Ruhun Yolculuğu 6.Bölüm
Efendim bu devirler geçti şimdiki devir bilim teknik fizik kimya devri denir evet madde için öyle unutma ki sen kalacaksın ama eşya çekip gidecek işte bu sözümü de çöz çözebilirsen bizim derdimiz insan ve insanlıktır. Eğer sen hakiki kul olursan bak o zaman bugünde teknik ne imiş bilim ne imiş gör.
Hacı Ahmet ağa anlatıyor hocamdan emir geldi. Bulgarlar ile Ruslar bizim gizli
askeri planları ele geçirmişler birleşip saldırmak için toplanacaklarmış. Arkadaşımla
beraber ben buradan o oradan heyete yetiştik Bulgar heyetinin başına vurup oracıkta
öldürdük planları da aldık herkes birbirini suçladı ortaklık ta bozuldu. Planları satan
askerler terhis olunca trenden inip memleketine ayak bastıklarında onların da başına
vurup öldürdük.
Efendim bu mübarek insan kırklardan olup aleni halleri olan bir kuldur inşallah kısmet
olur gidip ziyaret edersiniz Konya Lâdik kasabasında hayatta olan evlatlarından hatıralarını
dinlersiniz. İşte dedik ya sen kerametin ne zamanına ve nede içeriğine bak, sen hakkın
kulunun nasıl hakkın hakiki kul olduğunu bak. Bilim ve teknik her ne seviyeye gelir ise gelsin
biz biliriz ki mucize kerametler onların daim önünde olacaklardır. İşte bu süreç ne zaman
eşitlenir ve tamama ererse bilki ancak o zaman büyük kıyamet kopacaktır. Bir gün
insanoğlu her şeyi başaracak çünkü o rabbinin en büyük hazinesidir. Bugün insan gibi yapay
zekâ üretecekler amma unutma onlar en az yedi parçaya bölünüp ete kemiğe bürünüp de yedi
ayrı yerde yedi farklı yemek yiyerek yedi farklı sohbet yapamayacak. O yüzden daim hak ile
ol senin de duanı yapacak bir Allah dostu vardır. Devir hangi devir olursa olsun.
Resulullah (sav) Deccal yalan söylemez kandırır buyurdu. Devir öyle bir devirki çık
işin içinden nasıl çıkabilirsen kandıran kandırana, aldatan aldatana, yalan aldatma ve aldanma
gölü dünyayı sarmış. Maddeperes insanda bu gölde debelenip durmakta....
Nerede bir arif bulur isen onun hikmet sofrasına otur da gönül bahçen
hakikatle dolsun ki seni aldatmaya kandırmaya yol bulamasın deccal ve onun hizmetkârı
insan ve cin şeytanları.
Elbette Allah nurunu tamamlayacaktır. Sen nasıl olsa böyle olacak diye zamanını gaflet içinde geçirme.
Külli iradenin frekansına iman ruhu ile giremeyenler kendilerine yazık edenlerdir.
Yoksa hem bu dünyada onlara benzersin hem de öbür dünyada onlara komşu olursun.
Yine nereden nereye geldik yazmaya başlayınca hikmet gereği yazıp duruyoruz.
Biz konumuza dönecek olur isek evet Rabbimiz adaletle emreder vadinde de sadıktır asla
dönmez. Rahman Rabbimizin yaratılış hikmeti gereği adaletine ve sevdiği kullarının eli
üzerine hem yaşatıp hem de dua ettirip kullarına verdiği hakikat ve hikmet özlemi beni bırakmıyordu.
Kullardan bir kul hacca gitmeden önce oğlunu ve yarenlerini çağırıyor bizim kapımıza
şifa için gelenler uzak yerden geliyorlar onları ağırlayın onların önce karnını doyurun ve
babamız inşallah şu tarihte dönecek o zaman gelmelerini söyleyin diyerek vedalaşıp vazife
için yola çıkıyor. Gelenler çok tabi ne söyleseler kar etmiyor yalvarıyorlar ne olursunu bizleri
geri göndermeyin bize dua edin diye oğlu diyor ki bu insanlar çok uzaklardan geliyorlar geri
göndermek bize yakışmaz babam bunlara ne yapardı nasıl dua ederdi diyor. Hizmetini
görenler sadece NUN yapıp katlayıp sarıp veriyordu o zaman bizde öyle yapalım yazık
bunlara diyorlar ve kim gelirse aynen babası gibi tatbik edip veriyorlar.
Babası dönüyor aradan zaman geçiyor gelen giden yok ne oldu bu insanlar hasta yok
mu diyor efendim biz böyle yaptık sizin de yükünüzü hafifletmek istedik deyince oğlum iş
NUN da değil Zennun da diyor.
Bizde o ziyarette tevafuk hocamızı ağlarken görmüş sözlerini bitirdikten sonra elini
öpmüştüm. Rabbimin adaletinin yerlere göklere ve ikisi arasında ki ile deryalara kâinat üstü
âlemlere hak üzere her daim olmasın dilemiştik. Genelde hocamın üslubu elini verse bile
karşılıklı öperdi zaten etek öptürmeye asla razı olmazdı kendisini kilosu azdı ama bizden
heybetli dururdu.
El deyip de geçmemek gerek hele de öpmek yani bir nevi o mübarek elin yaşam frekansına girmek gerekir.
Bir acaip hikmettir ki adeta sende olanı ben bilirim. Ona kıymet veririm. Onun hakka yakınlığındaki değerini yere düşürmeyeceğim. Ondaki kıymeti baş tacı yapacağım demektir. Hele de avuç içi öpmek her baba yiğidin harcı değildir. Tehlikeli bir beyandır. Bilirsiniz ki Osmanlı tokadı çok meşhurdur ahde vefasızlığın Tokat’ı geldi mi sende kalan iz utanmak için sana yeter gerisini sen düşün.
Avuç içini öpmek bir nevi; Rabbimin bana senin elin üzere vereceği nimetlere razıyım
Rabbime bunu için çok şükür ederim, bu uğurda yaptığım hatalar veya eksikliklerimiz ile
hikmeti gereği sınavlarımız olur ise de gelecek olana da hazırım. Bunu içinde Rabbime hamt
ederim demektir. Eğer bunu yapar da yolunu şaşırır isen tokadı en değerli yerine yersin. O
yüzden herkese el öptürülmez hikmeti ilahi vakit tamam olunca, gel oğlum gel öp elimiz
hitabı çok meşhurdur.
Kendini bir şey sananların hali perişan olur. Ve bu yılan kılığına giren Müslüman cin
kardeşimizin hatırası benimde yaşadığım bir hikmeti hatırıma getirdi. Muhammet Mefta
ümmi kul olan hocam dağda yaşardı. Ben de onu ziyaret eder yaklaşık 90 km yola gider
gelirdim. Evlatları dahi kendini kimse hakkı ile tanıyamadı ki bir cemaati veya bir tarikatı
olsun.
İşte bir gün hak üzere manevi ziyaretten ten araba ile dönerken yokuş aşağı meyilli bir yol vardı
araçta hızlıydı. Birden uzaktan gördüm oralarda hiç görmediğim sanki boğa ve kobra karışımı
bir yılan yolun solundan sağıma doğru karşıya geçiyordu. Bende de aracımı durdurdum çünkü
eğer geçsem kesin ezilecekti aramızda onu yerde net göreceğim bir mesafede karşıya
geçmesini bekliyordum. Biliyordum ki Allah’ın kullarından bir kul olabilir. Tam yolu yarıladı
birden başını bir metre civarı kaldırıp bana baktı. Düşünün ön cam hizasına kadar kalktı ve
çokta heybetli idi. Öylece epey karşılıklı birbirimizi izledik sonra başını eğdi yoluna devam
edip karşıya geçmedi. O kadar geldiği yoldan geriye dönüp otların arasında kayboldu.
Kalbimize doğdu ki adeta sen bize yol verip bizim hürmetimizi saydın, biz seni iyi tanırız hep
rüyalarında hikmetleri yaşıyordun şimdi de bizimle zahiren yaşadın. Biz edep içinde olanın
yolunu kesmekten hayâ ederiz, buyur geç yolun açık olsun diyordu. İşte bize ilhamla
söyletilen hikmet buydu.
Kullardan bir kul zahiri ilimlerde çok meşhur olmuş artık tahsil edeceği bir şey
kalmamış çift kanatlı olmak için Bâtıni ilim tahsili yapmak istiyormuş o yüzden Hindistan da
büyük bir zatın yanına eğitime gönderiliyor. Yalnız yolculuğun sırasında sakın kimsenin işine
karışma diye iyice tembih ediyorlar. Uzun bir yolculuktan sonra önce Kâbe ye varıp ziyaret
ediyor tavafını tamamlayıp namaza duruyor. Namaz kılarken bir adam Kâbe ye sırtını vermiş
oturduğu yerden buna bakıyor. Bir değil iki değil artık rahatsız oluyor ve dayanamıyor kime
bakıyorsun öyle be adam birde Kâbe ye edepsizce sırtını yaslamışsın Rabbinden de mi
utanmazsın diyor.
O da burası taştan yapılmış dört duvar hem de çok rahat yaslanması, niye utanıyım ki
utanacak bir şey yok asıl sen söylediğinden utan. He mi ben senin kalbine bakıyorum üstelik
sende iyi bilirsin demedi mi yüceler yücesi Allah u ta ala hiç bir yere sığmam mümin kulunu
kalbine sığarım diye. İşte bende o kalbe nazar ediyorum. Peki, sana yola çıkmadan tembih
etmediler mi sakın kimsenin işine karışmayasın diye.
İşte böyle ilk şefkat tokadını yüzüne yapıştırıyorlar.
Boynun büküyor sukut ediyor utanarak yola çıkıyor ve günler süren yolculuktan sonra dergâha ulaşıyor.
Karnını doyurup dinlendikten sonra huzura çağrılıyor.
Daha önceden mektupla bildirildiği için herhalde bana talebelere ilim öğretmem için vazife
verir diye umut ediyor.
Huzura giriyor üstat orada toplanan yarenlerine diyor ki bu arkadaşınız çok uzaktan geliyor buraların yabancısı yardımcı olun kendisi size abdest suyu taşıyacak bizim içinde zor oluyordu sizde rahat edesiniz diyor.
Haydi, evlat vazifen bu hayırlı olsun fakat sakın ha kimsenin işine karışmayasın diyor. Kendisi için hüzün tokat ı gibi görünse de ikinci şefkat Tokat’ını orada yiyor.
Suyun geldiği mesafesi uzakmış ve omuzlarına uzun değnek asıp iki taraflı kap ile taşıyorlarmış. Günleri hep böle geçiyormuş ve bayağı da zaman geçmiş.
Bir gün dergâhta bulunanlar bir mesele üzerinde görüş alış verişinde bulunuyorlar fakat ilmi bir mesele bir türlü çözemiyorlarmış. Çaresini de bulamıyorlarmış bizim âlim hemen bana bir fırsat doğdu üstat belki benim ilmimi anlarda beni bu vazifeden azat eder demiş. Bunu üzerine gece o meseleyi gelin anlatayım demiş tüm delilleri ile ortaya koyarak anlatmış.
Ertesi gün hocası yanına çağırmış diğer talebeler de oradaymış kurtuldum kıymetim açığa çıktı diye çok sevinmiş.
Huzura varınca hocası evlat demiş bu arkadaşların bak ne söylüyorlar kimsenin çözemediği meseleyi senin çözdüğünü ve buraya senin gibi birisi gelmediğini söylüyorlar doğrumu bu, oda tevazu göstererek boyun bükerek doğrudur efendim demiş.
