Nerede ise sanki her an kendimle içimden konuşur düşünceden düşünceye daha nice
sorularıma hikmetli ve gönlümü mutmain edecek cevaplar buluncaya kadar düşünür,
düşüncelerimi kendi kendime de olsa dile getirirdim. Ve çok tefekkür eder peygamber
mucizelerinin iç yüzünü de kavramaya çalışırdım.
Hz Musa ile Katından ilim verilen kulun arkadaşlığında yaşanan hadiselerin iç yüzünü
Hz Musa ya anlatırken dolaylı olarak Rabbimiz Kudret-il Hikmet bize de anlatır.
Aslında ilahi hikmet gereği bizlere bildirilen peygamber menkıbelerinin de iç yüzü olmalı der aklıma takılan soruları gönlüm ile çözmeye çalışırdım.
Neden bu kadar merakım olurdu bilmiyordum.
Benim sanki bir yanım hak kul ile Rab’ in arasında geçen ilahi yaşanmış hikmetlerin neler oldukları ile ilgili idi.
İnşallah Rahman Rabbim katından vereceği ilim ile bu nice hikmetli sırları bana açsın ve üzerime ihsanı ve ikramı ile yağdırarak afiyeti ile her daim daim her zamanda ve mekanda işleyişte olacak şekilde bende tamamlasın ve beni dostu olmaya rızasını kazanmaya layık kılsın. Şimdi dahada güzeli öylede oldu. Zaten öyledir.
Bilirsin ki Hızır ve Hz Musa kıssasında yaşanan ilahi hikmetlerin iç yüzü üç olay da anlatılır.
İşte bu yaşanmışlıklar kul ile kul arasında oluyor ve bize beyan ediliyor.
Ben bundan da ötesi var mı veya bu olayların daha da iç yüzü var mı varsa nedir der düşünürdüm.
Gönlümü hakiki kul ile hakkın arasına çevirir oraya bakmaya çalışırdım.
Ya Rabbi katımızdan ilim verdiğimiz bir kul buyuruyorsun evet bizde bir nebze olsun o ilmin batın ilmi olduğunu seziyoruz ve inanıyoruz ki kıyamete kadarda bu ilim verdiklerin her türlü işleyişte ve zamanda ve mekânda var olacaklar.
Ya ilahi Senin hazinelerin tükenmez katında daha kimsenin bilmediği kim bilir neler var. Ya ilahi her daim daim işleyişte olacak şekilde hiç kimsenin bilmediği bilip ulaşamadığı nice güzellikleri hikmetleri hakikatleri katından bana afiyetin muhabbetin ve selametinle birlikte ikram ve ihsan et. Ve katından ilim verdiklerinle aranda ki sırları da bana hakikat üzere aç. Şimdi öylede oldu. Zaten öyledir.
Evliya analardan bir ana oğlum Kur’an’ı kerimin her harfinde kırk boğum (Kim bilir belki de 360 boğum) vardır. Onların hepsini açıp mana açıklamaya başlasan bugünkü işleyiş de yaşayan insanın bu manalara takati yetmez sen birini söyle yeter demiş.
Söz nereden nereye geldi. Bizim bu yazıları kaleme almaya başlamamızın hatırasını ileride inşallah açıklayacağım. Fakat bugün yazmaya başlayalı sekiz gün olmuş ve bugün kalem yerini alan klavyenin başında hala yazıyorum.
Gönül programımızdan başka da program olmadığından gönlümüze o an ne geliyor ise yazıya dökülüyor. O kadar hızlı yazmaya çalışıyorum ki devrik cümleleri geriye düzelteceğim anda o paragraftan tekrar başlıyorum.
Bu güne kadar 103 sayfa yazmışım fakat bilgisayarı açıp cümle ve ifadeleri düzeltiyim derken yeniden ilaveler yazmaya başlıyorum üç sayfa daha ilave yapmışım kim bilir yarında belki kendimi bir başka satırlarda bulurum.
Başlangıçtaki niyetim sevdiklerime ve bizi az da olsa sevenlerimize ayrıca evlatlarımıza ve kıyamette kadar hak ve hakikat üzere gelmesini murat edip dualar ettiğim neslime bizi hakkı ile tanıması için bir hatıra bırakmaktı.
Biz Rabbimin yaradılış hikmeti gereği bu ilahi hikmetlere nasıl kavuştuk, ben kimim, hem kendime hem de onlara karınca kararınca ifade etmek için başladım yazmaya ilk günden bu tarafa günde bir saat gözüme uyku ancak giriyor.
Belirtmeliyim ki kaleme aldığım bu hatıralarım, Rabbimin hak yoluna çıktığım ve o yolda karşılaştığım hikmetlerin sebepleriyle birlikte aktarılması kapsamındadır. Hafıza ruhumda hatıralar canlandıkça yazımıza dökülerek vucut bulmaktadır. İlahi yolculuk sürecinde nefsimizin derecelerinde ki yaşanmışlıklar saf hali ile katkısız ve yorumsuz belirtilmekte olup kemalat yoculuğunun hakikat basamakları yaşantımda birçok hikmetleri barındırıyor. Demişya bir arif akan suyun kenarına bir desti koysan kırk yıl bekllesen bile dolası değil....
Hayatımın bu bölümlerini yazarken, diğer yazdırılan menkıbe veya notlar gönlüme doğuyor onu yazmam için beni zorluyor eğer hemen yazmaz isem sanki bana küsmüş gibi hafızadan dökülüp gönülden çıkıp gidiyor.
Bu ne hal ya Rabbi yardım et bana biraz olsun uyuyayım diye dua ediyorum ve klavyenin başından abdest tazelemek için kalktığımda hocalarımdan bana kalan miraslardan biri olduğu için abdestsiz yazmıyorum, ayrıca yaşadıklarım hafızamda canlandığı için pür dikkat hafızamdaki bilgi açığa çıkar iken gönlümde o anı seyrediyor ve kalem de yazıyor. O hikmetler yeri geliyor beni burada tekrar ağlatmaya başlıyor.
Gece bu işle meşkul iken gündüz de alın teri azığı için işyerin de muhasebe, finans, hukuk ve yönetim işlerinin başına geçiyorum çalışma hayatımın önceki dönemlerinde ki gibi maddi manevi çalışmalarım hala yoğun bir koşturmaca ile devam ediyor.
Belirtmiş olduğum yaşam yıllarımda ki yaşanmış hikmetleri kaleme almak hakkını hakka vermektir yoksa bunların izahı nefsimize pay çıkarmakla ilgili değildir. Ayrıca hiç bir ücret talebimizde yoktur ve dahi böyle yaşayın diyede hiç bir şartımız da yoktur. Her nefis rabbine giden yolu en iyi şekilde kendini tanıdıkça kendisi bulur.......
Ayrıca deriz ki umut ruhunuzu asla kaybetmeyiniz bu yaşanmışlıklarım Hakkın ikramının, ihsanının hakkı hak bilen kim olur ise olsun isterse dünyada buna yardım eden olmadığı gibi düşman da olan çok olsun her kuluna nasip olabileceğinin açık delilidir.
Dindar olabilirsin ama dinci olma. İster okumuş ister okumamış hele de cahil hiç olma.
Bir alimle arifle ilim irfan öğrenmek için birlikte yol tutmuş olabilirsin, fakat seni Allah’ a götürmesi için onun ilminin yine Allah tan geldiğini unutma. Ayrıca unutma ki hakikat güneşi doduğu zaman asla ona arkanı dönemezsin ve kimseyede ihtiyacın kalmaz. fakat ne olur ise olsun vefasızda olma.
Hiç bir kimseyi Allah tan çok sevme, sever isen kulların Rabbine hep birlikte tabi oluşunu sev, sever isen Allah’ı sevdikleri için onları sev. Fakat ben Allah ı seviyorum diyen ve gaflet içinde ömür sürenlere de inanma. Sevginin en büyük delili Rabbin seni ne ile meşkul ediyor ona bak o zaman anlarsın.
Sen yinede gaflette kalanlara her daim dua et.
Allah’ım bunlara ilahi akıl ver ve sevgini nasip et.
Bir gün hocamı ziyarete gitmiş yakınında ki camide bekliyordum mutlak cemate tek başına gelir idi o gün Mehmet Emin hocam camiye gecikmiş bende köşede gözüm arkada idi gelirse arka saflarda kılmasın yerimi vereyim diye bekliyordum görememiştim tevafuk buya farz namaza başlanacağı zaman tam arkamda olduğunu gördüm bende hemen yerimi verdim.
Gençlik işte sevgiden gelen cehalet veya nefsimizin hangi derecesi adını sen koy çünkü onu arkama almaya utanıyordum. Namaz bitti çıktık bunu fakat hikmeti daha sonraları bize ders olarak döndü bir zaman oğlum Allah’ın hakkı kim olur ise olsun kimseye verilmez buyurdu yani o yaptığın şeyi sakın bir daha yapma.
