanlara hak, kul farkında olmadan onun matlubu içinde tecelli eder.

Mümin insan şekli ile Allah’ın tecellilerinin göründüğü bir aynadır. İnsanda hak güçleri ile

gizlenmiştir. Sen onunla kendi aranda perde yaptıklarını kaldır. Allah’ın hoşnutluğunu celp

edecek sevgi amel ve harekette bulunmak kâinat ahengine uymaktır ki bu da Allah u ta alayı

zikirdir. Hala yanıp üzüldüğüm Hz Mansur a sormuşlar ben hakkım diyorsun hem de tüm

gece namaz kılıp huzura duruyorsun olur mu böyle iş yüce veli birbirimizin kadrini yine biz

bilir demiş. Yazık ettiler ona çok yazık olacak iş mi çok ağladım çok. Bahsi açarım fakat

burası yeri değil. Biliriz ki gerçek arifleri kimseler anlamaz.

Yine bizi bir celal sardı


OLDU

Daldı özüm hülyalara

Dilsiz bana söyler oldu

Açtım gönlüm deryalara    

Sır göründü Sırrım oldu


Bir bir dizdim emeklerim

Sukut ettim hak beklerim

Ruhtan aktı dileklerim

Sesiz sözsüz niyaz oldu


Niyet ettim uçam gidem

Cümle âlem coşam gidem

Kor canımla taşam gidem

Doldum taştım ikram oldu


Himmet koydular araya 

Zaman sardılar yaraya

Yandım ağlaya ağlaya

Vardı gönlüm ihsan oldu


Hür kulum eylersin kelam

Derde olur daim derman

Sevenlere olsun selam

Hamdım piştim hikmet oldu

Hür Kul


Bir gün âlimleri davet etmişle bir sofra kurup uzun saplı ve geniş ağızlı tahta kaşıklar

koyup birer kâse çorba ikram etmişler. Bu çorbayı içinceye kadar çok zahmet çekmişler. Aynı

daveti arif olanlara vermişler sofrada ki bu manzarayı gören arifler uzun kaşıkları alarak

diğerinin önünde ki çorbayı birbirlerine içirip ayrılmışlar. Bizde böyle kulların sayısını hak ta

ala hazretleri çokça artırsın ki dünyamız cennete dönsün deriz.

Yine bizi bir celal sardı. 


GELİR

Söyle de ne olursun hakkı söyle

Bunca sitemlerin zor gelir bana

Tefekküre dalıp gönlünü eyle

Geçse de bu günler kor gelir bana


Yüce dağ başının da kar erimez

Gönül pare pare yanar görünmez

Canan olmadan da canlar verilmez

Ahdimden dönemem zar gelir bana


Sana söylüyorum ey gönül sana

Anlamazlar sözün vay gönül sana

Bildin de ne oldu hay gönül sana

Sabır doldu zerrem hal gelir bana


Hür kulum kırklar badesinden içtim

Hikmet deryasından daldım da geçtim

Hakikat kitabın aşk ile açtım

Açıldı kapılar nur gelir bana

Hür Kul


Halik Rabbimin Hikmeti Sevgi ruhumu adalet sarmış. İşimi çok sevdiğim için

gerçekten kendimi vererek çok çalışır ve müşterilerimiz olan değerli dostlarımla her fırsatta

hakkı dile getirir teselli bulurdum. İş hayatımda hataya yer yoktu çok dikkat eder çok

çalışırdım bu da hikmeti ilahi idi çünkü sen nefse oyalanacak bir şeyler vermez isen nefis seni

kendi ile oyalar yani onu tanıdıktan sonra Rabbim beni nefsime bırakmadı. İşimle olur alın

teri azığına kanaat ederdim. Üstadımın söylediği gibi benim bana ait hiç para kesem olmadı.

Cenabı peygambere zenginlik nedir diye sual olununca kanaattir buyurmuş. İşte böyle havas

ilmini kullanarak elde edebileceğim çok şey olabilirdi fakat gönlüm buna razı değildi. Kendi

nefsime pay çıkaracak hiçbir şeyim olmadı bilmeden oldu ise de Rabbim izin vermedi derman

hocamın dediği zuhur etti oğlum ben zamanından önce gelmişim. Bu sözü önce anlamamıştım

fakat anladım ki insan kul olmayı becerir ise gönlü şuanda değil de ötelerde yaşıyor insanlığın

hak üzere mutlak yaşayacağını sezinliyor o günlerin özlemini çekiyor ve görünmek istiyor

Münir Derman hocam o yüzdende yazılarında göründü ve onunla öyle tanıştım. Tabi ki

vefatından sonra ben onu sözlerinde gördüm. İnşallah hak üzere Rabbim onu herkese

gösterecek.