Hocası çok güzel madem öyle o zaman sen bize hazır tüm arkadaşların burada iken izah ette
bizde hep birlikte işitelim madem büyük insansın bu kadar çok ilmin var öyleyse istifade
edelim ondan önce şu besmelenin manasını bize bir anlat diyor.
Tabi bizim ki çok seviniyor anlatmaya başlayacağı sırada bir türlü ağzından besmeleyi çıkaramıyor, ne yaptı ise olmuyor, kan ter içinde utancından kıp kızarık oluyor.
Üstadı herkese dönüp diyor ki hani bu büyük bir âlimdi daha bir besmeleyi izah edemedi deyince hepsi utanıyor.
O da çaresiz dönüp giderken üstadı evlat biz seni tembihlemedik sakın kimsenin işine karışma diye madem karıştın bundan sonra sen terfi ettin artık abdest değil tuvaletlere su taşıyacaksın diyor.
Bizim ki utanarak çıkıyor fakat ne oldu ise o günden sonra oluyor sessiz gözlerden
ırak yaşayıp giderken uzaktan bir gün üstadı onu görüyor hemen yanına çağırtıp gelince gel
oğlum gel öp elimizi bu ne haldir ki senin yerine suyunu melekler taşıyor. Artık tamam oldun
haydi yolun açık olsun. Buralarda fazla oyalanma burası ikimizi birden kaldırmaz diyor.
Bunun içinde öyle derin hikmetler var ki yazmaz yerine ağlarım inşallah okuyanlar bunları
yaşayarak çözerler.
Yine beni bir celal sardı. ;
Ya ilahi Ya Rabbi; Hak aşığı sadıklara âlimlere ariflere selam olsun. Hakkı ile nefsini
bilenlere ve Rabbini bilenlere selam olsun. Ya ilahi ya rabbi senin sevdiklerine seni
sevenler selam olsun. Evvel Ahir Zahir Batın esmalarının kapsamı alanında ilim irfan
ışığıyla yolumuzu aydınlatan senin nurunu hâkim olması için ömrünü harcayanlara
selam olsun. Onların hakikate kavuşup seni buldukları anda ki sevinçleri halleri vücut
bulsun ve zalimlerin gözlerini kör, kulaklarını sağır edip nefeslerini kessin. O zalimlerin
tüm imkânlarını ellerinden alsın. Ya Aziz Allah, Ya Ekber Allah, Ya Kudret Allah, Ya
Kahhar Allah, Ya Subhan Allah, Ya Rahman Allah, Ya Vacid. Ya Cedid. Ya Settar ya
Settar.
Hz Hızır bir camiye uğruyor cemaat oluyor bir yere oturuyor. Arada gelir orada
vaaz dinlermiş, Yanındaki safta olan bir pir oturduğu yerde dalıp gidiyormuş kim bilir
hangi âlemlere dalıyor. Hızır adamı dürtüp uyandırmış bak vaaz dinle uyuyacaksın
abdestinde bozulacak diye. Bir iki üç böyle olunca adam dayanamıyor Hızır’ın kulağına
eğiliyor bak diyor seni severim benimle uğraşma işine bak eğer senin Hızır olduğunu
açıklarsam bu cami de yolunmadık sakalını bırakmazlar diyor. Der demez Hızır kendini
dışarı zor atıyor ya Rabbi bu kimdir ben bu kulunu tanıyamadım. Ya Hızır sen bizi
seven kulları bilirsin fakat bizim sevdiklerimizi bilemesin diye kalbine bir nida geliyor.
O yüzden sakın tamam oldum deme daha yok mu ya Rabbi de deki takılıp kalmayasın ve
Rabbine ve sevdikleri arasına kavuşasın. Kişi halis bir kalp ile ne istiyor ise bil ki aynı
zamanda istetiliyor demektir. Sen ne için hazır isen o da senin için hazırdır.
İblis şeytan asi olduğu halde kendinde olan yine kendinden alınmadan istediğini
yapması için müsaade verildiğine inanır bu insanda acaba niçin kendine bir türlü inanamaz.
Çünkü kendi elleri ile yapıp ettiklerini kendilerine perde yapmışlardır da ondan. Elbise
kirlendiğinde kimisi elinle yıkasan bile çıkar, kimisi makine ister, kimisi ozon ister, kimisi
iyice kaynamak ister, fakat tamirci çırağı gibi tüm tulumu yağ olanları çıkaramazsın onlarda
ateş ister. Peygamberimize (sav) bir kul gelir ben ne yapar isem cennete girebilirim diye sual
eder. Şunları yap şunları yapmaz isen buyurur. Ya Resul Allah doğrusu benim onları yapmaya
gücüm yetmez. Başka var mı diye sorunca biraz daha kolayı önüne geliyor fakat kul ya Resul
Allah doğrusu ben onları da yapamam fakat Allah ve Resulünü çok severim diyor.
Peygamberimiz (sav) öyleyse kişi sevdiğiyle beraberdir buyuruyor. Ben de ya Rabbi sen
kullarını sevince onlara neler yaşatıyorsun der Rabbime şükür ederek ağlardım bende gereği
gibi sevgisini kazanamam diye üzülürdüm.
Bu üzüntüm sevincime dönüşmüştü bir gün yine manevi sohbetimizdeydik bir ben bir
arkadaşım sadece ikimiz olurduk ve sabaha kadar uyumazdık. O gün güzel bir tecelli oldu
kelime kelime Kur’an’dan bir şey öğretiyorlardı. İşaret edilen sayfadan bulur ve onları
birleştirip şükür tefekküründe üzerinde çalışıyorduk. Bu ikram edilen nimeti bu dünyanın
kelimeleri ile size zor anlatırız manevi seyir ve yüksek huzur halinde sabaha kadar öyle
kalmıştık saatin nasıl geçtiğini inan insan anlamıyor.
Sonra bunu okunduğu zaman hikmetlerinden sadece birisi eğer bir kabristanda okunsa
lezzetini kıyamete kadar mevta olmuş hak müminler hissederler bilgisi çıkınca çok
sevinmiştim. Anam ile ilgili üzüntüm ortadan kalktı gittiğim her fırsatta kabrine dökeceğim
suyun içine okuyor ve ya Rabbi bu terkibi bize nasip etti isen mutlak bir muradın vardır
diyordum. Ya İlahi bu duamızın kimlere nasip olmasını istiyor isen önce anneme ve babama
tüm geçmişlerime sonrada annemin kabri üzerinden onların ruhlarına olsun ve ilahi ya Rabbi
senin ihsanın olan bu dualarımız hürmetine ana babaların günahlarını yavruları çekmesin
geçmişten gelen tüm pislikleri yer gök ve cin ile insanlığın yavrularından kaldır. Sen Kudret il
Kadirsin Rahmansın Rahimsin. Diyorum işte anama yaptığım güzel niyetimin karşılığında ki
müthiş bir ikram dua 6 kelimeden yan yana dizilmiş 11 terkipten iki kez tekrar edilen bir
esmadan oluşuyordu çok şükür bizde onu kendimize yine vacip kıldık böyle devam ederiz
inşallah.
Yine bu sohbetlerden birisiydi arkadaşla ben odada idik eşi de salon da idi arkadaşım
dedi ki bir şey geliyor kulağıma onu zikir edip tecrübe etsek dedi biz o zamanlar ne olur ise
olsun kendi nefsimizde illa ki tecrübe ederdik.
O gece ben bunu yaptım uyur uyanıklık halinde öyle güzel bir erkek sesi fakat
tarifi yok ve çok derinden geliyor sesleniyordu ‘’ Gerçek Cengiz ‘’ ve tekrar ediliyordu
bunun hikmeti güzel niyetimizin ve yaşadıklarımızın gerçek olduğuydu ayrıca kudret
âleminde ki unvanımızda bize bildiriliyordu.
Böyle bir durumu Amasya da yaşamıştım. Bir iş ziyaretinde idim arkadaş dedi ki
Ruslar buraya incelemeye gelmişler ve bir anlam verememişler. Evliya türbesinin yanında bir
yer yapmış yarım ay şeklinde oraya iki metre civarı uzaklıkta karşısına da durma yeri yapmış
burada birçok haller varmış bende ayakkabılarımı çıkarıp oraya durup karşı yarımaya doğru
yönümü döndüm. Abdestsiz gezmez şehir hududuna girdiğimde orada ki erenlere selam
verirdim.
İşte oraya geçip seslenmen gerekiyor dediler. Gönlümden geçeni seslendim Allah’ u
Ekber ses oradan geriye öyle bir geldi ki sanki ruhum konuşuyor öyle etkileyici bir ses kendi
sesim değildi sanki o zevki tatmak için insan oradan ayrılamaz fakat biz o güzelliklerin hak
olduğunu haktan geldiğini biliriz. Yalnız her güzelliğin hakkını veririz onu hak için severiz.
Nefsimizi hazından da men ederiz. Hocalarım mevta olduğunda hiç birine ağlayamadım hak
vuku bulacak der sukut ederdim fakat hallerine hak olarak yaşadıklarımıza hep ağlarım.
Mehmet Emin hocam anlattı bir sohbetinde cemaat toplanmış sesli zikir çekmeye
başlamışlar fakat şeyhleri demiş ki feyiz gelmiyor aramızda yabancı var mı yok efendim
demişleri Birisi seslenmiş efendim dışarıda ayakkabılıkta yabancı misafirlerin ayakkabısı var
deyince tamam bundan işte hemen onları kaldırıp dışarı atın. Bunu anlatır hem başlarına hem
de takip eden beşere böyle halleri ortadan kalksın diye dua ederdi.
Maalesef insanlar baktıkları pencereden dünyayı gördükleri kadar sanıyor. Böyle
olmaz der ve her fırsatta kim olur ise olsun onları ziyarete gider birde analiz ederdi eğer bir
yanlışları var ise ilmi deliller ile onları ikna eder o yanlıştan döndürmeye çalışırdı.
Bir gün devler ülkesinde bir dev asilik yapar çevresine yapmadığını bırakmazmış
padişah ne kadar haber gönderdi ise huyundan vazgeçmemiş. Bunu üzerine padişahın yola
çıktığı haberini alınca korkarak mağarasına gelmiş eyvah geliyor beni kesin öldürür. Orada
ülkede kim güçlü ise o padişah olurmuş. Eşi diyor ki sakin ol ölmeye zaten öldün şu yatağa
yat örtüyü başının üstüne çek yüzün görünmesin ayakların dışarıda kalsın ölsen de sesini
sakın çıkarma, o da zaten çare yok diyor ve öyle yapıyor. Padişah yeri göğü inleterek içeri
giriyor bir nara ile nerede o diyor devin eşi sesiz ol çocuk uyuyor diyor. Padişah dönüp
çocuğa bakınca ayaklarını görüyor diyor ki içinden çocuğunu ayakları böyle ise acaba kendisi
nasıldır. Şimdi gelirse bizim tahta elden gider diyerek sessizce geri dönüp gidiyor. Gidiş o
gidiş.
İnsanda böyledir tasavvuru kadar kavrar gerçeklere kendini kapatır yaşadığını da
gerçek sanır. Eğer o dev örtüyü kaldırsa idi gerçek ortaya çıkacaktı eğer sende kendinle hak
arasına koyduğun perdelerini kaldırırsan hakka kavuşursun. Birçok kitaplar yazıldı birçok
mealler birçok fikirler ortaya atıldı birçok tarikatlar ve birçok mezhepler ve birçok itikatlar
ortaya çıktı. Nerede ise dinci olmayan kalmadı, Kur’an ve hadis diye de herkes birbirini yiyor
hakkı ile yaşayan çok az kaldı. Ve vahdaniyetin kaybedilmesini kimse göremez oldu herkes
kendi kesinin peşine düşmüş nasıl olsa kendisine bağladıkları insanlardan da elde edilen
menfaatler de var öyle ise bize birlik ve beraberlikten gelirlerse bizim çatımız altına gelsinler
birlik olunacak ise bizde olunur der gibidirler. Maalesef onu bu hale getiren yine kendi nefsi
olmuş bu kervan böyle devam eder ise iş o zaman kul dünyayı üzerine yıkar bu beşer gider
yenisi hak üzere gelir öylede olacak kimbilir.
