Ruhun Yolculuğu 7.Bölüm
FİHİ BİSMİLLAH
Baktım böyle olmayacak ne yapmalıydım dedim ve yine ruhlara dua etmeliyim fakat
nasıl olacak çok düşündüm. Belki yıllarca sonra imdadıma zülkarney aleyhi selam yetişti.
Rabbim onu bize bildirirken ‘’ Biz ona yeryüzünde bir sebep verdik. Oda bir sebebe yapışıp
gitti.’’
İşte buydu buldurulmuştum. Çok sevindim kendim için değil milletim için
sevinmiştim. İnsanda çok para olur fakat akıl olmaz, akıl olur para olmaz veya her şeyi olur
yetkisi olmaz sadece madde değil mana âlemi de böyle idi. Fakat imkân olursa ona her şey
sunulur. Sonra dualarıma yenilerini de kattım ve onları kendime de vacip kıldım. Peki, nasıl
yapıyorsun dersen onlarda burada değil yüz yüze anlatılacak konular derim.
Bir gün meltem T.V de gerçek projeleri olan kişilere imkân verip onları T.V.
programına çıkarırlardı. Hem mana hem madde de hakikat sevdası ağır bastığı için merak
ruhum beni bırakmaz gece geç saatlere kadar oraya gelenleri izler hak eden var ise onlara çok
dua ederdim. Bir gün doktora yapmış birisi bir boya keşfetmiş fakat bu boya tüm dünyada ki o
gün mevcut olan radara yakalanmıyor yani boyayı sürdüğünde içindekini radar tespit
edemiyor. Anlattı geç saatlere kadar dinledim orada ki görevlide gerekli yerlere müracaat ettin
mi? Patent çok önemli dedi. Ben bu program da ki kişileri çok düşündüm ne oldu bu adama
diye o programı hiç kaçırmazdım. Bir gün baktım yine o vardı. Fakat bu sefer bir kadınla
birlikte oda bu işlerin bilimini yapıyor. Nereye müracaat yaptıysalar kapılar kapanmış
sokmamışlar içeriye yine kapıları kapatmışlar. Bunlar dediler ki biz çaresiz kalınca
Almayanın en gizli servisine bu boyayı tanıtmak için koyduğumuz kabı bu boya ile boyadık
kabın içine de mermi olmadan bir silah koyup adresimiz telefonumuzu yazarak gönderdik.
Kargo ulaşmış tüm güvenlik tedbirlerini geçmiş durumu görünce bizi aradılar. Bizde durumu
anlattık kendilerine daha sonraları tekrar aradılar bizimle çalışmayı kabul ederseniz 25 milyon
Euro vereceğiz dediler. İnanmayan olursa devlet yetkililerinden araştırsınlar dedi. Fakat biz
ülke sevdalıyız buradan bir yere gitmeyiz dedik kabul etmedik tekliflerini dediler.
Ben dedim ki bu sefer bu iş tamam bunu hükümet mutlaka duyar bunlara sahip
çıkarlar. Fakat ne mümkün duyar kör bakar kör olunca ne mümkün. Aradan zaman geçti
programa tekrar çıktılar merak etmiştim ne oldu diye sorulunca dediler ki yine yüzümüze
kimse bakmadı mecbur kaldık İtalyan devleti ile anlaştık nasıl oldu denince bizi haber
almışlar aradılar durumu iyice öğrenmişler bize çok güzel imkânlar ile teklif sundular. Fakat
biz de oraya gelemeyiz vatanımızdan ayrılmayız şart koşunca onlar merak etmeyin biz size
İstanbul‘dan yer alıp laboratuvar kuracağız dediler. Siz orada istediğiniz gibi serbestçe çalışın
bulduğunuz şeyleri ilk bizle paylaşın yeter deyince mecburen onlarla anlaştık. Yıl 2004 olsa
gerek çünkü OSB şubesinde idim. Allah bilir devletin içine çöreklenen kimin askeri olduğunu
bile bilmeden yaşayanların işleri olsa gerek. Fakat çok canım yandı ağladım öyle dualar
yaptım ki yaşadıkça rabbim bana gösterdi eğer aynen öyle gidilirse her kim bun u yapıyor ise
onlarda o dualarımızın frekansına girerler ebedi kurtulamazlar. İşte bizim halimiz bu Allah’ u
âlem bizim köylü değil bunlar diye de bakmamış olabilirler.
Hangi birini anlatayım neden bunlar karşılaşıyordum onu da bilmiyorum fakat
dualarımda bu gerçekler üzerinde nasıl yapacağımı biliyordum.
Bir gün OSB şubesinde iken işadamları bir birlik oluşturmuş bilgi almak için yanıma
geldiler ve dediler ki biz ithalat yapacağız yarısını peşin göndereceğiz bize iki milyon Euro
limit açsanız yeterli olur. Dedim ki ne yapacaksınız. Onlarda soba getireceğiz tavuk çiftlikleri
için dediler. Ne özelliği var bu sobanın dedim birçok özellik saydılar. Dedim bir Prof. var o
bir şey üretmiş tuğlaya benzer yani bir kürek kömür atıyorsun sönmek bilmiyor birde kendi
dumanını kendi yakıyor. Siz getireceğiniz sobanın içine korsunuz daha mükemmel olmaz mı
dedim. Bunun haricinde size yarayacak daha nice buluşları var Meltem T.V. seyrettim dedim.
Gelenlerden biri hemen sekreterini aradı televizyonda ki kadın kimmiş onu bulun dedi ve
gittiler. On gün sonra olsa gerek geri geldiler müdürüm teşekkür ederiz biz ithalattan
vazgeçtik kadını bulup konuştuk bize gereken desteği verecek kendimiz burada üretim
yapacağız dedi.
O kadar sevindim ki o gün o sevinç beni bırakmadı. Çünkü bu milleti manevi âlemde
kadir bilemeyen bir millet olmaktan kurtardık ta ondan. Şükür Rabbimize. Bu bahis daha çok
kalem kaldırır dediğim gibi madde ve mana hayatımız hep çit taraflı davam etti.
Bir hatıram daha canlandı Çankırı Kastamonu yol yapımı varmış bizimde görmüş
geçirmiş bir müşterimiz vardı ta Keçiören den gelip bizle çalışırlardı. Bana dedi ki bir gün yol
yapımından geçerken makineler dağın kenarını yarmış baktım her taraf parlıyor aşağı indim
etrafı gezdim bir mağara gördüm biraz numune topladım geldim tahlil yaptırdım altın oranı en
fazla benim ki çıktı. Türkiye de başka yok. Hemen gittim o bölgeyi parasını yatırarak
kapattım. Benden sonra karşısı arkam sağım solum ne kadar yer varsa Almanlar kapatmış ben
bu madeni çıkarsın diye Konya da büyük bir altın madencisi ile anlaştım fakat anlaştığımız
süresi bitti hala öylece duruyor. Yok, mu bunu çıkaracak bir müşterin dedi. Dedim ki olmaz
olur mu hemen bir dostumu aradım tamam gidelim dedi hafta içi beraber gittik bende görmüş
oldum. Numuneler den bende hatıra olsun diye aldım. Dostum araştırdıktan sonra beni aradı
dedi ki bu maden çok güzel fakat tüm arkadaşlar çıkarırsan bile senden kimse satın almaz
dediler. Bu sektör tamamen Almanların elinde diyerek çok zorlanırım dedi bu işe giremedi
oysa para sıkıntısı da imkân sıkıntısı da yoktu. Sektörün yamyamları ile sıkıntısı vardı. İmkânı
engele takılıyordu yani yolu kapalı idi. Hem de bunlar ülkeyi sarmıştı. Hem de devlet
kadrolarında bile yerleşmişlerdi çünkü hemen nasıl ve nereden haber aldın da gelip o madenin
her tarafını kapattın olacak iş değil.
Yine sardı beni bir celal ağladım ağladıkça Rabbime yakardım. Bu güzelim cennet
vatan ne hale gelmiş onlarda onlara benzemiş güya topraklar bizim vatan bölünmez der
dururlar böyle kanun nizam mı olur. Sen geleceksin para yatırıp nerede ne var kapatacaksın.
Böyle kanun olduktan sonra savaşa ne gerek var yıllarca sen kendi elinle kendi kanını emdirir
durursun vay halimize der dua ederdim. İnşallah bunlara sebep kim var ise akıbetleri perişan
olarak çekip gidecek.
Yaptığım işin kurumumda kurucu öncülerinden idim. Tüm birimlerin iş ve işlemlerini
biliyordum. Dış denetimden sorumlu merkez bankası raporları ve hazine denetimi yetkilisi,
bilgi işlem yazılım danışmanı yani genel müdürlük ayağındaki tüm işlemleri bilirdim. Şube
yani saha tarafı uygulama fırsatı beşeri münasebetler ve var olan eksikliklerin karşılıklı
yenilenmesini de yaparak, işimi de çift kanatlı sadakat ve sevgi ile devam ettiriyordum.
Yönetim değişikliği çok olmasına rağmen beni hiç ilgilendirmezdi sevgim ve sadakatim işin
ruhuna idi çünkü alternatif olarak insanlara hizmet ediyorduk Mehmet Emin hocama bu
konuda çok sormuş ve kalbimi mutmain eden cevaplar almıştım.
Mana âlemine gelince evet okuryazardım. Fakat zahiren oda idari bilimler ne Kur’ an
ilmim nede hadis ilmim hiç yoktu. Yani gerçekten ümmi idim halada bu konu ile ilgili kitap
ilmi bilmiş değilim. Fakat hikmet ilmi hiç beni bırakmadı beni Rabbim yaşatarak eğitti terbiye
etti hani demişler ya büyük Türk velileri Arapça bilmeyiz ama Allah’ça biliriz diye. İşte bizde
Rabbim gönlümüze ne hikmeti koyup batın pınarından ne içirdi ise onun bize nasip ettiği
kadarını biliriz oda kendi penceremizden idrak edinen kadarını. Hakikati içi dışı dâhil hakkı
ile seyretmek için gönül geniş her türlü varlık perdesinden arınarak şeffaf olması gönül
gözünün de her cihetten görmesi gerek değil mi? İşte bunu hak bilir bunun için rabbimizin
katından ister dururuz. Tevafuk gereği bu durum sadece insan için değil din kardeşlerimiz
cinler içinde öyle bir durum olsa gerek. Sakın onlar her şeyi bilir diye sapıtıp kalmayasın uzak
durasın hak her daim sana ve âlemlere yeterde artar.
Nereden yine nereye geldik yaşadığım her hikmeti tevafuku dualarımızla anıyor ve
dualarımı o işleyişin ruhuna katıyordum. Her nerede olursak olalım veya ne için dua eder isek
edelim buda olmaz demeyelim. Efendim bizim duamız onlara geçmez de demeyelim. Dua hak
kulun duası ise daha en baştan yaptığı niyet ruhu tüm kapıları açar onun niyeti hürdür ve
hiçbir engel tanımaz. Vakit ve saat geldiği zaman o iş bitmiş olur. Kulun niyeti ve duası
çıktığı esmaya göre de vücut bulur ona göre işleyişe geçer.