Evet, işte arif ve âlim ikisi bir arada olan kulun cevabı ve hak nasihati, yani bir nevi
sana ikram edilen nimete arkanı dönüp çıkıyorsun. Bunu bir daha sakın yapma.
İşte böyle idi ve haydi gitti ne gitti birazda sen çabala benim belirmek istediğim şey hakkın hakkı meselesi çok büyük meseledir.
İleride bununla ilgili yaşadığım hikmetlerden yine bahsederiz inşallah.
Ne gariptir ki bugün her kesin bir camisi var eğer şeyhleri geç kalsa gelinceye kadar
huzuru ilahiye durmazlar ve bunun adına da edep derler ve üstelik bu hareketlerinden dolayı
bugün bayağı bereketli geçti hem vazifemizi yaptık hem de şeyhimizin sevgisine mazhar
olduk derler. Bilmezler ki Rableri huzurunda durmadılar. Kimin huzuruna durduklarını
Rabbim hakkı ile bilir ve istediğine de bildirir.
Bugünkü beşerin edepsizlikleri yüzünden Rabbim onları kendi kendilerine bırakmıştır.
Bunlar sadece sevgi ruhunun hakkını ödeyemez kaldı ki kalan yirmi üç ruhun hakkını nasıl
ödesinler.
Şimdi Rabbimin hikmeti ilahisi gereği ellerinde kalan maddi ve manevi makamlar ve
onların makam güçlerini kullanarak ömürlerini ve sefalarını sürüyorlar. İnsanlığın içinden
bunlar çekip gittikçe kapılar kapalı olduğu için bir daha oradan kimsenin girmesi mümkün
olmaz. Bizim burada ki bahsimiz ne kadar anlatsan bir türlü hakkı duymayan bakar körler ile
ilgilidir. İstikamet üzere ömrünü tüketip anlında hakiki secde izi gönlünde hakiki sevgi
taşıyanlar için değildir. Öyle olmadığını onlar bilirler bizde onları biliriz fakat siz bizi
bilmezsiniz burada yazalım da iftira ve zan günahlarından uzak olasınız ve bilmeyerek kalp
kırmayasınız belki ilahi kudrete dokunur da sıkıntı çekersiniz.
Dünde ne kaldı ise a can cağımız bugün artık başka şey söylemek lazım.
Hz. Hasan Basri tam iki sene ibadetlerinden zevk alamaz olmuş.
Artık takati kesilmiş secdeye kapanıp çok ağlayıp yalvarmış.
Nedir bu halim ya Rabbi beni bundan kurtar diye ağlarken kalbine bir nida gelmiş.
Ey Hasan sen bundan iki yıl önce pazardan hurma alıyordun. Tüccar sana hurmayı
tartar iken yere bir hurma düşünce senin mi benim mi derken o hurmayı sana verdi sende onu
yedin, oysa hurma onundu git onu helal ettir.
Hem sevinir hem üzülür hemen gider onu bulur durumu anlatıp bedelini ödeyip helallik ister.
Adam bir hak narası çeker ve oracıkta bayılır.
Bayılır amma oda evliyalık okuluna kayıt olmaya olmuştur artık.
Gel sen sadece bu hak meselesini bir tefekkür et kaldı ki hakkın hak meselesi düşün pirim düşün.
Yalan söylemek en büyük günahlardandır. Bu beşer bugünkü yaptığı ticaretine hem
hile hem de yalan katıyor, sonrada çok şükür ben ticaret yapıp helalinden yiyorum diyor,
güler misin ağlar mısın bilemiyorum ben yine de ağlıyorum.
İş hayatımda kaç kez şahit oldum ortaklar birbirini neredeyse yiyecek, kardeşler birbirlerine düşman olmuş,
Rabbim bugünkü gafil maddeperes beşerin halini bana her fırsatımda idrak ettirerek gösterdi.
Yeri gelmişken bir hatıramız canlandı bahsedelim. İş hayatımdan dolayı çok esnaf
tanıdım insan ve paylaşmak odaklı işimiz olduğundan her bir müşterimizin hayatından bazı
izleri çeker alırdım. Bende bir nevi ayaklı kütüphane oldum. Samimi içten ilişkilerimiz
yüzünden bana da şubeye tayin olunca fırsat doğmuş insan yaşantılarındaki güzel anılar
biriktirmek için sorar ve hafıza ruhuma yazardım bu durum hayatımın her döneminde devam
ettirdim.
Hali vakti yerinde orta zengin bir arkadaşla sohbet açıldı dedi ki ben hiç mesleğim
değilken DSİ de işe başladım. Sınavla alıyorlardı işin garibi mesleğin de uzman aşçılar sınava
giriyordu ben benim hiç şansım yok işi bilmiyorum müracaat çok iki kişi alacaklar imkânsız
fakat gelmişken girelim dedim. Sıra bana geldi soruyorlar inan bilmiyordum bende meslekle
ilgili ne sorduysalar bilmiyorum efendim dedim. Dediler sen dışarı da bekle bir daha alacağız
seni buraya, bende bekledim tekrar çağırdılar oğlum sen aşçı değimlisin. Hayır, efendim bana
resmi kâğıt geldi bende sınava geldim aşçı alındığını biliyordum o kadar. Pe ki niçin ne
sorduysak bilmiyorum dedin. Efendim gerçekten bilmiyorum yalan mı söyleseydim onu
yapmam dedim. Beni işe alıp hemen başlattılar. İşte bize bu olayı işittiğimizde her iki taraf
içinde gıyaben dua ettik. Çünkü onları bu gence çeken bu gencin hakka yakınlığıdır pirim.
Benim Anadolu Finansa iş hayatına başlamam da benzer bir hatıram oldu. Yeni
açılacak şube için müdür tayin edilen kişi ile akraba olduğum kişiyle birlikte genel müdürle
tanışmaya gidiyorlardı. Arkadaşım beni de şube müdürü ile tanıştırıp ileride ihtiyaç olur ise
senin için iyi olur demişti bende o yüzden orada idim.
Kızılay da arkadaşın çalıştığı yerde görüştük oradan da Necati Bey de Anadolu
Finansın genel müdürlük binasına yürüdük beraber geri döneceğimiz için bende yanlarında
gidiyordum. Binanın önüne geldik dışarıda bekleyim dedim çünkü müsait bir yer yoktu. Belki
üst katlarda oturma salonu vardır diye asansörle birlikte yukarı çıktık. Fakat orda da yer yok
direk özel kalem odasına girdik.
Ben köşeye bir yere oturdum burada bekleyim dedim genel müdürün misafirleri gitti
özel kalem müsaade istedi o da gelsinler dedi. Bunlar içeri geçerken ben bekliyordum ki özel
kalem olmaz öyle buyurun sizde geçin dedi. Ben hem utandım hem canım sıkıldı iki güzel
giyimli finansçıların yanında ben kısa kollu gömlek ve pantolon hem de benim yerim değil
çünkü şube açılacak oraya cari hesaplar şefi alınacak arkadaşta başka kurumda çalışıyor
bunlardan ikinci müdürlük istiyordu ve konuşmalar tamam oldu. Bende uzakta bir yerde
oturuyordum senin adın ne dedi genel müdür bende söyledim ne mezunusun dedi söyledim ne
iş yapıyorsun dedi bende sigorta ve muhasebe dedim nerede dedi Çorum efendim dedim
pekiyi sen ne ile gelmek istiyorsun yani yetki mi ve ne istiyorsun demek istedi. Anlamadım
ama bana bir teklif olduğunu anlamıştım dedim efendim siz nasıl uygun görürseniz. Hemen
başlayabilir misin genel müdürlük muhasebe servisine dedi, dedim efendim benim yapılacak
işlerim var onları yapıp devretmem gerekir onları yüzüstü bırakamam işleri ayarlamam on beş
gün sürer dedim. O da tamam sende o zaman gelirsin dedi.
İşte bu ahde vefa sözümüz genel müdüre hiç yapmadığı bir şeyi yaptırmıştı.
Sonra gelip işe başladım iş de böyle garip bir dünya işe girdik ne gariptir ki malesef diyetinden de belli bir zaman kutulamadık hakkı tanımayan gafiller yıllarca gönlümüzü kırdılar.
Bu mesele uzun mesele Rabbim bizim nefsimizden dolayı onları sıkıntıya sokmasın üzüldük fakat iman
işi kolay iş değil nefsimiz için davacı olmayız.