Bütün çaresizliklerden kurtuluşun kısaca sırrı her alanda birlik olmak adil olmak
haklıya hakkını vermekten geçer. Mehmet Emin Er hocamda hakkı söylediği için çoğu
çevre kitaplarını dahi okutmadılar.
Hiç unutmam bir gün bir anısını paylaştı bizim içinde ilmi bir rahmet olmuştu kendisi
ile âlimler ülke dar-ul harp tır diye ilmi görüşlerini beyan ediyorlar hocamda onlara kaşı görüş
beyan ederek kabul etmiyormuş. Bu ilimi tartışmadan sonra biraz zorlamaya doğru gidiyorlar.
Hocam bunun üzerine soruyor neden böyle istiyorsunuz, diyorlar ki Müslüman’ın gaflet
uykusundan uyandırmak için. Eğer onların görüşünü hocam kabul ederse dünya da kabul
eder. Cuma’nın hükmü kalktığı için halk düşünüp kendine gelir ve İslam yeniden canlanır
sanıyorlar. Bunu da hocama dile getiriyorlar. Hocam da namaz kılarak vazifelerini yaparak bu
mücadeleyi yapıp gönülleri fetih esseniz olmaz mı ve hayır ben bunu kabul edemem diyor
ayrılıyor Türkiye ye dönüyor.
O zaman bize dedi ki oğlum harp zamanı koşulları vardır diye kabul edilse bile o
ortam ne helali haram kılar nede haram olanı helal kılar. Makamlarda öyle hangi manevi
makama çıkarsan çık haram olan sana helal olmaz ve hak vazifelerde üzerinden kalmaz. Sakın
bunların dediklerine uymayın bunlar nefislerinin peşindeler. İşte âlim ama arif olmuş bir
âlimin hakikat beyanı gelde ağlama..
Bir gün oğlum felsefeciler din dâhil her konu da fikir yürütüp konuşur dururlar onlar
kıyıdan başlar deniz ortasına gelince çaresiz kalır boğulurlar. Gerçek âlimler ise deniz
ortasından başlar seni sahile selamete çıkarırlar. Bugün her kanalda hatta yutup kanallarında
konuşup duruyorlar öyle bir ortam var ki rüyam da bana öğretilen kelime-i şahadet zikri ancak
beni teskin ediyor.
Hz. Ali; ilim be’nin altında ki nokta idi cahiller onu çoğalt’ ı işte ben o noktayım. Ve
bana bir harf öğretenin kölesi olurum buyurmuştur. Evet, bizde amenna Ya Ali deriz. Çünkü
bu söz meydan okuma sözüdür yıllarca uğraşsan bir şeyler öğreteyim de köle yapayım diye
bulamasın yani varsa gelsin meydana Rabbim beni öyle donatmıştır ki eğer bilmediğim bir
ilim olur ise köleliğe razıyım demektir. O yüzden ilmi gerçek onda gizlidir.
İlim onda parlar adalet Ömer de sıdk Ebu Bekir de hayâ Osman da parlar derman
hocamın dediği gibi bugünkü velinin yükü düne göre bin misli fazladır o yüzden bugün
böyleleri kalmadı deme bugünkü bir deli velinin bile yaptığını o günkü veli zor yapar.
O mübarek deli veliler bir görünür bir görünmezler onların halleri görülmesin diye
gözümüze delilik perdesi çekmişler bakarız onlara deli deriz. O da bir hikmeti ilahi onlar
kendi hallerine vakıf olunca aklını yitirdi. Sen onların halini öylece görmüş olsan çatlar
oracıkta ölürsün. Her yerin olduğu gibi bizim delimizde çorum da birden karşına çıkıp sadece
beş kuruş istermiş. Kendiliğinden versen de almazmış ve onları bir esnafa getirir biriktirirmiş
sonrada onları gelip istermiş fırından ekmek alır dolaşıp fakir evlere dağıtırmış. Ekmeği de
sadece bir yerden alırmış bedava verseler yine almazmış daha fazla para vermek isteyen olsa
da yine almazmış bunu hikmeti bize sonradan ulaştı sadece helal kazancı olanlardan ve doğru
iş yapan fırından ekmek alırmış. Deli veli deyip de geçmemek gerek.
Bir gün iki sahabenin cenaze namazında bakıyor ki Zübeyir yok eyvah diyor bunlarda
mı? Eğer o var ise cenaze namazına katılırmış, peygamberimiz onun için o münafıkları tanır
buyurmuş. O yüzden Hz. Ömer de bildiği için onu gözlermiş. Arıyor bir sokak arasına
oturmuş ağladığını görüyor. Gelip yanına oturuyor o da ağlıyor sonra dönüyor Allah aşkına
söyle yoksa bende mi münafığım. Hayır ya Ömer müsterih ol diyor. İşte Ömer bile kendinden
korkuyor gerisini sen düşün bilmezler deme bak bizim delimiz bile bizi bizden daha iyi
biliyor gaflette kalma. 23.05.2021 saat gecenin 2;35 hala yazıyoruz lakırtı lakırtı yı ortaya
çıkarıyor yine nereden nereye geldik.
Konumuz ne idi onu da unutturulduk. İş hayatım Kırıkkale de devam ederken bizim
süper bir hocamız var müdürüm seninle tanıştıralım diye bir hafız getirdiler. Tanıştık hep
beraber sohbet ederken gelen hoca efendi bana göre masanın sağ tarafında oturuyorken
uykuya daldı ve uyudu. Bende hocamdan bildiğim için yanında uyuyanlar çok olurdu o
yüzden o işe karışmam kim uyur ise uyusun bunu hikmeti insan insanı dinlemiyor insanı
dinleyen ruh uluyor eğer yapılan sohbet ağır gelir ise vücuda zarar gelmesin diye kişiye bir
uyku hali geliyor ve ruh kendisini bedenin gafletinden kurtarıp sohbeti dinliyor. Efendim bu
dediğimiz durum eşek gibi yatanlar için değildir dizleri üstünde bir yere yaslanmadan
uyuyanlar için geçerlidir. Diğeri de olurda onu anlatsam da anlaman çok zor olur.
Sohbetimiz bitti uyandı ne olduğunu anlamadan müsaade istediler ve gelenlerle
birlikte gittiler. Yanında bulunan Müslüman cinler aslında sohbetten nasip aldılar bir mühlet
sonra bizde evlerine yine arkadaşlar ile iadeyi ziyaret yaptık. Garip tek başına kalıyor üç katlı
eski ama güzel geniş bahçeli bir evi var idi evde bizi bahçede güzel bir çardakta ağırladı
müsaade istedik ayrıldık beni özel olarak her kim ziyarete gelir ise bende ona iadeyi ziyaret
yapar idim çok sevinirlerdi.
Eğer ki herkesin bahsettiği ticaretinde adaleti ve ihsanı gözetenler var ise benim
bankamla çalış diye değil onun o toplumda ki yapmış olduğu güzel ameline hürmeten onu
ziyaret ederdim. Böyle insanları araştırır özelliklede sorardım iki kişi tespit ettim birisi
Balışeyh kasabasında esnaf kömür ve buğday ticareti yapıyor. Veresiye kömür iyi bilirim
gençliğimden o dönemde bir ton parası kaç lira ediyor ise ondan tahsil ederlerdi o kişi o
günkü bedeli ne ise ve adamın ne zaman imkânı olur ise o paradan tahsil ediyor. Diğer tespit
ettiğim ise Keskin de esnaf sonra milletvekili oldu o da kömür gübre traktör ile araç gereçleri
satıyor evet oda öyle yapıyordu. Çünkü şahitleri vardı bizzat dinlemiştim ve hiç kimseye de
ne borcunu öde diye gidiyorlar ne de yeni mal vermeyiz diyorlar.
İşte böyle her ikisine de ziyarete gittim ve durumu anlattım ben size bunu için geldim.
Benim bankam ile çalışın diye değil sizin yüzünüzü görmek tanışmak için dedim. Hoş geldi
müdürüm dedikten sonra siz ne yapıyorsunuz nasıl çalışıyorsunuz vb. bana sordular birisi
bizimle çalışmaya başladı. Benim gerçek niyetim o değildi. Diğer ise beni keskinden
uğurlarken müdürüm burada ilçede iki banka şubesi var ben sana gelirim gelmesine de eğer
ben gelir isem bu iki şubeyi kapatırlar buranın halkı da köylüsü de perişan olur benim
kusuruma bakma dedi. arkadaş işte sana toplumsal zikir sen nasıl anlarsan anla suç var ise
bizim hak için oraya bir katılım banka şubesi insan açar ne mümkün menfaat hırsı güya ultra
zenginleri bürümüş ne olduğunu bilmeden gelip geçeceksiniz ama sizin akıbetiniz dünyada
bitecek.
Benim için maksat hâsıl olmuştu gerçek vatanseverleri de görmüştüm. Bereket ya
rabbi dedim bu bereketin senin kullarını ayırt etmeksizin fakirlik korkusu yaşamadan her kim
hangi makam ve mevki ve statü kaybetme korkusu olmadan gerçek yaşar ise sen hakkı
hakkına veriyorsun ne kadar şükür etsem bu aziz hatıraya ve hikmetine azdır.
Komşulukta, arkadaşlık, akrabalık, kardeşlik bunlardan da öte bir özveri gerektirir eğer
herkes bu sorumluluğu hak bilerek yaşar ise dünya cennet olur. Şimdiki beşer sanıyor
Müslüman’ım diyen herkes kurtulur. Senin adın güya Müslüman bunca yıl geldi geçti öyleyse
neden bu İslam’ım diyen ülkeler kendilerini ve insanlığı kurtaramadı. Hakkı hak ile yaşamak
onu da ömür boyu yaşatmak her insanın boyun borcudur unutma. Mehmet Emin Er hocam
kişinin komşusu oturduğu apartman değildir bulunduğu yerden yüksek bir yere çıkıp dört bir
yana seslendiğinde ulaşacak son nokta nere ise o bölgelerde yaşayan herkes senin komşundur.
Sakın ola ki hiç birini birbirinden ayırmayasın. Bilene şu peygamber sözü hakkı ile yeter
‘’Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir. ‘’
İki kardeş harmanı savurup yığını yığmışlar ikiye bölüp kura çekmişler sıra
harmandan ambarlara onları taşımaya gelmiş büyük olan demiş ki kardeş ben benim yığından
bir çuvalla doldurup ambara götüreyim sen bunların başında bekle, gelince sen doldur ben
bekleyim sıra ile eşit bir şekilde bunu inşallah çabuk bitiririz demiş. Öyle yapmışlar abisi
gidince küçük kardeş bir kendi yığınına bir de ağabeyinkine bakmış ve ya Rabbi ben bekârım
o ise evlidir iki de çocuğu vardır. Onun benden daha fazla ihtiyacı var şimdi versem almaz o
gelmeden kendimden onun kine atayım demiş. Ağabeyi gelmiş kardeşinin çuvalını doldurup
gittikten sonra bir kendi yığınına birde onunkine bakmış ya Rabbi ben evliyim çok şükür iki
çocuğum var bu kardeşim bekârdır daha evlenip yuva kuracak bunun benden daha fazla
ihtiyacı var şimdi versem almaz gelmeden benim yığından onun kine atayım demiş. Biri
gidiyor öteki atıyor öteki gidiyor biri atıyor. Böyle devam etmiş akşam olmuş hava kararacak
ağabeyi gelmiş ya bu nasıl iştir ambar doldu bizim ekin hala bitmedi. İşte kardeşlik böyle
olursa oraya bereket böyle gelir boşuna Hızır bekleyip durma ne varsa her şey senin
güzel niyetinde geniş gönlünde gizli. Herkesin gücü neye yetiyor ise onu yaptığında
Allah o toplumumu sever ise kendine ayırır dünyaya da lider yapar.