Hz. Nuh (as) Celal ile bir dua eyledi ki ne var ne yok bu duanın kapsamından
kurtulamadı ortalık tarumar oldu. O yüzden dua deyip de geçmeyin. Hakk ta ala hazretleri
unutma ki her şeyi sevdikleri üzerinden yapıyor. Niçin bir düşün bakalım kulunu hem seviyor
hem de Rabbine asi olmayı göze almış İblise ve onun taraftarlarına o kullarını göstermiş
oluyor. Bir nevi işte bizim Salih kullarımız biz sana bizim kullarımızı sen yolumuzdan
döndüremezsin. Demedik mi? O yüzden yaşanan idrak sonucu yapılan güzel niyet ve dua çok
önemlidir.
Kurtlar sürüye saldırıyor bir tane alıp götürse iyi sanki düşman telef ediyormuş gibi
canilik yapıyorlar çobanlar baş edemez olmuş. Köylülerin artık canına tak etmiş çare ararken
uzak bir köyde Âlim bir kul yaşarmış ona gidelim bize kurtağzı bağlasın demişler. Hediyeler
ile çıkmışlar yola huzura varınca durumu anlatmışlar ve efendim bize kurtağzı bağlayınız
götürelim çobanlar üzerlerinde taşısınlar şu beladan kurtulalım demişler.
Aslın da bu kurtağzı bağlama şöyle olur burada hepsini izah etmeyelim ehil olsun
olmasın hikmetini bilsin veya bilmesin kalkar yaparlar bu sefer kendilerini bağlarlar. Ehad
dedim ….. Samet dedim ……... Lem yelüd velem yuled velem ye küllahu kufuven ehad.
Dersin bir şeyin üstüne okur kapar verirsin. Bu dua o kadar güzel ki diğer anlamları ile izah
etsek biz bile izahımızdan hayrete düşeriz.
Fakat mübarek elini açmış ya Rabbi sen bu kurtları bu koyunlara saldırmada ıslah eyle
diye dua etmiş ve tamam duanız yapıldı inşallah bu sıkıntıdan kurtulursunuz demiş. Onlar
köylerine dönerken böyle şey olur mu boşa geldik biz diye yakınıp durmuşlar. Aradan zaman
geçtikçe çobanlar bakmış çevrede ölü kurtlar var ve kaç gündür de koyunlara saldıran yok
köylülerde bu işe şaşırmışlar biz demişler âlimin günahını aldık. Gidip gönlünü alalım diye
varmışlar kapısına durumu anlatmışlar efendim biz bir şey anlamdık bu işten affedin bizi nasıl
oldu bu iş aklımız ermiyor. Demiş ki biz ya Rabbi bu kurtları bu koyunlara saldırmada ıslah
eyle ya ıslah olsunlar ya da yok olsunlar. Onlarda saldırmada ısrar edince öldüler demiş.
Bu hatıra içinde birçok hikmetler barındırıyor ve gerçek hatıra olduğu manevi
kokusundan belli oluyor. Bizi de bir celal sardı izah et diyor. Ne gizlidir bunun içinde dersek
İlim, edep, ıslah, adalet ve merhamet gizlidir deriz. Biraz açalım; örneğin bu mübarek insan
duasın da bu kurtlar ve bu koyunlar demiş, eğer bu kurtları koyunlara saldırmada ıslah et dese
o kurtlar hiçbir koyunlara saldıramayacak yani nasipleri kesilecek. Bu sefer kurtlar davacı
olacaklar bizim tüm nasibimizi kesti diye. Eğer sadece kurtlar bu koyunlara saldırmasın dese
o saldıranlarla beraber tüm kurtlar da saldıramayacak ve diğer tüm kurtlar engellenmiş olacak
diğer kurtlar belki de sadece bir haramzadeden bir adet nasip alıp gidecek. Buda hatalı bir dua
olurdu. Eğer kurtlar koyunlara saldırmasın dese hiçbir kurt koyunlara saldıramayacak fakat
buda zulme girer bu iş adaletten uzaktır. Eğer bu kurtlar bu koyunlara hiçbir zaman
saldırmasın dese bu seferde köylüler azgınlaşacak hem tedbiri hem de hakkı unutacaklar. Eğer
bu kurtlar bu koyunlara saldırırsa ölsünler derse bu sefer o kurtlar huzuru ilahide bize bir şans
tanınmadı eğer tanınsaydı biz ıslah olur saldırmazdık diye hak davası güdecekler. Nitekim
bazı kurtlar ölmüş diğerleri ıslah olmuş. Eğer bu duayı yapmamış olsa yani Rabbim bilir en
güzelini siz sabredin derse idi bu sefer koyunlar hak talebinde bulunurdu bizim feryadımız
senin kapına ulaştı görelim bakalım merhametin ne imiş çünkü nasip alıp gitse neyse
canileşmiş bunlar kırıp geçiyor diye hak talebinde bulunurlar. Eğer bu duayı hakkı ile
yapmayıp başka bir dua eylese kendinde olan ilmin zekâtını vermemiş olacak ki bu sefer elde
olanda gidecek. Haydi, bakalım pirim çık işin içinden hakiki dua yerine olur olmaz söz çıkar
ağzından. İsmi azam isteyip duruyorsun bak bir duada hakkı nasıl gezeceğini çözemedin gitti
kaldı ki o duada ne yapacaksın.
İşte gördün mü eğer sen gönül ile bunları idrak edip dua eder isen daha elini
kaldırmadan kalbindeki niyet oraya ulaşır ve o iş biter. Kendinde ki hakkın güç kuvvetlerini
yabana atma çünkü sen hakkın halifesi insansın hazreti kul olma muradına erdiğin anda Hak
işini senin güzel niyetlerini senin elin üzerine yapar. Fakat unutma asla demeyeceksin ben
yaptım diye. Yapan O dur bu yeryüzü aynasında görünen ise sensin o yüzden ‘’ Sen atmadın
biz attık ‘’ ilahi kelamını unutmayasın. Ve bilesin ki bir yerde bir dua gördün hemen bunu
yapayım deme üzerinde ki hikmetleri iyi tefekkür eyle hiçbir niyet olmadan önce onları kendi
nefsinde tecrübe et ondan sonra onu al gönül kabına koy bunlar kabı dolduranlardan değildir
kabı genişletenlerden ve cilalayanlardandır şeffaf hale getirenlerdendir. Bunu da unutma.
Çoban dağlarda arkadaşlarıyla beraber koyun otlatırken birden kurt saldırır o anda der
ki Ömer mevta oldu. Arkadaşı ya biz buradayız halife nerede ne diyorsun sen der. O da eğer
Ömer ölmese idi vallahi bu kurt koyuna saldırmazdı. İşte baş böyle olsun ki adaleti her yeri
kuşatmış olsun. Herkesin dilin şimdi Ömer’in adaleti halinde ise şeytanların menfaati var.
Düşünde gel ağlama.
Bir ülkede ölüm olunca adamın şöhretine göre sala verilirmiş. Bir gün bir sala
veriliyor peşinden ikinci üçüncü duyuyorlar kesin önemli biri dördüncü sala diyorlar bu
vezirlerden biri herhalde diyorlar. Beşinciyi duyunca eyvah kral öldü diyorlar. Sonra altıncı
sala daha ötesi yok kim acaba nedir bu olay diye cenazeye herkes geliyor bakıyorlar kimse
yok sala verene kim öldü deyince halka dönüyor artık bundan sonra korkun ki ADALET öldü
diyor.
Dua deyip geçme her alanda olduğu gibi onda bile adil ol. Hz Ali keşke boynum
deveboynu gibi uzun olsaydı bir söz çıkıncaya kadar düşünürdüm demiş. İşte bu hak sözü çok
tefekkür et insana hakikat kapıları açılınca sukut etmekten başka çaresi kalmıyor.
Her şey maddeye dökülmüş havas ilim peşinde koşup kitaplar dizenler insanları doğru
yola çağırdıklarını sanırlar. Hem de ceplerini doldurup dururlar. İşte şu virüs belası şu tarihte
bitecek depremler geliyor yunan bizle savaşacak ve savaş kıyamet alametleri uzaylılar şunlar
bunlar o kadar çok ki parmağın işaret ettiğine değil parmağa bakar dururlar. Yani inanın
olacak olmakta olanların hikmetini bile anlamaz konuşur durular işleyiş acayiplik işleyişi
olmuş gel de çık içinden nasıl çıkacaksan bir örnek verelim.
At ot yer it et yer.
At et yer it ot yer.
Et it yer ot at yer.
Ot it yer it at yer
At it yer ot et yer
At ne it yer ne ot yer nede et yer
İt ne at yer ne et yer nede ot yer
Ot ne it yer ne at yer nede et yer
Et ne ot yer ne it yer nede at yer
Bugünkü beşerin durumu maalesef böyle bu beşer acayiplik işleyişi içerisinde ne
yapacağını da bilemez durumda. Yani bu işleyişte anla ki iki kere iki dört etmiyor. Kişilerin
hallerinin her biri bir işleyişte ne yaptığını bilen çok az. O da gece gündüz ağlayıp bunun
sırrını isteyenlere nasip olur. Bakıyorsun kendisine verilen dua terkip okuyunca dua onu daha
da azgın yapıyor üstelik çarpıyor yani çarpılan hali de başka bir âlem işleyişinde yoluna
devam ediyor.
İşte bunu için çok dua ettik önce acayiplik işleyişinin sırrını bilip bu sırrını hükmü
altına almak gerekir ki yaptığımız dualarda onları bulup kendine getirsin ve her işleyişte ve
tüm âlemlerde isabetli olsun diye çok düşündük. Çok şükür kavuştuk ta burada yazmak değil
muradımız bilin dedik hepsi bu.
Bir gün arkadaş evlenecek biz de gelinin köyüne davet edildik. Bize güzel hazırlıklar
yapılmış yer sofrasında yemek yerken annesi o kadar güzel ki dayanamadım annen çok
güzelmiş adı ne diye sordum. Güldü kadın dedi tamam biliyorum annen olduğunu ben adını
sordum dedim. Kadın dedi adı kadın imiş suphanallah kim koymuş adını niye değiştirmemiş
dedim. Dedi ki, benim Annem şimdikinden daha güzelmiş babamla evlenince çok
kıskanmışlar sürekli ayrılsın diye büyü yağmışlar annem bayılır kalırmış tanıdık bir âlim vardı
ona götürür dua muska iyileşir aradan iki ay geçer yine düşüp bayılmalar olur yine
götürürlermiş. Böyle onlar yapar hoca bozar derken hoca bir gün demiş ki kızım bu böle
olmayacak ben yaşlandım artık yolcuyum sende ortada kalırsın diye üzülüyorum öyle bir şey
bulalım ki seni ne insan şeytanları ne de cin şeytanları bulabilsin sana ulaşamasınlar demiş.
Ve annemin adını kadın koymuş o gün bu gündür hamt olsun annem çok iyi. Gözlerim
yaşardı dua ettim o mübarek insana rabbime de şükrettim bize bir pencere açıldı diye bu
yaşadıklarım gerçek unutmayalım. Bu bulunur amma onlar o kapasiteye sahip değiller eğer
hiç bulunmaz ise dua bile kendine ulaşmaz dikkat et. Fakat işte ilim derin tefekkür ve
düşünceden sonra bir niyet yetti.