Hz. Ali er meydanında yendiği düşmanını tam öldürecek iken yüzüne tükürünce geri
çekiliyor kılıcını indiriyor. Neden öldürmüyorsun öldür beni deyince cevap veriyor önce
Allah için öldürecektim sonra işin içine nefsim girdi o yüzden bıraktım. Mesele bu unutma ki
bugünkü insan şeytanları iblisten en az yüz derece arasında bir güce sahipler buna da çok
dikkat etmek gerekiyor.
Gençlere bir anı kalsın diye anlatayım yıl 1997 benim tekrar tayinim Ulus şubesinden
genel müdürlüğe olmuştu.
Şubeler cari mutabakat görevi bende idi masamda karşılıklı çizmek ve açıkları tespit etmek için çalışıyordum.
Başım masadaki evraklara doğru eğik vaziyette elim listeler üzerinde gözümde
rakamlarda sanki bir kedinin güvercin yakalamak için beklediği pozisyondayım öyle ne kadar
kaldım bilemedim.
Sadece duyma duyum çalışıyormuş tüm dikkatim işimde tam irade koymuşum birden ortalıkta bir sessizlik olduğunu hissetmeye başlayınca diğer hallerim irademden çözüldü kendime gelirken başımı kaldırdım ki genel müdür, arkasında bir ekip ve bizim arkadaşlar hep beraber sessizce beni izliyorlar.
Hemen toparlanıp ayağa kalmaya çalıştım otur oğlum otur dedi.
Senin adı ne idi Cengiz efendim dedim. Duyuş o duyuş bir daha asla unutmadı.
Çok himmetini gördüm. Bu nu şu yüzden yazıyorum o dönemde bana hangi işi
verirlerse ben onun zaman süresini kısaltıyor doğruluk katsayısını artırıyordum.
Örneğin; saat 12 de ancak yetişen bir vaziyet planı çıkartılıyordu. O planda tüm şubelerin nakit değerleri toplanıp cem ediliyor faks yolu ile gelip bilgisayara giriliyor o bilgiler ile fon akışı sağlanıyordu, bu işi sabah akşam aynı arkadaş yapıyordu, saat on iki den önce mümkün değil yetişmiyordu malesef şubede ki varlıkların çoğu da o saate kadar değişmiş oluyordu.
O günkü mali işller müdürün bana verdiği işler zamanında bitirince masama geliyor bakıyor beni oturuyor görüyor bu duruma hem hayret ediyor canı sıkılıyordu oysa bilmiyor ki orada gizli bir işsizlik var. Fakat çok zor bir iş diye bana bu işi de verdiler.
O gün işi yaptıktan sonra akşama kadar başka bir işim yoktu.
Hemen bizim üst katta olan ve ileride hocamla tanışıp çok seven bilgi işlem müdürü
Ahmet beyin yanına çıktım. Dedim biz yaptığım bu işi niçin sistemden almıyoruz saatlerce bu
işle uğraşıyoruz. Üstelik bunun içinde bir adam fazla çalıştırıyoruz.
Dedi ki senin istediğin şekilde olur proğram yazabilirim pekiyi niçin bu imkân varken kullanmadılar ki dedim. Dedi ki hiç kimse ne istedi ne sordu.
Ben de ne olursun mesai yapalım bende geleyim istediğim şekilde bunu cumartesi bitirelim pazartesi diğer manuel yaptığımızla test edelim hata olursa düzeltiriz dedim oda beni kıramadı.
Beni bizim müdür ne zaman arasa bilgi işlemde diyorlar fakat benim ne yaptığımı bilmiyorlardı salı günü olsa gerek o günün sabahı saat dokuzda işlemi bitirdim. Vaziyet planını müdürün masasına götürdüm bu ne dedi dedim rapor çıktı. Baktı sevinci hayretine karışmış vaziyette genel müdürün yanına bir koşuşu vardı ki hala gözümün önünden gitmez bir tatlı tebessüm beni sarar.
Tabi bu durum süper bir durum ama benim için değil değildi artık başka bir yarış başlamıştı çünkü iş erken bitince müdür geliyor bakıyor yine oturuyorum. Vereceği bir işte yok Md. Yar. işini verse yetkim yok ayrıca onlardan çekiniyor. Ben ise işim var ama erken bitiriyor ve diğerlerin işleri neler ne yapıyorlar onları izliyor soruyor öğreniyordum ve plan yapıyordum daha da güzel nasıl yapılır diye sonra gelip bunu en iyi en kısa sürede nasıl yaparım düşünüp buluyordum.
Daha yeni işler bende değilken bile gidip Ahmet abiye plan yapıyordum olur mu olmaz mı diye işte böyle gelip boş yerede geçmiyordu çalışma hayatımda müdür bey dayanamadı ve öyle bir iş verdiler ki cumartesi genel müdür dâhil sırf onun için geliyorlardı..
Cuma akşamı haftalık hesaplanan tüm mevduat sahiplerinin kar payı dağıtım sistemi olan birim değer hesaplama işlemleri işi bana pazartesi vermişlerdi bir haftalık zamanım vardı.
Sen ne için hazırsan o da senin için hazırdır ilkesi gereği benimde bu işle ilgili iş planım zaten hazırdı o hafta bilgi işlem müdürü ile programı bitirdik tabi yine kimsenin haberi yok.
İş vakti gelip çattı Cuma günü saat 17; 30 şubeler hesap vadeli hesap işlemlerini kapatınca başladım on beş dakika sürmedi işi teslim ettim. Müdür yine yukarıya koştu büyük sürpriz olmuştu.
Yani sizlere şunu demek istiyorum sen mahzun olma kimseye de kırılma işini sev ve çalış yaptığın işi önce sen beğen ki Rabbimde senin ismini beğendirsin. İşte manevi makamlarda böyledir insan körü körüne yaşayıp yaşadığını da en iyi sanır ve ya onun gerçeği aramayla ilgilide hiçbir derdi de yoktur.
Hikmetli müjdeleri, yazar bu kalem
Beşerin halini sezer bu kalem
H.K
Mehmet Emin Er hocam daim hak söyler hak için susardı. Şahit olurdum gelen
misafirler efendim mısırda isim vererek şöyle söylemiş derler onun hakkında zanda
bulunurlardı, fakat tüm ısrarlara rağmen o öyle söylemez siz yanlış anlamışınızdır derdi. İlim
öğretmeyi çok severdi birçok icazet verdiği talebe yetiştirmiştir.
Dünya çapında kabul görmüş çok değerli bir Allah adamıydı.
Batın tarafını bilen ilim tarafını bilen kadar değildi.
Evliyaların birçok hallerini bildiğim için ben de hep soru sorar ondan bize hatıra anılar
kalsın isterdim. İleri de nasıl tanıştığımı inşallah anlatmaya çalışırım. Rahman ve Rahim
Rabbim tüm geçmişlerimize ve bizlere İnşallah rahmeti ile muamele eder tüm günahlarımızı
bağışlar.
Çocukluğum aynı zamanda yerleşim yerimiz olan dedem ve ninemin yanında geçti
ne çocukluk yıllarımı nede gençlik yıllarımı tam olarak yazmam mümkün değil belki konu ve
yeri geldikçe birkaç kelime edebiliriz bunun bana sordular bir beyit yazmıştım.
Ne zaman dünyaya geldin dersen
Kırktan öncesi yoktur efendim
Sende ki bu haller nedir dersen
Hiçten öncesi boştur efendim
H.K
İlk orta ve lise tahsilimi doğduğum yerde tamamlayıp G.Ü. İktisat bölümünü
kazanarak Ankara da 1983 yılında yüksek eğitim hayatına başladım. 1987 yılında nişanlandım
ve aynı yıl okuldan mezun oldum. Okulun bir yıl uzaması beni çok sıkıntıya sokardı çünkü ne
kalacak yerim nede okuyacak param vardı. 1988 yılının beşinci ayının yirmi dokuzunda aynı
zamanda arkadaşım, dostum, sırdaşım, yarenim, olacak Yusuf bey den olma Şemsi Nurdan
doğma Serap ( Sara ) hanım ile evlendim.
Mübarek annem eşim olacak Serap hanımı görmüş ve gelini olmasını çok istemiş,
fakat onların bize göre hali vakti iyi acaba istersem verirler mi diye çok çekinmiş yine de
ortak arkadaşlarıyla durumu eşimin annesine bildirmiş. İkinci anam dediğim hala da çok
sevdiğim Şemsi nur anam benim resmimi görmüş soruşturup tamam demiş fakat bu olaydan
benim haberim olmamıştı. Telefon olmadığı için haberleşme imkânımız da yoktu. Beş evlerde
ki okulumdan terminal yakın idi yürüyerek gider babamın ne zaman geleceğini öğrenir ona
göre müsait olunca ziyaretine giderdim.