Bir gün Yahya efendiye padişahın annesi geliyor diyor ki efendi ben peygamberimizi
rüyada hiç görmedim çok görmek arzuluyorum ne yapmam gerekir diyor. Yahya Efendi
sultanım karşıda bir doğum hastanesi yok oraya bir hastane yaptırırsanız çok makbule geçer
diyor. O da hemen der o dönemde eşi olmayan bir hastane yaptırır. Hastane faaliyette aradan
zaman geçer sultan gelir. Yahya efendiye derki henüz göremedim nedir bir hata mı işledim
çok üzülüyorum der. Sultanım der Yahya Efendi, bir hasta ziyareti yapsanız orayı ziyaret
etseniz çok güzel olur. Peki demiş sultan, sultanın ziyarete geleceği haberi üzerine hazırlıklar
yapılmış sultan gelmiş tüm doğum için gelenleri gezmiş konuşmuş hal hatır sormuş hepsi çok
teşekkür etmiş. Dolaşırken bir yerden bir sancı sesi duymuş kim bu niye bu tarafta değil diye
sorunca, sultanım gayri Müslim bir fahişe bir kadın ilk doğumu kimsesi de yok o bölgede
yatıyor demişler. Hemen yanına gidip elini tutup başını okşamış merak etme burada sana çok
iyi bakarlar. Sakın çocuğun babası da yok diye üzülme o artık bize emanet bir isteğin olur ise
bana gelirsin demiş gerekli talimatları da vermiş. Eve dönmüş o gece rüyasında
peygamberimiz gelmiş eğer o gencin başını okşayıp onun gönlünü almasaydın beni
göremezdin işte o yaptığının hatırına sana geldim demiş. Bir kez düşünün böyle hakikatlerle
dolu binlerce hatıra var nasıl dersin ki peygamberin mevta diye sanki ümmetini hala
seyreyliyor cennet doluncaya ve cehennem boşalıncaya kadarda herhalde rahat yüzü
görmeyecek.
Bir gün cenabı peygamber susuzluktan bir kuyunun başında dönüp duran köpeğe su
veren fahişe kadını cennette ibadet ehli olan fakat evinde ki kedisine zulmeden bir kadını da
cehennemde görüyorum buyurmuş. Unutma hayvanata dahi kıyamaz gerçek insan onu
hakkını da gözetmek onun gönül borcudur. Her insanın insanlık görevidir.
Beni de ziyarete geldiklerinde bacanaklar balık tutmayı sevdikleri için bizde misafir
bildiğimizin gönlü hoş olsun diye onlara eşlik ederdik. Fakat olta ile balık tutmak benim işim
değildi o yüzden abdest alır öyle çıkardım. Gideceğimiz gölet veya ırmak alanına çünkü
nimeti nimetle kandırmak beni sıkıntıya sokuyordu. Misafirler üzülmesinler diye oltamı atar
saatlerce beklerdim ailenin en kötü balıkçısı benim arada bizim oltaya gelirdi gelincide
ibretlik gelirdi. Hem de orada nadir bulunan alabalık ben oltamı sem takmadan atardım atıp
sırt üstü toprağa yatmıştım gökyüzünü tefekkür ediyordum bir şey gelmeyeceğini bildiğim
için ayak parmağıma da oltayı bağlamıştım birden çekti oltayı bende çektim evet güzel bir
alabalık geldi fakat olta sırtında takılıydı ağzında değil. İşte al niyetin güzel osun kısmetin
sana koşarak gelir efendim. Bırak insanı kandırmayı hayvanatı kandırmak da gerçek İslam işi
değildir. Elinde bir şey varmış gibi köpek çağırmak, Kuşları önce yemleyip sonra onlara tuzak
kurup yakalamak bizim işimiz değil. Unutma deccal yalan söylemez kandırır dikkat et dikkat
etki kandıra kandıra artık onun kapsama alanı içine girer birde bakmışsın ki insan şeytanı olup
gitmişsin.
Mehmet emin hocam anlatmıştı hadis rivayet etmek için çok uzun yol gelen bir kişi
ondan öğreneceği hadis için ona yanaşırken o kişide kafasında ki sarığı çıkarıp atını yem
varmış gibi çağırdığını görüyor. Bunun üzerine geldiği gibi o kadar yoldan geri dönüyor
bunun kendine hayrı yok ki İslam’a olsun hayvanı kandıran kim bilir beni nasıl kandırır diyor.
Gördün mü mümin nasıl olur. Yeri gelir insana bir bahane bile yeter.
Hz. Ali ye sordular günah nedir diye. İnsana ilim gerek o kadar kitap talim etmeye
gerek yok çünkü bu da bir hikmet ilmi. Buyurdu ki senin için günah vicdanını rahatsız eden
şeydir. O kadar o zaman gelip bu vicdanı merhameti kendinde kirletmemek gerekir. Seni daim
uyarsın insanın niçin yüzü kızarır, insan niçin utanır bunu iyi düşünmek gerekir. O zaman bu
vicdansızlar ne olacak diye sorarsan onların akıbeti dünyada bitti. Bunu insanlık yaşayarak
görecek inşallah.
Kurtaracak rabbim gelmiştir zaman
Ne yaparsan yap vakit artık tamam
Yaşadığım ne var ise içindeki hikmet nedir diye bakar bir kusurum var ise vicdanım
elinden kutulamam Rabbimden bağışlanma dilerdim. Böylece hayatımı her iki yönümü de hak
için kontrol ederek yürütmeye çalışırım. Fakir birisi varmış gelmiş hali vakti çok zengin olan
birisi bu garibe buna büyük bir bağ bağışlamış Elhamdülillah demiş. O şaşalı zenginliği hali
yaşamış nice rahat içinde iken adam gelmiş senden bağımı geri alıyorum demiş. Bizim ki
Elhamdülillah Elhamdülillah demiş.
Bu sefer zengin olan ya adam ben sana bağışladım ve geri aldım ikisinde de yine
Elhamdülillah dedin. Niye böyle yaptın bizim ki birincisinde fakirdik o halimize göre zengin
olduk fakat kalbimize baktık hiçbir sevinç yok. İkincisinde o hayatı yaşadıktan sonra tekrar
fakir oldum. Yine kalbimize baktık hiç bir üzülme yok o yüzden iki kez Elhamdülillah dedim.
İşte gördüğün gibi insan ne yaptığını gayet iyi bilir.
Burada bir hatıra canlandı Müdürlük makamında oturuyorum beni de tanımışlardı
zengin bir müşteri ve baba dostu vardı dedi ki müdürüm yanlış anlama bana da kızıp küsme
ben seni umreye göndermek istiyorum dedi ve Euro olarak para hazırlamış. Baştan şartı
koyduğu için sukut ettim teşekkür ettim olmaz dedim. Ne olursun beni kırma. Düşündüm
acaba beni peygamberim mi (sav) çağırıyor. Bir nefsime baktım beni tanıdığı için nefsimde
tık yok tam bir sessizlik hâkim. Adam neredeyse ağlayacak illa bunu alacaksın diyor başka bir
şey demiyor iyi bir insandı. Nefisten bir bilgi alamayınca gönül başladık sohbete dedi ki
çağrılmış olsa idin görürdün veya çağrılsa idin senin de buna gücün yeter. O yüzden bunu
alma bir tarafta dost bildiğimiz ağlamaklı bir tarafta gönül ağlamaklı. Karar verdim üzülsek
de kırmayalım biz kırılalım dedik. Peki, alacağım fakat bazı şartlarım olacak nedir dedi.
Birincisi bir şahit huzurunda alacağım, ikincisi emanet olarak alacağım bu emaneti hesaba
yatırıp ona da bloke koyacağım, üçüncüsü ahdim var bu arada ben çağırılır isem ve hemen
gitmem gerekirse nakit bulamaz isem bu paranı kullanacağım ama borç olarak kullanacağım,
eğer imkânım olur ise gitmeden vereceğim dedim. Cari hesaplar müdürümü çağırdım izah
durumu ve baba dostuna da parayı ona ver dedim elimi bile sürmedim. Pek hoşuna gitmedi
yine de kabul ettiğime sevindi bende belki bu işarettir diye her an tetikteyim birazda nakit
biriktirmeye çalışıyorum. O arada zalim feto yalakacıları yüzünden işimden istifa ederek
ayrıldım. Haber geldi şahit tuttuğum elamanımdan Müdürüm parayı istiyor bende eyvallah
dedim selam söyle oda senin yanına uğrayacakmış ama sen ondan önce davranmışsın böylece
emanetimizi geri iade ettik. İnanın benim açımdan hiçbir sıkıntı yoktu çünkü şartları ben zaten
koymuştum fakat rabbim demek ki bana bu beşeri ister dostum olsun ister düşmanım olsun ta
iç yüzünü gösteriyordu.
Çok dikkat edin ki insan şeytanları sizi kandırarak en hassas yerinizden vurmasın onun
içinde ilmi batın gerek. İçyüzü nedir ya Rabbi diye sorarak onu da bulursun yoksa şeytandan
sana iyilik gelmez. İşte dünyanın en büyük servet sahipleri güya vakıflara dünyanın yardımını
yaparlar. Sanırsın ki bunlar insanlık dostu madem öylede niçin kendi baş belası işler çeviren
vakfına yapıp da yine kendi satın almış olduğun medyalarda ilan ediyorsun üstelik onlar
aracılığı ile gizli kapaklı tüm işlerini de çok rahat yürütüyorsun. Zulmün çırağı olmuşlar her
tarafta yakar dururlar sende sanırsın ki bunlar ne merhamet sahibi insanlar. Hakikat güneşi
âlemlerin üzerine doğduğu zaman her şey ortaya çıkacak. Zalimin ettikleri yanına kalmayacak
zerreden külleye kim zalim cani ise pislikleri ayan olacak defterleri bu dünyada dürülecek.
Pislik yapan kim ise o pislikleri apaçık ortaya dökülmeden bunlar bu dünyadan gitmesin diye
öğle gönülden duamız var ki nerede ise ciğerim tütecek. Yaşayıp herkesi göreceğiz.
Euzubillahimineşşeytan. Billahil Melik-il Vahid-ül Kahhar. Kün Fe Yekun.
Festacebna lehü. Ya Settar Ya Settar.
Genel olarak bir şey için şart koşmayız fakat bu bize nasip olan dua için koşuyorum ki
kendi nefsi için okuyana bu duamız kendisine dönsün. O yüzden çok dikkat et. Ne kadar etkili
olduğunu idrak edemezsin.
Derman hocam yaptığın yapacağın veya yapmaya mecbur olduğun hiçbir işte sevap
veya günah arama. Kimin verdiği güçle neyin hesabını yapıyorsun. Kendi insaniyet ve
Allah’ın verdiği kuvvete hakaret etmiş olursun. Tüm ibadetler hakka yakınlığın edebidir.
Yakınlık dairesinden dışarı çıkmamak gerekir. Allah’ın Rahmeti hudutsuzdur sen ehil
olmasan da o seni bulur. Şu her bir cümle için sayfalar yazılır ya Rabbim bu nasıl ilim irfan
derim ağlarım.