Hacı Bayram ziyaret yıllarımda oturduğumuz kitapçıya bir kadın geldi dedi ki Allah
rızası için bana yardım edin kızım kötü yola düştü ne olur onu kurtarın diye yalvardı. Dedim
ki bu iş çok zor iş bataklık içinde ki bu kıza nasıl bir dua yapıp hem azgın şeytan zalim
insanların elinden alacaksın hem de hiçbir zarar vermeyeceksin hem de enerjisinden beslenen
cin şeytanların elinden alacaksın. Fakat duamız vardı. Ya rabbi bizim kapımıza geleni elimiz
üzere boş çevirme rahmetinin tecellisini bize de göster diye. Bir de edep üzere geri çevirmekte
olmazdı. Fakat bu işi bizden de bilsin istemeyiz. Eğer biz bize hakkı unutturacak bir amel
yapar isek ne yapalım biz o ilmi.
İlim müminin yitik malıdır onu arayıp bulsun hitabı bir nevi garip kalmış cahil
canilerin elinden kurtarın onu onun değerini o hırsızlar bilmez onun hak olan değerini ortaya
çıkarın ki tüm âlemlere faydanız olsun der gibi gizli bir emir taşır mümin olanlara. Biz de
dedik ki evladı için gözyaşı döken kadına hitaben sen tevekkül et ve adres verdim git durumu
sadece anlat seninle baş başa görüşmez odaya almaz sen hanımına anlat o söyler ona başka da
bir işe karışma dön gel sen söyledin keyfiyetini karışma ve benim gönderdiğimden de
bahsetme dedim. Mehmet Emin hocama gönderdim. Çünkü bu iş çok zorlu bir iş idi ben bu
meseleyi düşünüp bulup çözüm idrakine varırken hocamın bir nevi eli bende olsun istemiştim
benim işim dua iledir fakat o olayı çözmeden onun duasını o zamanlar öğrencilik olduğu için
önce edebe başvurmak gerektiğinden yapamazdım.
Manevi sohbetimizde tefekkür ediyor idik böyle insan şeytanların amellerine lanet
olsun ki zalimin Kur’ an a yapmadığı zulüm pislik yok yeter ki işi olsun. Bir insanın takma
altın dişleri olsa onu da lağım çukuruna düşürse ne yapardı. Elini daldırıp alır onu yıkar tekrar
ağzına alırdı. Bizde düşünür acaba dua da hangi Arap harfinin ruhaniyeti bunu o pislikten
çeker alır. Çok düşündük ve o gün Rabbim nasip etmişti ve onun yazılış şeklide gölümüzde
oluştu ve sadece o harfin ilmi ruhanisinin bizde oluşacak tecellisi ile uğraştık sakın olmaz
deme o harfi kamçı gibi atınca onun kaybolmuş ruhunu oradan çekip hemen alıyor. Hem de
küffar ne kadar Allah düşmanı varsa onların yanından biran da aldığı gibi geriye bir iz
bırakmıyor ve kimsede ne olduğunu anlamıyor ve çıkanda sanki ruhu yeniden doğmuş gibi
geriye dönmüyor. Demiş ya bir dost o kadar yoruldum o kadar yoruldum ki yeniden
başlayacak kadar yoruldum.
Suphanallah Rabbimizin ihsanı bitmiyor bu harf La ilahe illallah ta bulunan lam harfi
idi lam yazılacak ucu spiral gibi içe doğru kıvrılarak yazılacak manevi olarak attığın zaman
geri toplanacak.
İşte üstadımın duası ve sadece bu idrak ile ahlaklanmak bir nevi donanmak yetmişti.
Başka bir şeye gerek kalmadı aradan üç ay gibi bir zaman geçti kadın geldi. Bizim onu
beklediğimiz de yokta tevafuk Rabbim yine orada karşılatırdı. Bu sefer dedi ki kızım geldi
tövbe etti namaza başladı çok şükür iki aydır yanımızda. Şimdi sizden bir ricam olacak iyi bir
kısmeti çıksın da kızım evlensin ne olur dua edin dedi. Tebessüm ettik evet biz istemezsek de
Rabbim bize yaşatarak öğretiyordu.
Şimdi ki beşeri yıllardan belli hem de yakından rabim bana izletti sadece çalışma
hayatımda değil en dinlendiğim zaman bir yere oturur gelip geçen insanları izlediğim zamandı
yüzlerinden hallerinden kalbime çok şeyler doğardı. Şimdi de izliyoruz bütün programlar
kanallardaki beyanlar yazılan kitaplar yapılan ebcet hesapları gaibi tahminler dolaşıp duruyor
bizi de burada üzüp duruyor. Ya Rabbi insan senin gösterdiğin yolun nihai sonuna değil yolu
bile göremez olmuş yolu görenlerde yolu hedef yapıp yolu inceleyip duruyor. Biraz his
edenler de yaşamayı bırakmış konuşup duruyor. Sen bunları bu yaptıklarından dolayı ıslah
edip hak yoluna girmelerini o yolda dost doğru her daim yürüyerek sana kavuşmalarını nasip
eyle.
Kullardan bir kul yolda dostları ile gider iken hemen duruyor temiz bir toprakta
teyemmüm abdesti alıyor. Efendim hemen ileride su vardı oradan alırdınız. Şöyle bakıyor ya
oraya gidinceye kadar ölüm gelip bizi yakalarsa ne yaparız diyor ve oraya varır isek bir de su
alırız diyor. Daha önceden bahsi geçmişti; İslam geldi Rabbim tüm arzı alayı hatta âlemleri
mescit yaptı ister deryada ister semada istersen arzın neresinde olursan ol hepsi rabbimin
mescididir. İşte hiçbir dinde olmayan abdest bize verilmiştir ve mescitlere abdestsiz girilmez
bunu da edep olarak nefsine küpe eyle.
Yukarıda bahsettiğim Allah’ u ta alanın mescitlerine abdestsiz ayak basılmaz sözü
edep daire içinden bir sözdür korkma kimseyi imanından çıkarmaz. Edep kalabalıkta boyun
büküp oturmak değildir. Böyle yaşayan kullarda esma tecellilerine göre kendilerinde çeşitli
haller zuhur eder. Helal dairesi o kadar geniştir ki şu insan sadece niyet ve irade ruhunun
kıymetini bilse belki bataklıktan kurtulurdu mutlaka o niyet onu nimete kavuşturur hak kul
olarak bu dünyadan göçer giderdi.
Yine nereden nereye gelmişiz bari konumuza dönelim. İşte biz de hak nerede ise onun
tarafındaydık. Partilerle onların yöneticileri ile bizim işimiz olmazdı. Her kim gerçek bir
vatansever ve onun ameli de onun vatansever olduğunu gösteriyorsa artık o bizim dua
kapsamına kendiliğinden girer. Yaptığımız genel duanın içine istese de girer istemese de
girer. Bu dua kapsamına şahsı ve bütünü değil sadece hangi amelleri layık ise o amelinin
ruhaniyeti girer. Zannetmeyelim ki yapılan dua nefsimizle ilgilidir.
Her makamın bir muradı vardır millet için vatan için mahlûkat için insanlık için
âlemler için adalet için hak için bir muradı vardır. Kişi niçin intihar eder sanırsın bir sebebi de
eğer ruhları ulvi ise o ruh kabına sığmaz. Yani o kap ona göre yaşamadığı için o edep içine de
giremez ise o kabın sonu ya intihardır ya da Allah’ u âlem ilahi takdir gereği kazadır. Eğer
insan hakiki kul olursa onların seçtikleri başları da onlar gibi olmak zorundadır. Yoksa neye
layık iseler o gelir başına. Bu beşer ne niyet etmesini ne dua etmesini ne de hakka hakkı ile
teslim olmasını bilir. İşte her iki çiftler birbirlerinin aynasıdır ki; Yönetici ile Toplum, Toplum
ile insan, insan ile ameli evet amelinden insan seyredilir. İnsandan nice amel güzellikleri
hayal edilir unutma eğer gördüğün zaman her şeyi ile sana Allah’ ı hatırlatıyor ise o Allah
dostudur.
Mehmet Emin hocam anlatmıştı; eğitim aldığı ilk hocası vefat edince istihare yapıyor
diğer âlimlerin yaşantılarını inceliyor ve talebelerinin hallerine bakıyormuş. Hocam eğer
istiharede bir netice alamaz isek de dua ve talep sonucunda kalbin meylettiği yere gitmiştik
diyor. İşte Muhammet Seda ya gittik fakat sadece derslere katılıyor manevi bağımızı
yapmıyorduk hala araştırıyor ve bir işaret bekliyorduk. Bir gün uzaklardan ilim tahsili yapan
bir şahıs geldi huzura kabul edildi bizde tevafuk orda idik. Efendim ben uzak yerden
geliyorum bir rüya gördüm rüyamda teneşir tahtasında idim şeyhimde beni muayene ediyordu
siz geldiniz selam verdiniz ve biz bu hastayı almaya geldik dediniz. Bunu üzerine şeyhim dedi
ki biz dâhiliyeyiz hasta bizim hastamız vermeyiz dedi. Sizde biz hem dâhiliye hem de
hariciyeyiz dediniz. Şeyhim ne malum sizin hariciye olduğun dedi. Sizde asanızı yere vurup
Allah diye bir nara attınız. Ortalık tarumar oldu. Uyandım ve direk buraya geldim dedi. Seyda
da hoş geldin oğlum geç otur dedi. İşte bu halde bizi bir daha ondan ayırmadı dedi. Bu
mübarek insanın hak olan büyüklüğünü buradan bilin ki Mehmet Emin ER gibi zamanımızın
zahir ve batın ilimleri sultanını yetiştirmiş. Hak yoluna öyle bir kılavuzlarmış ki anlatmak çok
zor. Allah adildir ilmi isteyene mutlak verir o zaman insan âlim olabilir. Ayrıca ibadet ehli
olamayabilir fakat âlim olur veya ibadet ehli olur fakat halis olamaz. Hepsini olur fakat
muhlis olamaz. Bunları tam olsa bile arif olamaz. Hepsi onda olurda fakat dost doğru
istikameti ömrünün sonuna kadar yaşayamaz. İşte hocam nasıl desem tam kul desem tam
kelimesi bile utanır yetmez öyle bir insandı. Rahman Rabim onu duası kapsamına girmeyi
bana daim nasip etsin. Bismillah Ya sin. Selamün kavlen min rabirrahim. Kün fe yekun.
Ameller ve niyetler insana neler yaptırmaz ki Allah u ta ala buyurdu ki mealen ‘’ Allah
İbrahim’i dost edindi.’’ ve cenabı peygambere emretti ‘‘ Atan İbrahim’in dinine tabi ol. O
Hanif bir Müslüman’dı. Müşriklerden değildi.’’