Haberim o zaman oldu anamızın muradını yerine getirdik ve dünya evine girmiş
olduk. Manada üstadım olan Münir Derman hocamdan işitmiştim cenabı peygamberimiz bana
üç şey sevdirildi buyurmuş yani sevdim dememiş sevdirildi demiş zorla da olsa sevdirildi
hocam bunu böyle açıklar idi.
1 Gözümün nuru namaz
2 Koku
3 Kadın
Derman Hocam Gayb erenlerinden olan büyük bir velidir gücümüz yeter ise rabbimin
izin verdi kadar bahsederiz inşallah. Hocam Burada belirtilen kokunun da hacı yağı değil
kadın kokusu olduğunu söyler.
Kadın Allah u Halik’ın Hay tezgâhıdır insanlığı onunla dokur. Rabbimin emanetidir.
Kadın haktan alacağını direk alır arada aracı yoktur dikkat et derdi. Dindar olsun olmasın
uzun saçlı kadınların gazabından sakının derdi. Kadın denince gönlümüze Hz. Rabia düştü bir
gün Hasan ı Basri hazretleri keramet gösterip deniz üzerine seccade serip üzerine çıkar gel Ya
Rabia namaz kılalım der. Rabia Hazretleri de havaya serip üstüne çıkar der ki ya Hasan senin
yaptığını balıklar yapar benimkini de kuşlar yapar asıl keramet istikamettir.
Hz. Rabia Medine de Hz. Peygamberimizin kabrini ziyaret gelir ey Allah’ın Resulü
benim şu kadar nafile namazım şu kadar orucum şu kadar zikrim var diyerek ne kadar
amelleri var ise orada sesli bir şekilde sayar.
Halkta kendisini izlemektedir ve devam ederek, ey Allah’ın Resulü sanma ki bunları
ne kendim için ne de cennet için yaptım sanma, yarın mahşere herkesin ümmeti geldiğinde
senin şanını yüceltmek göğsünü kabartmak için yaptım. Muhammed ümmeti nasıl bir
ümmetmiş görsünler diye yaptım demiş. İşte mübarek ana.
Hasanı Basri Hz. bir gün vaaz zamanı kürsü ye çıkmış ve bir türlü hitabına
başlayamamış cemaate şu direğin arkasına bir kadın gelirdi orada mı diye sormuş. Hayır
demişler. Oraya Rabia anamız gelir Hz. Hasan’ı dinlermiş orada olmadığını öğrenince aşağıya
inmiş. Vaaz yapmayacak mısın ya Hasan demişler oda ben bir kartal için
hazırladığım lokmaları serçe kuşlarına nasıl yedireyim dilim dönmüyor ki anlatayım.
Anlatsam da anlamazsınız demiş.
İbrahim Ethem Hz namaz kılarak Kâbe ye gidiyormuş yaklaşınca manen Kâbe’nin
yerinde olmadığını görünce Kâbe’nin meylettiği tarafa yönelmiş bakmış ki Rabia geliyor. Ya
Rabia nedir bu hal Kâbe sana meyletmiş deyince, ya İbrahim sen namaz eyledin biz ise niyaz
eyledik ve biz zamanında varamaz isek o bize gelsin dedik.
Hz. Rabia ve daha niceleri yazsak kitaplara o maneviyat sığmaz Mübarek anaların
sayısı ne kadar çok olur ise insanlık kurtulur. İşte bende haktan direk alışın sırrı kadınları hak
için çok severim ve daim dua ederim.
Gelecekte savaşlar en büyük ayıp olacağı için kadınların geleceği daha güzel olacaktır.
İlmi irfanı hak tan direk aldıkları için kadın evliyaların sayısı çokça artacaktır. İnşallah u
Rahman. Anadolu sultanları kadın evliyaları nereye baksan her bir mahallede onlardan
bulunur.
Padişah kızı loğusa sultan hatırıma geldi müezzinle evlenince padişah inşallah soyun
kurusun diye beddua eder. Yedi aylık hamile iken hac yolunda hastalanır acil İstanbul a
gelirler fakat kurtaramazlar mübarek hatun vefat eder. Aradan iki ay gibi zaman geçer
kabirden sesler duyulur ve istişare sonunda kabri açmaya karar verirler açınca doğum yapmış
ve çocuğu da süt emiyor vaziyette bulurlar. Hatunu yıkandıktan sonra tekrar defin yaparlar.
Loğusa SULTAN mübarek ana mevta olmuş doğum yapıp birde emziriyor bu olay
Osmanlının tarih kitaplarına geçmiş gerçek bir olaydır. Fikir yetmez akıl ermez ama bu iş
gönül işidir. Hikmeti ilahi çocuğu olmayanlar kapısından dua eder bir nevi Rabbim dünyadan
sen analık muradını alamadı bizde seni ana olamayanların sultanı yaptık der kim onun ruh
haline bürün dua ederse inşallah kabul olur ya bir evladı olur ya da insanlığın tüm masum
yavruları onun evladı olur. Allah en doğrusunu bilir.
Rabbimiz bizi hikmetler ile eğittikçe bizimde İman ruhumuz ona göre şekil alıyordu
belki kadın evliyaların aynı frekansında ruhum titriyordu. İşte kadın sevgim o yüzden olabilir.
Çünkü mana da pirim Veysel Karani de ilmi, irfanı haktan direk alır üveysin yolu da işte
böyle bir yoldur.
Sevgi nurdan gelir ise Aşk olur.
Sevgi kordan gelir ise Meşk olur.
Yine bizi sardı bir celal
GÜZEL
Meftun oldum bir çift göze
Ta derinden yakar beni
Nice hikmet değmiş yüze
Çekip içe yutar beni
Ne var ise hakkın işi
Evveldendir takdir kişi
Göremesin böyle düşü
Zülfün takıp çeker beni
Özlem sızlar sevdasında
Gizem saklar edasında
Mührü hatem sedasında
Bin bir hece çözer beni
Nimet midir külfet midir?
Bilmem ki bu gerçek midir?
Hasretlik bir kısmet midir?
Sabrım ile sınar beni
He mi cemal he mi celal
Durmaz gönül onu arar
Vermiş ise kavli karar
Tiken olup sarar beni
Öz söylemez söz söyler
Var değil de yok söyler
Bir bakışı bin söyler
Halden hale koyar beni
Gönül tahtımı açtım
Aşkın badesinden içtim
Ben onda ki benden kaçtım
Koklar koklar arar beni
Kim bilir ki neden böyle
Hakikatle candan söyle
Hür kula bir nazar eyle
Derya olur yutar seni
H.K
Nişanımda eşim pembe elbise ile çok güzel olmuştu, benim spor bir kıyafetle gelmemi
istemiş hikmete bak biz yokluktan elbise bulamadık diye üzülür ve utanır iken o ise niyaz
edermiş takım giymesin diye evet o döneme göre çok yakışıklı bir delikanlı idim beni
istemeyen mahallemizde veya çevremizde kız yok gibiydi. İşte bu insanların nefisleri bizi bir
türlü rahat bırakmadı kıskançlık ve hasetlik semeresini daha sonraları çok çektim ve halada
çekiyorum.
Allah serap hanımdan her daim razı olsun. Kamil iman ihsan ikram ve afiyet içinde sıhhatli uzun ömürler versin. Serap asil bir ailenin ikinci çocuğudur. Ne demişler iyi bilin ki asıl azma balda kokmaz. O çok merhametli ve cömerttir. Namuslu ve Hayâ sahibidir. Temiz kalpli ve engin duyguludur. İçini görürcesine derin bakışlı doğruluk hazinesidir. Haksızlığa tahammülü yoktur, celallidir, gözü karadır, haksızlık karşısında kimseden çekinmez. Vakarlıdır, vefalıdır, sadıktır dostlarını asla bırakmaz. Sözünü tutar ve kendini yok etse bile ahdini de yapar. Gururludur ufku ve öngörüsü yüksektir. İçinde sevgisini saklayan bir gizem vardır. Rabbimin bu kuluna ikramı olsa gerek hayatıma çok şeyler katmış halada katmaya devem etmektedir.
Serap hanımdan Çağrı isminde bir oğlum ve Şeyma isminde bir kızım oldu. Rabbime şükürler olsun ki kendilerinin mübarek bir anneleri vardır ve ondan süzülerek ruhi hasletler bedeni zarafetler onlara da geçmiştir. İnşallah onlarda bunları kendilerine bir hazine kabul ederler ve emanet canlarına bu dünyada zulüm etmezler.
Evet, nerede ise yıllık çile yıllarından sonra uzun süreli olarak devam edeceğim ve severek
yapacağım iş hayatıma 1993 yılında Ankara da Anadolu Finans Katılım Bankası genel
müdürlük mali işler müdürlüğünde Necati Bey de başlamıştım. Kaderin bizi bir yerlere
çekmeye başladığı zamanlar gelmiş idi.