Hayatımız hep böle geçmiyor şeytanda bize her türlü hilesini hem rüyalarımda hem de
bizzat yapmaya çalışıyordu. Bizde hiç kimsenin haberi olmadan ilmi ilham ile havas ilminden
faydalanarak kendimizi ve ailemizi korumaya çalışıyorduk.
Rüyalarım da Allah-u Ta alanın izni ile sadık ve birebir çıkan rüya olduğu için o
alandan artık umudunu kesmişti. Biz yine de o alanı boş bırakmayıp abdest almadan
yatağımıza yatmıyorduk. Unutursam bile veya gece uykudan uyanırsam Rüya âleminde acil
yapmam gereken bir işim var ise hemen duvar ile teyemmüm abdesti alırdım. İlahi hikmet
gereği rüyama kaldığım yerden başlardım. Bu herkesin yapabileceği bir ilimdir Rabbimin
kapısının anahtarı ise Rabbine sadakat ve samimiyettir. Yeter ki sevginin gereğini yap.
Bir gün arkadaşını duvar dibinde saklanıyor görmüş ne yapıyorsun burada demiş
yolun üzerine altın bıraktım kimse almasın diye bekliyorum madem bekleyecektin o zaman
niye koydun demiş. Birazdan bu yoldan sevdiğim geçecek o yüzden bekliyorum kimse
almasın o alsın diye, madem öyle niye kendin vermiyorsun. Ben den olduğunu bilip töhmet
altına girmesin diye demiş.
Fakat dedik ya insan şeytanları en az yetmiş derece cin şeytanlarından güçlüdür. Bu
sefer bize üç tuzak hazırlamışlar. Tevafuk bu ya OSB şubesinden tayinim Kırıkkale ye çıkınca
beni hak için çok seven bir eczacı komşumuz var idi, arada bir manevi sohbetimiz olurdu.
Bana gitmeden güle güle demeye geldi ne olursun oraya gittiğinde Emniyet müdürü benim
akrabam olur onu ziyaret et benim selamımı söyle dedi. Benim böyle makamlara gitmek pek
işim değildi onun hatırına peki söz dedim. Gelince hediyemle birlikte ahdimi tutup ziyaret
ettim çok mutlu oldu. Zaman hızlı akıyordu iki sene olmadan önemli başarı elde etmiştik. Bir
hafta sonu evde yalnızdım bir telefon geldi emniyetten aradıklarını kimseye kapıyı
açmamamı söylüyordu. O arada kapı zili çaldı onlarda telefonda sakın açma diyordu.
Kapıdakiler emniyetten geliyoruz açın diyor. Telefondakilere ben açıyorum dedim kapıyı
açtım ellerinde telsiz amirler polisler yaklaşık yedi kişi içeri girdi. Telefondaki benden telaşlı
idi kim bunlar polislermiş vereyim telefonu görüşün dedim. Verdim ortalık sakinledi. Dedim
buyurun hoş geldiniz biraz sohbet ettik evde kimse yok fakat telsizden sürekli birileri ile
haberleşiyorlar, yani bir aracı takip ediyorlar araçta bunları Kırıkkale merkezde
dolaştırıyordu.
Gece yarısını geçti karşımızda inşaat yapılıyordu oraya polisleri yerleştirdiler beni
tanıdıktan sonra olayı anlattılar. Tevafuk bu ya daha sonra çorum şubesinde tanışacağımız.
Kırşehir’in Emniyet Müdürü istihbarat alıyor beni kaçırıp fidye alacaklarmış bunları kendi
bölgesinden çıkıncaya kadar takip edip. Kırıkkale Emniyet müdürüne haber veriyor o da beni
duyunca tüm birimleri seferber ediyor. Tabiri caiz ise haydutlar caniler gece bunlar
izlendiğinin farkına varıp benzinlikte duruyorlar Emniyet Müdüründen telsiz ile talimat
aldılar bunları operasyon ile yakaladılar. Ondan sonra polis arkadaşlar görev sürem içinde
sürekli beni takip ettiler korudular rabbim birde insan şeytanlarından bizi koruyordu.
Metafizik boyuta bu gurubu arkadaşla sohbet esnasında inceledik bunlar polislerin askerlerin
mafyanın içinde olduğu bir grupmuş birçok kirli işleri var o gece iç yüzlerini anladık ve
bunlara akıllarını ermeyeceği manevi tuzaklar kurarak Allah ı Kahharın yardımı ile zaman
içinde akıbetlerini bitirdik. Hamdolsun Rabbime kendimiz için değil fakat yaptıkları şeyler
çok zorumuza gitmişti beklide şeytanın kurduğu tuzak herkes için bir rahmete dönüşecekti.
İkinci tuzağı ise oğlum Çağrı Bey vasıtasıyla bana kurmuşlardı. Kırıkkale de sadece
özel okul olarak cemaatin okulu vardı bende daha önceden hocamdan himmeti ile onlara asla
bulaşmamıştım. Bu nedenle Süleyman D. Lisesine kayıt yaptırmıştım. Biz oğlumuzu hakkı ile
bilirdik ama o bizi bilmez sanırdı. Hep ne yapar isek bu çocuğu durgun hale getirebilir diye
düşünürdük ve uzun yaklaşık on yıl sürecek daha ortaokul çağalarında iken bir manevi
program başlatmıştık. Hiç kimseden korkmaz. Gözü Karadır. Yalan konuşmaz. Onurunu ve
namusunu kim olursa olsun çiğnetmez. Doğuştan liderdir. Bir gün yoldan geçen bir ihtiyara
sataşmışlar oda yere düşmüş arabadan çıkıp bunu öyle bir dövmüş ki kendine geldiğinde öldü
sanmışlar işte öyle gözü kara. Bir keresinde bir grup elinde bıçakla okul bahçesinde otururken
tevafuk buya kızıma bakıp ahlaksız sözler söylüyor. Bunu da bizim oğlan okula giriyor iken
duyar duyuş o duyuş ellerinden bıçağı almış çocukları dövdüğü gibi hastanelik ediyor gecede
sadık arkadaşları ile hastane ziyarete çiçek götürüyorlar.
Hiç kimseye hak için taviz vermez emsalleri içinde tüm Keçiören tanıdığı gibi Ankara
tanıyordu kavgası mertçe olur eğer iki grup kavga edecek ise kim sizin lideriniz der önce
kendisi karşısına çıkar arkadaşlarını korlar bileğini bükemeyen olur ise kuralları koyar onları
kendi haline bırakır daha bunu orta sonda yapardı. Liseyi siz düşünün manevi olarak halleri de
bize ayan olurdu. Bizde de dua ederdik ya Rabbi sen bunun bu halini kendine çekerek hak için
kullandır der sürekli maneviyat çeşmesinden gönlünü sulardım. Ben biraz olsun bu ortamdan
kurtardım diye sevinirken Kırıkkale ülkü ocakları başkanın yeğenleri ve o emsalde kim var ise
buna düşman olmuş. Bankadayım bir arkadaşı geldi Çağrı’yı servisten inince bir grup okul
dışına çağırdılar oda tek başına gitti bende size geldim dedi. Kim bunlar ülkü ocakları
başkanının yeğeni ve ekibi hemen önce okul müdürünü aradım durumu izah ettim ben oraya
geliyorum sen gelme müdürüm ben polis çağırırım dedi.
Sonra MHP il başkanı arkadaşımdı onu aradım ben ülkü ocaklarına gideceğim sizde
gelir misiniz ben kendimi bildiğim için yanımda beni sakinleştirecek biri olsun istiyordum o
yüzden çağırdım gittik. Durumu anlattım bu gençlere söyle böyle yapmasınlar dedim ne dese
iyi oda onlara itaat etmiyormuş kim bilir neler yapıyor. Deyince öyle bir tepem attı ki
sormayın gitsin celal tarafım ağır basınca kendimi bende tanımam galiba bizim deli velilerin
frekansına birden giriyorum. Onlar buraya gelecekler dedim oğlanı da aldım gittim. Bunlar
daha genç oldukları için kanuni müeyyideler bunlara sökmez biz odada otururken onlar içeri
girdi. Yanından hiç ayrılmayan sağ kolu ile birlikte bu sever başkan hiç söze karışmadı. Ben
bunlara dedim ki benim size çağrıyı anlatmama gerek yok Ankara’yı arayın o da yetmezse
ÜOG Başkanı Harun’u arayın söyleyin ki Çağrı kimdir. Evlat diye söylemiyorum haslet diye
söylüyorum dedim. Ayrıca bu da yetmez ise karşı salon boş dedim üstlerinizi çıkartırım
ikinize tek olarak oraya sokar eğer gücünüz yeter ise öldürmeden çıkmayın dedim. Rahmeti
ilahi gereği çocukken manevi gözü açıldığından evliyaları rüyasında görür ne hikmetse baba
beni bugün Ak Şemsettin e götürdün. Bende soru sordukça sen bira rahatsız olunca elleme
çocuğu sorsun ne soruyorsa diye anlatırdı Yunus emre aşığıdır. Bana sorduğu sorulara bende
bir şey demem o an gönlüme düşeni anlatırdım. İyi bilirim ki aynı zamanda çok
merhametlidir. Kızılay’da dershaneye gidiyor. Ankara da teyzesinde kalıyor. Akşam gece saat
dokuz gibi döneceği sırada arkadaşı çağrı seni bekliyordum hiç param yok bana otobüs bilet
parası verir misin onunda cebinde hiç parası olmazdı o kadar söylesem de bir köşeye lazım
olur diye para koymazdı bakıyor ancak kendisinin sadece Keçiören e gidecek parası var.
Diyor ki Kayaş daha uzak ben yürüyerek giderim ve elindekini ona veriyor, tabi arkadaşı bilse
almazdı o gece saat üç civarı ancak eve ulaşıyor. Kardeşlerinkini kendi nefislerinde üstün
tutarlar hem de hak için sıkıntılara göğüs gererek sakın dünde kaldı deme kıyamete kadar var
olacak. Samsunda okuyor dışarı da yemek yemişler bir genç gelmiş biraz saf ben anama
gidiyorum diye bunlar dışarıda iken sohbet ediyorlar. Onlar da bakıyor çocuk geçekten saf
anasını aramaya çıkmış. Fakat üstü başı ayakkabısı perişan üstelik bunlardan bir şeyde
istememiş sadece ayakkabın güzelmiş demiş. Bizim evlat arkadaşına demiş ki bunu gönderme
eve gidip ayakkabıları değişip alıp getirmiş al giy demiş. Oda giymiş çok sevinmiş üstünde bir
şey yok al şu montumu da giy diye vermiş. Oğlan demiş ki benim size vereceğim bir şey yok
sadece çok sevdiğim bir ipim var sana hediyem olsun demiş. Bizim evlatta almış teşekkür
etmiş ve karanlıkta çocuk uzaklaşmış gitmiş. Muhammed hocam oğlum o ipi sakla sakın atma
demişti.
Birincisi tuzak nefsime yönelik ikinci tuzak neslime yönelik olup üçüncüsü ise rızkıma
idi diğerleri sonuç bakımında herkes için rahmete dönüştü buda insanlık için ettiğimiz
duaların nasıl sonuçlanabileceğinin işaretlerini taşıyordu. Üçüncü tuzağın başlangıcı ilk olarak
eşim üzerindendi o hala devam ediyor. Bu da onun devamı gibi idi yine sürekli ağlıyor bu
şehir küçük, terminali bile yok, köy gibi bir şehre beni nerden getirdin diyor ağlıyordu. Hiç
olmaz ise bir evim olsun diye Ankara da yapımı devam eden bitmek üzere olan bir ev alayım
dedim. Benim sevdiğim oda beni severdi bir arkadaşın aklını çelip bana evi satmak istiyorlar.