Evet, ne yapmıştı da Allah onu dost edinmişti. İbrahim atamız Allah’ını aklı ile sürekli
aradı da ondan olsa gerek önce putları kırdı. Güneş dedi değil. Ay dedi değil. Yıldız dedi
değil. Benim kaybolanlarla işim olmaz dedi. Hepsini aklı ile inceledi tefekkür etti, sordu da
sordu sonunda muradına erdi. Fakat yine ya Rabbi ölüleri nasıl diriltiyorsun dedi. Ya İbrahim
sen bizimi sınav ediyorsun. Haşa ya Rabbi istedim ki kalbim mutmain olsun senin şanına
lütuf ne güzel yakışır. O zaman git kuşları boğazla ve kemiklerini karıştır her birini bir tepeye
koy sonra onları kendine çağır. O da öyle yaptı kuşlar havada birleşip uçarak geldiler tamam
ya Rabbi kalbim mutmain oldu dedi. Peki, bu mutmain olan kalp nasıl yaşadı dersiniz neler
gördü sanırsınız? Nemrut yanaşılması mümkün olmayan bir ateş ile uzaktan ateşe atacak bir
mancınık yaptırdı. Ve oradan Hz. İbrahim (as) ateşe atıldı fakat onda yine ses yok öyle iman
etmiş ki hem aklı hem gönlü mutmain olmuş.
Bunun üzerine havada iken bir anda Cebrail yetişmiş ya İbrahim bir şey dilesene dile
ki yerine gelsin. Ne dileyeyim. Nefsini dile dedi. O da nefis benim değil onun benim olmayan
şeyi niye dileyim. O zaman kurtuluşunu dile. Beni ateşe kim atıyor ya Cebrail dedi. O da
Nemrut atıyor. Peki, kim attırıyor diye sorunca, Aziz ve Celil olan Allah’ ta ala attırıyor onun
izni olmaz ise Nemrutta atamazdı. Madem öyle o attırıyor öyleyse Halil yani ben Celil yani
Rabbim den razıyım ne biliyor ise onu yapsın diyor. Allah’ u ta ala bunun üzerine ‘’ Biz ateşe
İbrahim için serin ve sakin ol dedik. ‘’ Buyuruyor ve ateş Hz. İbrahim’i yakmadı yeşillik ve
gül bahçesi için de ateşe atlayan bülbül zikri ile tefekkür eyledi. İşte böyle sen hakiki kul olur
isen hiçbir şey yapmasan da Rabbin seni korur ve kollar seni kimseye bırakmaz. Hatta sırf
senin için ibretlik olsun diye kanununu değiştirir. Burada açılacak öyle hikmetler var ki
konumuzdan çok uzaklaştık. En azından bilesin ki bu iş bitti geri dönüş yok asla duamız kabul
olmaz demeyesin ateş dahi ateşliğini yapamadı bu dua hal duası ile başladı ve dil ile hal tasdik
edildi kalp mutmain olduğu için teslimiyette çok güçlü oldu.
İbrahim’in rüyasına koşarız
İsmail le tevekkülü yaşarız
Bıçağı birlikte taşa çalarız
Cebrail’in elinde koçumuz var bizim.
Hür Kul
O yüzdendir ki bizde Allah’ın Halil’ini ve onu gibi olanları da severiz ve deriz ki;
Bizim milliyetçiliğimiz Milleti İbrahim milliyetçiliğidir. Ben Teki olmayan tek Allah’ın,
Kuluyum. Muhammed Ümmetiyim. İbrahim Milletiyim nice dualar hürmetine İbrahim Milleti
unvanı Türk milletine devir olmuştur. Bu millet öyle bir millettir ki tüm vatanı arzı aladır. Bu
milletin sınırları soktur. Bu arz içinde milletimin yurdu ise Anadolu dur. Hudutları ise Kur’an,
İman, İslam, İhlas, Takva, Adalet ve Haktır. Kim ister ise bu milletin rıza i hamt sancağının
altında toplanır. Kendi yurdunda barış, esenlik, saadet huzur ve adalet üzere hak yaşar.
İnşallah tüm bunları bu beşer yaşayarak görecektir. Yarınlar da gelecek olan aziz neslimiz,
beşerin bugünkü haline hem çok üzülecek hem de insanlığa ibret olsun diye yaptıkları savaş
ve zulümleri açığa hakkı ile çıkarıp bir daha asla böyle şeyler yaşanmasın diyerek ders
niteliğinde asla unutturmayacaklardır.
Gerçekler peygamberlerin hayatında zaten izah edilmiştir. Fakat beşeri maddenin
zevki bürüdüğü için bir türlü bunları göremiyor. Ya Rabbi ben çok meşguldüm zengin ve çok
işçi çalıştırıyor serveti idare eder iken gereği gibi yapamadım diyerek itiraz ederler. Bir nida
gelir ki Süleyman mı zengindi yoksa sen mi? haşa der Süleyman çok zengindi. Öyleyse onu
Allah ‘tan alıkoyan hiçbir şey olmadı da seni ne alıkoydu. Haydi, bakalım çek şimdi cezanı
derler.
Ya Rabbi çok fakirdim o yüzden beni bağışla gereği gibi sana kulluk yapamadım. Sen
mi fakirdin İsa mı denir. Haşa ya Rabbi İsa fakirdi bir tası var idi birde tarağı vardı elimle
içerim, elimle tararım dedi ikisini de verdi o daha fakirdi? Onu Allahtan hiç bir şey
alıkoymadı seni mi koydu çek şimdi cezanı diyecekler. Cezalarını çekerler kimisi ebedi yani
Cehennemin sekiz de üçü diğerleri zere haksızlık yapılmadan cezalarını çekerek
cehennemden kurtulurlar. Bugünden önce gelip gidenlerin ruhları ise cenne gör ve ceza gör
âlemindedirler. Cennettekiler makamlarını ve cehennemlikler cezalarını seyrederler bu seyir
bildiğin seyir gibi de değildir içinde sevinçte barındırır acıda.
Firavun şeytan büyücülerden kendisini doğacak bir çocuğun öldüreceğini haber alınca
emir veriyor doğacak erkek çocukların hepsini öldürün eşi böyle yaparsan kim işlerimizi
görecek bu yaptığın yanlış bunun üzerine bir yıl arayla doğacak erkek çocukların öldürme
emri veriyor. Hikmete bak Hz. Musa ölüm yılında doğuyor bilirsiniz bunları Rabbim onun
sarayda yetiştiriyor. Zamanı geldiğinde hak olduğunda inananlar kurban kessin kanını evin
kapsını işaretlesin. Emri ilahisini alınca Şimdi buraya dikkat edelim hava ile gelen azap
bunların evlerine girmedi. Nihai olarak sadece bir kişi nerede isem yeryüzün krallarını
tahtından tek başına orada Rabbim tarafından yetiştirilmiş ve onun eli üzere küfür ve zulüm
sistemimi yok etmiştir. Hz. Musa anlamı sudan gelen derler. Su ile de götüren olmuştur.
Nitekim denizin kıyısında iken arkada azılı düşman önde geçit vermez bir engel üstelik tek
başına olsa ne ise inananlarla beraber. Tek olsa belki atlar yunus gibi kurtulur fakat çoluk
çocuk kadın yaşlı hasta vb. hepsi var. Ne olacak ya Rabbi der düşünürken, Ya Musa ne
duruyorsun asanı yere vur. Oda emri yerine getirince deniz yarılıyor ve malumunuz olduğu
üzere firavun iman etmiş gibi görünse de secde vaziyetinde küfrü ile beraber yok olup gidiyor.
İbret olsun diye çürümemiş halde öylece bulunuyor.
Yıllar geldi geçti acaba bu rabbimin bildirdiklerinden kendimize ne ibretler aldık.
Allah’ u ta ala hak kulunun eli üzere tecelli ediyor yaratıyor yaşatıyor ve nurunu da orada onu
eli üzere tamamlıyor. Hikmeti ilahi bir nevi ey Musa ne bekleyip duruyorsun niyetin kurtuluş
ama eylemin yok bir eylem yap ve elindeki asanı yere vur deniyor. Herkes yıllardan bu tarafa
asanın peşinde dolanıp duruyor. İşte değnekleri yılan olan büyücülerin bu hareketi içinde
asanı at emri ilahisi ile mucize gerçekleşiyor. Bu süreç tüm peygamberlerde böyle geldi bize
de bir içyüzü bıraktı. Uzat elini göster Ay’ı, işaret parmağı ile gösterince ay şahitler
huzurunda ikiye bölündü. Yani Külli irade niyet ve cüzi iradeyi gözlüyor. Yoktan var eden
vardan yok edecek olup tekrar var edecek olana her şeye gücü yeten herkes ona muhtaç o
hiçbir şeye muhtaç olmayan Nurun ala nur olan teki olmayan tek Külli Şeyin Kudret ’il Kadir
Rabbim. Sevdiklerinin hatırına imkân âlemine kudreti ile müdahale ediyor kullarının şanını da
katındaki değerini de âlemlere gösteriyor. Bu hakikatleri ilahi kelamı ile bildirip ebedi
yaşatıyor. Allah dostları ile cin ve insan şeytanlarının âdemoğlu ile ilgili düzen savaşı davam
ederken hakkın sevgilisi bir kulun güzel niyeti ve hak duası ile Rabbimin âlemlere neler
bahşedebileceğini aklından çıkarma. Sakın ola ki bu kadar yaşanmışlıkları sana bildirdiği
halde böyle şey olmaz diye hemen inkâr bayrağını çekme bu yaşananları akıl ile değil gönül
ile oku. Hakikat dile geldiği zaman erimezleri eritir.
Mehmet Emin Er hocam Amerika da bir papazla ilmi münazara yapıyorlar iken son
sorusunu soruyor. Bir gün bir kişi elinde bir mektupla gelse dese ki bu mektup sultandandır.
Burada şunları yapmanızı şunları da yapmamanızı belirten emirleri var bu sizin için ebedi bir
kurtuluşunuzdur. Dese bir kısım ileri gelenler mektubu incelese ve bu mektup olsa olsa ancak
sultandandır diyerek inansalar. Bir kısmı büyüklerimizin bir bildiği vardır bu mektubu
getirenden emindir. Diyerek tapi olsalar bir kısımda bu mektup sultandan olabilir yani sultan
bula bula mektup gönderecek bunu mu buldu derse. Akıl son söyleyen grubun söylediklerini
kabul eder mi işte bu mektup Kur’an’dır. Getiren Muhammet’tir. Gönderen Allah (cc.)’tır.
Akıl kabul etmez desem Müslüman olmam gerekir. Ben sana Müslümanlığı teklif etmedim.
Akıl kabul eder mi etmez mi diye sordum. O da Akıl kabul etmez der. Ve Müslüman olduktan
sonra şimdi ben ne yapayım diye sorar hocamda sen papazlığa devam et hiç olmazsa
insanların itikadını düzeltirsin der. İşte bunun gibi niyet ve gayret her kulda olsa idi damlaya
damlaya göl olurdu bu gölde de kim yıkanırsa hakka kavuşurdu.
Nasıl ki hakikati haykıran nice gerçek kitaplar tozlu rafları süsleyip aramızdan ayrıldı
iseler gerçek âlimlerde çekti gittiler. Şimdi bu alanda umut kalmadı çünkü Müslüman zaten
kendi içinden bin parça olmuş birlik bozulmuş rabbini de hakkı ile tanıyan neredeyse
kalmamıştır.