Maddi yönü bir tarafa ilim öğrenmeyi de ihmal etmiyordum hikmeti ilahi orda da

tecelli ediyordu. Eğer elinde gücün yok ise bu âlem seni fırıldak misali döndürür durur. Sen

sanırsın ki ben yolların sonuna geldim. Rabbimi buldum. Hatta ferdiyet makamında Rabbani

tecelliler yaşıyorum artık tamam oldum bunlar beni nasıl olsa muradıma erdirir. İyi bilesin ki

hala parmağa bakar durursun tüm makamlar senin olsa da yine sen Allah ı bulamazsın. İlahi

muradı gereği manevi olarak binlerce adım gitsen de kısacık dünya hayatında bunlarla

oyalanır durursun bu gaye bizim gayemiz değil bu sevgi bizim sevgimiz değil.


Kudret âlemi, imkân âlemi her ikisinin kanunları başka başkadır. Kudret âlemini

görmeyen ne bilsin kendini ancak kendi dünyası kadar kendini bilir. Her şeyi de ondan ibaret

sanır balıklar misali tüm dünyası denizdir dışına çıkar ise ölüp gider. Gönlüme şimdi bir beyit

düştü;

Çok düşündüm bu beşerin halini

Madde sarmış ayağını elini

Rabbim gösterecek buna gününü

Nankör olmuş çözülmüyor bu İnsan

Hür Kul


Çalışma hayatım kriz yılları ile geçmişti 1994 ekonomik kriz 1999 depremler 2001

yine ekonomik kriz işimiz gereği de başımı kaldıracak zamanım olmuyordu. Henüz bize

makam yazılmadığı alt kadrolarda olduğumuz için bize hep ve çok çalışmak düşüyordu ne ev

ne arabam olduğu için yorgunda düşüyordum bütün enerjim krizin etkisinin atlatılması

üzerine idi biraz da İstanbul’dan ayrılmanın hüznü vardı ve anlamak yerini anlatmaya

bırakmıştı. Çünkü Mehmet Emin hocam kimse bulamaz isen aynanın karşısına geç ve kendine

bakarak hakkı tavsiye et kötülükten de men et derdi. Bende kendime bunu vacip kılmıştım,

kimse ile konuşmaz isem ya nefsimle konuşur ya da gönlümle konuşurdum. Öyle ki eşim

görüp kendi kendine ne söylenip duruyorsun kiminle konuşuyorsun divane misin derdi. Onlar

nezdinde adımız da tamam olmuştu deli divane bende tebessüm eder ona dua ederdim.

İnşallah Rabbim sana çok uzun ömür ve kendi aşkını versin de benim bu halimi anlayıp kendi

haline ağlar ağlar durusun derdim. İnşallah Rabbim bu hallerini bana da gösterir.

Zaman akmış ve yılsonu geldi Müdür Ahmet Bey Hak adamı idi o yüzden severdim

yumuşak huylu güler yüzlü idi. Odasına beni çağırdı dedi ki senin notu yüz yaptım. Çok şükür

Rabbime o arada ben oda da iken kendisine telefon geldi genel müdür Yrd. Bana yalancısın

diyen arıyordu tevafuk buya benim için aramıştı. Ahmet beyin rengi kızardı karşıdan fırça

yiyor yani niçin tam puan verdin diye. Müdür ne kadar gerçekleri söyledi ise dinlemedi bile

bağırma sesi bize kadar geliyordu.


Çünkü terfiler o puanlara göre veriliyordu ve şube personelinden de o Müdür sorumlu

idi. Terfi vermek için mecbur kalacaktı. Zerre hakkı zayi etmeyen Rabbim tecellisini bize

göstermişti üstelik bu sefer bana da canlı yayın ile bildirmişti. Eğer o anda orada olmasaydım

Ahmet beye notu belki de değiştirtecekti bilgisayar üzerinden e-posta olduğu için çok kolaydı

fakat iş işten geçmiş muradı ilahi geçekleşmişti.


Benim sevincim makam için değildi iş hayatında da çift kanadım olmuştu. Hem genel

müdürlük tüm servislerinin bilgi birikimine sahiptim bu olayla birlikte şube yani beşeri

münasebetlerinin diploması tescil edilmiş oluyordu çok şükür Rabbime. Hakkı bizde kalmasın

diye bende Ahmet beye dua etmiştim. Sonuç açıklandı üst terfi almıştım ve tayinimi de OSB

şubesine yapmışlar idi.