Gönül doluyor gözümün yaşı durmuyordu ağlıyordum fakat ne olduğunu da bilemiyordum.
Örneğin hazreti Ö der Ömer diyemeden ciğerim sökülecek kadar ağlardım. Kim bilir
hakkı tanımaya başlamanın verdiği heyecan veya yedi sene sıkıntı çekmiş ve narin eşine ve
sabi yavrusuna da çektirmeye vesile olmuşluğumdu belki beni böyle ağlamama neden olan
şey idi.
Hz Ömer hala ne zaman aklıma gelse daha hayatı gözümün önünden geçmeden yalnız
olsam dıştan toplu olsam içten ağlarım bu ağlayış lığımın ilahi hikmeti daha sonra tecelli
edecekti kısmet olur ise bahsederiz.
İş hayatına başlamadan evveldi eşim beni görünce korktuğunu, uzakta isem de beni
özlediğini söyledi. O zaman neydi bu hal bir anlam verememiştim elimden de hiçbir şey
gelmiyordu. Annem ilahi rahmete kavuşmuş ben vatani görevimden henüz dönmüştüm ve can
paresi Çağrı beyde kan zehirlenmesi denen bir hastalıkla amansız bir mücadele içindeydi hem
imkânlar yoktu hem hastalık çok ciddi idi.
Yaratan ve yaşatan Halik Rabbimin hikmeti Çağrı hayata tutundu. İnşallah ileride adı
gibi hakka çağrı yapacak hakkın ilahi nurunun tamamlandığına şahit olacaktır. Bu arada ben
eşimin haline çare bulamıyordum ve bu hallerin izahatını yapamıyordum. Kur’an ilmim de hiç
yoktu rahmetlik annem ve nenem namaz ehli idi. Bizde ancak namaz surelerini bilir ahlak
olarak aileden gördüklerimizle yaşam sürer idik.
Çocukken yatmadan öğrendiğim bir tekerleme okur idim’’ Yattım kaldır Allah İmana
daldır Allah can beden den çıkmadan İman ile Kur’ an ile doldur Allah.’’ İmanım inancım
Müslüman yaşamama kâfiydi o zamanlarda Timurtaş hoca efendinin vaazlarını da kasetten
dinler ağlar idim. Allah dostlarının hallerine muhabbet bağlamıştım. Fakat tarikatlara ve
cemaatlere hiç yaklaşmazdım. Allah ile dostlarının arasında geçen o tarif edilemeyen
ahenge tabiri caiz ise âşıktım. O yüzden hak aşığı garipleri gerçek evliyaları ve gerçek
âlimleri çok severdim.
Hangi birinin hallerini sevemem ki her birinde hakkın esma tecellilerinin zuhuru
hissetmek gönlüme huzur veriyordu o yüzden bir kişiye veya zümreye veya cemaate
bağlanmak bana göre değildi. Düşünür tefekkür ederdim cemaatçilik almış yürümüş hakkın
muradı unutulmuştu. Bu beşer de arzu ve heveslerin peşinden koşar olmuş madde ve dahi
mana araç değil amaç edinmişti. İnşallah Rabbim bu beşeri içimizden alarak bizi bunlardan
kurtarır. Rahman Rabbim arzı alanın nimetlerinin haktan geldiğini bilmeyen nankörlerin
imkânlarını onların ellerinden alsın ve onlara fırsatta vermesin.
Eşim beni hem düşündürüyor hem de korkutuyordu işte bu dönemde devreye dayım
giriyor. Dayım Muharrem samimi ve saf bir gönle sahipti. Alın teri azığı ile her işe
koştururdu. Çocukluk zamanımda birlikte at arabası ile köylerde çerçilik yapar köylerden
takas usulü naylon eşya satar buğday alırdık. Onları da pazarda satar kestane alıp dilimler
gecede kestane satar idik. Dayımı severdim ona saygıda hiç kusur etmedim. Gezip yeni yerler
görmeyi sever o yüzen muavinlik yapardı otobüslere de hevesi vardı. Köylü pazarın da
haftada bir de bardak satardı eli bereketliydi müşterisi olurdu. Hoş sözlü güler yüzlü birazda
deli dolu idi, çabuk celallenir çabuk durulurdu beni de çok severdi garip yaşadı garip gitti
hikmet nedir bilinmez annem gibi göçtü bu âlemden. Dayım gizli ve gizem ilmini de severdi
kendi hiç bilmezdi amma bilenleri de bilirdi.
Bu sevgisi yeraltında hazine bulup otobüs sahibi olma merakından ileri geliyordu. Her
okul dönüşüm de bana heyecanla şurada kitap var şurada şöyle olmuş diye içinde birçok umut
barındıran hikâyeler naklederdi.
Anlatırken adeta kendini bulurdu ne kadar yorgun olsa dahi konu açıldığı anda sanki
enerjiyle dolardı. Bir gün bana çorum merkezinde dedemin akrabalarının olduğu köyde el
yama eski yazı dua kitabı varmış gidip alalım dedi bende belki içinde eşim için bir çare
bulunur diye gidelim dedim ve beraber gidip el yazma eseri aldık. Mezun olmuştum fakat
süreklilik arz eden bir işimde yoktu. Kasabamıza imkânlar ve fırsatlar da çok azdı, geçicide
olsa hem çalışıyor hem de manevi ilimleri araştırıyordum. Aynı zamanda Kur’ an ve
Osmanlıca öğrenmeye çalışıyor idim. Süre gelen bu yaşam mücadelemizde bir yandan
öğretmenlik yapıyor bir yandan muhasebe de defter tutuyor, sigortacılık hizmeti ve gece de
esnafa muhasebe kursu veriyordum.
Fakat düzenli bir işim ve hayatım yoktu, annem vefat ettiği için tüm aile bir arada
kalıyorduk ve babamı da cici annemiz Meryem hanımla evlendirmiştim. Allah ondan razı
osun. O dönemler havas kitapları veya dini kitaplar şimdiki gibi yaygın değildi yeni nesilden
eski dili bilende çok az idi. Dayım beni sonradan arkadaş olduğum sefa bey ile tanıştırdı.
Maşallah kendini yetiştirmiş imam hatip mezunu eski yazıyı bilen bir gençti kendine
göre ilmi havasta tecrübe sahibiydi bilgi alış verişimiz ve arkadaşlığımız uzun süre devam
etti.
Maddi ve manevi hakikat yolu üzere çaba ve gayretimiz devam ederken Rabbimin
ihsanı ile eşim elbisesinin cebine dikilmiş bir et parçası buldu et kurumuş fakat dağılmamıştı
ne olduğunu özel olarak cebin iç kısmına dikilmesinden anlamıştım. Rabbim Kudret onu
kurutmadan bize buldurmuştu. Kahhar Rabbim büyü ile uğraşanların tüm imkânlarını
ellerinden alsın yaptıkları inşallah kendilerine dönsün yavrularını da baba ve annelerinin
günahını yüklemesin o yavrular ve tüm insanlığın yavrularına iman versin. Ne yazık ki
insanın hali bu nefret, kin, kıskançlık, çekememezlik, haset yani nefsin birçok halleri vücut
bulmuş insanla cin ortak olmuş CİNSAN olmuşlar ve yeryüzüne zulüm yağdırıyorlar. Cin
şeytanları ile birleşen işte bu insan şeytanları ve onların zulmü bu derece insanı sıkıntıya
sokuyor birlikte yaptıklarını şimdiki irfanımızla yazsak gönül kabı dar olanlar ya isyana
girerler ya da çatlarlar.
Bu kadar sıkıntı ve tahammülün karşılığını Rahman Rabbimiz bize dünyada
gösterecekmiş inşallah yeri geldiğinde bahsederiz. Tabi bu haller karşısında tabiri caiz ise
benim işim gücüm dua, salavat, ayet ve niyaz olmuştu. Çünkü bu olay maddi bir şey değildi ki
beden ile mücadele edeyim, ruhi idi ve bunun ilacı da Allah dostlarının hayatında
menkıbelerinde gizli idi ve bu doğrultuda çalışmaya başlamıştım. Nefsimi, aklımı, düşüncemi
temizleme gayreti içine girdim. İmanımı artırmak içinde ibadetlerimi ve ilmimi artırmaya
başladım. Bunlar güçlendikçe kendime ve sevdiklerime ancak yardım edebilirdim. Yani
evliya hallerine bürünmek gerekiyordu. Çünkü bu iblis şeytanilerin hiçbir evliya ya
yanaştığını veya onlar ile mücadele ettiğini o gün itibarı ile duymamıştım. Eğer hakiki kul
olursa insan şeytan dahi ona hizmet ediyor hale geliyordu.