Çare artık hak dostlarının yine hak için akan gözyaşlarında kalmış o gözyaşları tüm
âlemlerin kurtuluşu için aka aka kana dönüşmüş yeter ki yerler gökler huzur dolsun diye
kendisini feda ederek kana bulamıştır. Kul böyle yaşar da Rabbi ona ne yapmaz ki düşünmek
gerek.
Söz yine nerelere geldi. Kırıkkale zamanı birçok hikmetlerle hızlı tükendi onlar bana
vefa gösterdi bende onlara. Kısa sürede gelişip kalkınmasına çok katkı sağladım. Onlar bizi
sevdi bizde onları. Ve tayinim Çorum şubesine çıktı döndük dolaştık memlekete geldik
doğduğum yer merkeze 50 km uzakta idi benim zamanım orada ve Ankara da geçtiği için
Çorum ve esnafını hiç tanımazdım. Fakat diğer şube ilk kez açılmış bir şube burası ise
sonuçta yılların şubesi idi iki sene içinde çorum şube standartlarına ulaşıldığı için benim
tayinimi Çorum’a yapmışlardı. Çok kısa sürede hemen şube de eskileri tayin yaptım yeni
geçlerin önünü açtım kendimi tanıtmak için sabah küçük haftada büyük toplantı yaparak iş
bölümü düzeni sağlamıştım. Fakat ilk önce erenleri ziyarete gittim orada sahabe kabirleri
vardı ve yanlarında Çorum’un manevi sultanları yatıyordu, onlarla tanıştım Rabbime
huzurlarından dua eyledim bir hikmet gereği dolanıp memlekete gelmiştim. Daha iyi tanımak
için çok güzel çalışmalara imza atmış olan bir kulun çorum evliyaları kitabını analiz ettim
benim bilmediğim acaba ne hikmet yaşamışlar farklı olarak diye heyecanla inceliyordum.
Müşteriler beni tanıdıkça sık gelmeye başladılar. Eski küskünlere gittim geri döndüler.
Çok şükür işlerim düzelmeye başladı bende fırsat buldukça aldığım kitapta gönlüme doğan
bize de yakın olan ulu kabristanı ziyarete gidip yorgunluğumu tefekkürle atıyordum.
Kendimde güzel bir ev tutmuştum cami yanında tevafuk dayımın amca çocuğu iyi tanırmış
bizim Kırşehir emniyet müdürü emekli olmuş çoruma yerleşmiş tanıştık durumu anlattım
teşekkür ettim. Çok iyi bir dost oldu bana. Arkadaşlar tanışlar kazadan kişiler derken bizim
maddi kervan yoluna beni meşgul etmeyecek kadar yürüyordu. Manevi alanda rüyada ve
yaşadığım hikmetli bir durumdan feyiz alarak yaşantıma devam ediyordum.
Bir gün bir resim gördüm Allah dostu Münir Derman sakal yok tıp doktoru anatomi
Prof. doktor ve Kırklardan üstelik sekiz yabancı dil biliyor kim gelirse de onun dili ile
konuşuyor. Sözleri o sesi ve benin öyle bir cezbe haline soktu ki gölümden gam düşmedi.
Kabri şerifleri Ankara da Memlik köyündedir zaman gelmeyince vakit tamam olmuyor o
kadar yıl geçti ancak yeni tanıştık. Maneviyatı hiç beni bırakmadı. 1989 yılında vefat etmişti
vaazları ve kitaplarındaki aziz hatıralar bizim de gölümüze serinlik veriyordu ve ağlamak
ateşimi söndürüyordu, dayanamaz yola çıkar Alaca ya benim küçüğüm olan kardeşimi
ziyarete giderdim. Oradan da Yusuf ağaya uğrar onunla sohbet eder hafta sonu olur ise köye
götürürdüm o köy hayatını severdi ben çalışayım sen bana bakma konuş derdi. Bende hem
anlatır hem ağlardım bazen küreğin sapına yaslanarak bana bakardı. Biraz da şakacıydı
herhalde gerçek mi değil mi der gibiydi. İşte o süreçten sonra anladık ki Münir derman gayb
erenlerinden olduğu için o dönemden sonra ki eğitim vazifesini üstüne almış dünya gözü ile
hiç görmedim. Ve beni evirip çevirip hiçlik kapısına getirmişti.
Eğer önce bunu yapmış olsa idi ben herhalde her şeyi terk eder giderdim. Fakat
Rabbimin ilahi muradı tecelli ediyor bir yandan da ilmi ile amil olan Mehmet emin Er hocam
imdadıma yetişiyor kendime geliyordum. Bir yandan yanıyor bir yandan donuyordum. Bir
yandan çatlar gibi ağlıyor bir yandan gülüyordum. Sonra duruluyordum kanadımın biri
kırılmadan yoluma devam ediyordum.
Yani artık derman hocam bana hakikat lokmalarını yediriyor ve onları
hazmettiriyordu. Ağlamakta gönül kabımızı hem genişletiyor hem de parlatıyordu. Yaşadığım
hikmetler artık gönlümde çözüme çabuk kavuşuyordu. Çorum deyip de geçmeyiniz bende
yaşadıkça gördüm hikmeti ilahi gereği tek Allah inancı olanların toplumların başkenti olmuş
bir şehir ayrıca insana ve maddeye tasarrufu olan öyle evliyalar ile dolu ki oraya gidince bunu
gayet iyi anladım. Hayatlarını okuyup ibret almak gerek. Maddi başarılarım eve bizim elimiz
üzere fakat bizi ötelerden çekenlerin de bu işte eli var o sayede hem toplum içine karışıyor
hem de nerede bir hak dostu bulsam nezaketen ziyaretini yapıyordum. Ve zamanın nasıl
geçtiğini de bilemiyordum. Yani burada ki yaşantım sanki sıkıştırılmış hızlı bir programdı.
Kırıkkale de oğlumla yapılan mücadele beni düşündürür iken hikmet bu ya ayağı
kırıldı evde kaldığı için bu süreci atlatmış olmuştuk ve Çorum da sevdiğim amcaoğlunun
dershanesine kayıt yaptırdım hazırlık aşamasında idi kızımın okulu da yakındı ve süreç böyle
devam ediyordu. Amcaoğlu da ilmi çalışmalara ve kişilere meraklı biriydi orada ilmi havas
hocası biriyle tanıştırmıştı bende merak ettiğimden dolayı sorar araştırırdım nasıl ilim sahibi
olduğu vb. gibi tabi anlatırlardı bende hafızama yazardım.
Ayrıca bana dedi ki benim hocam Erzurum da. Benim amcaoğlu da biz onun yanına
çok gittik dedi ve anısını anlattı. Kendisi hafız ve genç biz emsal dedi büyük kulüplerinde
danışman hocası gibi çalışırmış. Benim önüme bir tas su koydu üzerini bir kitapla kapattı bana
kitabı açmadan içine elini sok bir araştır herhangi bir şey olup olmadığını dedi. Bende baktım
yok dedim kapalı iken okuyordu sonra dedi ki tekrar aynı şekilde elini içinde gezdir. Bende
öyle yapınca elime çamur gibi bir şeyler geldi. Kapat dedi tekrar okumaya başladı. Hafız
olduğu için hem güzel hem hızlı okuyordu tamam dedi şimdi kitabı kaldır. Baktım ki
düğümlenmiş ip mi ararsın kıl mı kilit mi dolu içi dedi. Şimdi bu ilmi havası bizler kim yapar
ise onu yaparken görür isek hak ise bize o da zuhur eder değil ise azala azala o işi bırakır.
Bende duyuyordum böyle ilim sahiplerini hak yol üzere devam edenlere de metafizik
âlem doktoru gözü ile bakıp gerçek olanlar için dua ediyordum. Dediler ki bizi sever arada bir
olsa ziyaretimize gelir. Benimle de arkadaş oldukları için müdürüm gelince seninle
tanıştırmaya mutlaka getiririz dediler. Biz de inşallah dedik.
Çok şükür zaman ilerliyor bende hem ekonomik her sektöre katkı sağlıyordum hem de
sohbetlerimle gönül kazanmaya devam ediyordum. Şubelerimiz de genelde kurumsal şube
çok azdır çok şükür kısa zamanda kurumsal şube olmuştum. Çok güzel sonuçlar alıyordum bir
gün beni atayan genel müdür Kastamonu şube açılışına gitti. Orada kalıp Amasya şube
açılışına geçecek. Belki razı olmaz isimleri yazamıyorum büyük bir iş adamı da orada yatırımı
vardı o da orada bulunuyordu. Hemen aradım ağabeyciğim bizim genel müdür oraya geliyor
hayatında çorumu hiç ziyaret etmedi sen ne yap buraya getir bu gece şu bizim memleketi bir
görsün ayrıca senide iyice tanısın ki yüksek limit tahsis edelim dedim.
Sen hiç merak etme o iş bende akşam aradı tüm kafile çoruma geliyor güzel bir
otelimiz vardı yerleri de ayarlamış bende şehir girişinde karşıladım otele yerleştiler gecede
hamamına davet etmiş. Bende oraya kadar bıraktım niye gelmiyorsun diye ısrar ettiler
teşekkür ederek müsaade istedim. Bizim cadde çok kalabalık olur park bulunmadığı için şube
önüne iki araç park ettirdim sabah Amasya ya geçmeden şubeye uğradılar arabaları çektirip
park yaptırdım yoksa duramaz direk giderlerdi. Odamız da iken ilk sözü Cengiz niçin
hamama gelmedin bizimle arkadaşlar çok farklı yorum yaptılar sadece biri o edepten
gelmemiştir. Doğrumu dedi isabetli tahmin etmiş doğru efendim dedim. Çaylar söylendi ve
muhabbet etmeden hazırlamış olduğum bankaların çorumdaki şubelerinin mevduat ve kredi
durumunu gösteren bir tabloyu uzattım çok sevindi. Mehmet biz burada garanti den de iyi
durumdayız bak dedi gerçekten iyi şube olmuştuk ama gören yoktu kimin adamı var ise o ne
kadar kötü olsa bir sebep bulurlar ondan değil o sebep yüzden performans düşük derlerdi. İşte
bizim çok iyi olmaktan başka da çaremiz yoktu bu tevafuk onları buraya getirdi evet tevafuktu
çok sevdiğim ve hocamın da dostu olan iş adamı o gün orada idi.
İşte bu genel müdür bize adeta seni hiç gözüm tutmadı arkadaşlar yüzünden senin
atamana evet dedim diyerek bizi şubelere atamak zorunda olan kişi idi. Genel müdür ve
yardımcıları ile birim müdürleri hepsi oda da idik. Genel müdür sordu dedi ki buradan
Amasya kaç saat sürer. Herkes bir cevap verdi geneli bir saat sürer diye cevap verdi bana
döndü cevap bekliyor ben dedim ki efendim 90 km’dir. Bana baktı biraz öyle kaldı bu çocuk
hepinizden akıllı öyle ya 90 km sen aracına göre hızına göre yolda ki molana göre kendini
ayarlar isen hangi saatte istersen o saatte gidersin evet doğru söylüyorsun dedi. Ve kalktık
gitmeden bir nezaket ziyareti yapalım dedi iş adamı dostumuza giderken yolda bir anda
Mehmet dedi ya burada garantinin iki şubesi varmış görüyor musun biz bir şube olarak
onlardan iyiyiz. Demek ki aklı tabloya takılmış ve Çoruma ve bize olan önyargısı kırılmıştı
ziyarette ise geçekten ufku değişti, sonra vedalaşıp yolcu ettik murat hâsıl olmuştu genel
müdür yetkisinde ne limit istedimse verdi gerçeği görmüş aydınlanmış ve yaptığı hatanın
pişmanlığını telafi etmeye çalışıyordu.