Ekonomik sıkıntılar devam ederken biraz olsun insanlara güven gelmişti fakat yine de

faizsiz finans kurumlarına o dönemde bankalar kanununa tabi olmadıkları için

güvenemiyorlar idi çalıştığım banka cemaat bankası da değildi o yüzden müşteri kazanmak

çok zordu tutmak kolay idi bir kez gerçek olarak tanıyan zorunlu olmadıkça bizi

bırakmıyordu.


Bura da gönlümüze Mahmut Hüdai hazretleri düştü Bursa’dan hocası oğlum artık

burası ikimizi taşımaz sen İstanbul’a git icazetini veriyor ve dua ediyor padişahlar ardın sıra

yürüsün diye. İstanbul’ a gelince pazara gidiyor işçiler arasından gönlünün tuttuklarını

ayırıyor iş var diyor ve evine getiriyor. Eve gelince efendi iş nedir biz başlayalım diyorlar. Siz

oturacaksınız ben konuşacağım günün sonunda ücretinizi ödeyeceğim yemekte vereceğim

diyor. Diyorlar ki böyle iş olur mu biz kabul etmeyiz derken birisi, olsun bize bir zararı yok

kendine acımıyorsa biz mi acıyacağız diyor ve hepsi ikna oluyor tamam diyorlar. Akşam

sohbetten sonra ben ne gün çağırsam gelin diye ücretlerini ödüyor. Aradan zaman geçiyor bir

sohbetinde bugün son günümüz artık gelmeyin deyince ağlamaya başlıyorlar. Ne olursunuz

bizi bırakmayın para da istemiyoruz diye yalvarıyorlar. İlahi tecelli bizim deli divanenin

sermayesi de sırf hakkın rızası için ettiği gönül kelamı olmuştu.


Geçmişi düşünüyor bir yerde bende hakkı olan var mı diyordum ve gönlüme iki hatıra

takılıyordu ve hüzünleniyordum. Fakülte zamanlarında yaz dönemi ya inşaat ta çalışır ya da

otobüs muavinliği yapar harçlık biriktirirdim. Babamın kullandığı otobüsü Yozgat sarı kaya

esnafı belediye başkanı almıştı. Babama da ısrar ettiler orada çalışıyordu bende yanında tek

muavin olarak gidip geliyordum. İş nedir bilemedim fakat aklıma hep orası geliyordu

herhalde yedik içtik ondandır hak mı geçti acaba diyor bu durum bazen gönlümü meşgul

ediyordu. Rabbim Mehmet Emin hocamı şahit tutarak geçmiş günahlarımı bağışladığını bana

rüyada bildirmişti peki bunlar ne işti neden kalbim mutmain değildi aradan 12 yıl geçmişti

nedir bu hikmet diye soruyor ve üzülüyordum. Mana tecelli oldu ki Rabbim zere hakkı zayi

etmez. Hak başka günah başka bu seferde eğer hakkı var ise gönül çırpınıyordu nasıl

bulacağım onu diyordum. Şubede benim odam aşağıda hemen girişte sağ tarafta kapalı bir

bölme şeklinde idi bir gün şubeye giren bir kişi yanıma geldi katılım bankacılığı sitemi nasıl

işliyor vb. konuları soruyordu bu yola gönül vermiş birisi olarak cevaplamayacağım soru

yoktu. Benimde nerelisin demek geldi içimden. Yozgatlıyım dedi neresindensin dedim.

Sarıkaya dedi. Âdem beyi tanıyor musun dedim. Tabi tanırım arkadaşım dedi ve hatta beraber

Ankara geldik buradan geçiyorduk size uğradık o dışarıda bekliyor istersen çağırayım dedi.

Gel de ağlama fakat evde adım deli divane burada da olmasın diye kendimi zor tuttum.

Gelmeden ayağa kalkıp masamın dışında karşıladım kendimi tanıttım tanıdı sarıldık ikram ve

sohbetten sonra durumu aynen anlattım. Dedi ki asıl sen helal et sigortan bile yoktu üstelik tek

çalışıyordun dedi sarıldı. Gördün mü oğul şu hikmete bak ben dualarımda maddi hakkım

kimde var ise şartsız helal etmiştim fakat bu yaşatılan onunu hakkından mı benim hakkımdan

mı yine de bilemedim. Ama rabbimin ikramı ile bir sıkıntıdan kurtulmuştum.