Bir gün şeytan bir Allah dostunu sabah namazına kaldırıyor, kalk namazını kıl Kul
şeytanı yakalıyor ve beni niçin namaza kaldırıyorsun senden bana hayır gelmez diyor söyle
niçin diyor şeytan ne yapacaksın sen namazını kıl işte vakit geldi uyuyordun uyandırdım bırak
beni gideyim diyor.
Kul olmaz bana nedenini söyleye yoksa bırakmam seni deyince şeytan hatırlar mısın
bir gün sabah namazını kaçırmıştın öyle içten eyvah namaz diye ağladın ki senin yüzünden
sabah namazını kaçıranlar bağışlandı şimdi yine kaçırıp ağlayacaksın benim tüm çalışmam
boşa gidecek bari sen namaz kılda ben diğerlerinden kara geçeyim der. İşte böyle şeytan
istemezse de hakiki kula hizmet ediyordu.
Düvenci köyünden alıp getirdiğimiz enamda çok mübarek hiçbir yerde hala
işitmediğim dualar ve melek isimleri vardı bu benim çok işime yaradı ve bana Allah’ın izni ve
inayeti ile çok fayda sağladı. Biraz olsun bahsetmek gerekirse iş bu el yazma eserde Dua i
Mercan isminde bir dua vardı ve şöyle başlıyordu ; ‘’Besmeleyi üstüme gaba eyledim. Ayet’
el Kürsüyü çevre yanıma hisar eyledim. Cebrail geldi rahîl getirdi. İsrafil geldi kilit getirdi.
Cebrail’ in rahîli ile rahîl eyledim. İsrafil’ in kilidi ile kilitledim. İlahi 124 bin peygamberin 44
bin tabakata erenlerin enbiyanın ve evliyanın hürmeti için sümmün bükmün……ila ahiri
dua… ‘’diye devam ediyor iki sayfa civarındaydı.
Bu dua beni çok etkilemişti devamında cinlerden korunmanın işaretlerini de taşıyor
insan şeytanlarına adeta meydan okuyordu. Eski yazıyla olduğu için bunu sefa dostuma
yazdırdım ve okuyarak bu mübarek dua ile meşgul oluyordum. Allah u âlimin izni ile de
tecellilerini görüyordum eşim içinde doktor tedavisi dâhil çok dualar ettim ve ettirdim fakat o
hal onda kemikleşmiş bir türlü üzerinden atamadı. Elbette ki Âlim Rabbim onunda çaresini
gösterir. Şimdi bile ancak uzak kalarak bu sıkıntısını üzerinden atıyoruz. Elimden geldiğince
o hali ondan kaldıramazsam da uzak tutabiliyordum. Yine de doğum tarihi zamanı geldiğinde
rahatsızlanıyor bana nefret ile bakıyor bazen hafızası da geçici olarak gidiyordu hemen
üzerim de ki mercan duasını boynuna takıyordum farkında olmadan kendine geliyor rahat
uyuyordu. Yıl oldu 2021 Ramazan bayramının birinci günü hala Rabbimden umudum devam
ediyor inşallah eşim çok daha iyi olacak. Mübarek kadın bu tür şeylere bir türlü inanmadığı
için bunlar hurafe diyerek üzerinde dua taşımadı tabi bizde biliriz ki sebepler yapışıp şifanın Allah tan olduğunu bazı nefis derecelerinde veya bilmin erişemediği manevi diye tarif edilen hastalık dönemlerinde bu hikmetli sebeplerin o kişi için faydası olmaktadır. Ne diyelim buda bir hikmetin gereği olsa gerek.
İşte bizim ilmi merakımız böyle sorgulayıp yaşayarak başladı.
Ankara Anafartalar ulus şubesine 1995 yılında tayin olmuştum. Hacı Bayram-ı veliye
ve kitaplara yakın oluşum beni çok mutlu ediyordu. Daha önceden Keçiören de de ev tutmuş
ve ailemi getirmiştim. Evlendiğimizde almış olduğumuz eşyalardan eser kalmamış olmasına
rağmen çok mutlu idim. İlk kez kendi evimizde eşim ve evladım ile birlikte yaşıyorduk. Çok
şükür Kerim Rabbimize o günler de idi yeni bilmediğim bir salavat keşfetmiştim ve üç gün
şöyle bir terkip ile okunursa cenabı peygamberi rüyada mutlaka görürsün denemiştir
görülmüştür diye yazıyordu.
Hemen ezberleyip müsait olduğum hafta sonuna son gün den gelecek şekilde Cuma
gecesi el ayak çekilince iki rekât namaz kılıp niyet edip 70 adet okuyup yerine getirdim.
Düşünürdüm ve bu tür dualar kabul olmasa bile bizim kendi kusurumuzdandır en azından hak
olan şeyler üzerinde zaman geçiriyorum der nefsime galebe çalardım. İşte böyle öğrendiğim
ve kalbinim mutmain olduğu şeyleri de nerde ise kendime vacip kılıp azda olsa hayatımın her
döneminde yaptım ben onları unutmadım onlar da beni bırakmadı sanki rabbimin vefası her
şeyde var görmesini bilene ayan oluyor.
Vazifeden sonra ki birinci gün işaretler belli oldu fakat murat hâsıl olmamıştı. İkinci
gün aynen yapıp uyuyunca rüyamda cenabı peygamberimiz arıyordum bir yere geldim
musalla taşı vardı biraz yattım beni incelediler ve dediler ki senin aradığını bilseydik haber
verir bekletirdik az önce burada idi dediler. Dedim nereye gitti şu yöne diye tarif ettiler bende
şimdi arkasından yetişirim dedim ve o yöne doğru koşar adımlar ile yürürken semadan bir ses
geldi. Ben durup sesi diledim ses ‘’sende çok kısa yoldan görmek istiyorsun’’ diyordu, ses
kesilince hitap bana olduğu için bende öyle ise üçüncü günü nü yapmayacağım kısmetimiz ne
zaman tecelli eder ise o zaman olsun dedim ve uyandım.
Bu olayı düşündüm niçin bana senin aradığını bilseydik demişlerdi, demek ki bu
yapmış olduğum amelden kudret âleminin işleyişinin haberi yoktu veya sadece sen
gidebilirsen murat ancak hâsıl oluyordu, ayrıca anladık ki bir şarta bağlı çünkü musalla
taşında manevi süzgeçten geçmiş idik.
Başka bir çaresi ve kolay olan her işleyişte engel tanımayan bir salavat veya dua
bulmalıydım. Fakat burada beni çok sevindiren olay iç ve dış manevi teftişten geçmemiz oldu.
Çok şükür Rahman nur Rahim Rabbimize tabi ki kısa yoldan demek ki üçüncü gün
yapılsa görülme ihtimali çok yüksekti fakat verdiğimiz sözde bir hikmet var idi. Biz de
sözümüzü tutarız. Ve üçüncü gününü yapmadım söz vermiştim olmazdı. Burada da hikmet
var idi belki bu söz verip sözümüzde dumanın hürmetine bize rüyayı sadık a verilmişti çünkü
görmüş olduğum rüyalar aynen çıkıyordu yoruma ve tevile gerek olmaksızın aynen
yaşıyordum. Yine de hala bilebilmiş değilim sadık rüyalarımın neden dolayı olduğunu belki
anne babamdan gelir onu da bilemen.
Fakat mübarek annem anlatırdı aklımda kaldığına göre demek ki çocukken can
kulağıyla dinlemişim. Annem bir gün rüyasında bir kalabalık toplanmış vaziyette görerek
sorar nedir ki bu mahşer kalabalığı, diyorlar ki birazdan Mustafa kemal ile Hz Muhammed
(sav) güreşecek, bunun üzerine annem yaklaşıp seyrediyor ve bu anemin peygamberimizi ilk
görüşü oluyor.
İkinci rüya ise bir kış günü gündüz ve ortalık bembeyaz kar imiş çocukluğumun
geçtiği bizim evden peygamberimiz çıkmış bizden giderken anneme peygamberimiz gidiyor
haydi sende peşinden yürü git diye seslenmişler. Annem dışarı çıkmış peygamberimizin
arkasından yürümek yerine eliyle adımlarını karışlıyormuş bir karış iki karış diye de
sayıyormuş ve uyanmış. Kim bilir belki yürüyüp gitse neler olurdu.