Neye gönlümüz kırılmış ise rabbim bana yaşatarak onları hep gösterdi. Ben bu
nimetlerin şükrü için Rabbime halim ile de dua eder hem manen hem madden Çorumun
ruhaniyetini teneffüs ederdim. Kadim vefalı dostlarım oldu.
Çalışanlar Çorumlu olduklarından onlara sordum burada kimsesiz kız çocuklarına ait
olan bir yetim hane var mı onlarda araştırıp haber verdiler. Bir arkadaşla gittim ben daha
küçük yaşta olanlar sanıyordum fakat çocuklar liseye gidiyormuş gittiğimde okulda idiler
müdürle tanıştım ve dedim ki müdür bey hem öksüz hem yetim biri varsa lütfen benim şubeye
gönderebilirsen sevinirim dedim. Amacım onu sevindirip hem kendimin hem de şehrimin
adına yaşadıklarımın şükrünü eda etmekti. Çorum merkezde değil tüm kazalarda çalışma
yaparak en iyilerine limit tahsis etmiştim ve dost doğru çalıştığım için tavsiye edenimde
çoktu. Beni ilk işe alan genel müdürün açmış olduğu şube tükenmiş nerede ise hatır şubesi
diye kimsenin gözünde değildi işte o genel müdüre bir nevi ahde vefa borcumuzu da ödüyor
idik. İlahi bir rahmet içine düşmüştüm derdim ne makam ne mevki derdi idi benim derdim
işimin hakkını vererek bulunduğum konum da halka dönük yüzümü de aydınlatmaktı.
Bir gün odamın kapsında bir genç belirdi beni çağırmışsınız dedi zaman biraz geçtiği
için nereden geliyorsun dedim kimsesizler yurdundan geliyorum önceden söylemiştiler ben
ancak bu günlerde fırsat buldum dedi. Hemen hoş geldin dedim ne içersin kusura bakma
karnın aç mı dedim hayır teşekkür ederim dedi ben seni buraya çağırmamın gayesi belki orada
utanırsın bir şey söyleyemezsin diye buraya çağırdım geldiğin için mutlu oldum ben özellikle
istediğin bir şey var mı dedim. Yok dedi kendim için değil dedi arkadaşlarım için bir şey
isteyebilir miyim tabi ne demek dedim çünkü bu sözü daha da sevmiştim biz gençler çok
sıkılıyoruz her şey yasak ve saatine bize 100 temel eser kitaplarını alır mısınız kütüphanemiz
var ama hiç kitap yok dedi çok duygulanmıştım. Bizi çekip oraya götürmüş gönlümüzde
haberimiz yok peki dedim sen hiç merak etme yalnız bana bira müsaade ver tamam dedi.
Başka bir şey istiyor musun hayır dedi burayı öğrendin ben olayım olmayayım ne zaman
başın sıkışırsa biz hepimiz buradayız kime söylersen söyle gereğini yaparlar dedim. Peki dedi
ve gitti gidince yine başladım ağlamaya hiç kimsesi senden başka ve nefsini de bu genç yaşına
rağmen hiçe sayıyor arkadaşlarını düşünüyor. Der ağlardım fakat kimseye sezdirmezdim.
Sadece 100 temel değil kişisel gelişim ve kadın olma yolunda irfanlarını artırıcı kitap
listeledim kafamda çok sevdiğim bir dostum vardı halada severim dürüst bir genç sakin bir
hali vardı. Amacım aynı zamanda dünya işi ile meşgul müşterilerimin toplumsal hassasiyetini
artırmak için durumu aynen anlattım müteessir oldu ve dedi ki müdürüm bu çorbada bizim de
tuzumuz olsun olmaz mı dedi çok güzel olur dedim şubemin içinde toplantı masası vardı tüm
kitapları oraya koydum arakalarına bir kaşe bastırdım onların unvanlarını yazarak hediyesidir
şeklinde benim ilave ettiklerime de onun kaşesini bastım ve gelen ilahiyat Prof. tutun kim
gelmiş ise merak edip soruyor ben ise anlatıyordum bu gencin başlattığı kıvılcım ateşi
gönülleri sarıyordu çoğu kimse çorumda böyle bir yerin farkında bile değil kitapları alıp
bakıyorlar ‘’…… Hediyesidir’’ ibaresini görünce kendileri de bir şey yapmak istiyordu murat
hâsıl olunca farkındalık artınca kitapları arkadaşlar ile gönderdim.
Daha önceki satırlarımızda demiştik eğer sen rabbim ilmimi artır dersen sen ilim
öğrenmek için çok diyar gezersin eğer dersen ki Rabbim ilim verdiklerinin sayısını çokça artır
dersen herkes ilim örenmek için senin ayağına gelir. İşte böle idi bu iş gizli yapılsa sadece ona
maddi sana manevi faydası olur fakat orası o topluluğun sorumluluk alanında aynı yerde
yaşam sürüyorlar fakat birbirlerini göremiyorlar. Kılcal damarlar tıkanmış kan akışının
sağlanmasına vesile olmuştuk gayemiz hiç sevap gayesi olmadı Rabbimin rızasının lezzetini
tadanlar her yerde her şeyde hakkı görürler. Cennet onun nimetidir fakat o değildir onu
rızasının olmadığı cennet sevdiğine kavuşamayan mecnuna benzer unutma ki bin bir esma
tecellisini oradan seyretmek paha biçilmez bir güzelliktir bunu anlatmak için derler ki cimada
oluşan zevkin en az yetmiş katı cemali görmede yaşanır.
Dikkat et orada seyretmek demedim oradan seyretmek dedim. Allah hiç bir mekâna
sığmaz. Mehmet hocam eğer kişi derse ki ben cennete Allah ı gördüm inanma cennetten
gördüm dese inan diğer söz seni küfre götürür. Dikkat et kişi akşam yatar sabaha kadar, sabah
kalkar akşama kadar bir gafletle söz onu edep dairesinden çıkarır. Bizde o yüzden çok
estağfurullah deyiniz. Kelime i şahadeti her sabah akşam yatmadan ve kalkınca nefsin için
ruhun için canın için üç kez tekrar ediniz, La ilahe illallah zikriyle meşgul olunuz. İnşallah
ileride bunları biraz daha açacağız. Bazen de hak için yapılan sabır da edepte sana çok şeyler
kazandırdığı gibi ilim öğrenmek için herkesi sana getirir.
Çok derin meseleleri çözemeyen üç arkadaş nereye gitseler çare bulamamışlar. Orman
kenarında âlim bir kul yaşar çözerse onu o çözer demişler. Onlarda gitmişler. Bunları
karşılamış tüm hizmetlerini kendisi yapmış onlar sormuş bu delileri ile izah etmiş ilmi
karşısında şaşırıp kalmışlar o arada tandır ateşine odun atmak için eğildiği sırada birden
kapıdan bir kadın girip bunun arkasından tekmesini vurduğu gibi küllerin içine devirmiş.
Sonra birçok laf sayıp çıkmış gitmiş bunlar hemen yardıma koşmuşlar aman efendim bu
kimdi demişler. O benim rahmanımdan emanet yaranımdır demiş.
Efendim nasıl olur böyle size nasıl davranır demişler. Ne sandınız biz sözümüze sadık
olup yaranımıza yarlık yaparız da bu halimizi bizden iyi bilen Rabbimiz bize ne yapmaz ki
işte sorduğunuz soruların cevabını rahatça verdiğim bunun yüzündendir demiş. İşte
Rabbimizin lütuf u eğer sana murat etmiş ise sen o murada ulaşamazsan dahi o sana mutlaka
ulaşır başına gelecek sıkıntılardaki sabrına göre yine de sana verir yani muradı ilahi illa ki
gerçekleşmiş olur.
Kullardan bir kulun sarhoş bir komşusu varmış ondan pek hoşlanmazmış ve ya Rabbi
bu dünyada yaptığım sabır karşısında inşallah benim ahrette iyi bir komşum olur diyerek dua
eder. Bana ahret komşumu göster diye rüyada görmek içinde istihare yaparmış. Rüyada
bakmış ki ahret komşusu dünyadaki komşu olan sarhoş kişi. Uyanmış pek anlam verememiş
daha sonra üst üste görünce bunda bir iş var diye bu sarhoşu taklibe başlamış. Gece geç
saatlere kadar meyhane dönüşünü beklermiş. O da gelir her gün aynı şeyi yaparmış bir gün
yine gelmiş zor yürüyor meyhaneden direk gelip bunun evinin önünden geçtikten sonra sarhoş
kendi evine girmesi gerekirken bir nara atıp geri dönmüş. Bu da takip etmiş arka sokaklardan
çok zahmetlerle katlanıp dolaşarak bir dakika içinde geçip gidebileceği mesafeyi iki saatte
alıp evine girmiş. Her gece böyle yapıyormuş sabah olunca artık konuşmaya karar vermiş.
Komşu demiş seni takip ettim her gece böyle yapıyorsun neden demiş yapıyorsun. Ben tam
senin evin önünden geçecek iken bana bir hüzün geliyor nara atıp rahatlıyorum ve diyorum ki
hiç mübarek bir insanın kapısının önünden bu şekilde geçilir mi sonra geriye dönüp diğer
yoldan evime giriyorum. Diyor tabi bu güzel niyetini duyunca bu kul acaba ben mi ona layık
bir ahret yoldaşıyım yoksa o mu bana. Görüldüğü gibi bir güzel niyet ve karşılıklı sabır ile
azim ve yaşantı onları ne lütufla karşılıyor.
Bir arif bir gün giderken bir sarhoş yola kusmuş güneşin anlında yatıyor kokusundan
yanına yanaşan yok hemen alıp bir gölgeliğe taşıyor ağzını yüzünü yıkayıp ayılması için
oraya bırakıp giderken arkadan bir nara duyuyor Allah diye, dönüp bakıyor bu sarhoş kendine
gelmiş. O zaman Kalbine bir nida geliyor sen bizim için o kulun ağzını yıkadın bide senin için
onun kalbini yıkadık. Evet, işte böyle derin tefekkür ve içindeki lezzete bakmak lazım bu
hikâyelerin ne kadar büyük âlim olursan ol hor görme hele de insanı
Bişr-i hafi de yani yalın ayaklı Bişr-i sarhoş kafa ile yağmur çamur demeden düşe
kalka giderken yerde Allah yazısı görüyor. Kim bunu buraya koymuş diyor alıp öpüp başına
koyduktan sonra bir duvar taşı arasına sıkıştırıyor. İşte ona ne oluyor ise ertesi sabah oluyor.
Kerametleri dillere destan bulunduğu yerden kapıyı açarmış Kâbe den çıkarmış dikkat et
sadece zamanı değil mekânı da dürüyor. İşte halin tefekkürü sakın gaflette dalıp ta
kaçırmayasın tefekkür evde gözünü yumup beklemek değildir güzün açık dolaşırken gönül ile
görmek o lezzeti de tadacak fiiller yapmaktır.