Burada bir hatıra canlandı beni bırakmıyor İstanbul da Melek anayı anlatmam

gerekiyor onu eşinin anlatmasıyla tanımış gıyaben sevmiş ve dua etmiştim. Eşi anlatıyor eve

geldiğimde bazen ayağımı diğer koltuğa uzatırdım. Derdi ki bey bugün Yahya Efendi

misafirimizdir orada oturuyor lütfen ayaklarını çek. Zengin bir kişiydim ve kız kardeşlerim

Melek hanıma çok zülüm etmişler hasta iken geldiler ve sen bizi affetmezsin biliyoruz seni

tanıdıktan sonra çok pişman olduk ne olur hakkını helal et dediler. Melek ana benim orada

sizinle uğraşacak zamanım yoktur helal olsun diyor. Belki de bundandır kimselerle

uğraşmayalım diye kalp çırpınıp duruyordu artık rahatlamıştım ve de sevinmiştim bizim

niyazımız onu yanımıza kadar getirmişti.


Fakülte bitmiş bende boş durmuyor vekil öğretmenlik yapıyordum. Alevi

kardeşlerimizin bir köyünde vazifeli idim. Çok severdim köylüyü de çocukları da tevafuk bu

ya okulun bahçesinde bir evde kalıyorduk. Taştan yapılmış güzel bir evdi tam karşı

komşumuz da alevi dedesi idi. Giderdik misafir olarak temiz kalpli dürüş bir dede idi. Onu

severdim gidince al derdi Kızılbaş şarabı vereyim de iç gül şurubu ikram ederdi. İlk orada

Rabbim bana göstermişti beş vakit namazını kaçırmayan bir dedeyi bende onun o haline o

zaman ki bilgimle sevinir dua ederdim. Zaten ondan başka namaz kılanı da görmedim fakat

genel olarak iyi diler yıllar sonra bu dede için olsa gerek onların anlayacağı bir edebiyatla dua

yazmıştım arada okur onlar içinde dua ederim. O zaman muhtar başkası idi köye gelen bir

pazarlamacıdan kendisi kefil olarak tost makinesi aldırmıştı. Okul kapandıktan sonra iş

bulamamıştım ve ne soran oldu ne arayan oldu bu borç ne olmuştu bilemedim işte benim

gönlümü meşgul eden ikinci olayda buydu aradan on sene geçmişti kısmet oldu. Köye eşimle

beraber uğradık fakat muhtar ölmüştü evlerinin çatısında kardeşleri yeni çatı yapıyorlar

kalabalık vardı. Ben kendimi tanıtınca sevindiler. Bende hemen çocukları sordum. Çoğu

fakülte mezunu bile olmuş. Çünkü beş sınıf bir arada eğitim verirdim köyün özelliği kim

okumaya gider ise imece usulü onu okutuyorlar idi çok güzel bir haslet kendi öğrenciliğim

aklıma gelince bizim madde sever zenginler den utandım. Niçin geldiğimi anlattım kefil

olduğunu biliyordum ödenip ödenmediğini biliyordum bunu duyup bileniniz var mı dedim,

kimse bir şey söylemedi, bende kıyas yaparak para verip hakkınız varsa helal edin ben bunun

için hak talebinde bulunmam dedim. Ve helalleşip ayrıldık. Sonraları bu köyde ki alevi

dedenin hallerini unutmadım ve hem onu hem de deyişleri hikmet kokanları düşünüp başta

dedeleri olmak üzere bu kardeşlerimize de en az onun gibi olması için dua ettim. Buğday

buğdaydır. Arpa da arpa buğdayın arpa olmasını istemek bir çeşmenin yanına konan destinin

dolmasını beklemek gibidir. O yüzden içlerinden sağlam tohum bulmuş duamıza o tohumu

katarak ekmiş idik. İnşallah Rabbimiz dualarımızı kabul eder ve hepsinde olduğu gibi

zuhuratını da bize gösterir. Bunun gibi yaratan ve yaşatan Rabbim im ilhamı ile bu insanlık ve

cin âlemine nice dualarım olmuştur. Bizi yine sardı bir celal şimdi bir beyit geldi gönle düştü.


Düşmüşüm aşkın bağına

Diken sarıyorlar harıma

Bin ok atsalar da bağrıma

Tut elimden gel diyesin

Hür Kul


Hak meydanında bizim elimizden bir tutanımız olmadı derlerse ne deriz. İleride zahiri

hocalarımın üçüncüsü ve sonuncusu olacak Muhammet Mefta hocam oğlum sen hakkı helal

etsen de hak kakı bırakmaz derdi. Bu hak davası büyük davadır eğer insanın gönlü geniş

olmaz ise bu konu hakkında fazla düşünen insan ağlaya ağlaya çatlar. Mehmet Emin hocam

eğer bir toplum da bir mesleği icra eden bulunmaz ise o topluma günah olarak bu yeter derdi.