Oda bana bahsediyor benimde öyle bir hevesim yok belki bir ev alabilirsem hanımı
sevindiririm diye düşündüm. Eve bakmaya gideceğim arabada evin taşeronları da var yaz
günü ana yola çıktım araba hiç olmadığı gibi arka tarafı bir sağ bir sol kaydı eğer önden
çekişli olamaz ise birde gaza basmış olmazsam kesin takla atardık. Daha Ankara il sınırına
girmeden oradaki selam verdiğim erenlerden bize bir işaret vardı anlayamadık. Aslında
eşyanın ruhu bir enerji boyutu var ve her araba verdiklerinde ve ya arabam olduğunda dua ve
manevi çalışma yapardım bir gün bile ne tekerim patladı nede yolda kalmıştım. Âlim Rabim e
hamt olsun bu nedir ya Rabbi dedim amma araçtakilerin korkusu ve telaşı beni kaplamış
gaflete bırakmıştı. Evi aldım amma kendi elimle kendime çileyi sardım ve şeytanların bu
tuzağına da hala içerlerim bedeli pahalı oldu iskânı alamadıkları bir araya gelemedikleri için
çekmediğim sıkıntı kalmadı, kaç ay ödedikten sonra evi satıp kredisini üstüne kredi çekip evin
borcunu öyle kapatabildim. Hala o dönemden kalma iskân alınamaz ise bana senetli borçları
mevcut fakat ben hatalı işim oldu ise kendime de ceza vererek sabrederim.
İçinde yine de bir hikmet ararım. Bu üç olayın işaretlerini rüyamda görmedim fakat
tüm işaretlerini artık dilimle söyler hale gelmişim sonradan fark ettim ondan sonra
konuştuğum sözler saçmada olsa üzerinde düşünür her türlü tehlikelerin tedbirini alırdım.
İnsanoğlu bilir ama çok garip yine de bir gaflete dalar. Yaşatıp öğreten Rabbimize hamt
ederiz. Burada yine bazı hatıralar canlandı.
Hz. Ali evlilik hazırlığında elinde düğün için para olması açısından peygamber
hediyesi zırhı ile kalkanı satmak için pazara geliyor. Bir Yahudi yüz elli dinar teklif ediyor
oda hayır diyor. İçinden hem ona vermek istemiyor hem de ancak üç yüz dinar olursa satarım
diyor. O arada Hz. Osman geliyor selam ya Ali bunları satıyor musun diyor. O da evet
satıyorum. Kaça satıyorsun. Sen ne kadar verirsin. Ya Ali üç yüz dinar veririm diyor. O da
tamam o zaman buyur senin olsun diyor. Hz. Osman parayı veriyor onları alıyor ve ya Ali
şimdi bunlar benim oldu değil mi diyor. O da evet diyor. Öyle ise sana hediye ediyorum ya
Ali diyor ve veriyor. Çünkü bunlar sana peygamber hediyesi her ne kadar izni de olsa bizim
gönlümüz razı olmaz diyor. Bir gün sahabe kıtlık zamanı şikâyet için geliyor ey Allah’ın
resulü Osman gelen tüccarlardan tüm develeri satın aldı bize bir şey bırakmadı. Osman yanına
gelince böyle yapmışsın doğrumu. Evet, doğru çünkü ben onları kendim için almadım
fakirlere dağıtmak için satın aldım diyor. Zengindi peygamberimiz bir gün Osman gelince
kıyam etti Ey Allah’ın resulü niçin böyle yaptınız denince yanımda Cebrail vardı oturuyordu
Osman ı görünce ayağa kalktı o yüzden bende kalktım. Buyurdu o çok merhametli ve çok
cömertti.
Hz Ali evlendikten sonra evden çıkar iken cennetin sultanı Fatma anamız gelirken bir
şeyler istiyor. Oda ilerleyince bakıyor iki kişi kavga ediyor durun nedir derdiniz ey
Müslümanlar ya Ali diyor bunu bana borcu var vermiyor kaç ay geçti perişan oldum. Diğer
yemin ederek ya Ali olsa vereceğim diyor yok ki vereyim. Sana bunun borcu ne kadar altı
dinar borcu var. Cebinde de altı dinar varmış çıkarıyor veriyor al sen onu rahat bırak diyor.
Eve geliyor eli boş ne oldu ya Ali hiç bir şey almamışsın diyor oda peygamberin kızını nasıl
olsa ikna ederim diye böyle yaptım diyor. İyi yapmışsın diyor ama evde hiç bir şey yok
üzülüyor tabi ki Hz. Ali bari peygambere gideyim diyor dışarı çıkıyor. Giderken bir bedevi
selam ya ali diyor elinde bir deve var ya ali ben bu deveyi satacağım fakat çok işim var şimdi
pazara götüremem bu deveyi sana satayım diyor. Benim onu alacak param yok diyor olsun
sen al satınca bana verirsin sana bunu yüz dinara veresiye verdim diyor deveyi bırakıp
gidiyor. Şahı Mardan durduk yere bir deve sahibi olduk bari eve götüreyim diyor. Ev giderken
selam Ya Ali diyor bir başka bedevi bu deveyi satıyor musun tam aradığım bir deve kaça
satıyorsun diyor. O da ben yeni aldım daha henüz eve bile götürmedim. Deyince ne olursun
bana sat sana bunu için yüz kırk dinar peşin veririm diyor. Ve zorla deveyi alıyor. Ya Rabbi
bir anda kırk dinarımız oldu bu ne iştir gidip peygamberle durumu paylaşayım diyor. Cenabı
peygamber ya Ali sana satandan da senden alan dan da Allah razı olsun birisi Cebrail’di diğeri
İsrafil’di. İşte böyle sen kaçarsın o kovalar sen kovalarsın o kaçar tıpkı gölgen misali.
Birincisi yetkililer toplantısında biraz şaka yolu konuşarak anlatırdım bir şifre
belirlemiştim eğer ben sizi şube dışından ararsam şunu hesabından şu hesaba aktarın dersem
doğru talimat. Eğer dersem ki işlem çok acil yapılmalı gerekirse kasayı aktarın şu parayı
buraya acil çıkarın dersem hemen polise haber verin sakın talimatımı yapmayın tekrar telefon
ettiğimde işlem bitmek üzere arkadaşlar dışarı para toplamaya gitti diyerek oyalanırsınız
demiştim.
Yaşadıklarımı ve sahabe hayatı ile evliyaların kini gözümün önünden geçirdim. Ve
dedim ki ya Rabbi bir daha sabit mekânım olsun şu şehirde evim olsun gibi isteklerimi
niyetimden çıkardım sen beni nerede ve nasıl yaşatmak istiyor isen ben senin güç ve
kuvvetine teslim oldum. Dedim.
Gençlik yıllarımda da aslında kalbimize çok şeyler doğarmış nedense bura bu hatıra
gönlümüze düştü. Lise mezunuyum iki arkadaşla beraber şehrin dışında yolun kenarında
yürüyor idik. Arkadan uzaktan gelin arabası geliyor Murat 124 arkadaşlar dedi ki yol keselim
adettir. Hayatımda hiç böyle bir şey yapmamıştım nasıl olacak dedim el ele tutuşalım hiç
çekilmeyelim onlar kesin durular dediler bende herhalde öyledir dedim. Birde baktım ki ben
ortadayım onlara sakın beni ortada bırakıp kaçmayın sonra çok kötü olur dedim. Kesin söz
verdik bir şey olmaz dediler. Tevafuk şoför de kaza basmış geliyor bunlar kesin kaçar diye.
İnanın son surat hatırlıyorum aramızda ki mesafe çok az kaldı bizim iki hayırsız arkadaşlar
bizi bırakmış kaçmışlar bile tam ortadayım bir ses geldi. Sakın kıpırdama eğer korkup sağa
sola kaçmaya çalışsam kesin ölürdüm. Yan vuracağı için kırılmadık ve yarılmadık yerim
kalmazdı bende sese kulak verdim ve hafif rükû vaziyetinde bekliyordum az kalmıştı şoför bir
fren yapıyım dedi arabanın durması mümkün değil iyi ki freni köklemedi yoksa içindekilere
zarar veridi. Evet dil ile herkes tahmin edip söyler fakat olayı da bizzat yaşamaz. Bu herkesin
harcı değil benimde yiğitliğim değil. Birden freni bırakınca ben rahatladım çünkü onlara zarar
gelsin istemedim bütün suç bizdeydi. Hala kıpırdamıyordum ayaklarımdan hızlıca vurunca
beni havaya fırlattı bir uğultu ve karanlık ve boşluk kaç takla attım bilmiyorum yolun
kenarına yuvarlanarak düştüm. Hemen kalktım oturum vaziyeti aldım araçlar gidiş o gidiş
sadece arkadan görmüş bir taksi durdu bir şeyin var mı diye. Fakat benim aklıma utanmaktan
başka bir şey gelmiyordu. Ben bunu niye yaptım babam da şoför duysa ne diyeceğim diyor
kendime kızarıyordum. Vefasızlar ile son arkadaşlığım olmuştu onlara bir daha asla samimi
olmadım ne olur ise olsun sözüne sadık aradım o yüzden şu sıralar nerede ise yalnız
yaşıyorum.
Yaklaşık üç km o halde yürümüşüm benzinliğe geldim ancak elimi yüzümü yıkaya
bildim. Yedi taklaya yakın havada dönmüşüm eve geldiğimde yatağa girdim yattım. Yatakta
Allah’ım ölsem de umurumda değil yeter ki beni utandırma bana da asla utanacak şeyler
yaptırma öylece yatmışım ta ki ertesi akşama kadar. Bizim üst kat boştu yazın orada yatardım.
Rabbimiz bize yeni bir başlangıç mı tanıdı yoksa sözünden caymadı kavi olarak durdu ahdine
ölümde olsa vefa gösterdi diyerek beni sınav mı yaptı nedir hikmeti bilemedim. O kazadan
böyle kurtuluş belki milyonda bir ihtimal rabim beni kurtarmıştı. Diyebilirim ki iç kanama ve
ya kırık bile yoktu olsa zaten utancımdan teslim olmuş ölümü bekler gibi yatağa yatmıştım.
Çünkü kendi elimle kendime etmiştim bir nevi bu da senin cezan olsun demiştim. Tabi bunlar
gençlik yıllarımızdı bugün ise bir iş yapmadan nefsimiz için çok düşünüyor ona göre karar
verip öyle de yaşıyoruz.
Bir kış günüydü çocukluğumda pide almak için evden çıktım biraz gidince baktım
çatıdan yere bir güvercin düşmüş ama donmuştu nedendir bilmem aldım ölü olduğu için
herhalde hava atacağım galiba güvercinin boynunu kopardım ve koynuma koydum. Fırından
ekmek alıp dönerken bakayım dedim güvecine baktım ki kan akıyor görünce sandım ki
koynuma alsaydım canlanacakmış gibi geldi bana ve hayvanı ben öldürdüm diye ağlamaktan
yoruldum ben nasıl bunu yaptım diye.
Bu defa gençlik zamanımda aynı pideciye gidip döner iken o anım aklıma gelmiş o
zaman ağlamıştım bu seferde o halime gülüyordum. Böyle dalgın giderken aşağıdan bir
komşu koşarak geliyordu feri kesilmiş nerede ise düşecek ne oldu acaba diyordum koştu gitti
soramadım. Mahallenin dört yol ağzına geldim bir feryat figan koptu komsunu evi biraz
aşağıda idi yetişin komşular yetişin öldü diyorlar onlarda dört yol ağzına gelmişlerdi erken
olduğu için ortalıklarda kimse yok bütün komşular pencereye döküldü. Ne oldu dedim çocuk
öldü diyorlar. Ellerinde bir çocuk var daha küçük boğazını ne kaştı ise nefes alamamış
kucaklarında öylece duruyor öldü diye çaresiz dışarı kendilerini atmışlar.