Âlim olan birinin yanına alkolik arkadaşı geliyor ve Mustafa bugün rüyamda
peygamberimizi gördüm diye müjde veriyor o da iyi ne güzel diyerek sözü içkiye getirip artık
içmezsin değil mi diyor. İçindeki tefekkürü düşünmeden böyle dediği için sarhoş da ya sen
bunca yıldır ilim tahsil ediyorsun bir kez olsun peygamberimizi rüyada görmedin ben ise
yıllardan bellidir kimseye zararım olmadan içerim dikkat et ben gördüm sen görmedin niye
bırakayım ki o zaman dedi. İmdadıma hocam yetişti diyor ve ekliyor dedi ki evlat eğer
peygamberi görmekle bir şey olsaydı Ebu cehil kurtulurdu her gün kendisini bizzat gördüğü
halde cehennemi boyladı. İşte bu kelam üzerine bende kurtuldum diyor.
Biz de deriz ki elbette doğrudur amma o Ebu talibin yetimi olarak görüyordu oysa
bizim sarhoş sevinerek peygamberimizi rüyamda gördüm diyerek onu peygamber biliyor ve
öyle görüyor. İşte her şey güzel niyete bağlı eğer ilk sözünde ona sarılıp maşallah gören gözü
ve gönlü bende sende görüyorum o kapı sana açılmış ne olursun bir daha görür isen rica ette
benim rüyama da gelsin diye cevap veremedi. Çünkü âlim olduğu için birinci cevap ona yetti
oysa ikinci niyet onun tüm benliğini başka yöne elbette çeker. Eğer bakar isen oda doğrudur
bu da dorudur biri belki onu irşat eder, ikinci niyet ise hem onu hem seni irşat eder.
Bilerek aklını kaybeden yaptığından kesin mesuldür içki içmek başka kör kütük içip
aklını kaybedip cani olmak başka şeydir kendi eli ile sarhoş olup eşini boşar ise aklı başında
iken geri alması yasaktır.
Ben sarhoştum aklım olmadan söylemişim bu olmaz diyemez. Aklın vardı da niçin
aklını kaybetmek için uğraştın durdun derler adama. Kendi elinle kendini sarhoş edip günah
yoldan aklını kaybettin söylediğin her şey senin aleyhine olacak. Araç kullanarak yaptığın
katliamda cinayettir.
Yukarıda ki belirtmiş olduğumuz hatıralar güzel bir niyetin ve hakkın kullarına olan
sevginin hak için olduğunu da haykırır. Yapılan iyi niyetle bataklık çukurundan kurtuluşun
izlerini taşıdığı gibi sakın umudunuzu yitirmeyin ey kullarım, bana nerede nasıl ve ne
vaziyette olursanız ulaşırsınız. İlahi kelamı gizlidir. Ve hepsinin kalbi yıkanmıştır bir daha da
o hala bürünmemişlerdir. Yani hem içeyim hem böyle olayım dersen olmaz deriz 40 yıl
uğraşsan yine olmaz çünkü akılsız mükellef değildir mükellef olmayana da emanet edilmez.
Münafık alametlerini şöyle zikrederler
-Konuştuğu zaman mutlak sözlerine yalan katar.
-Söz verdiği zaman ondan mutlak cayar.
-Emanet edildiğinde mutlak hıyanet eder.
-Kâfurun suresini tekrar ettirirsen mutlaka şaşırır okuyamaz.
-Sabah namazı ile yastı namazını kılmakta çok zorlanır hatta kılamaz
İnsan kendini işte bunlar ile ölçer biçer ve diker. Neden burada bizim kalbimize bunlar
doğdu da burada zikretmek zorunda kaldık. Yine gönül penceresinden gelen cevapla sarhoş
veya hırsız veya Hz. Fudayl gibi eşkıya olanlar, işte bunlara nasip olan iman zorla veya
gönülsüzce kabul edilen iman değildir. Onlardan görünelim de yine işimizi görürüz tarzında
olan bir iman da değildir. Bunlar hakikat ı gördükten sonra kendilerini doğrasan bile
rablerinden asla ayrılmazlar. Mübarek kulun oğlum ben sizin gördüğünüzü kırk sene önce
görmüştüm. Bizim hakkın kapısından başka kapımız yok. Kim bilir hakikat kendisinde zuhur
ettiğinde hangi günahlarından pişman oldu ki Rabbinden utancından beni affet bile diyemedi
ve cehenneme razı olarak ta kırk sendir Rabbinin kapısından ayrılmadı.
Bir gün eşkıyalar bir kervanı basıyorlar biraz hızlı olan bir şahısta tüm emanetleri
toplamışlar o da onlar görmeden kaçıyor çölde bir çadır görüyor yanaşıyor bakıyor bir adam
namaz kılıyor. Tamam diyor işte geldik namaz bitince efendi şu emanetleri size bıraksam çok
zor durumdayım diyor o da orada hasırın altına yastık arkasına koy diyor. Kervana dönüyor
uzaktan bakıyor soygun bitmiş eşkıyalarda kervanı terk ediyorlar. Bunun üzerine rahatlıyor ve
gideyim emanetleri alayım diyor. Fakat bakıyor ki eşkıyalarda o tarafa gidiyor. Sonunda
korktuğu başına geliyor haramiler emanetlerin olduğu çadıra giriyorlar havada kararmış buda
yanaşıyor içerideki durumu seyrediyor. Bunların reisleri oluyormuş bu bizim namaz kılan
birde bunu görüyor bu da çok korkuyor reis ne o diyor emanetleri almaya mı geldin. Gayri
ihtiyari başını sallıyor. Bıraktığın yerde al git diyor. Bakıyor hiç dokunmamış bile alıp
gidiyor. Aman efendim biz o kadar soygun yapamadık niçin bırakıyorsun diyorlar o da o bize
onu emanet bıraktı. Biz hain değiliz emanete hıyanetlik yapmayız diyor. Şimdi gel de ağlama
hadi ağlama namaz kılıyor eşkıya başı fakat oğlum unutma münafık değil ve sözüne de sadık.
Bak ta gör rabbi onu kendine nasıl çekiyor bırakmıyor. Bir gün yine bir kervan soyarlarken
deve üstünde bir kişi kuran okuyor tam onun yanına gelince bir ayet işitiyor. ‘’ … Kalplerine
iman nurunu yerleştirdiklerimizin tövbe vakti hala gelme dimi?... ’’ Geldi de geçiyor bile
diyor ve atını doğru şehre sürüyor. Herkes kaçıyor eyvah harami Fudyl geliyor diye.
Sesleniyor kaçmayın artık Fudyl sizden kaçar oldu her kimin hakkı var ise gelsin ödeyeceğim
diyor. Bunun bu halini görenler haklarını azada kanaat ederek helal ediyorlar. Bir Yahudi
diyor ki şu görünen tepenin üstünü de düzeltirsen olur diyor. Hiç düşünmeden çıkıyor tepeye
çalışıyor ve yorulup kuytu bir yerde uyuya kalıyor sabah kalktığında rüzgâr tepeyi dümdüz
etmiş. Yahudi yine olmaz diyor ben evin girişine bir avuç altın bıraktım onları bana getirirsen
tamam olur diyor. O da gidip halının altına elini daldırıp altınları alıyor getirip Yahudi‘nin
eline boşaltıyor. Yahudi eli titriyor başlıyor ağlamaya bizim kitabımızda gerçek tövbe
edenlerin ellerinde çakıl taşları altın olur diye yazıyordu bende seni deneme için oraya küçük
taşlardan bırakmıştım diyor eline sarılıyor. Bu hatıra devam eder gider unutmayasın bir âlime
soruyorlar efendim bu ilme nasıl kavuştunuz oda cehennemlikler neyi yaptılar ise onları asla
yapmadım diyor. Öncelikle münafık olmada sonrası Allah kerimdir.
Yine unutma bu kıyamet asrı üç tür ilk yüz yıl fitne asrı ikinci yüz yıl fa sık asrı
üçüncü yüz yıl ise münafık asrı işte en son bu münafıklar üstüne mutlak kıyamet kopacak.
Yukarıda bahsedilen münafık alametleri ötelerden çekilen için değildir.
İnşallah kader kalemini denetler maşallah nazar kalemini denetler maşallah cennet
nimetlerine kavuşturur inşallah cehennem azabından korur üstelik hem dünya nimetine
kavuşturur hem de dünya azabından korur bu iki mübarek kelimelerin ağırlığını kıymeti
herkesin terazisi tartmaz. İnşa - Allah dediğin zaman muradın ne ise onun içine hakkın
rızasını da katarsın ve olmasını istediğin yolunu bulacak nice imkânlar ile donanırsın ve her
gelişin külfetin den de korunursun. Emri ilahi ‘’…. hiçbir şey için yarın yapacağım deme
inşallah de….’’ Buyurur yecüc ve mecüc zamanı ters işler zülkarneyn seddini aşmak için her
gün kazarlar ertesi gün gelirler yine yerine gelip düzelmiş rivayet odur ki inşallah bir gün
burayı bitiririz derler işte o inşallah hürmetine rabbimiz onlara imkân verir.
Haydi, buradan bir hisse daha çıkaralım, Ya Rahman esması bir yönü ile sen ehil değilsen bile
onun nimetleri gelir seni yine bulur. Bu esmanın kapsama alanı âlemleri kuşatır. Dolayısı ile
Rahman Hür dür dilediğine dilediği şeyi verir. Ya Rahim esması ise Ahrette müminleri her
ihtiyacını gören demektir. Yani şu an için gayb âlemleri ile ilgilidir. Birisi cana can birisi ruha
can nimetlerini serer. O yüzden Nur Rahim’dir. O yüzden Besmele de iki taraflı anahtardır.
Madde ve mana kapılarını hem çalar hem açar. Şimdi dikkat edelim. Besmele ile başlandığı
zaman bir nevi; Rabbimin bana verdiği güç ve kuvvetleri ile Rahman ve Rahim olan Allah’ın
ismiyle niyetime cüzi irademi koyuyorum ve öyle başlıyorum demektir. Fakat her işe de böyle
başlamazlar Bismillah u Allah u Ekber diye başlarlar mesela kurban keserken böyle derler.
Biraz daha akli tefekkür yapar isek her niyetin edebine göre başlamak bir nevi o işe gerekli
olan esma tecellisinin o işte zuhur etmesine vesile olmak demektir. Ta evvelden bir nevi işi
ehline sunmaktır. Peki, İnşallah u Hür Rahman Nur Rahim diye başlarsan isen ne olur. Ve bu
hangi işler için okunarak başlanır. İşte kul Rabbine hakiki kul olma yolunda daim devam
ederken tefekkürü elden bırakmamalı aklını düşüncelerini hakka bağlayıp nefsini hak ile
meşgul etmelidir. Yoksa nefsin seni kendi arzu ve hevesleri ile meşgul eder.