Sen istediğin kadar tuzum kuru diye otur dur evinde işte hak davası başladığı zaman görürsün

bu işler neymiş diye beşer sanıyor ki mahşer kurulunca işler hemen bitecek. Muhammet

Mefta hocam oğlum cennet cehennem 160 bin senede imar oluyor derdi gel de burada ki

hikmeti düşün anlatmaya kalksak evin deli divanesi terfi eder mahlûkatın deli divanesi olur o

yüzden sukut edelimde insanlık bunu yaşasın görsün.


Burada Hz Veysel in hikmet pınarından süzülen sözlerden birazını hatırlayalım yâd

edelim. Sizi ferahlatan cümle eşya yürüyüp gidecek siz yürümeyeceksiniz. İşte düşün

gördün mü bizi uykudan eden sözleri. Tevhit âlemi ve ilmi dünya sevgisi taşıyamayanlaradır (

taşımayan değil taşıyamayan bir muamma daha sana ) Allah cc yardımı ile ibadetleri

yapabilmek şükür makamının delilidir. Bu makam kendini beğenme makamı değildir. Kulun

Allah cc le karşı olan şükrünü yerine getirmemesi ve bunda devam etmesi edep dışı iş olur ki

bunu adına günah derler. Senin vicdanını rahatsız eden şey de sana günah olarak yeter.

Günahın cezasını cenabı hak kulun kendisine bırakmıştır günah inkâr ve ret hududuna girerse

küfürdür küfrün cezası ise Allah cc tarafından verilir.

Yine bizi bir celal sardı

SEN BİLİRMİSİN

Kudret-il Kadir ‘e Gönül bağladı

Bir ömür insanlık diye ağladı

Ciğer parelendi gönlü çağladı

Subhanın dostunu sen bilir misin?

Arayıp ta onu sen bulur musun?


Ağdı levhi mahfuza eyledi nazar

Yazıyor kâtip siz kalem ciğer sızlar

İnsan şeytanları azdıkça azar

Rahmanın dostu geldi sen bilir misin?

Hak yoluna çağırıyor sen gelir misin?


Hakikat ilmi ile müşerref oldu

Marifet ilmi ile mabudun buldu

Adını Rabim Muhammed koydu

Muhammet Mefta yı sen bilir misin?

Arayıp ta Hakkı sen bulur musun?

Hür Kul


Yaşam yıllarım böle devam ediyor iş hayatım OSB şubesinde yoğun geçiyordu iş

telaşı acaba gönüllümde ilmimde bana bir sıkıntı verir mi düşünüyor elimden geldiği kadar

manevi vazifelere dikkat ediyordum. Çünkü artık gördüğüm rüyadan uyanmadan aynı rüya

için de rüya bitmeden çözüm geliyordu. Manen bir bilgi gelmişti Ankara ya yetmiş kilometre

olan bir yere tayinim oluyordu.

Manevi sohbetlerimi hafta sonları arkadaşa gider orada yapar idik birlikte olunca Lütfü

ilahi bazen çok güzel tecelli oluyor ilim ve irfanımız genişliyordu. Beni genel müdürlüğe

çağırdılar açılacak şubeler için genel müdür şube müdürü olacak adayları görmek istiyordu.

İstihbarat yapmışlar evli olduğu halde hafta sonları bir başka semte kalıyor ikinci bir hayatı

var zannında bulunmuşlar. Durumu izah ettik ama beni o bölgeye bazen arabası ile bırakan

arkadaşında iç yüzünü anlamış olduk. OSB şubesi yıllarımda çok başarılı geçmişti genel

müdürlük mülakatına geldim benden önce genel müdürün eski kurumunda çalışan bir

arkadaşın görüşmesi vardı ortalık gülme sesinden geçilmiyordu. Arkadaş çıkınca ben girdim

selam verdim oturdum. Genel Müdür dedi ki ben seni hiç istemedim fakat arkadaşları

kıramadım ben senin bir şey yapacağına pek gani değilim. Dedim efendim alacak nefesimiz

var ise görürüz. Ve çıktık o çıkış Kırıkkale şube müdürlüğü ilk tek sorumlu olduğum yer. Es

selam-ü aleyküm ey erenler bizim sevdiklerimiz bizi sevenler diye selam vererek şehre

girdim. Kırıkkale gerçekten bana çok vefalı davrandı iki sene içerisinde yılların şubesi çorum

şube standartlarına Rabbimin ihsanı ile arkadaşlar ile birlikte gelmiştik. Şuan müdür olan

arkadaş hatırlarım bir gün sabahtan akşama kadar TM basmaktan yorulmuş bayılmıştı. Çok

şükür öyle işlerim vardı ki ziyaret edip sohbet ettiğim kim varsa illa ki müşterim olurdu hatta

merkezde olduğu için her gün gelen artık arkadaş olduklarımızda vardı. Manevi olarak

tefekkürüm devam eder her gün istisnasız iyiliği emir kötülükten men etmek için Rabbim

karşıma sohbet edeceğim birilerini çıkarırdı.