Allah’ u âlem bilirim ki annem evliya halleri üzere yaşadı altı çocuk bırakarak kırk iki
yaşında aramızdan ayrıldı ömründe incindi ama incitmedi mahallemiz geniş bir mahalle idi
herkes birbirini tanırdı. Ramazanları bizim evde tüm mahalle toplanır teravih namazı kılardı,
bir değil her ramazan bizde olurlardı evimiz bir nevi mescit olmuştu. Zenginliğimiz yoktu
fakat Allah bereketini her zaman verirdi. Komşu komşuyu sever sayardı. Bende elimden
geldiği kadar o yaşlarda her komşunun yardımına koşmak isterdim. Komşudan gelen bir kap
yemek olduğunda o kap geri asla boş gönderilmezdi.
Bizim evin balkonu caddeyi görüyordu müsait ve geniş bir balkondu o yüzden nerede
ise misafirlerimiz hiç eksik olmazdı. Evimizde müsaitti tabi çünkü biz çocuk yaşta idik
babamda otobüs kullandığı için uzun yol seferinde ancak ertesi gün gelebilirdi.
Çocukluk hatıram bir Ramazan gecesiydi elektrikler yoktu ay dolunaydı perdeleri aştık
içeri aydınlandı annemin doğduğu yerdeydik annem dedemin sırtına ayağı ile basıyordu
birden annem Allah gök kapıları açıldı dedi. Gül renginde ben tabi çocuktum bir şey
bilmediğim için öylece annem nereye baksa oraya bakıyordum fakat inanın hiç bir şey
anlamadım. Ramazan davulunu dedem çalardı geç vakit e kadar onu beklerdik o yüzden o
saatlerde uyanıktık beni de oruca alıştırmak için uyanık tutarlardı göçmen olduğumuz için
geçe sahurda içlik ve hoşaf olurdu ben heyecanla yapılmasını beklerdim oruç bazen tam
tutardım bazen tutamazdım.
Babamdan da işitmiştim benim dünyaya geldiğim yıllar içinde Ankara da çalışırken
otelde yattığı sırada bir rüya görüyor rüyasında uyuyormuş ve bir ses kalk ben İsa
peygamberim diye babamı uyandırmış anlattığına göre; Hz İsa ardım sıra yürü demiş.
Babam İsa peygamber önde kendisi arkada yeşillik bir yere kadar yürümüşler İsa
peygamber babama sormuş dünyanın ahvali nasıl diye babam bir düşünüyor o dönemde 1960
ihtilal i olmuş ortalık karışık ve cevap veriyor dünyanın ahvali kötü diyor. Hz. İsa bunun
üzerine yakında geliyorum diyor ve babam uykudan uyanıyor.
Bu da babamın rüyası ayrıca annem dördüncü kardeşe hamile iken babama rüyada
oğlun olacak adını İbrahim koy diye emir geliyor. Hacca hacılar götürmeden önce anneme
gelip ben Kâbe de iken doğum yapacaksın oğlum olacak adını İbrahim koy diyor ve gidiyor.
Öyle de oluyor.
Bizim rüyalarımızda kim bilir neden dolayı sadık rüya oluyor bilemiyorum. Rabbimiz
bildirmez ise de yine bilemeyiz. İşte böyle bu hatıraları da yeri gelmişken zikretmek istedim.
Dedik ya Ankara güzelim Ankara vefalı sadık dost diye, Ankara hem okuduğumuz
hem ekmeğini yiyip suyunu içtiğimiz yerdi ve şimdi de bize kucağını açıp mekân oluyordu. O
anlar aklıma geldikçe hala içim sevinçle dolar. Çünkü fakülte hayatım eğitim anlamında çok
güzel yaşantı anlamında çok sıkıntılı geçmişti. Okulu kazanınca gelip kaydoldum fakat
kalacak hiçbir yerim ve imkânımda yoktu babamın varan turizmde çalıştığı dönemlerde
arkadaşları olan Rahmetli dünya olimpiyat şampiyonu milli gururumuz Mahmut Atalay’ın
yanına geldim aynı zamanda babamın gençlik arkadaşıydı. Beraber muavinlik yaparlarmış
köylerde güreş panayırı olduğu zaman seyre giderler eğlenirlermiş.
Bir gün başa güreşecek pehlivanın rakibi yokmuş ödülde büyükmüş cesaretini
toplayan ATALAY katılıp galip gelmiş. Böylece güreşe başlamış ve dünyada sırtını yere
getiren hiç kimse çıkmamış babam müsabakasını kaçırmazmış o zamanlarda varan turizm
şimdinin Türk hava yoları gibi onun baş kaptanı imiş müsabaka sonrası Mahmut Atalay,
Tevfik Kış, Ahmet Ayık üçünü alıp arkadaşları olan Yıldır ay Çınar ı dinlemeye giderlermiş.
Mahmut beyin Ulus ta Hacı Bayram’ın yanı başında Aspava pide salonu vardı yanına gittim
kendimi tanıtıp elini öptüm.
Bende çok severdim durumu izah ettim çünkü kredi yurtlar kurumuna yazıldım fakat
bize yurt çıkmamıştı bir nevi ortada kalmıştım. Durumu izah edip bilgilerimi verdim o da beni
yanına alıp Tevfik Kışın lokantasına götürüp tanıştırdı yani bak Mehmet in oğlunu gör demek
istedi. Hayatımda kendi nefsim için ilk bekli de son kuldan yardım isteyişimdi. Ulus halinin
yanında eski ve sobası olmayan bir otel de kilere benzer bir yerde kalıyordum ve çok
üşüdüğümden sabah erken kalkıyor, aşağıda ki çorbacıya gidip çorba çıkmasını bekliyor hem
de ısınıyordum vakit gelince de oradan okula gidiyordum.
Ankara’nın kışını bilen bilir gece uyumak ne mümkün buz gibi oluyor o dönemde
kışlık pantolonum yoktu üşümeyim diye altlık ve çift pantolon giyerek öyle yatar ve öyle
okula giderdim okul benim için bir nimetti. Çünkü öğlen çok ucuz yemek çıkardı sıraya girer
onu yerdim bununla bir sonrası güne kadar simitle veya lokantadan az çorba söyleyip çok
ekmek yiyerek idare ederdim. İki defter ancak alırdım kitap alamaz fakat hocalarımı iyi dinler
ve çabuk yazar iyi not tutardım. Dört yılı bir ceket ve bir palto ile bitirdim. Bir yıl 41 numara ayakkabı ertesi yıl 43 numara ayakkabı giyerdim kendi numaram 42 idi bir sene perişan olurdum sıkardı ayakkabı ayağımı diğer sene görünmeyi diye köşe bucak kaçardım çünkü çok büyüktü. Allah ondan daim razı olsun hem okul arkadaşım hem de asker bir sene kendi ayakkabılarından diğer sene amcasından alır verirdi.
Mahmut ağabeyimize Allah rahmet eylesin çok kalender ve babacan biri idi her fırsatta yanına gider elini öperdim oda beni gördükçe sevinirdi bize cebeci Atatürk öğrenci yurdu çıktı ve kredimiz de onaylandı.
Hazreti Ali bir gün bakıyor bir adam ‘’ Ya Rabbi beni kimseye muhtaç etme diye dua
ediyor’’ Bu nasıl dua mübarek adam diyor. Adam şaşkın ne güzel işte muhtaç olmamak için
yapıyorum deyince. Hz. Ali be adam daha doğmadan anana doğduktan sonra babana
muhtaçsın böyle dua olur mu diyor. Adam haklısın peki ben nasıl dua edeyim deyince sen ya
Rabbi beni muhtaç ettiklerini bana hayırlı kıl diye dua et diyor.
Evet, gerçek bu fakat nedendir bilmem hala birisinden bir şey isterken utanırım.
Ruhumu bir korku sarar hiç bir şey söyleyemem hak yemekten çok korkarım sadece elimi
açıp; Ya Rabbi ne yapacağım ben, yaşamak çok zorlaştı, çocuklarıma iş lazım, beni
benden iyi ancak sen bilirisin, ben kimsenin kapısına gidemem ruhum çırpınıyor beni
bırakmıyor. Yaratan da yaşatan da sensin eğer dünyada rızıkları bitti ise onları yanına
yine sen alırsın. Sen Fettah sın ben ise imkânına muhtacım, sen Latif-ul lütuf sun ben ise
lütfuna muhtacım. Sen izzeti ikramsın. Ben ise katından ikramına muhtacım. Ya
Rahman Rabbim benim sabır etmeye takatim yoktur. Beni afiyetinle kuşat ve afiyetini
döşe benim için. Ey Rabbim sen Hak sın zerre hakkı zayi etmezsin. Ortalığı zalimler
sardı kimseye fırsat vermiyorlar. Ya Halik ı Rezzak Rabbim sen zalimlere bu mübarek
arzın nimetlerini verme. Diye dua ediyorum Bu dualar hürmetine Rabbim gerçek İslam
kardeşlerin sayısını çokça artırsın çünkü kardeş kardeşten utanmaz.