Hiç düşünmeden elime aldım baş aşağı sırtına vurdum elini ağzına soktum karnına
bastırıp sırtına vuruyorum bunlarda bir yandan çocuğu öldürüyorsun diye bana vuruyorlar
sonra ayaklarımın arasına aldım. Karnını yukarı doğru sıkınca ağlamaya başladı yediğim
dayakta karım oldu adını bile babası beni ziyarete getirdiğinde öğrendim. Adı İsa idi. İnanın o
gelmeseydi bende unutmuştum.
Yani tedbir derken kastımız şudur. Eşeğini sağlam kazığa bağlayacaksın sonra
tevekkül edecek sin hitabı çok meşhurdur. Ben de derdim ki sağlam kazığa bağladın tamamda
nereye bağladın. Ot olan bir bölgeye mi yoksa güneşin anlına mı bağladın. Önüne suyunu ve
yemini koydu mu? Yani o işin muradı ne ise o murat doğrultusunda gereğini yaptın mı?
Amacına ulaşmak için insan o işin frekans alanına yükselir ise ona her şey kolay gelir.
İstanbul’ un Fethini bir düşün.
Sabırda öyledir küffardan daha şiddetli tedbirini alacaksın ve o işin gerektiği gibi
sonuçlanması için gerekli olan donanıma sahip olacaksın. Ondan sonra sabır edeceksin.
Bugünkü anlamda kendini hedefine ulaştıracak frekans seviyesine yükselteceksin veya o
dalga boyuna sahip olacaksın demektir. Kimse kaderimde ne varsa o gelir başa demesin kendi
tembelliğini kendine kader yapmazsın.
Hz. Ömer bir şehri ziyarete geliyor şehrin dışında karşılıyorlar şehirde veba sağlını var
diyorlar bunu üzerine istişare ediyor ve geri döneceğiz diyor ya Ömer diyorlar sen Allah u ta
alanın kaderinden mi kaçıyorsun kaderinde varsa sen geri dönsen de seni bulur. O da bir
kaderden öbür kadere gidiyoruz. Bu döndüğümüzde kader diyor. İşte döndüğünde kader sen
dön tedbir al ve gayrete tabi ol sonra olursa bir şey oda zaten kaderdir.
Müslüman’ın işi çaresizlik değildir. Böyle gelmiş böyle gider lafının da hafızasından
silip atması gerekir. Öğretilmiş, öğrenilmiş, çaresizlik garipleri masumları sarmıştır. Bir gün
köylü bakıyor ki köpeği tavukların civcivlerini yiyor fakat köpeğini de çok seviyor kaldırıp
atacak hali de yok. Köpek bunu huy haline getirmiş böyle durumların da çaresi var köylü ölü
bir civcivin leşini köpeğin demir tasmasına iyice bağlıyor gün geçtikçe köpek neye uğradığını
şaşırıyor çıkaramıyor da yemeden içmeden kesiliyor artık ağlar vaziyette sahibine nerede ise
yalvarıyor. En sonunda çıkarıyor bir daha mı yesin onu işte huy bile yeri gelir kalkar unutma.
Bir gün köpek yavrularım buradan peygamber geçecek sakın ola ki ulumayın bir hafta
sürekli yavrulara disiplin veriyor. Peygamber tam geçerken anaları başlıyor ulumaya öyle
içten uluyor ki sorma gitsin. Yavrular diyor ki hem bize tembih ediyorsun hem de kendin
uluyorsun niçin böyle yapıyorsun. Köpek ah yavrularım şu köpeklik var ya şu köpeklik işte
onun yüzünden diyor. Evet, köpekler uluyorlar acaba niçin, hem de sabah ezanında sanki
huuu der gibi ulurlar bazen iyi dinlersen ağlamaklı ulurlar onlarda çağırırlar bir nevi gelsin de
bizi köpeklikten kurtarsın diye. Kimi çağırırlar dersin bilir misin? Tabi ki KIDMİR i asabı
Kehf’ in yarenini çağırılar. Evet, köpek köpektir ama ondan sadıkta zor bulursun bu
hayvanatta, ne kadar bir köpeklik tarafı olsa da büyük bir edebi vardır. Kadir gecesine
hürmeten o gece hiç sesleri çıkmaz bazen bir gece bazen iki gece üst üste.
Derman hocam insan, köpek ve at ağlar gözyaşı başka kimsede yoktur der bilirsin.
AT’ın dişisine kısrak, erkeğine aygır, yavrusuna tay deler peki ata ne zaman at derler. Unutma
ne kadar kahramanlık anıları var ise hepsinde de ona at derler. Onların muradı da hak için
yola çıkanların yoldaşı olmaktır. Kahramanlık anılarında insan da yiğit derler bilesin.
Bütün varlıklar Can’ a kuldur Can’da Allah’ a kulluk için dünyaya gelmiştir. Canın
diğer adı nefistir. Dikkat et ‘’ Her canlı ölümü tadacaktır.’’ İlahi Kelamı işte nefes gibi nefes
almadan var olamadığı gibi ölüm yemeği yemeden de buradan kurtulamazsın. İlmi batın
öğrenilmez öğretilmez dışarıdan gelmez içeriden gelir zannetme ki bu içeri senin arzuna
bağlıdır. Aslı nereden gelir kimse bilmez. Her insanın gönül hazinesine göre de aynı frekans
da gelse de meyveleri farklı olur o yüzden sen gönül hazinelerin sayısını artır ve o asıl ne ise
ona daha da yaklaş. Korkma çünkü bu senin elinde değil Allah bunu kime vermeyi murat etti
ise onun söylediği batın ırmağından gelir ve batın sözü diye yazılır. İnsan o sözlerin kokusunu
işittiği anda alır. Hakk’ın sana verdiği mal harcadıkça azalır, ilim harcadıkça çoğalır.
Harcamaktan korkma ne kadar anlatırsan ne kadar yaşar isen o kadarda kaynağından seni
hayrete düşürecek nasiplerin olur. İlmin zekâtı anlatmak hakikati sofrasında İnsi olsun cins
olsun ağırlamak onların aslı ile tanışmalarına vesile olmaktır. Sana gelip de seninle giden ilmi.
Gittiğin yerdekiler ne yapsın sana hakkın aynası ol diye verilmiş sen onları kendine sanıp
kendini dahi görememişsin.
Dışını seyredip ibret almak gerek kadını seyrettiğin zaman bak bakalım böyle güzel
endam kim yaratmış. İnsanın her bir uzvun da nice ibret gizlidir. İşte ruhta bambaşka bugün
insanoğlu Rabbi ile yarışıyor, yapay zekâ yapıp dışını sana benzetseler dahi ondan bir gözyaşı
bile dökemezler senin içinde gizli olan hikmetten onda zerre bulunmaz. Benden sorsalar da
sormasalar da her fırsatta anlatırdım mutlaka bir konu açar işi yine oraya getirirdim ilk
zamanlar Allah aşkına yine döndün dolaştın lafı oraya getirdin senin yüzünden iki laf
edemiyoruz sus artık birde doğru anlatsan bari ağlayıp duruyorsun derlerdi. Ben bilirdim ki
beni ruh dinler bir gün gelir filizler çiçek açar bunu için onlara küsüp kırılıp şeytanın nefsin
tuzağına düşmezdim ilahi hikmet gereği şubelere geçmem beşeri münasebetlerin imkânını
bana verdikçe bizim kabımız da boşaldıkça niceleri ile doluyordu
Doldum boşaldım boşaldım doldum
Yandım hoş aldım hoş aldım da yandım.
Bana da soruyu sadece evladım Çağrı sorar. Oda koşturup arkadaşlarına anlatır.
Anlattıkça onların maneviyatları kendisini sarar arkadaşları arasında hakkı söyler hakkı
dinlerler. Çok şükür rabbimize duamızı kabul etmişti. Evliya hallerini çok sever bana
anlattırırdı. Bunun yanın da saçmada görünse sorardı. Baba en çok kimi seviyorsun. Oğlum
ben herkesi severim fakat Allah ı sevenleri daha çok severim. Onu sormuyorum yani
anemimi, benimi, kızını mı seviyorsun. Ben yine bir erkek olarak anneni şehvetimle, bir baba
olarak sizi de şefkatimle severim derdim. Yine de onun istediği cevabı vermezdim eskiden o
cesareti yoktu şimdilerde baba ben seni çok seviyorum deyip duruyor. Bende oğlum beni
değil, seversen Allah’ı sev diyorum. Baba hangi takımı tutuyorsun oğlum bilirsin ben futbol
oynadım o yüzden takım değil işini en iyi yapan kim ise onu çok severim ve öylesi birde genç
olursa onu daha çok desteklerim. Son dönem geçleri sayar bunlar hem ahlaklı hem çalışkan
hem de kıvrak zekâlı ve kabiliyetli işte bunları severim derdim. Fenerbahçeli olduğu için ben
seni biliyorum sen Galatasaraylısın der hala benim hangi takımı tuttuğumu bulmaya çalışır.
Gerçek söyleriz fakat genç işte zamanla o da anlayacak. Gençlerin neredeyse hepsi
milliyetçiliği particilik sandığı gibi insan cevap ta veremiyor geçiştirmede yapamıyorsun illa
ki bir cevap vereceksin yoksa onun cevabını almadan seni bırakmaz.
Gençliğimden bu tarafa asla fanatik olmadım aşırı hiçbir uçta dâhil olmadım. Burada
bir anı gönlüme düştü Fakülteyi bitirmiş işsizdim bana bir arkadaş gelip kardeşine ders
vermemi istedi bende kıramadım yardım ediyorum o zaman da seçimler var biliyorlar ki
bizim aile eskiden bu tarafa milliyetçi olduğu için kardeşim Metin in alacada sayılı itibarı
amaca çocuklarımda öyledir. Arkadaş dedi ki biz seni ve kardeşini maliyeye memur
aldıracağız eğer Özal a oy verirsen dedi. Tabi beni sevdiğinden böyle diyordu çünkü bu garip
milletimin adil olmayan düzende ne çaresi var ki böyle gelse de gitmeyecek gelecek yavrular
bu yapılanlardan dolayı hakkı iyi bildikleri için öyle utanacaklar ki dayanamayanlar
soyadlarını değiştirecektir. Tabi sen beni yanlış tanımışsın benim parti ile işim olmaz bu senin
dediğini yapmam imkânsız hem hakkı çiğnemiş olurum hem de adil olmamış olurum. Ayrıca
hürriyetimi de dünya menfaatine satmam açlıktan öleceğimi bilsem Rabbime kavuşurum fakat
yine senin bu dediğini yapamam benim elimde değil yine de beni düşündüğünü biliyorum
teşekkür ederim. Dedim evliydim çocuk var ve harcayacak cebimde param da yoktu. Sandı ki
bunlar milliyetçi olduğu için onlara verecekler. Hayatım boyunca bu aziz milletin değerlerine
kim sahip çıkacak veya o dönemde bu millete kim fayda sağlayacaksa oyumu o dönem ona
verdim. Zaten de o dönem oyumu Anavatana verdim madem verecektin niye kabul edip işe
girmedin. Kul olmak kolay değil derim. Ya Hür Rahmanın kulu olursun ya da düzenin kulu
işte bunu unutmamak gerek. Eğer bir toplumda gerçeği yaşamayanlar kalır veya azalırsa ise o
toplumun el değiştirme ya da terbiye zamanı gelir.