Bir gün bir ihtiyar geldi 70 yaş üzerinde idi sohbet edince babasının büyük âlim

olduğunu ve yaşını kendi bile bilmediğini söyleyince çok sevindim araştırmaya başladım.

Lastik tüccarı arkadaşa bahsettim dedi ki o beni tanır gidelim ziyaretine dedi. Hazırlandık ve

gittik mübarek insan, oğlundan daha genç duruyordu baston yok dimdik yürüyordu bizi

karşıladı sohbetten sonra çalışmasını gösterdi. Yaklaşık yedi yüze yakın hepsi kurandan delilli

Esma-il Hüsna çıkarmış ve onu da güzel bir tablo yapmış bana gösterdi. Çok sevindim

maşallah hiçbir yerde ne duydum ne işittim hepsi Kur’an da var yani senetli. Dedim efendim

bende çok zikir eyledim denedim çok fayda gördüm o bu tabloda var mı harf sırasına göre

yaptığı için çabuk inceledi bunu ben nasıl görmedim dedi. Çok şaşırdı biz âlim değildik fakat

manevi sohbetlerimiz kuran üzerinde niyetimiz ölçüsünde bize nasıp olurdu. Tam bir

teslimiyet ile gönül gözü sayesinde ilgili sayfayı açar onu bulurduk ve o gün o bize nasip olan

şey üzerimde sohbet eder hikmetlerini kalbimize yerleştirdikten sonra onun getirdiği edep

üzere zikir talimi yapar idik. İşte o günlerde bir günde nasip olmuştu bu esma bize, bende bu

kadar çalışma yapıp bitiğini sandığı esmadan ona bahsedince çok şaşırdı ve sevindi bende

sevindim bu kadar emek sahibine bu sır verilmeli demiştim ben onun gönlünü hoş edersem

rabbim bana bilmediğimi öğretir. Ve de öyle yapıp YA CEDİD esmasını verdim. Elini öptüm

dua etmesini istedim. Yine Rabbime sonsuz şükürler olsun ihsan ettiği kullardan bir kulu

çıplak göz ile görmüştüm bende kendisine dua ettim. Benim hiç Kur’ an ilmim olmadığı için

bir ömür versem üstüne bir daha koysam çabalama ile bu Rabbimin hazreti Kur’ andaki bu

Esma’ları hakkıyla terkip edemezdim. Bu benim Rabbimin bana bir ihsanıydı bir nevi ey

kulum sen ömürde ki hikmeti arıyorsun nasıldır diye işte bizde sana bakıyoruz. Bak paha

biçilemeyecek bir ömrün meyvesini getirdik. Bir ana sığdırıp eline verdik. Kalbime doğuyor

ve gözüm den sessiz sesiz yaş geliyor. Şükrüm yetmediği için utanıyordum. Arkadaş çok

güzel yaptırmış büyük bir camekân içinde onun bulduğu tüm esmaları bana getirdi.


Bu kadar esma-ı ete kemiğe bürünmüş bu halimizle öğrenip talim edip işleyişe

geçirmemiz imkânsız gibiydi fakat bize ihsan edilişinin bir hikmeti var idi bende niyet ederek

her bir ruhumun bu esmaları sindirmelerini niyaz ettim. Rabia misali Kâbe için niyaz etmiş

Kâbe de kendine meyil etmişti. İşte bizde bu niyetimiz ruhlarımız için yaparak kudret

rabbimize niyaz eyledik. Fakat işin sadece niyetle bitmiyor ruh emir âleminden burası imkân

âlemi burada sınırlar ve hudutlar vardır ve yaptığın niyetinde imkân ölçüsünde edebi vardır.

Bizde kelebek etkisi ve niyetimizin zuhuru için 99 esma-il Hüsna-ı zikir talimine başladık.