Hz. Geylani; Rızık ne zamanından önce gelir ne zamanından sonra gelir ne bir eksik
gelir ne bir fazla gelir ne takdir edilmiş ise o gelir sabreder isen helalından sabretmez isen
haramından gelir fakat illa ki gelir. Buyurmuş gayret kuldan miskinlik şeytandandır. Unutma
ki sen ne için hazır isen o da senin için hazırdır.
Münir Derman hocam oğlum öl amma haram yine yeme der. Bir genç yola çıkmış
ormanda giderken azığı bitmiş yürümekten de tükenmiş takati kesildiği sırada yeni ölmüş bir
domuza rastlamış. Bir kendine bir domuza bakmış ve ya Rabbi siz bize zaruri olduğu zaman
domuz etini helal kıldınız şimdi bunu ben yemeye yerim fakat senin haram kıldığına
dokunmam demiş. Ne olursun sen bana güzel bir uyku ver ve benim canımı uykuda al diye
dua etmiş.
Rabbine teslim olup uykuya dalmış biraz sonra telaşlı bir ses ile uyanmış. Kalk oğlum
kalk sen ne yaptın da tüm vazifelerimi bırakıp dünyanın diğer ucundan sana yetişmem emir
olundu al bunları ye demiş Hızır aleyhi selam.
İnsan bunları gayet iyi bilir de bilmesine bilende de bilmeyende aynı gemide aynı
rotada gidiyorlar bugün ilimde bilimde önemli seviye ye gelmiştir beşeriyet kendi elleriyle
yapıp ettikleri yüzünden neredeyse kendi kendilerini yok edecek duruma da gelmiştir. Eli ateş
yakmaz ateşe sokmak eli yakar. Allah hesabı çabuk görür. Bu beşer sanıyor ki sadece ahrette
hesap görülecek. Eğer kâinat ahengini bozacak eylemlerde bulunursan o ahengi koruyan
kanuni frekansa girdiğin vakit o kanun senin işini çabucak görür ve bu dünya da ki akıbetin
biter gider.
Sorsan ki şu garip milletimin fertlerine, Hızır la görüşmek ister misin diye istemeyen
nadir çıkar her birinin kendine göre bir arzusu muradı vardır illa ki. Bugün halde yaşamış
olanların işleyişi buna benzer, oysa bunların içlerinde haktan gayrı derdi olmadan
yaşayanların işi ise onun dostluğudur gayrısını murat edinmezler o dostlukta da Allah için
dostluktur.
Elbette yolları hakikat meydanında kesişir buluşurlar hak için dost olurlar hepsi bu
kadar. Şimdi burada bir dua yazsam ve desem ki bu dua seni kesin Hızır ile buluşturur.
Buraya kadar yazdıklarımda belirtilen hikmetleri bırakarak sadece onun peşinde koşan elbette
çok olur. Ey garip beşer parmağın gösterdiği yere değil de parmağa bakar durursun.
Biz bir dua da hak olan bir koku ve güzellik gömüş isek onu kendimize vacip kılıp,
ona vefa gösterip ve onu nefsimizde tatbik ederek yaşayıp bu günlere geldik o duaların
hepsini hak için niyaz ederiz. Ne diyelim belki hakikat nuru bulaşır. Eğer sadece ister maddi
ister manevi kazanç istersen işte sana Hızır duası 40 sabah namazına müteakip her gün 41 kez
okursun sukut edip sağ tarafına yatıp uyursun. Göremem diye bir şey yok iyi bilesin.
Bismillahürrahmannurrahim. Ya Hakk. Ya Mübin. Ya Habir. Ya Hadi. Ya Hayyu. Ya
Kayyum. Ya Evvel. Ya Ahir. Ya Zahir. Ya Batın. (Bir besmele 41 dua )
Bu şekilde cem olan bu ilahi terkibin hakikatlerine insan kendinde ki zuhur eden
Esmaların derecelerine göre güzel niyet ve ihlas üzere devam ederek bu duanın frekansına
yükselirse hayrette kalır. O kadar güzeldir ki gelir bize bir celal başlarım ağlamaya, o
güzelliğin hissini içime çeker dururum o yüzden hak bilirim hak söylerim bunda ki hakikatten
dolayı Rabbimden hayâ eder nefsani arzularımı bir kenara koyup buna daim devam etmeyi
kendime vacip kılarım.
İşte bize burada yazdırılmasının hikmeti ise dünyalık isteyen dünyalık manevi makam
isteyen makam Rabbinin rızasını isteyende rıza bulsun her talip neyi isterse niyetine göre
istediğini bulsun hikmeti olsa gerektir. Niyet insanoğluna verilmiş İman sahipleri için en
güzel bir ruhtur. Rabbim güzel niyetleri asla boşa çıkarmaz.
Ostim şubesinde görev yaparken tevafuk bu ya Medine de yaşayan bir muhteremin
Hızır aleyhi selamın arkadaşı olduğunu öğrendim. Daim bu aradaki frekans sebeplerine
hayran olduğum için merak ruhum peşimi bırakmadı. Ve sevdiğim müşterimiz olan dostum
Mustafa beye söyledim beni götürür müsün, amacım Medine ye gitmeden hikmeti öğrenmekti
ve birlikte gittik bizi misafir etti ikramdan sonra bende niçin geldiğimi arz ettim ve Rabbim
size bu hali ne yaptınız ki verdi dedim. Bilirdim ki Halik Rahman kişinin niyet ruhunu gözler
zerre Hakkı da zayi etmez.
Dedi ki; Çocuktum bir atımız var idi hastalandı babamda ağabeylerime gidin şu atı
azat edin dedi. Bende onları takip ettim ve onlar da atımızı uçurumdan aşağı attılar ve ölsün
diye de üzerine kaya atıyorlardı. Çok üzüldüm gücüm yetmediği için oturduğum yerde
ağlıyordum, gittiklerinde güç bela aşağıya atın yanı indim ölmemişti üzerindeki taşları almaya
çalışıyor hem de ağlıyordum. Ben ağladım at ağladı ben ağladım at ağladı sarıldım ölünceye
kadar ağlaştık. İşte bana ne oldu ise dostlar bundan sonra oldu dedi.
Bana göre de bu olayı gerçekten yaşamış ve söylemişti bir gün değil dikkat et bir ömür
artık onun Hızır yoldaşı olmuştu. Bir merhamet yetmişti dost olmaya. Sordum nasıl
buluşursunuz dostunuzla. Ben evde isem balkona rüzgâr nereden esiyor ise rüzgâra karşı
dönerim onu düşünür rüzgârı içime çekerim ve o da ben nerede olsam bana erişmeye güç
yetirir.
İşte böyle bazı özel sohbetten sonra müsaade isteyip oradan ayrıldık.
Dikkat et hak dostu dostundan hak için hayâ eder âlemi kudretten dostu olanın
arasına madde girmez edep girer. Hızır bir gün iki gözü ama olan bir adama rastlıyor
dua edeyim de inşallah gözlerin açılsın diyor. Ağma adam hayır istemem teşekkür
ederim diyor. Neden istemiyorsun denince cevaben ben hakkın rızasını iki gözümden
daha fazla severim diyor.
Hızır’ın dost kabul ettiği Derman hocam Hızır ile sohbette soruyor insanlar seni
nerede bulurlar ya Hızır. O da ben hak için akan gözyaşı damlalarında saklıyım beni arayan
orada bulur diyor fakat bil ki bu gözyaşı bildiğin yaşa benzemez.
Gözden yaş gelir.
Yaş gözden gelir.
Yaş gelir gözden.
Önce bu muammayı çözde öyle söyle nedir bu hak için akan gözyaşı. Derman hocam
oğlum bu kadar insan geldi geçti bu söylediğimin ötesinde gerçek anlam da hak için akan
gözyaşlarını toplasan yarım bardak etmez. Ben de derim ki gerisini birazda sen çözmeye
çabala.
Yine bizi sardı bir celal.
HALİM
Eritip akıtsam halim
Simsiyah bir güle benzer
Derindedir yaram benim
Ateş değmez köze benzer
Aşk şarabın içen gönül
Sır perdesin açan gönül
Hak derdine düşen gönül
Yüz görmemiş nura benzer
Nurun ile dolup taşmak
Hikmetinden mana saçmak
Hakikatle vardan geçmek
Anlatılmaz hazza benzer
Levhi mahfuzuna ağan
Kudret kalemini gören
Hikmetinden sual eden
Göz değmemiş yüze benzer
Hiçlik içinde bir hiçim
Teke doğru gider göçüm
Zaman perdelerini açın
Gelen ehli naza benzer
Hür kulum haddimi bildim
Hak gördüm hakikat buldum
Aşk’a varıp kavil kıldım
Bir acayip hara benzer
Hür Kul