İş hayatım boyunca çalışan arkadaşlarımı hep sevdim hiç kimseyi asla kayırmadım bu
elimde değildi bazen işe memur olmak isteyenler başvuru yapar ön mülakatı ben yaptıktan
sonra genel müdürlüğe gönderir onlarda işlerinden seçerdi. Bankacı olmaya elverişli olmayan
bir arkadaş vardı başı kapalı olsa da insan anlıyor. Müracaatlarda başvurusu bekliyordu bir
eleman alacaktım birisi geldi ki yani tam bize göre bir çocuk bunu almak istedim ve yanında
diğerini de göndereyim onu görürseler bu çocuğu kesin alırlar demiştim. Bir gün baktım o
zaman çorum şubesindeyim bankacılığa pek elverişli olmayan kız odama geldi. Müdürüm ben
işe başlayacağım bunlarda evraklarım dedi, ben ne dedim ve sustum in aşağıya arkadaşlar
yardımcı olur dedim. Fakat bunu hikmeti beni ağlattı üstelik kimse bana diğer çocuk için
aracıda olmadı sırf bu işe daha yatkın olduğu için onu istiyordum. Fakat Rabbim beni ne
zaman bıraktı ki orada bırakıp bize bir hikmet yaşatmasın. Yine de işe yatkın olmadığı için
başına gelmedik kalmadı, eşi müfettişti beklide bir torpil yaptırıp hakka girdi. Benimde bir
duam vardı o yüzden gönlünü vermeden kaytararak işinin gereği ile kim donanmıyorsa bizim
içimizde barındırma ya Rabbi derdim. Kısa zamanda kasa açıkları sürekli veriyor en sonunda
on bin USD açık vermişti bir türlü bulamadık eşi ödemeyi kabul etti işten de affını istediler.
Bunu da düşündüm ve isabetinde yanılmadın, yalnız başta ki niyetin için bunları yaşadın
kıyas yapıp zannınca fikir yürüttün oysa sadece onu göndersen de nasip değil ise yine
olmayacaktı. Cevabını bularak teselli oldum. Yalnız biri ehil değildi diğerine nasip olmadı.
Şimdi ki makamlar ehil olmayanlarla dolu vay halimize.
Çorum şubede iken bir memur tayin ettiler konuştuğunu zor anlıyorduk saf temiz bir
gençti üstelik evli değildi ben nerelisin dedim dedi ki Orduluyum. Peki, hoş geldin dedim gişe
memuru olarak görev yapıyor fakat arkadaşlar ona bir türlü uyum sağlayamıyor o da saf genç
kin tutmadan çalışıyordu. İşler aksadığı için mecbur şikâyet ederlerdi bende biraz yükünü alın
onu idare edelim diye özel üzerine titrerdim.
Ben Ankara da öğrenci yurdunda iken sevdiğim çok kalender arkadaşlarım vardı. O
gün ramazandı iftar yaklaştı fakat ekmek alacak param dahi yoktu. Yurdun çıkışında
bekliyordum kim gelir bu saatte, geç kaldım lokanta da yerde bulunmaz dedim. Bugün su ile
idare ederim yarın hayırlısı dedim. O arada karşıdan ömür isminde bir arkadaşım vardı o
geliyor oda uyumuş gecikmiş ezan okundu okunacak beni görünce haydi gidelim. Dedim
arkadaş bende kuruş yok dedi ki bende de bir çorba parası ancak var. Gel gidip iki az çorba
söyleyelim nasıl olsa ekmeği çok yeriz o bize yeter dedi. Evet, ben bu anımı hiç unutmadım
onun bu gönlünü de. İşte o günden sonra ahde vefa için kim Orduluyum derse yaşadığım o
günüme hürmeten asla saygıda kusur edemem.
Arkadaşlar bunu nereden bilsin müdür bey bunu niye böyle kolluyor der dururlardı. O
da bilmezdi kendisini niçin sevdiğimi. Bir gün arkadaşlar artık iyice çileden çıkmışlar odama
geldiler. Dedim ki arkadaşlar o eğer işleri yetiştiremeyip zorlanıyor ise siz bana getirin ben
onun yerine yaparım akşam bende biraz geç çıkarım işler düzelir dedim. Hiç bir şey
diyemeden gittiler. Kısmet fazla çalışmadı müdürüm ben gidiyorum orduda bir iş kuracağım
dedim. Bende çok sevindim zeki haydi yolun açık olsun dedim gönderdim öyle vefalı çıktı ki
hiç aramayı ihmal etmedi.
Unutma ki benim memurum işini bilir dedikten sonra, ona da biz dua ettik ıslah et ya
Rabbi diye onun açtığı yol yüzünden nerede ise herkes götürme işini gayet iyi bilir hale geldi.
Aklını kullanma yolunu bulma tabiri bunları azdırdıkça azdırıyor. Hakikati aramak için zere
akıl kalmamış. Bunların akılları nefsin batağına düşmüş çıkarmak kulun işi değil Rabbimin işi
o bataktan ya çıkarlar ya da bu arzı alanın nimetleri onlara haram olur her şeye muhtaç olurlar
kendilerine de zere acınmaz sürünerek ölüp giderler.
Prof. bir anne evladına diyor ki oğlum böyle görüşmeye gitme ayakkabılarını boyat iki
sokak ötede okulun yanında benim bir ayakkabı boyacım var mutlaka ona git selamımı da
söylemeyi unutma. Gideyim bari yoksa anamdan kurtulamam diyor ve gelip buluyor. Bir
boya sandığı var sanki küçük saray annesinin kim olduğun hatırlatıp selamını ilettikten sonra
amca benim acil işim var şu ayakkabılarımı boyada hemen gideyim deyince adam evlat bizim
acele ile işimiz olmaz sen var git işine boya yapacak birilerini bulursun. Bunun üzerine
merakından kalıyor öyle bir ayakkabı boyuyor ki sanırsın onun aşığı.
İşte mesele bu biz şimdi bu vatandaşı nasıl sevmeyelim. Bilip de sevmesek sevgi
bizden utanıp kaçar. Adam kayırmaz her ne iş olursa olsun onu hakkı ile yapanı çok severdim.
Bir gün en iyilerin sırları diye bir kitap okuyordum yaşanmamış hiçbir kitabı okumazdım
Rabbim bile yaşatarak yüce Kur an ı kerimini 23 senede tamamladı hem de inceden de kuluna
dersler vererek abese suresinde olduğu gibi. Yaşanmışlığı olmayan şeyler pek ilgimi
çekmezdi.
İşte o kitapta bir şirket kısa zamanda üst sırlara tırmanmış bunun genel müdürüyle
röportaj yapmak niyeti ile randevu almak için arıyorlar telefona bir adam çıkıyor. Buyurun
diyor. Onlar genel müdürlük özel kalemini istiyor. Niçin arıyorsunuz diyor adam. Randevu
alacaktık o yüzden aradık çok yoğundur diye önceden bir tarih kararlaştıralım istedik diyorlar.
Adam diyor ki ne zaman isterseniz gelin. Emin misiniz yarın gelelim mi. Gelin. Hangi saati
arzu ederseniz olur diyor. Kapatıyor onlar şaşırıyor fakat sabahtan hemen tüm ekip gidiyorlar.
Bunları birileri alıp güvenlikten sonra şu katta kendisi buyurun çıkın diyorlar. Çıkıyorlar
bunları bir adam karşılıyor diyorlar biz genel müdür beyle görüşmeye geldik dün telefonda
randevu almıştık. Evet, biliyorum genel müdür benim diyor gidip makamına oturuyor. Bunlar
şaşkın efendim nasıl olur hiçbir yardımcınız sekreteriniz yok. Diyor ki gerekte yok herkes
işini hakkıyla yapıyor bana ihtiyaçları da yok ayak bağı olmaya da lüzum yok diyor. Sizin
dedikleriniz yöneticinin işi liderin işi o değildir. Lider lüzumsuz olan demektir. Yani iş
bölümü ve uzmanlaşma, koordinasyon, iletişim vb. adam tüm sistemi kurmuş kenara çekilmiş.
İşte bizimde işimiz böyleydi bir yandan beşerin işini de dünyasını da gözler daha iyi nasıl
yaşar bu insanlık diye tefekkür ederdim şimdi bundan bahsetsek konu uzar gider.
Bana hatıradan benim çıkardığım sonuç; yöneticinin bir ayağı geçmişte bir ayağı
bugünde liderin bir ayağı bugünde bir ayağı yarında. Bunun içini hangi ayaklar şeklinde
doldurmayı siz tefekkür edin. Lider aynı zaman da ilham kaynağı toplumun aynasıdır. Dikkat
edin bunlar parti üstü meselelerdir.
Mehmet hocam eğer bir toplumda bir mesleği icra eden yoksa günah olarak o topluma
yeter, hatta o toplum günahını dünyada misli ile çeker derdi. Kırıkkale de silah sanayisi ile
faaliyetini yürüten baba oğul geldi baba kırk kilometrelik topların sıfır sürtünmesini sağlayan
ve hedefe tam isabete sebep olanlardı çok üzüldüm çırpındım kredi çıkarayım diye ne
yaptımsa olmadı. Aynı zamanda araçlar için hidrojen tankı üretiyorlar canım çok sıkılıyordu
devlet böyle insanları neden yalnız bırakır hem beka dersin hem de böyle değerlere sahip
çıkamazsın der üzülürdüm. Üstelik bu yaptığı işten parada almamışlar. Bunu emekli olmadan
önceki kabiliyetlerini iyi bildikleri için tanıdıkları vasıtasıyla rica ederek işi bitirmişler belki
de kendi başarıları gibi gösterip bu gariplerin adını bile anmadılar. Sen kadir kıymet bilmez
isen senin hiç tanımadığına gelir İran devleti sahip çıkar bende bir şey yapamasam da ahde
vefa için onlara giderdim. Onlarda küçük çapta benimle çalışırdı oğlu bir gün sabah geldi
müdürüm bir milyon adet anlaşma yaptık paranın yarısını da peşin ödediler dedi kim dedim
çok sevinmiştim İran devleti dedi. Onun adına sevindim fakat demek ki İran istihbaratı bizden
daha iyi yoksa bir aile şirketi olan kapasite az bula bula mal alacak bunumu buldun der
ağlardım çünkü daha anlattıklarına göre Allah vergisi bir kabiliyete sahipler. Bunları
düşündükçe vicdanım içime sığmıyor ya rabbi bu kurumlara asalak gibi yapışan işe
yaramayan kim var ise değiştir gitsin derdim. Şimdide aynen öyle diyorum. YA CEDİD sen
bunların çenelerini bağla ellerini tut. Bunun gibi daha nice anılarım var beni ağlatan. Kim için
ağlıyoruz elbette vatan için belki bu yakarışımız meyvelerini şimdilerde vermektedir.
Bir gün yine bir ekip OSB şubesinde müdür yardımcısı iken geldiler kömürden gübre
yapmışlar deneylerini gösterdiler. Çöl ortamının da nasıl fayda sağladığından bahsettiler ve de
gözümün önünde içtiler çok sevindim o hafta onu düşündüm ya Rabbi hikmetine bak bende
niye bizde kalorisi yüksek kömür yokta sürekli dışarıdan alıyoruz diye üzülürken, sen bana
bunu bir hikmet gereği gösterdin der sevinirdim. Bu kömürün yüzündeki tozdan ve ancak
ülkemizde olan kömür buna elverişliymiş. Fakat kredi verip destekleyemedim. Çünkü bizim
makamlarda kendi derdine düşmüş kimsenin umurunda değildi.
Fakat kim gelirse gelsin dünyanın deccal şeytani düzeni içinde farkında olmadan
yaşayıp kendi arzu ve heveslerinin peşinden koşturuyordu. Namaz ibadet her şey var
Rabbimin dediği gibi elleri bomboş istediğiniz cennet sizin olur merak etmeyin ama cennette
bile cemalden mahrum kalmanın acısı sana azap olarak yeter.