Rabbime şükürler olsun. Geçmiş ve geleceğimiz de her anda güzel niyetimizde rabbimin ilahi

tecellilerinin bize imdat etmesi ve bizi külli iradesi ile destekleyip elimize nice imkân verip

bizi katındaki güzellikler ile donatması niyeti ile bir kez daha okuyacağız. Üstadımdan sizlere

bir armağanım olsun diye burada da inşallah yazacağız ve zikir edeceğiz.


Burada hakkını teslim etmeliyim ki arkadaşımızla yapmış olduğumuz manevi

sohbetler sonucu anda bize buldurulan Ya CEDİD esmasının hikmeti bizi ne ile karşılaştırdı.

Kalbimize doğdu ki ey sırf benim rızam için bir araya gelen kullarım şu tatil gününde nefsani

arzu ve isteklerini bu kadar iş yoğunluğu içinde sıcak yataklarınızı terk edip hiçbir karşılık

beklemeden hikmetler için sabahlarsınız bu size verilecek sizde hoşnut olacaksınız anlamını

taşıyordu. Evet, bir araya gelip yaptığımız gaybi sohbetlerde bir ilmimiz olmadığı halde

birçok hikmetler ile karşılaştım. Ya Rabbi hakkın önemini bize bildirirsin kitabını okuyanlar

bir günde hatim indirenler ile benim yarışma imkânım yok üstelik para kesemde hiç olmadı ki

onlar için hakkı ile iyilik yapayım der üzülürdüm.


Mehmet Emin Er hocam anlatmıştı; Bir âlim kula soruyorlar kişi anasını sırtında

taşıyarak hacca götürse hakkını öder mi diye ödeyemez çünkü o anasını sırtına aldığında nasıl

olsa ölecek diye alıyor oysa anası onu karnıma aldığın da ebedi yaşasın diye almıştı o yüzden

mümkün değil ödeyemez. İnşallah mübarek anaların hatırını Rabbim yerde koymayacak.


Pirim Hz Veysel Kararı annesinden sadece bir günlük izin alabiliyor eğer Resulullah

orada ise ziyaret edecek yoksa değil gönül gözü ile görmüş fakat dünya gözü ile hiç görmemiş

yola çıkıyor evine geliyor. Resulullah evde mi yok diyor Hz Fatma cennet analarını sultanı.

Ne zaman gelir. Beklerseniz yarın gelecek. Olmaz benim geri dönmem lazım anneme sözüm

var diyor. Orada ise ziyaret et yoksa geri dön dedi bekleyemem demiş. Sonra sen Resulullahı

gördün mü? Evet, ben Fatma’yım gördüm tabi demiş. Hz Veysel gözlerine bakmış yok sen

Resulullahı görememişsin görseydin ben bilirdim demiş ve dönüp gitmiş. Hz. Fatma

Resulullah gelince durumu anlatmış. Kızım o Veysel’dir evet sen onun gözü ile beni hiç

görmedin demiş. Derman hocam oğlum ateşle barut bir arada durmaz diyor. Gel de bu sözün

hikmetlerini sen çöz kim ateş kim barut misali. Peygamberimizin hırkası vasiyeti gereği Hz.

Veysel e getiriliyor ümmet için dua etsin diye.


İşte Hz Veysel hocam Muhammet Mefta Hz. Veysel gibi üveysi’dir onun için o

kararından hiç dönmedi o karani değil kararıdır ve vadinde de sadıktır derdi. Yine önceleri

bir rüya görmüştüm rüyamda Mehmet hocama efendim şu ne yüce ne mübarek bir dua diyor

ve onu da okuyordum dua şöyle idi. ‘’Ya Celil mütekebbir ala külli şeyin vel adlü emrihu ve

sıdku vadihu‘’ Hz İdris aleyhi selamdan bir duadır. Manada gördüğüm için bu duanın bende

çok büyük hatırı vardır o yüzden bunu da kendimi vacip eyledim. ‘’Celil ve Mütekebbir olan

Allah tüm şeylerde adaletle emreder ve vadinden de asla caymaz’’ çok şükür Rabbime

tecellisi sonra ortaya çıkacakmış. Adaletine ve vadine sıdk ile sadık olan kullarda gerek bir

dönemde değil her dönemde cenabı peygamberin nazarında yetişmiş kullar adalet ve

sadakatin sarsılmaz gönül dağlarına dikilmiş çekirdekleridir. Gerçek gönlünü gören ve gerçek

gönüllere girebilen bu zevkleri görüp yaşar.