Maşallah ta nazar kalemini denetler aslında Rabbinin verdiği nimetlerini Rabbinden
bilme edebidir. Şöyle düşünelim insan kendinde olan bir şeyi hiç kendine alır mı? Eğer sen
gidemezsen de o nimeti yine nimetleri verenden bilirsen o nimet sana akar gelir. İnsanın
kendine bile nazar değme hikâyesi nimetleri nefsine mal etmesinden kaynaklanmaktadır. Sen
bunlar bendendir dedikçe o nazar seni gelir vurur. Oysa o nimetler senin gönlüne girip seni
haktan alıkoymadığı sürece sende olan ne ise hiçbir kem göz sana yaklaşmaya yol bulamaz.
Peki, şöyle söylersek Maşallah u la kuvvete illa billah. Bunların tefekkürünü gel birazda sen
yap.
Bizim de ilahi hikmet gereği arkadaşlarımız ve tevafuk tanıştıklarımız arttı birçok
ibretler ile karşılaşıyordum ve bu yaşadıklarımın hikmetlerini düşünüyordum. Kırıkkale de
arkadaşın işyerini ziyaret etmiştim sohbet ederken içeriye üç bayan geldi ikisi fakültede hoca
bir de genç kız daha önceden arkadaş bunlardan bahsetmişti bu kız çocuğu okulda meşhur
olmuş diğer taraftan yani cinler diyelim haber verdiği için hocalar bunu yanlarından
ayırmıyorlar işte bu benim dikkatimi hep çekmiştir.
Mehmet hocamın dediği gibi oğlum tüm hayvandan bir adet bir kafese koysalar ve
kapağını açsalar at atın yanına it itinin yana gider hiç bülbül karga yanına gider mi? Hocamın
sözleri hem ilim kokar hem de irfan kokardı. Biz ilmini zırh olarak giyip irfan deryasına öyle
daldık ta en derini istedik biz istedikçe de rabbim bizi kendine çekti. Bülbülü karga ile aynı
kafese koymuşlar ikisi de susmuş birisi bu kadar güzel sesin yanında sukut edip edep edeyim
diye diğeri de eğer sesimi çıkarırsam belki utanır susup edep edeyim diye. O yüzden ne olur
ise olsun kişide nefsine yakın olana meyleder. Kendi bilim alanları ile doçent olmuşlar fakat
ne aradıklarını da bilmez olmuşlar gel de anla bu beşeri üstelik bunlarda kadın. Yanlarında ki
ile beraber hepsi oyuncak olmuş çukura doğru gitmektedirler.
Bulunduğum mekâna onlar gelince hoş sohbet ettik. Arkadaş beni de tanıştırdı.
Masanın sağ benimde sol tarafım da iki doçent bayan sağ tarafımda o kız oturuyordu çay geldi
sohbet açıldı dedi ki müdürüm bahsettiğim kızımız bu diğer âlem ile irtibatlı hocalarda evet
biz şahidiz görüyor duyuyor dediler. Bende ilmin zekâtını vermem iyiliği emredip kötülüğü
en güzel şekilde savmam gerekiyordu çünkü kişinin hakkı ile elinden bir şey gelir ise bunu
yapması gerektiğini biliyordum.
Elinde çay bardağını tutuyor idi bende dedim ki öylemi bakalım kızımız ne görecek
diyerek elimin içi ile gözümü kapattım az sonra eli titredi ve dolu bardak yere düşerek kırıldı.
herkes ne olduğunu anlamadı şaştı kaldı. Elimi çektim bana baktı hemen ayağa kalktı
kaçarcasına dışarıya çıkınca hocalarda peşinden gittiler arabaya binip uzaklaştılar. Arkadaş
dedi ki ne oldu hiç bir şey anlamadım ne olur anlat dedi. Dedim ki şimdi bu kızımızın bir
şekilde nefsi diğer âlem işleyişine bir pencere aralamış baktığı yerden gördükleri o dünyası
kadar öbür tarafta şimdilik sevenleri ve onu daha çok kendi enerji boyutlarına sokmaları için
çalışıyorlar. Ondan sonra oradan buraya daha kolay bir faaliyet alanları ve imkânları olmuş
olacak. Şimdi görmüş olduğu o âlemi biz de hiç görmediği şekilde gösterdik ki imanını
koruyabilsin. Yine bir şey anlamdım dedi. Ertesi gün beni aradı hocalarla kız seni görmek
istiyor randevu talep ettiler dedi. Bende ne zaman uygun olurlarsa buyursunlar dedim.
Ertesi gün birlikte geldiler şubede ağırladım hocalar dediler ki o gün bizi arabanın
içinde durdurmadı şuraya gidin şuradan dönün Kırıkkale de görmediğimiz yerleri gördük
sonunda durun dedi. Bir yere geldik koşarak evin en üst katına çıktı bizde koştuk sonra zile
bastı pir bir dede kapıyı açtı. Bizim kız dedi ki Hüseyin dede siz misiniz? Oda evet kızım
benim buyur ne istiyorsunuz dedi. Hüseyin dede senin bir meselen varmış onun olacağını ona
söyle sakın kendini üzmesin dedi. Ve oradan ayrıldık bu olay karşısında şaştık kaldık. Bu
nasıl olur diye size geldik dediler. Bende işte o gördüğünüz âlem erenler dünyasına aittir.
Daha bu dünyayı yeni gördüğü için heyecan yapmış kim bilir hangi bir Allah dostunu
himmeti ile bunu yaşamıştır. Dedim. Fakat onlar bizden bir şeyler istiyordu. Biz böyle şeyleri
yapabilsek kendimiz yaparız. Hakkın âlemlerin sayısı bilmek akılla mümkün değildir. Daha
bunlardan da nice âlemler vardır dedim. Ve kıza dedim ki şart koşmadım fakat Ayet el
Kürsüyü çok oku eğer acil bir manevi sıkıntın olur ise hemen Bismillah Allah u Ekber Hıfzu
huma ve Hüvel Ali’yül Azim. de bu ayetin sonunu zikir eyle. Devamlı oku ve sana verilen bu
nimeti nefsine tabi olup ta nefsinin hevesinin elinde oyuncak olma dedim. Biraz daha
kaldıktan sonra gittiler fakat memnun kalmadıklarını biliyordum.
Onlar bize bunun yaşadıkların sırrını öğrenmeye gelmişlerdi. Bende hak üzere nasihat
edince hoşlarına gitmedi bizim vazifemiz hele de bu ortamda kolay değildir. Toprak bile
kerpiç olunca başını yarar üstelik aslı toprak olmasına rağmen. Bunlarda ki ve bunları temel
alarak Rabbimin bize gösterdiği aslında bugünkü beşerin hali idi. Bunu iyice düşünmek
gerekiyor. Bu yaşadığımız durumda kimseye hakkımız geçmedi çünkü kimseye saldırmadık
ve sadece terazinin bir kefesine nurdan ağırlık koyduk ki o kızcağız seçim yapar iken nur
tarafı da görsün kir tarafı da bizde dua ile Rabbimizden yardım isteyelim ve bu duamızı
kelebek etkisi ile âlemlere de yayalım. Biliriz ki tüm âlemlerin sultanı bu mübarek arzı aladır.
Tüm mahlûkatın sultanı da Hz. İnsandır. Bu nedenle yaptığımız dua elbette filizlenip çiçek
açacak ve meyve verecektir. Fakültenin büyük yöneticileri de kızı biliyormuş.
Yani çok düşündüm acaba ne bulurlar ve ne beklerler bu kızdan.
Aslında hiç bir şey kız kendinden geçtiğinde kızın ondaki haline takılıp
onu seyre dalıyorlar, kimi arıyorlar biliyor musunuz aslında kendilerinde kayıp olan ruhlarını
arıyorlardı. Beşer insansı olmuş kendini arıyor. Elbette kayıp olan gaipte aranır. Bizim elimiz
üzere yaşadıkları şey aslında onlar için çok büyük ve çözemeyecekleri sırlar ile doluydu o
yüzden dedik ya eğer kul hakka yakın değilse o kim hakka daha yakınsa onun çekim alanına
girer kendi de bilemez.
Tıpkı ‘’gel bakalım köse kalbimize çabuk girdin lakin unutma ki zincir ile gelen
misafirin yeri köpeklerin yanıdır. Sakın aklından çıkarma’’ diyerek Hacı Bayram-ı veli
tarafından çekilen Ak Şemsettin Hz. durumu gibidir.
Terazi eşitlendiği için bizim esas muradımız kız idi o nu münafık cinlerin arasından ve
bu kendini arayan insanlar insan şeytanı çekim alanlarına girmeden işin yanlış olduğu
kendilerine yaşatılarak anlatırsak belki hem bunlara hem de âlem işleyişinde bu tuzaklara
düşmüşlere bir faydamız olacaktı. Tamam, da niçin ağrımayan başını ağrıtıyorsun demezler
mi insana kendi derdine bir çaren yok âlemin derdiyle uğraşır durursun karşılığında da dert
üstüne dert yüklenirsin üstelikte kimsenin senden haberi bile yok.
Evet derler tabi ki derler de, bu benim değil ki bende kalsın onun bize verdiği bir
emanet iyi düşün bunu sana niye vermişler ve bu tevafukları da karşına niçin çıkarıyorlar.
Şunu bil ki sen başıboş değilsin her anın sınavla dolu. Burada duayı kendin için yapıp bana
zarar gelmesin de ne halleri varsa görsünler diye yapar isen hak davasında senden hak
istemelerini bir kenara bırak, Rabbin sana ey kulum biz de olanı verdiğimizi bize geri getir
diye mi sana verdik. Sen ilmini saklayan eşek yüklü âlimlere benzemişsin. Derse bu utançla
nasıl ve hangi âleme sığarız ki.
İşte böyle dünya malı harcadıkça biter kudretinden sana verilen de korkma sakın
harcadıkça artar. Sırf ilmim artsın diye de yapma sen Rabbinin daim rızasını ara hiç bir
şeyden çekinmeden Rabbine dayan gönlün genişler bilmediklerin sana öğretilir, bilinenlerin
peşinde koşanlar taklitçilerdir. Gerçek samimiyetleri doğrultusunda nasiplerini elbette alırlar.
Rabbi ile olanın hali bir başkadır.
Bunlar bize düşman oldular ve onunla işbirliği yapan münafık cinler birçok manevi
saldırı ve maddi iftira kampanyası düzenlediler. Biz alışkın olduğumuz için pek sıkıntımız
olmasa da bunlar yani adeta bize düşman olan münafık cinler, bilim sahibi fakat ilimden uzak
kalmış olan insanları iftira ve karalama kampanyası şerleri ile üzerimize salmaya başladılar.
Canları yanmış olacak ki hiç ayet böyle okunur mu seni imanından edecek. Biz olmaz isek
zaten sen bir şey göremezdin seni oraya biz götürdük vb. ifadeler ve telkinler ile kızı iyice
teslim almışlar ve kız da hocaları özellikle onları beni gördükleri için kötü düşüncelere sevk
ediyormuş.
Âlem işleyişinde bize bu bilgiler ulaşınca ilk saldırı eylemi onlardan olduğu için bizim
içinde dua vakti gelmişti unutma sırıkla atlamada eğer her şey tam olmaz ise karşındaki engeli
de geçemezsin. İşte tam bu işin dua vakti gelmişti. Bizde duamızı yaptık.