Mehmet Emin hocamı ziyarete gitmiştim az sayıda ziyaret edeni olurdu tevafuk buya

hiçbir şey tesadüf değil bunu rabbim bana yaşatıp öğretti. Üstadım bir kitap okuyordu gözleri

yaşardı bekledim sonra bitirince elini öptüm etek vb. asla öptürmezdi elini de nadir öptürürdü

o da kıymet bilene dedi ki oğlum bu okuduğum kitapta bir hadise naklediliyor. Müslüman

cinler hac vazifesini yapmaya gider iken çok sevdikleri bir büyükleri vefat ediyor ve yılan

şeklinde yolun kenarında kalıyor maddeleştiği için müdahale yapamıyorlar. Fakat dua

ediyorlar ya Rabbi bu kardeşimizi kim yol üstünden kaldırır ise bu dünyadakilerin en adili

odur diyorlar. Bekliyorlar zaman geçiyor oradan geçen herkes yoluna devam ediyor sonra

gelip birisi kaldırıyor ve hatta bir yere gömüyor o gece rüya görüyor bir Allah dostuna

rüyasında hadise anlatılıp bu dünya da yaşayanlar içinde en adili halife Ömer bin

Abdülaziz’dir. İşte hocamda bu halifeyi çok iyi tanıdığı ve bunun adaletini Rabbim cinlere

dahi gösterdiği için ilahi rahmete gözleri dolmuş veya ya Rabbi bizler onlar gibi olamaz isek

senden utanırız. Üstelik biz bunları duyup işitmedik te diyemeyiz diye ağlıyordu. Kim bilir

beklide yine gönlüne hocası Seyda hazretleri düştü çünkü derdi ki çarşamba günleri hiçbir

kimse dergâha alınmazdı o gün sadece Müslüman cinler Seyda ile bir araya gelir iğne atsan

yer bulunmaz öyle kalabalık olurdu. Ben anlamıştım ki hocamda çift kanatlı ilim tarafı ile

onları da yetiştiriyor Allah u âlem.


Seyda hazretlerinin kerametleri dillere destan imiş bir gün cennet ırmağının ikincisi

olan Dicle kabarmış arazileri su almış Seyda ya kaymakam ve ileri gelenleri gelmişler oda

alın bu seccademi oraya götürün nereye doğru geliyor ise oraya serin öylede yapıyorlar

seccadeyi serdikçe Dicle çekilmeye başlıyor. Bir kış gecesi yaveri anlatıyor beraberce Dicle

ye gittik Seyda elbiselerini çıkarıp suya girdi soğuk fakat ay ışığı aydınlatıyordu Seyda’nın

olduğu yerden buhar çıkıyordu yavaşça suda kayboldu uzun süre çıkmadı ben telaşa kapıldım

ne yapacağımı şaşırdım. Birden korkma oğlum ben buradayım dedi. Evet, işte bizi manevi

evlatlığı kabul ederken şeyh Seyda’nın yoluna girdim diye bize izin vermişti buradan da

anlaşıldı ki Seyda deryaların da hocası zamanının en büyüğü gökler yerler ve deryalar evet ve

ayrıca kişi manen yetiştirdiği evladın da belli olur.


İşte dünya âlimi Mehmet Emin Er hocam onun hakka giden yolda hakikat ehli

olduğunun bana göre en büyük kanıtıdır. Bir gün Dicle yine celalleniyor kaymakam ve ileri

gelenleri geliyorlar namazını bitirince diyor ki bunlara Dicle benden yüzük istiyor ve elinde ki

yüzüğünü çıkarıp veriyor bunu ona götürün atın, öyle yapıyorlar sular durulup çekiliyor. Ben

bunlara ağlar ya Rabbi sen kullarını sevince onlara neler yaşatıyorsun der Rabbime ağlardım

bende gereği gibi senin sevgini kazanamam diye üzülürdüm.


Hazreti Ömer halifeliği zamanında mübarek Nil sularını çekiyor halk tedirgin bitki

hayvanat halk telaş içinde vali bu durumumdan endişelenip halifeye haber gönderiyor. Hz.

Ömer de bir mektup yazıyor ve Ey Nil ben Allah u ta alanın halifesi Ömer im eğer sen

kendi güç ve kudretine güvenerek akıyor isen bizim sana ihtiyacımız yok ister ak ister

akma. Eğer Allah u Kudretin ilahi buyruğundaysan emrediyorum ak. Bu mektubu

gönderiyor ve bunu Nil e atsın diyor Nil eski haline dönmeye başlıyor.


Buralarda ki hikmet ve tecellileri yazmaya başlarsak işin içinden zor çıkarız

bitiremeyiz o yüzden dua ediyorum ki Rabbim gönlünüzü açsın sizin niyetinize göre sizi

nasiplendirsin.

Blogger tarafından desteklenmektedir.